zaman tüneli
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
sözlükteki kız yazarların seri katili
bu ne ya aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni gibi.
devamını gör...
dahlvier
dark lordum benim beeee. kalp kalp kalp.
devamını gör...
mutlu
bir tanıdığımın adı. genelde güleryüzlü olduğu için mutlu görünüyor. adıyla müsemma mı denir bu duruma?
belki de adı karakterini şekillendirmiştir. kim bilir?
belki de adı karakterini şekillendirmiştir. kim bilir?
devamını gör...
mutlu
bizim yan komşunun kedisinin adı.
devamını gör...
sözlükteki kız yazarların seri katili
kimmiş lan çok merak ettim.
nickini görür görmez "yaa bsg bu mu behlül hahaha" tepkisi vereceğimden de emin gibiyim ama.
nickini görür görmez "yaa bsg bu mu behlül hahaha" tepkisi vereceğimden de emin gibiyim ama.
devamını gör...
terliğin içindeki karanlık dehliz
köy evinde filan çok dikkat etmek gerekiyor parmağınızı kıtlayan bir fare, birazdan üstüne basacağınız bir böcek herşey olabilir.
devamını gör...
mutlu musunuz
an itibariyle evet şeklinde cevapladığım soru. 7/10 diyebilirim. her gün gün içinde değişiyor tabi. hem kendi bakış açım hem de çevre etkisiyle mutluluk-mutsuzluk ibresi dramatik hareketler gösterebiliyor. hayat böyle, yapacak bir şey yok.
günün sonunda mutlu olduğunuz anlar ve toplam mutluluğunuzun şiddeti mutsuz olduğunuz anlar ve toplam mutsuzluğunuzun şiddetinden fazlaysa güzel.
bir de hayattan hoşnutluk durumu var. o biraz daha huzur ve şükürle alakalı sanki. ve bence mutluluktan daha önemli. biraz polyannacı bir bakış açısı olacak ama evine zor ekmek götüren bir asgari ücretli, bir dolar milyarderine göre hayatından daha memnun olabilir. niye? başının üstünde bir çatı vardır, işi vardır, çocukları sağlıklı ve hayattadır. ama sakıp sabancı zengin olmasına rağmen çocuğu zihinsel engelli. yada steve jobs dünyanın en zengin adamıydı, ama tüm servetine rağmen 56 yaşında kanserden gitti. yaşasa türkiye'deki tüm 56+ yaşındaki vatandaşların toplamından daha müreffeh yaşayacaktı belki. o açıdan en en temel ihtiyaçları karşılanan birisi dünyada en çok malvarlığına sahip birisine göre hayatından daha memnun durumda olabilir. neyse, konu dağıldı. kısaca, evet, şimdi mutluyum. az sonra ne olacağı belli olmaz.
günün sonunda mutlu olduğunuz anlar ve toplam mutluluğunuzun şiddeti mutsuz olduğunuz anlar ve toplam mutsuzluğunuzun şiddetinden fazlaysa güzel.
bir de hayattan hoşnutluk durumu var. o biraz daha huzur ve şükürle alakalı sanki. ve bence mutluluktan daha önemli. biraz polyannacı bir bakış açısı olacak ama evine zor ekmek götüren bir asgari ücretli, bir dolar milyarderine göre hayatından daha memnun olabilir. niye? başının üstünde bir çatı vardır, işi vardır, çocukları sağlıklı ve hayattadır. ama sakıp sabancı zengin olmasına rağmen çocuğu zihinsel engelli. yada steve jobs dünyanın en zengin adamıydı, ama tüm servetine rağmen 56 yaşında kanserden gitti. yaşasa türkiye'deki tüm 56+ yaşındaki vatandaşların toplamından daha müreffeh yaşayacaktı belki. o açıdan en en temel ihtiyaçları karşılanan birisi dünyada en çok malvarlığına sahip birisine göre hayatından daha memnun durumda olabilir. neyse, konu dağıldı. kısaca, evet, şimdi mutluyum. az sonra ne olacağı belli olmaz.
devamını gör...
terliğin içindeki karanlık dehliz
uçan hamamböceği yuvasıdır. tehlikeli.
devamını gör...
terliğin içindeki karanlık dehliz
sabo plastik ya da kauçuk geniş terliktir hahahaha depo,tuvalette,havuz gibi ortamlarda kullanılır hahahahhahahahaha
devamını gör...
çarpıya basın kemal bey
eskiden bilgisayar kursları vardı ülkemizde bu video da viral olan videolardan birisi adam daha dokunmatik pc yokken eğitmenin çarpıya tıklayın talimatı üzerine adamın ekrana çarpıyla dokunduğu sonra hayır mouse ile dokunun dediğinde de yanlış anlayıp mouseyi ekrana değdiren videodur hahahahahah.
devamını gör...
mr. evil
az çok sevdiğim power metal gruplarından biri olan alman topluluk freedom call'un 2007 tarihli dimensions albümünde yer alan hoş bir heavy metal parçası. yani grubun asli tarzı power olsa da böyle heavy şarkılar da yapıyorlar. öyle çok da bayılmasam da sevdiğim bir parça yine de.
devamını gör...
sözlükteki kız yazarların seri katili
umarım kurgu katildir diye düşünmeden edemiyor insan.
hangi alçak kazanovaysa bu çıksın ortaya?
sizi çılgın edepsizler, neler ediyorsunuz böyle siz çaktırmadan çaktırmadan?
hangi alçak kazanovaysa bu çıksın ortaya?
sizi çılgın edepsizler, neler ediyorsunuz böyle siz çaktırmadan çaktırmadan?
devamını gör...
yalancıları yok etmek
evet... yarım hikayenin sonuna geldik efendim.
bölüm 5
pırpır kapıdan çıktıktan sonra söylenmeye başladı. bu lanet duruma nasıl düştük biz kediler olarak diye düşündü. “yani onlar evrimleşecek diye biz de evrimleşmek zorunda mıyız be!” dedi sesli olarak ve o sırada birinci kattaki yangın merdiveni boşluğuna gelmişti. havalandırma cihazlarının bulunduğu mekanik alana doğru geçti. afet, bal, orada olmalıydı. makinelerin arasında dolaştı ve nihayet bal’ın kokusunu aldı. beklemediği ise yanında bir sürü başka kedi olmasıydı. içlerinden biri pırpır’ı gördü ve “aha geldi bizim dallama” dedi.
“ağzını topla” diye cevap verdi bizimkisi. “sevişmeye geldiysen üzgünüm pırpır şu an önemli bir konuşma içindeyiz” dedi bal ve kedilerden birinin arkasına geçti. diğerleri de gözlerini kısarak pırpır’a baktılar.
“tamam be” dedi pırpır. “ne bu konsey falan mı topladınız. ortada olan bir şey yok. dönüştürdünüz mü kimseyi?” diye sordu.
kedilerden biri “ben az önce çaycıyı” dönüştürdüm. “yani bence eğer çay içerlerse biraz kendilerine gelirler. çok panik halindeler ve bu çok can sıkıcı. bizim mamaları da vermeyi unutuyorlar. söyleyince de, sesimizi duydukları için panikliyorlar. tam bir çıkmaz.”
“ben de..” dedi bal. “temizlik görevlisini dönüştürdüm. yani teknik olarak tuvaletlerin ve diğer yerlerin bok götürmesini istemeyiz. çok yorucu bir gün olacak gibi duruyor.”
“sen ne yaptın pır pır?” diye sordu bal.
“valla ben de işte direktörü dönüştürdüm. ilk önce tabi televizyona çıkmamız gerektiğini söyledim ama çok sıcak bakmadı. dönüştükten sonra ne yapar bilmiyorum.”
“ben bu dönüştürme işinden sıkıldım yaaa” dedi yavru kedilerden biri. “hem niye yardım ediyoruz ki bu insanlara ben anlamıyorum. kendi kendilerine ne yapacaklarsa yapsınlar. bize ne?”
“ne demek bize ne ya? onlar varlıklarını devam ettiremezlerse biz nasıl devam ettirelim?” dedi arkalardan bir kedi sesiz bir biçimde.
“iyi de simbiyotik bir yaşam halinde değiliz ki” diye cevap verdi bal. “yani yardım etmezsek ve kendi kendilerine dönüşmezlerse kafayı yesinler ve birbirlerini öldürsünler. geride bıraktıkları yiyecekler zaten bizi çok uzun bir süre götürür. ve hatta onlar olmadan daha rahat hareket ederiz. neden olmasın ha?”
“bu tartışma çok gereksiz. artık bizim konuştuğumuzu biliyorlar. şu an bir çok yerde bir kedinin konuştuğu duyuldu ve hatta bazıları dönüştürme işlemi yaptı bile.” dedi pır pır.
“televizyona çıkmayı neden teklif ettin ki. konuşmamızı ulusal kanalda duyurursak bu onlara zarar vermez mi? şu an çoğu zaten birinci bariyeri aşmıştır. bu işleri hızlandırıp ikinci bariyer’e geçmelerini sağlamaz mı? zamanından erken bir hareket yapmak doğru değil. hem aynı anda kediler konuşuyor diye kedilere saldırırlarsa ya da ne bileyim bizleri toplayıp bir yere kilitlerlerse. bu insanların yapmayacağı şey yok biliyorsun. kendimizi korumamız lazım.”
“bize bir şey olmaz” dedi pır pır ama düşünceliydi. “daha iyi bir fikri olan varsa söylesin. sonuçta bu insanlar gerçekleri duydukları zaman rahatlıyorlar. şu an bütün sistemleri kilitlenmiş vaziyette ve bu tıkanıklığı açmak için iyi bir adım olabilir.”
“tamam da çıkıp ne diyeceğiz?” diye sordu yine yavru kedi.
“sunucu kadını canlı yayında dönüştürebiliriz.”
“iyice korkarlar diye düşünüyorum” diye cevap verdi bal. o zaman bariyerlerden bahsedebiliriz. buna hemen inanmalarını bekleyemeyiz gerçi. hem de bir kediden duyulduğu zaman.
“o zaman gidelim direktör ile konuşalım. o dönüşmüş vaziyette ve insanların dilinden anlıyor. ne yapılacağını söyler elbet.”
pır pır patilerine baktı ve tamam dedi. “hepimiz mi gidelim? siz isterseniz burada bekleyin.”
yavru kedi “hayır” diye atladı. yaşlı kedilere pek güvenmiyordu tıpkı insanlara güvenmediği gibi.
altı kedi yangın merdiveninden tırmanmaya başladılar, mekanik teraslardan geçtiler, bir açıklık bulup kanalın geniş giriş holüne çıktılar.
bekleme koltuklarında kanal çalışanları elleri başlarında sessizce oturuyordu. içlerinden bir tanesi kedileri hissedince kafasını kaldırdı.
pisi pisi pisi gelsene buraya dedi kedilere.
yavru olan tısladı.
“olmaz önemli işimiz var” dedi.
kadının gözleri fal taşı gibi açıldı ama daha bir şey demeye kalmadan direktörün odasının bulunduğu koridora geçmişti kediler.
kaan’ın kapsının önüne gelince oturdular ve pır pır kapıyı tırmalamaya başladı.
kaan kapı tırmalanırken kahvesinden bir yudum alıyordu. suratında funda’nın suratında görülen benzer bir gülümseme ifadesi vardı. bir taraftan da bacak bacak üstüne atmış ve olacakları düşünüyordu. yıllar içinde çalışma hayatında yediği onca baskıya nasıl dayandığını, neden dayandığını, medya uğruna yaptığı onlarca yalancılığı düşünüyordu. bunları acı bir şekilde değil, gülümsemesi gereken birer hoş anı gibi hatırlıyordu. sonuçta geride kalmıştı. kimse zorla bir şey yaptıramazdı artık. işin de canı cehennemeydi eğer kovalarsa diye düşündü ama kimse kovmayacaktı biliyordu çünkü şu saate kadar üst mercilerden bir ses çıkmadıysa orada da kaos ve değişim var demekti.
kapıdaki tırmalamalar giderek artmaya başladı. ritmine kaptırdı kendini ve bir müzik mırıldanmaya başladı. sunshine, sunshine reggea… güneş de yoktu oysa. bu yaz mevsimi enerjisini sakinlikle karşıladı oturduğu yerde.
kediler kapının arkasında huzursuzlanmaya başlamışlardı.
pır pır birkaç saniyeliğine durdu ve düşündü kaan içeride ne yapıyor diye. acaba erken mi dönüştürdüm diye sordu kendi kendine. çelişik hal bir an için buhar gibi dağılmaya başladı ve o sırada bütün kediler bir ağızdan kaan açsana kapıyı diye bağırmaya başladı.
yerinden sıçrayan kaan kapıyı açar açmaz içeri daldı kediler. yavru olan hemen kaan'ın kalktığı koltuğa kıvrıldı. diğer kedilerde odanın muhtelif eşyalarının üzerlerinde konumlandılar.
“ne bu tantana? pır pır ekiple gelmişsin bakıyorum, hayırdır olay mı var?” dedi sonra gür saçlarını kaşıdı ve devam etti; “dostum şu televizyona çıkma işini bir konuşalım.”
“biz de tam onu konuşmak için buraya geldik.” dedi pır pır. bir yandan da kaan’ı inceliyordu. dönüştürdüğü ilk insandı. acaba birden sapıtır mı diye beklemiyor değildi. insanların eski hallerini biliyordu. kaan normalde şu an kedilerin üzerine su tabancasıyla saldırıya geçmiş olması gerekirdi. “yani bu işte uzman olan sensin. sence nasıl bir giriş yapmalıyız. bence hepimiz birden çıkarsak daha etkili olur diye düşünüyoruz. tabi ilk önce sunucuyu hazırlamanız gereklidir diye tahmin ediyorum.” dedi.
kaan kapıya doğru yaslandı. o sırada giriş bölümünde demin yavru kedinin konuştuğunu duyan kadın odanın dışındaki camın önüne gelmişti ve kulağını dayamıştı konuşulanları duymak için.
birkaç insan daha toparlanmaya başlamıştı odanın önünde.
“bilemiyorum ki” dedi kaan ve bir durdu. dönüşümden önce düşünürken yaptığı gibi artık dudağını stresten ısırmıyordu. bunu fark etti ve yine gülümsedi. o sırada kedilerden biri “sence de bu gülümseme çok sinir bozucu değil mi” dedi diğerine. öbürü de “sus be” dedi.
“şimdi birinci soru şu, ben ve mustafa sizin konuştuğunuzu duyabiliyoruz, belki dilara da duyacak ama kameralarda bu canlı yayında dışarıya nasıl etki edecek bilmiyoruz dedi. bence ilk önce bir deneme yapmalıyız.” o sırada sandalyesine doğru ilerledi ve yavru kediye baktı. “tatlım, müsaade eder misin? oturup birkaç ayar yapalım bakalım. ilk önce ufak bir deneme…”
çekmecesini açtı ve kendi özle cep telefonunu çıkardı. “pır pır geçsene karşıma, seni bir kaydedelim” dedi. kayıt tuşuna bastı ve konuşmaya başladı.
“bugün olağanüstü olaylara şahit olduğumuz şu saatlerde sizinle müthiş bir olayı paylaşmaktan gurur duyuyorum, ülkemizin belki de dünyanın şu an içinde bulunduğu kaostan bizi kurtarmak için olan bu dönüşümün şüphesiz ki hepimizin hayrına olacaktır. konuyu daha fazla uzatmadan, bugün gerçekleşen ve bir çoğunuzun fark ettiği üzere kedilerle kurulan yeni iletişim ağımızı bize daha detaylı bir şekilde anlatmak ve bugün olanları tariflemek için kanalımızın kedisi, ah ne diyelim…. pır pır.”
pır pır homurdandı. “alt tarafı bir deneme yapacağız amma uzattın ha” dedi ve kaan kendini toparlayarak kamerayı pırpır’a çevirdi. çevir çevirmez elindeki telefondaki ekran bir gitti geldi.
pırpır konuşmaya devam etti. “evet sorularınız varsa alabilirim sayın koordinatör”
“sizce bugün tam olarak ne oluyor sevgili pırpır” diye sordu kaan.
“aslında bugün olanlar bir süredir devam eden bir değişimin patlama noktasıdır. uzun zamandır bireysel olarak bu durum dünyanın her yerinde tekil tekil ve gizli bir biçimde devam ediyordu. sadece siz…”
bir saniye bir saniye dedi kaan ekran demin bir gitti geldi. bir kontrol edelim bakalım sesin nasıl çıkıyor.
kaydettiği dosyayı açtı. kendi sesi beklemediği şekilde iyi geliyordu. sonra kamerayı çevirdiği kısımda bir anlık karaltı oldu. pır pır geldi ekrana ancak kedinin ağzı hareket etmesine rağmen sesi gelmiyordu.
kaan’ın suratı buruştu. ses gelmiyor dedi.
göster bakayım dedi pırpır ve kafasını uzattı. “gerçekten de gelmiyor. tam da tahmin ettiğim gibi oldu” dedi. bizlerin konuşmasını sadece dönüşecek olanlar duyabilir, kaydedilemez, aktarılamaz, replika edilemez… bu işleri biraz karıştıracak.”
kedilerden biri gülümsedi. “ya neden karıştırsın? bence çok daha iyi oldu, hem ne işimiz var televizyonda zaten yeterince bir görev yüklenmiş bulunuyoruz bu manyakları adam edeceğiz diye” dedi.
“aslında bir yandan haklı” dedi bal, “ben de çok sıcak bakmıyordum bu dönüştürme işini ya da ne yapacaktıysak televizyona çıkma işini.”
yavru kedi o sırada masanın üzerine zıpladı. “bu çok saçma, tarih bizi yazamayacak, belgeleyemeyecekler bizimle konuşmalarını. dolayısıyla ağızdan ağıza yayılan bir mit gibi olacağız. belki nesiller sonra bile unutulacağız.”
“niye hatırlanmak isteyesin ki?” dedi bir başka kedi.
“belki ben de yavrularıma bir miras bırakmak istiyorum, olamaz mı yani?” yavru kedi o sırada kaan’ın kucağına göz dikmişti. “oturabilir miyim biraz, üşüdüm de…”
kaan, hayır oturamazsın diyerek ayağa kalktı. odanın içinde turlamaya başladı. kediler kendi hallerinde takılmaya başlamıştı. pırpır’ın gözlerine bakıyorlardı arada, gitme komutunu bekler gibi.
sonunda durdu kaan ve dedi ki. “en azından bildiklerinizi bize aktarabilirseniz biz de bir haber oturumu yaparız. sizi konuşturamasak ekran karşısında bile şu an bir çok insan zaten konuşuyor en azından onlara bir yol göstermiş oluruz. ne dersiniz” dedi.
pır pır gerindi, patisini yaladı ve düşünmeye çalıştı, o sırada bal yanına geldi ve sırnaştı.
“iyi de biz de tam olarak bilmiyoruz neden olduğunu bütün bunların” dedi bir kedi. pırpır başını yan yatırdı. iyice esnetti vücudunu ve “bence buradaki işimiz şimdilik bitti. sevgili prodüktör koordinatör yüce ordinaryüsümüz, elinizdeki bilgi neyse onunla haberlerinizi yapmaya devam edin bizce. kameraların çalışmaması bir tesadüf değil. bunun organik bir şekilde olması gerektiği yönünde bir işaret.” ve diğer kedilere bakarak “hadi gidelim.” dedi.
yavru kedi kapının önüne geçti ve açar mısın kapıyı? dışarda dönüşmeyi bekleyen şu insanlara bak.
o sırada odanın cam bölücünün önünde bir kalabalık insan grubu toparlanmıştı. “şunlara bulaşmadan bakalım buradan geçebilecek miyiz” dedi bir diğer kedi.
kaan kapıyı açtı ve kedilerin çıkmalarına izin verdi. o sırada dışardaki kanal çalışanlarından biri işte çıkıyorlar dedi. kalabalık bir çember oluşturarak kedilerin geçmesine izin vermediler.
çemberin ortasında kalan kediler birbirlerine baktılar.
sonra onlar da bir çember oluşturdu.
biribirlerine baktıkları çemberin içinde hareketsiz durdular birkaç saniye. eski alışkanlıklarına bağlı birkaç miyav sesi yükseldi sonra yavru kedi çemberin ortasına geçti.
“birazdan olacaklar için üzgünüz ama bunu yapmamız gerekiyor. çünkü bu da bizim doğamız” dedi ve kafasını tavana doğru kaldırdı. diğer kediler, pırpır ve bal dahil, onlar da kafalarını tavana doğru kaldırdılar ve insanların ağızlarından dökülen cümlelere rağmen oldukları yerde sabit durdular.
sonra olanlar oldu, kedilerin gözleri beyazlaştı ve gözlerinden çıkan ışıkla bulundukları çemberin orta yerinde tüp şeklinde bir sanal ekran oluştu. ekranın üzerinde kedilerin etraflarında bulunan insanların hayatları bir bir akıp gidiyordu. herkes akan görüntülere kilitlenmişti. giderek hızlandı imajlar, iç içe geçti ve tiz bir ses gelmeye başladı kedilerin ağzından. sanki bir metal bir metale sürtüyormuş gibi ses çoğaldıkça ekrana bakan çalışanlar oldukları yerde titremeye başladı.
kapının ağzından olanları izleyen kaan gülümsedi. demek böyle değiştim ben de dedi ve odasına girerek cep telefonunu aldı ve kaydetmeye başladı.
görüntüler hızlıca aktıkça ses de artıyordu.
tiz sesi dayanılmayacak seviyeye geldiğinde çalışanlardan biri titreyek bayıldı ve yere düştü. birkaç dakika sonra hepsi yerdeydi.
ekran hiç var olmamış gibi ortadan kayboldu ve kediler birbirlerine baktılar.
yavru kedi. “vay be” dedi. topluca ilk defa böyle bir şey yapıyoruz. değişikmiş, enerjimi aldı biraz. sonra kendi çemberini kırıp koridorda ilerlemeye başladı.
pır pır “benim de enerjimi aldı ama tek başına yapınca daha yorucu oluyor. bunu toplu yapmak daha mantıklıymış. kaç kişiyi döndürdük şimdi biz” diye etrafına baktı.
yerde baygın yatan on kişiyi tek tek dolaştı ve yüzlerini kokladı. ne zaman uyanacaklar acaba? diye sordu kendi kendine.
sonra pırpır kaan’ı fark etti. elinde cep telefonu olanları hala çekiyordu. kaan dur tuşuna bastı. tekrar oynattı. kedilerin konuşmalarının hiçbiri çıkmıyordu ama tiz ses duyuluyordu ve en önemlisi ekran, ekranın etrafında toplaşmış çalışanlar, titremeleri, bayılmaları kedilerin beyaz gözleri… hepsi çıkmıştı.
bölüm 5
pırpır kapıdan çıktıktan sonra söylenmeye başladı. bu lanet duruma nasıl düştük biz kediler olarak diye düşündü. “yani onlar evrimleşecek diye biz de evrimleşmek zorunda mıyız be!” dedi sesli olarak ve o sırada birinci kattaki yangın merdiveni boşluğuna gelmişti. havalandırma cihazlarının bulunduğu mekanik alana doğru geçti. afet, bal, orada olmalıydı. makinelerin arasında dolaştı ve nihayet bal’ın kokusunu aldı. beklemediği ise yanında bir sürü başka kedi olmasıydı. içlerinden biri pırpır’ı gördü ve “aha geldi bizim dallama” dedi.
“ağzını topla” diye cevap verdi bizimkisi. “sevişmeye geldiysen üzgünüm pırpır şu an önemli bir konuşma içindeyiz” dedi bal ve kedilerden birinin arkasına geçti. diğerleri de gözlerini kısarak pırpır’a baktılar.
“tamam be” dedi pırpır. “ne bu konsey falan mı topladınız. ortada olan bir şey yok. dönüştürdünüz mü kimseyi?” diye sordu.
kedilerden biri “ben az önce çaycıyı” dönüştürdüm. “yani bence eğer çay içerlerse biraz kendilerine gelirler. çok panik halindeler ve bu çok can sıkıcı. bizim mamaları da vermeyi unutuyorlar. söyleyince de, sesimizi duydukları için panikliyorlar. tam bir çıkmaz.”
“ben de..” dedi bal. “temizlik görevlisini dönüştürdüm. yani teknik olarak tuvaletlerin ve diğer yerlerin bok götürmesini istemeyiz. çok yorucu bir gün olacak gibi duruyor.”
“sen ne yaptın pır pır?” diye sordu bal.
“valla ben de işte direktörü dönüştürdüm. ilk önce tabi televizyona çıkmamız gerektiğini söyledim ama çok sıcak bakmadı. dönüştükten sonra ne yapar bilmiyorum.”
“ben bu dönüştürme işinden sıkıldım yaaa” dedi yavru kedilerden biri. “hem niye yardım ediyoruz ki bu insanlara ben anlamıyorum. kendi kendilerine ne yapacaklarsa yapsınlar. bize ne?”
“ne demek bize ne ya? onlar varlıklarını devam ettiremezlerse biz nasıl devam ettirelim?” dedi arkalardan bir kedi sesiz bir biçimde.
“iyi de simbiyotik bir yaşam halinde değiliz ki” diye cevap verdi bal. “yani yardım etmezsek ve kendi kendilerine dönüşmezlerse kafayı yesinler ve birbirlerini öldürsünler. geride bıraktıkları yiyecekler zaten bizi çok uzun bir süre götürür. ve hatta onlar olmadan daha rahat hareket ederiz. neden olmasın ha?”
“bu tartışma çok gereksiz. artık bizim konuştuğumuzu biliyorlar. şu an bir çok yerde bir kedinin konuştuğu duyuldu ve hatta bazıları dönüştürme işlemi yaptı bile.” dedi pır pır.
“televizyona çıkmayı neden teklif ettin ki. konuşmamızı ulusal kanalda duyurursak bu onlara zarar vermez mi? şu an çoğu zaten birinci bariyeri aşmıştır. bu işleri hızlandırıp ikinci bariyer’e geçmelerini sağlamaz mı? zamanından erken bir hareket yapmak doğru değil. hem aynı anda kediler konuşuyor diye kedilere saldırırlarsa ya da ne bileyim bizleri toplayıp bir yere kilitlerlerse. bu insanların yapmayacağı şey yok biliyorsun. kendimizi korumamız lazım.”
“bize bir şey olmaz” dedi pır pır ama düşünceliydi. “daha iyi bir fikri olan varsa söylesin. sonuçta bu insanlar gerçekleri duydukları zaman rahatlıyorlar. şu an bütün sistemleri kilitlenmiş vaziyette ve bu tıkanıklığı açmak için iyi bir adım olabilir.”
“tamam da çıkıp ne diyeceğiz?” diye sordu yine yavru kedi.
“sunucu kadını canlı yayında dönüştürebiliriz.”
“iyice korkarlar diye düşünüyorum” diye cevap verdi bal. o zaman bariyerlerden bahsedebiliriz. buna hemen inanmalarını bekleyemeyiz gerçi. hem de bir kediden duyulduğu zaman.
“o zaman gidelim direktör ile konuşalım. o dönüşmüş vaziyette ve insanların dilinden anlıyor. ne yapılacağını söyler elbet.”
pır pır patilerine baktı ve tamam dedi. “hepimiz mi gidelim? siz isterseniz burada bekleyin.”
yavru kedi “hayır” diye atladı. yaşlı kedilere pek güvenmiyordu tıpkı insanlara güvenmediği gibi.
altı kedi yangın merdiveninden tırmanmaya başladılar, mekanik teraslardan geçtiler, bir açıklık bulup kanalın geniş giriş holüne çıktılar.
bekleme koltuklarında kanal çalışanları elleri başlarında sessizce oturuyordu. içlerinden bir tanesi kedileri hissedince kafasını kaldırdı.
pisi pisi pisi gelsene buraya dedi kedilere.
yavru olan tısladı.
“olmaz önemli işimiz var” dedi.
kadının gözleri fal taşı gibi açıldı ama daha bir şey demeye kalmadan direktörün odasının bulunduğu koridora geçmişti kediler.
kaan’ın kapsının önüne gelince oturdular ve pır pır kapıyı tırmalamaya başladı.
kaan kapı tırmalanırken kahvesinden bir yudum alıyordu. suratında funda’nın suratında görülen benzer bir gülümseme ifadesi vardı. bir taraftan da bacak bacak üstüne atmış ve olacakları düşünüyordu. yıllar içinde çalışma hayatında yediği onca baskıya nasıl dayandığını, neden dayandığını, medya uğruna yaptığı onlarca yalancılığı düşünüyordu. bunları acı bir şekilde değil, gülümsemesi gereken birer hoş anı gibi hatırlıyordu. sonuçta geride kalmıştı. kimse zorla bir şey yaptıramazdı artık. işin de canı cehennemeydi eğer kovalarsa diye düşündü ama kimse kovmayacaktı biliyordu çünkü şu saate kadar üst mercilerden bir ses çıkmadıysa orada da kaos ve değişim var demekti.
kapıdaki tırmalamalar giderek artmaya başladı. ritmine kaptırdı kendini ve bir müzik mırıldanmaya başladı. sunshine, sunshine reggea… güneş de yoktu oysa. bu yaz mevsimi enerjisini sakinlikle karşıladı oturduğu yerde.
kediler kapının arkasında huzursuzlanmaya başlamışlardı.
pır pır birkaç saniyeliğine durdu ve düşündü kaan içeride ne yapıyor diye. acaba erken mi dönüştürdüm diye sordu kendi kendine. çelişik hal bir an için buhar gibi dağılmaya başladı ve o sırada bütün kediler bir ağızdan kaan açsana kapıyı diye bağırmaya başladı.
yerinden sıçrayan kaan kapıyı açar açmaz içeri daldı kediler. yavru olan hemen kaan'ın kalktığı koltuğa kıvrıldı. diğer kedilerde odanın muhtelif eşyalarının üzerlerinde konumlandılar.
“ne bu tantana? pır pır ekiple gelmişsin bakıyorum, hayırdır olay mı var?” dedi sonra gür saçlarını kaşıdı ve devam etti; “dostum şu televizyona çıkma işini bir konuşalım.”
