zaman tüneli

entry dahi haketmeyen yiyecek. defolsun çıksın artık hayatımdan. burdan brokoliye sesleniyorum:
kendini yağlasan da ballasan da gözümde sıfırsın, anlıyor musun sıfır. kaybol şimdi gözümün önünden.
devamını gör...

candır. sakaldan bin kat daha evladır.
#3558091 anlattıydık şurda bi miktar.
devamını gör...

büyük bir beceri isteyen, cesaret ve uzmanlık gerektiren bir eylem.
sağda ya da solda konumlandırılır o sigara ve bir nefes çekilir, dudağın boşta kalan kısmından duman üflenir.
bütün bu ritüelde önemli olan dumanın göze kaçmamasıdır.
müthiş bir keyif.
devamını gör...

onlar da açtı kollarını nerede bu yiğitler diye sizi bekliyordu. tüh, geç kalmayın. koşun.
devamını gör...

bak bunda da bıyık yok. olmamış böyle.*
devamını gör...

brokoli hakkında kompozisyon yazan birisine ilk kez rastlıyorum. emeğe saygı, beğeni ve fav kurban olsun. *
devamını gör...

sevginin cözemeyeceği şey yok. siz de kapanırsınız olur biter.
devamını gör...

her teli bir manifestodur. kiymetlidir.
devamını gör...

ben olmam.
devamını gör...

#3930550
sana sigarayla poz vermek yakışıyor zugra. masadaki yetim doyuran itici ama ya.
devamını gör...

ölmeden önce deneyimlediğim durumdur. listemden bir maddeye daha bay bay diyebilirim ama dur bir dakika; benim öyle bir listem yok galiba, olsa da bu maddeyi koyacak kadar "vizyoner" degilim. gelişine yuvarlanıyorum gibi.

efendim, mesleğimin verdiği yetki ve yıllardır sürdürdüğüm sağlıklı beslenme pratiklerimden aldığım ilhamla, bir brokolinin nasıl pişirilmesi ve yenmesi ile ilgili sayfalarca ukalalık yapabilirim. yaptım da daha önce ama sözlü işkenceydi o. yok brokoli çok pisirilmez de, diri kalır hafif bilmem ne de... vay efendim brokoli çorbası yaparken, brokoli ayrıca iki taşım haşlanıp gazı alınır da...

böyle böyle direktiflerle kimlerin kafasını ütüledim, kimleri hayattan soğuttum;tek tek hatırlamam imkansız. belli ki hepsinin günahına girip ahını aldım.

dün akşam marketten temizlenip, ayıklanıp pisirilmeye hazırlanmış brokoli, karnabahar ve havuç karışımı aldım. karnabaharlari kullandım. plansız bir şekilde ablamla haberleşip, onlara gideceğim tutunca, ablamı beklerken brokoli ve havucu yanıma aldım bozulmasın diye. çok normal, çok sıradan. her şey yolunda.

ablam geldi beni aldı, çıktık yola mecidiyeköy'den hadımköy'e* * gidiyoruz. saat 19 suları.

düştük bir tarfigin içine ki, ilerlemek mümkün değil. açlıktan ölmek üzereyim o sıra. ablam e5'te trafik var diye otobana girdi, yolu da tayin edemiyorum. eve ne zaman ulaşırız, şu an neredeyiz hiçbir emare yok. bu belirsizlik beni daha da acıktırdı. yemeğe düşkün biri değilim ama açken ben ben değilim de.

rafine bir damak zevki sahibi olarak aklımdan geçen mükellef sofralarla elimin altındaki torbayı okşamaya başladım önce. dedim ki, havuçlar gider. allah bildiği gibi yapsın bunları, sadece dört yuvarlak ince dilim koymuşlar. o bitince brokoliler ile kesişmeye başladım.

bir müddet "yapma coup, onu yersen karnın ağrır" diye kendime telkinde bulundum ama hala tam olarak nerede olduğumuzu da bilmiyorum. bir şeyi yemem lazım. belirsizlik beni duygusal açlığa da itiyor aynı zamanda. elimde double açlık ve yarım porsiyon çiğ brokoli var...

gözlerimin önünden mikemmel tariflerim film şeridi gibi geçerken, hüzünle bir ısırık aldım minik ve canlı ağaçlardan. en zor ısırık oydu, sonra şerbetlendim. brokoliler çığlık atıyor ısırırken, benim sıfatım acı ve ekşi buruş buruş oldum gencecik yaşımda. aslında bu köpeklerin bazıları çiğ yerken rahatsız etmiyor ama elindekinin tadı hafif de acımsı. o kadar açım ki, o anda bir ocak ve kaynar su belirse, gazı gitsin diye haşlamam yani porsiyon küçülecek diye.

