zaman tüneli
allah diyen ateist
allah diye diye dalağı şişen ateist.
devamını gör...
allah diyen ateist
ateist diyen allah kadar sasirtici degildir
devamını gör...
düşün ki annen bunu okuyor
vay kadın anam vay. sen de geldin demek buralara. iyiyim merak etme, kediler de iyi yalniz birakmiyolar merak etme. hayir, yaptigin pogacalardan yedirmiyorum onlara. sorma artik
devamını gör...
allah diyen ateist
benim.
sürekli durum şöyle :
+ (ufak tefek ve korkunç bir şey olur) alllahh!!
- hadi ordan! (görüldü ve reddedildi)
sonuç :
ateist olmaya devam.. *
sürekli durum şöyle :
+ (ufak tefek ve korkunç bir şey olur) alllahh!!
- hadi ordan! (görüldü ve reddedildi)
sonuç :
ateist olmaya devam.. *
devamını gör...
yapay ruhlar
yapay zekadan sonra gerçekten kaldıramayacağım..
doğallık için el ele..
kahrolsun yapaylık!!!
doğallık için el ele..
kahrolsun yapaylık!!!
devamını gör...
düşün ki annen bunu okuyor
bir huzur ver be, ne işin var sözlükte.
devamını gör...
20 mart dünya mutluluk günü
o gün bugünse daha hakkını verememiş olabilir miyiz gerçekten.
ah yağmur.
ah yağmur.
devamını gör...
tüm gün oturup fake yazarları tespit etmeye çalışmak
aklı evvel insan işi. hiç gerek yok. zaten lamba gibi yanıp yanıp sönüyorlar. ekstra bir mesai gerekmiyor.
devamını gör...
yapay ruhlar
bu ruhlar bize ne yapay?
devamını gör...
20 mart dünya mutluluk günü
ama çok geç haberim oldu..
mutluluk için son dakikalar...
herşeyin günü var. o gün bugünmüş..
son 10 dk..
mutluluk duruşuna davet ediyorum..
mutluluk için son dakikalar...
herşeyin günü var. o gün bugünmüş..
son 10 dk..
mutluluk duruşuna davet ediyorum..
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
bayram harçlığı olarak nude isteyen tip
ekonomik durgunlukta tahsilat kolaylığı sağlayan tip
daha ne istiyosunuz ben anlamıyom
daha ne istiyosunuz ben anlamıyom
devamını gör...
düşün ki annen bunu okuyor
sensiz geçirdiğimiz ilk bayramdı, sen yoksun, anneannem yok, babaannem yok, dedelerim yok. keşke ben de olmasam.
yokluğunuzu en derinden hissettiğim bu günde canıma okunmuş gibi hissettim,
insan en sevdiğini toprağa koymadan hayatı anlayamazmış aslında, anneannemi kaybettiğimizde senin ne hissettiğini şimdi daha iyi anlıyorum ve senin böyle bir acı çekmiş olman daha da acı veriyor, seni anlamak için seni kaybetmek mi zorundaydım?
sana geleceğim, o mezarlığın kapısından içeri adım attığım an, sanki birisi başımdan bir kova kızgın yağ dökmüş gibi hissediyorum.
sana geleceğim ama seni orada bırakıp geri dönmek zor olacak,
ne kolay ki?
yokluğunuzu en derinden hissettiğim bu günde canıma okunmuş gibi hissettim,
insan en sevdiğini toprağa koymadan hayatı anlayamazmış aslında, anneannemi kaybettiğimizde senin ne hissettiğini şimdi daha iyi anlıyorum ve senin böyle bir acı çekmiş olman daha da acı veriyor, seni anlamak için seni kaybetmek mi zorundaydım?
sana geleceğim, o mezarlığın kapısından içeri adım attığım an, sanki birisi başımdan bir kova kızgın yağ dökmüş gibi hissediyorum.
sana geleceğim ama seni orada bırakıp geri dönmek zor olacak,
ne kolay ki?
devamını gör...
öldükten sonra birkaç veledin dalga malzemesi olmak
öldükten sonra çok da önemli olmayacak hadise
devamını gör...
let down
monitöre bira bardağı fırlatma isteği uyandıran ve o esnada ağlatan parça.
devamını gör...
özlemenin nörobiyolojisi
(bkz: flavius belisarius (yazar)) ukde olmayan ukdesi. #3930612
tanım: özlemek, edebiyatın ve sanatın iddia ettiğinin aksine romantik bir eylem değil; nörobiyolojik bir eksiklik ve mahrumiyet halidir. bu süreç, sadece birini ya da bir anıyı hatırlamakla sınırlı kalmaz; beynin belirli bir kişi veya deneyimle ilişkilendirdiği dopamin döngüsünün artık tamamlanamamasıdır.
beyindeki ödül haritası
bir insanla ya da herhangi bir olguyla kurulan bağ, zaman içinde beyinde karmaşık bir ödül ağı inşa eder. sevilen kişinin sesi, kokusu, attığı bir mesaj ya da yalnızca varlığının hissi bile; ventral tegmental alan (vta) üzerinden nucleus accumbens’e uzanan hat boyunca yoğun bir dopamin salınımını harekete geçirir. bu süreç yalnızca anlık bir haz üretmez; aynı zamanda beklenti, anlam ve tamamlanmışlık duygusu da yaratır. ancak o kişi ya da uyaran ortadan kaybolduğunda sistem kapanmaz; aksine, devresi açık kalmış bir mekanizma gibi işlemeye devam eder ve enerji tüketir.
özlem tam burada doğar:
hipokampus, geçmişteki anıları sürekli yeniden yüzeye taşıyarak sistemin neden kesintiye uğradığını anlamaya çalışır. amigdala, bu anılara yoğun bir duygusal yük bindirerek eksikliği bir alarm durumuna dönüştürür. prefrontal korteks ise tüm bu süreci rasyonel bir çerçeveye oturtmaya çabalasa da, limbik sistemin baskın biyokimyasal etkisi karşısında çoğu zaman yetersiz kalır. sonuçta ortaya çıkan şey; ödül bekleyen ama o ödüle asla ulaşamayan, kendi etrafında dönen bir mekanizmadır.
yarım kalmış döngü ve hata sinyali
normal şartlarda sağlıklı bir ödül sistemi şu sırayı izler: beklenti, davranış, ödül ve tatmin.
fakat özlem durumunda bu zincir ortadan kopar; geriye yalnızca beklenti ve ardından gelen yokluk kalır. bu kopuş, beyinde bir tür "hata sinyali" oluşturur. dopamin seviyeleri düşüşe geçerken, ödüle duyulan arzu ortadan kalkmaz. bu nörokimyasal uyumsuzluk; zihinde sürekli tekrar eden düşünceler (ruminasyon), bedensel bir boşluk hissi ve bir bağımlının maddeye ulaşamadığında yaşadığı yoksunluğa benzer belirtiler şeklinde kendini gösterir.
neden geçmez?
beyin, evrimsel olarak güçlü ödülleri kolayca silmek üzere programlanmamıştır. özellikle yoğun duygusal bağlar, belirsiz sonlar ve tamamlanmamış hikâyeler ödül sistemini askıda bırakır. beyin, "belki yeniden gerçekleşir" ihtimalini bir tür hayatta kalma stratejisi olarak korur. bu zayıf olasılık bile dopamin sisteminin aktif kalmasına yeterlidir. bu nedenle özlem, aslında umutla beslenen ve kendini sürekli yeniden üreten bir nörokimyasal döngü haline gelir.
karanlık taraf
nörobiyolojik açıdan özlemek, beynin alışık olduğu bir ödülden mahrum kalmasına verdiği güçlü bir tepkidir. bu durum yalnızca romantik bir duygu değil; gerçek anlamda bir yoksunluk halidir. bu yüzden bazı özlemler mantıkla çözülemez, kişiyi geçmişe sabitler ve bir bağımlılık hissi yaratır. çünkü beyin için o kişi artık sadece bir birey değil; varlığıyla sistemi dengeleyen bir ödül kaynağıdır.
özlemek, kalpten çok beynin ürettiği bir sonuçtur. ancak insan bilinci öyle gelişmiştir ki, bu nörokimyasal eksikliği göğsünde gerçek bir fiziksel ağrı gibi hissedebilir.
tanım: özlemek, edebiyatın ve sanatın iddia ettiğinin aksine romantik bir eylem değil; nörobiyolojik bir eksiklik ve mahrumiyet halidir. bu süreç, sadece birini ya da bir anıyı hatırlamakla sınırlı kalmaz; beynin belirli bir kişi veya deneyimle ilişkilendirdiği dopamin döngüsünün artık tamamlanamamasıdır.
beyindeki ödül haritası
bir insanla ya da herhangi bir olguyla kurulan bağ, zaman içinde beyinde karmaşık bir ödül ağı inşa eder. sevilen kişinin sesi, kokusu, attığı bir mesaj ya da yalnızca varlığının hissi bile; ventral tegmental alan (vta) üzerinden nucleus accumbens’e uzanan hat boyunca yoğun bir dopamin salınımını harekete geçirir. bu süreç yalnızca anlık bir haz üretmez; aynı zamanda beklenti, anlam ve tamamlanmışlık duygusu da yaratır. ancak o kişi ya da uyaran ortadan kaybolduğunda sistem kapanmaz; aksine, devresi açık kalmış bir mekanizma gibi işlemeye devam eder ve enerji tüketir.
özlem tam burada doğar:
hipokampus, geçmişteki anıları sürekli yeniden yüzeye taşıyarak sistemin neden kesintiye uğradığını anlamaya çalışır. amigdala, bu anılara yoğun bir duygusal yük bindirerek eksikliği bir alarm durumuna dönüştürür. prefrontal korteks ise tüm bu süreci rasyonel bir çerçeveye oturtmaya çabalasa da, limbik sistemin baskın biyokimyasal etkisi karşısında çoğu zaman yetersiz kalır. sonuçta ortaya çıkan şey; ödül bekleyen ama o ödüle asla ulaşamayan, kendi etrafında dönen bir mekanizmadır.
yarım kalmış döngü ve hata sinyali
normal şartlarda sağlıklı bir ödül sistemi şu sırayı izler: beklenti, davranış, ödül ve tatmin.
fakat özlem durumunda bu zincir ortadan kopar; geriye yalnızca beklenti ve ardından gelen yokluk kalır. bu kopuş, beyinde bir tür "hata sinyali" oluşturur. dopamin seviyeleri düşüşe geçerken, ödüle duyulan arzu ortadan kalkmaz. bu nörokimyasal uyumsuzluk; zihinde sürekli tekrar eden düşünceler (ruminasyon), bedensel bir boşluk hissi ve bir bağımlının maddeye ulaşamadığında yaşadığı yoksunluğa benzer belirtiler şeklinde kendini gösterir.
neden geçmez?
beyin, evrimsel olarak güçlü ödülleri kolayca silmek üzere programlanmamıştır. özellikle yoğun duygusal bağlar, belirsiz sonlar ve tamamlanmamış hikâyeler ödül sistemini askıda bırakır. beyin, "belki yeniden gerçekleşir" ihtimalini bir tür hayatta kalma stratejisi olarak korur. bu zayıf olasılık bile dopamin sisteminin aktif kalmasına yeterlidir. bu nedenle özlem, aslında umutla beslenen ve kendini sürekli yeniden üreten bir nörokimyasal döngü haline gelir.
karanlık taraf
nörobiyolojik açıdan özlemek, beynin alışık olduğu bir ödülden mahrum kalmasına verdiği güçlü bir tepkidir. bu durum yalnızca romantik bir duygu değil; gerçek anlamda bir yoksunluk halidir. bu yüzden bazı özlemler mantıkla çözülemez, kişiyi geçmişe sabitler ve bir bağımlılık hissi yaratır. çünkü beyin için o kişi artık sadece bir birey değil; varlığıyla sistemi dengeleyen bir ödül kaynağıdır.
özlemek, kalpten çok beynin ürettiği bir sonuçtur. ancak insan bilinci öyle gelişmiştir ki, bu nörokimyasal eksikliği göğsünde gerçek bir fiziksel ağrı gibi hissedebilir.
devamını gör...
izmir
çok seviyorum falanlar fişmanlar ama artık sıyıracağım. bu şehir nasıl dönüyor ben anlamıyorum.
devamını gör...
bıyık
bıdık sözcüğü ile aynı kökten gelişine hatta bıdık (bıdıg) sözcüğünün zamanlar değişmesiyle bu hale gelmiş olmasına epey şaşırmıştım.
kelimenin kökü eski türkçe, bıt- fiili imiş. bir yerde ot bitmesini ifade eden bitmek fiilinin kökeni olan. yüzde biten de işte bıtıg, bıdıg, bıyg, bıyık olmuş.
insan hayret ediyor. bu halde sakala neden bıyık dememişiz o da ilginç.
kelimenin kökü eski türkçe, bıt- fiili imiş. bir yerde ot bitmesini ifade eden bitmek fiilinin kökeni olan. yüzde biten de işte bıtıg, bıdıg, bıyg, bıyık olmuş.
insan hayret ediyor. bu halde sakala neden bıyık dememişiz o da ilginç.
devamını gör...
vazgeçtiğim gün öldüğüm gündür
vazgeçmek de erdemdir.canın çok acırsa,kendi beklentilerini karşılayamıyorsan,olma ihtimali için her şeyi yaptıysan ve olmadıysa vazgeçmek/bırakmak gerekir.
başka bir adım başka bir yola…
(inat ve vazgeçmemek arasında ince bir çizgi var kim kimi yerse.)
başka bir adım başka bir yola…
(inat ve vazgeçmemek arasında ince bir çizgi var kim kimi yerse.)
devamını gör...