“biz de tam onu konuşmak için buraya geldik.” dedi pır pır. bir yandan da kaan’ı inceliyordu. dönüştürdüğü ilk insandı. acaba birden sapıtır mı diye beklemiyor değildi. insanların eski hallerini biliyordu. kaan normalde şu an kedilerin üzerine su tabancasıyla saldırıya geçmiş olması gerekirdi. “yani bu işte uzman olan sensin. sence nasıl bir giriş yapmalıyız. bence hepimiz birden çıkarsak daha etkili olur diye düşünüyoruz. tabi ilk önce sunucuyu hazırlamanız gereklidir diye tahmin ediyorum.” dedi.
kaan kapıya doğru yaslandı. o sırada giriş bölümünde demin yavru kedinin konuştuğunu duyan kadın odanın dışındaki camın önüne gelmişti ve kulağını dayamıştı konuşulanları duymak için.
birkaç insan daha toparlanmaya başlamıştı odanın önünde.
“bilemiyorum ki” dedi kaan ve bir durdu. dönüşümden önce düşünürken yaptığı gibi artık dudağını stresten ısırmıyordu. bunu fark etti ve yine gülümsedi. o sırada kedilerden biri “sence de bu gülümseme çok sinir bozucu değil mi” dedi diğerine. öbürü de “sus be” dedi.
“şimdi birinci soru şu, ben ve mustafa sizin konuştuğunuzu duyabiliyoruz, belki dilara da duyacak ama kameralarda bu canlı yayında dışarıya nasıl etki edecek bilmiyoruz dedi. bence ilk önce bir deneme yapmalıyız.” o sırada sandalyesine doğru ilerledi ve yavru kediye baktı. “tatlım, müsaade eder misin? oturup birkaç ayar yapalım bakalım. ilk önce ufak bir deneme…”
çekmecesini açtı ve kendi özle cep telefonunu çıkardı. “pır pır geçsene karşıma, seni bir kaydedelim” dedi. kayıt tuşuna bastı ve konuşmaya başladı.
“bugün olağanüstü olaylara şahit olduğumuz şu saatlerde sizinle müthiş bir olayı paylaşmaktan gurur duyuyorum, ülkemizin belki de dünyanın şu an içinde bulunduğu kaostan bizi kurtarmak için olan bu dönüşümün şüphesiz ki hepimizin hayrına olacaktır. konuyu daha fazla uzatmadan, bugün gerçekleşen ve bir çoğunuzun fark ettiği üzere kedilerle kurulan yeni iletişim ağımızı bize daha detaylı bir şekilde anlatmak ve bugün olanları tariflemek için kanalımızın kedisi, ah ne diyelim…. pır pır.”
pır pır homurdandı. “alt tarafı bir deneme yapacağız amma uzattın ha” dedi ve kaan kendini toparlayarak kamerayı pırpır’a çevirdi. çevir çevirmez elindeki telefondaki ekran bir gitti geldi.
pırpır konuşmaya devam etti. “evet sorularınız varsa alabilirim sayın koordinatör”
“sizce bugün tam olarak ne oluyor sevgili pırpır” diye sordu kaan.
“aslında bugün olanlar bir süredir devam eden bir değişimin patlama noktasıdır. uzun zamandır bireysel olarak bu durum dünyanın her yerinde tekil tekil ve gizli bir biçimde devam ediyordu. sadece siz…”
bir saniye bir saniye dedi kaan ekran demin bir gitti geldi. bir kontrol edelim bakalım sesin nasıl çıkıyor.
kaydettiği dosyayı açtı. kendi sesi beklemediği şekilde iyi geliyordu. sonra kamerayı çevirdiği kısımda bir anlık karaltı oldu. pır pır geldi ekrana ancak kedinin ağzı hareket etmesine rağmen sesi gelmiyordu.
kaan’ın suratı buruştu. ses gelmiyor dedi.
göster bakayım dedi pırpır ve kafasını uzattı. “gerçekten de gelmiyor. tam da tahmin ettiğim gibi oldu” dedi. bizlerin konuşmasını sadece dönüşecek olanlar duyabilir, kaydedilemez, aktarılamaz, replika edilemez… bu işleri biraz karıştıracak.”
kedilerden biri gülümsedi. “ya neden karıştırsın? bence çok daha iyi oldu, hem ne işimiz var televizyonda zaten yeterince bir görev yüklenmiş bulunuyoruz bu manyakları adam edeceğiz diye” dedi.
“aslında bir yandan haklı” dedi bal, “ben de çok sıcak bakmıyordum bu dönüştürme işini ya da ne yapacaktıysak televizyona çıkma işini.”
yavru kedi o sırada masanın üzerine zıpladı. “bu çok saçma, tarih bizi yazamayacak, belgeleyemeyecekler bizimle konuşmalarını. dolayısıyla ağızdan ağıza yayılan bir mit gibi olacağız. belki nesiller sonra bile unutulacağız.”
“niye hatırlanmak isteyesin ki?” dedi bir başka kedi.
“belki ben de yavrularıma bir miras bırakmak istiyorum, olamaz mı yani?” yavru kedi o sırada kaan’ın kucağına göz dikmişti. “oturabilir miyim biraz, üşüdüm de…”
kaan, hayır oturamazsın diyerek ayağa kalktı. odanın içinde turlamaya başladı. kediler kendi hallerinde takılmaya başlamıştı. pırpır’ın gözlerine bakıyorlardı arada, gitme komutunu bekler gibi.
sonunda durdu kaan ve dedi ki. “en azından bildiklerinizi bize aktarabilirseniz biz de bir haber oturumu yaparız. sizi konuşturamasak ekran karşısında bile şu an bir çok insan zaten konuşuyor en azından onlara bir yol göstermiş oluruz. ne dersiniz” dedi.
pır pır gerindi, patisini yaladı ve düşünmeye çalıştı, o sırada bal yanına geldi ve sırnaştı.
“iyi de biz de tam olarak bilmiyoruz neden olduğunu bütün bunların” dedi bir kedi. pırpır başını yan yatırdı. iyice esnetti vücudunu ve “bence buradaki işimiz şimdilik bitti. sevgili prodüktör koordinatör yüce ordinaryüsümüz, elinizdeki bilgi neyse onunla haberlerinizi yapmaya devam edin bizce. kameraların çalışmaması bir tesadüf değil. bunun organik bir şekilde olması gerektiği yönünde bir işaret.” ve diğer kedilere bakarak “hadi gidelim.” dedi.
yavru kedi kapının önüne geçti ve açar mısın kapıyı? dışarda dönüşmeyi bekleyen şu insanlara bak.
o sırada odanın cam bölücünün önünde bir kalabalık insan grubu toparlanmıştı. “şunlara bulaşmadan bakalım buradan geçebilecek miyiz” dedi bir diğer kedi.
kaan kapıyı açtı ve kedilerin çıkmalarına izin verdi. o sırada dışardaki kanal çalışanlarından biri işte çıkıyorlar dedi. kalabalık bir çember oluşturarak kedilerin geçmesine izin vermediler.
çemberin ortasında kalan kediler birbirlerine baktılar.
sonra onlar da bir çember oluşturdu.
biribirlerine baktıkları çemberin içinde hareketsiz durdular birkaç saniye. eski alışkanlıklarına bağlı birkaç miyav sesi yükseldi sonra yavru kedi çemberin ortasına geçti.
“birazdan olacaklar için üzgünüz ama bunu yapmamız gerekiyor. çünkü bu da bizim doğamız” dedi ve kafasını tavana doğru kaldırdı. diğer kediler, pırpır ve bal dahil, onlar da kafalarını tavana doğru kaldırdılar ve insanların ağızlarından dökülen cümlelere rağmen oldukları yerde sabit durdular.
sonra olanlar oldu, kedilerin gözleri beyazlaştı ve gözlerinden çıkan ışıkla bulundukları çemberin orta yerinde tüp şeklinde bir sanal ekran oluştu. ekranın üzerinde kedilerin etraflarında bulunan insanların hayatları bir bir akıp gidiyordu. herkes akan görüntülere kilitlenmişti. giderek hızlandı imajlar, iç içe geçti ve tiz bir ses gelmeye başladı kedilerin ağzından. sanki bir metal bir metale sürtüyormuş gibi ses çoğaldıkça ekrana bakan çalışanlar oldukları yerde titremeye başladı.
kapının ağzından olanları izleyen kaan gülümsedi. demek böyle değiştim ben de dedi ve odasına girerek cep telefonunu aldı ve kaydetmeye başladı.
görüntüler hızlıca aktıkça ses de artıyordu.
tiz sesi dayanılmayacak seviyeye geldiğinde çalışanlardan biri titreyek bayıldı ve yere düştü. birkaç dakika sonra hepsi yerdeydi.
ekran hiç var olmamış gibi ortadan kayboldu ve kediler birbirlerine baktılar.
yavru kedi. “vay be” dedi. topluca ilk defa böyle bir şey yapıyoruz. değişikmiş, enerjimi aldı biraz. sonra kendi çemberini kırıp koridorda ilerlemeye başladı.
pır pır “benim de enerjimi aldı ama tek başına yapınca daha yorucu oluyor. bunu toplu yapmak daha mantıklıymış. kaç kişiyi döndürdük şimdi biz” diye etrafına baktı.
yerde baygın yatan on kişiyi tek tek dolaştı ve yüzlerini kokladı. ne zaman uyanacaklar acaba? diye sordu kendi kendine.
sonra pırpır kaan’ı fark etti. elinde cep telefonu olanları hala çekiyordu. kaan dur tuşuna bastı. tekrar oynattı. kedilerin konuşmalarının hiçbiri çıkmıyordu ama tiz ses duyuluyordu ve en önemlisi ekran, ekranın etrafında toplaşmış çalışanlar, titremeleri, bayılmaları kedilerin beyaz gözleri… hepsi çıkmıştı.
devamını gör...
sözlükteki kız yazarların seri katili
olmaz mı?
ben üçüncü sahte mahlasa bile gideni biliyom.
olmaz olur mu ama olmaz olsun!
ben üçüncü sahte mahlasa bile gideni biliyom.
olmaz olur mu ama olmaz olsun!
devamını gör...