çok zor oldu ama yedim hepsini. tabii ki doymadım. duymadığım gibi tadım da kaçtı iyice.

eve geldim, yeğenim makarna yapmış. ekmekle makarna yiyenlere hep bir "ne biçim mide" bakışım vardır benim meşhurdur. asla tasvip etmem. bunlar aklımdan geçiyor ama ben makarnayı tabaklara bölerken yarım ekmek yedim. kalan yarısını da makarnayla yedim. saat olmuş 21... aristokrat damağım buğday saldırısına ugradı.

velhasıl, yüce rabbim kimseyi açlıkla, belirsizlikle ve istanbul trafiği ile imtihan etmesin. benim içimden değişik bir canlı türü çıktı bu üçlemede.
devamını gör...

sevgili olmak değil evlenmek istiyorum ona ömrümü vermek istiyorum, evet.
devamını gör...

olunur .mesele başörtüsü, yada herhangi bir bez parçası değil bir-birini anlayamamak yada uyuşmazlık, aranızda ciddi fikir ayrılıkları varsa tekrar düşünmeniz tavsiye edilir.
devamını gör...

bir bıyık bin ayıbı örter.*
devamını gör...

calexico - the guns of brixton
devamını gör...

#3930558
chp bunun için kuruldu zaten
devamını gör...

millet uzaya üs kuruyor, biz hala çul çaputla uğraşıyoruz. yoruldum ya.
devamını gör...

doğal halini resimleyen insanı sadece ''kutlamak'' gerek. ne o öyle ''iticilik'' ve benzeri nitelemeler...
devamını gör...

" hayat her şeyin tersini görebilecek kadar uzundur... "

constantin pilavios tarafından yönetilen 2007 yapımlı yunanistan çıkışlı kısa film; bu bir baba, oğul ve serçenin hikâyesi bu, olaylar ise what is that? sorusu üzerine şekil alıyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

evlerinin bahçesinde oturmakta ve güneşlenmekte olan bir baba ile oğlu sanki yıllar önceki bir anıyı yeniden yaşıyorlar, bu sefer taraflar değişmiş, baba soru soruyor, oğlu cevap vermek durumunda kalıyor, tıpkı yıllar önce, çocukluğunda, onun sorduğu ve babasının cevapladığı gibi...

derken yanlarındaki bitkilere, çiçeklere bir serçe konuyor, babasının sorduğu tek bir soru var; what is that? (bu nedir?)

oğlu defalarca onun bir serçe olduğunu söylüyor, gazete okurken konsantrasyonu bir serçe yüzünden bölünmüş, babasının hep aynı soruyu sormasından dolayı öfke duyduğu belli oluyor ve babasına bağırıyor.

babası ise kırılmış bir biçimde eve gidip günlüğünü getiriyor, açtığı sayfayı oğlunun sesli olarak okumasını istiyor, okuyor...


" oğlum bana bugün bir serçeyi sordu,
21 kez serçe olduğunu söyledim...
her cevapta oğluma sarıldım...
"


satırlar sonrasında duygusal anlar yaşanıyor ve filmimizin sonlarına doğru geliyoruz.

iyi ebeveyn olmanın önemini ve iyi evlat olmanın gerekliliğini vurgulayan, hatırlatan, etkileyen bir kısa filmdi.

görsel açıdan beğendiğim bir kısa film oldu,
babanın duygusal oyunculuğu da bence etkileyiciydi.

ana fikir ise benim için şöyleydi;

hayatlarımız her şeyin tersini görebilecek kadar uzundur, sen çocukken anne babana sorular sorar, büyüdüğünde ise onlar alzheimer olurlar ve bu kez de onlar sana soru sorarlar, sen bıkarsın belki cevap vermekten ama onlar sana çocukken özenle bakmış, büyütmüş, bir gün of dememişlerdir.

anne babamızın kıymetini bilmek zorundayız.

bir gün hayattan gittiklerinde feleğimiz şaşar ve bayramlar dahi onlar olmadan gelip geçer, ölüm artık onlara hediye almamızı imkansızlıştıracak kadar acımasız davranmıştır, davranabilir, bu yüzden anne ve babanızın kıymetini yaşarken bilmelisiniz.

ne toprak aldığını geri verir, ne de zamanı geri alabilirsin.

keşke hayatta olaydı da sırtımda taşıyaydım dersiniz.

dünyanın en zengin insanı elon musk değildir, annesi, babası, eşi, çocukları, sevdikleri hayatta olanlardır benim için.
çünkü paha biçilemez bir zenginliktir ailenin, sevdiklerinin hayatta olması...


dünya acımasız bir yerdir,
what is that?

izlemek için
devamını gör...

seviyoruz seni abimm.*
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim