zaman tüneli
plasebo
zamandan kopmanın çilesi budur
sonsuzluğa mesaj iletiyorum
yıllar avcumun içinde; ben tek günlere, anlara direniyorum
korkunç, vahşi, har'kulade
bir saniyedir bir milenyum
zamandan kopmanın çilesi budur
bunun ilacı da plasebodur
devamını gör...
türkiye'de 209 üniversite olması
üstüne bölümlere özel herhangi bir planlı kontenjan düzenlemesi olmayan çok ciddi bir sorun.
koskoca devletsin, önümüzdeki 5 yılda, 10 yılda, 20 yılda, 50 yılda hangi meslekten insanlara ihtiyacın olacağını, ülkeni hangi alana doğru geliştireceğini kararlaştırıp ona göre sınırlı kontenjan açsana. böylece en iyi atıyorum %35-40'lık dilimdeki öğrencileri tıp, mühendislik, hukuk, öğretmenlik, fen bilimleri, sosyal bilimler vs. fark etmeden buralara yerleşir. geri kalanlar da ya iş kurar ya da kaynakçı, tesisatçı, çiftçi, işçi, çırak vs. olur. ekonomik denge sağlanmaya çalışılır.
ama her yere üniversite açıldığı gibi, bir de her üniversitede her bölüm var. bu sadece mezun kalitesini düşürmüyor. aynı zamanda o mezunlara, %5-10 gibi kabul edilebilir bir işsizlik oranıyla, iş bulmayı da imkansızlaştırıyor. mesela türkiye 1 meslekten 10 tane yeni kişiyi istihdam edebilecek durumda diyelim. ama her yıl her bölümden her üniversiteden 100'er tane yeni mezun veriyor. onun yerine her bölümden ihtiyacın olan mezun sayısını belirle ve bunun %10-20 fazlasını mezun et. mezunlar okuldan sonra belki başka alanlara kayarlar. ama devlette öyle bir düşünce yok. örneğin işsiz ve kpss'ye girip atama bekleyen öğretmen sayısı 1 milyon. atanan öğretmen sayısı ise 10 bin-20 bin falan. ve hala her yıl her üniversite yeni öğretmenler mezun ediyor. piyasadaki işsizleri eritecek bir çözüm bulmadan durumu daha da kronik hale getiriyorlar. böyle aptallık ve rezalet olmaz.
üniversitelerde güya akıllı eğitimli akademisyenlerin bu geri zekalılığa örgütlü şekilde karşı çıkmıyor olmaları da ayrı hayal kırıklığı yaratıyor bende. son yılları boş verin, iyice faşist bir iktidar altındayız artık. ama 15-20 yıl önce de akademisyenlerden örgütlü güçlü bir istihdam planlama talebi gelmemiş. gelmiş olsa bugün bir miktar daha iyi durumda olurduk. böyle fikren basit bir planlamayı bile devlete yaptıramayan akademisyenler hangi öğrenciye nasıl ilham versin ve gençlere nasıl bir şeyler öğretme cüretine sahip olabilsin. bunların hepsi kötü yönetimden kaynaklı. insan kaynağı, ekonomi, doğal varlıklar vs. her şey bilerek kötü yönetiliyor.
koskoca devletsin, önümüzdeki 5 yılda, 10 yılda, 20 yılda, 50 yılda hangi meslekten insanlara ihtiyacın olacağını, ülkeni hangi alana doğru geliştireceğini kararlaştırıp ona göre sınırlı kontenjan açsana. böylece en iyi atıyorum %35-40'lık dilimdeki öğrencileri tıp, mühendislik, hukuk, öğretmenlik, fen bilimleri, sosyal bilimler vs. fark etmeden buralara yerleşir. geri kalanlar da ya iş kurar ya da kaynakçı, tesisatçı, çiftçi, işçi, çırak vs. olur. ekonomik denge sağlanmaya çalışılır.
ama her yere üniversite açıldığı gibi, bir de her üniversitede her bölüm var. bu sadece mezun kalitesini düşürmüyor. aynı zamanda o mezunlara, %5-10 gibi kabul edilebilir bir işsizlik oranıyla, iş bulmayı da imkansızlaştırıyor. mesela türkiye 1 meslekten 10 tane yeni kişiyi istihdam edebilecek durumda diyelim. ama her yıl her bölümden her üniversiteden 100'er tane yeni mezun veriyor. onun yerine her bölümden ihtiyacın olan mezun sayısını belirle ve bunun %10-20 fazlasını mezun et. mezunlar okuldan sonra belki başka alanlara kayarlar. ama devlette öyle bir düşünce yok. örneğin işsiz ve kpss'ye girip atama bekleyen öğretmen sayısı 1 milyon. atanan öğretmen sayısı ise 10 bin-20 bin falan. ve hala her yıl her üniversite yeni öğretmenler mezun ediyor. piyasadaki işsizleri eritecek bir çözüm bulmadan durumu daha da kronik hale getiriyorlar. böyle aptallık ve rezalet olmaz.
üniversitelerde güya akıllı eğitimli akademisyenlerin bu geri zekalılığa örgütlü şekilde karşı çıkmıyor olmaları da ayrı hayal kırıklığı yaratıyor bende. son yılları boş verin, iyice faşist bir iktidar altındayız artık. ama 15-20 yıl önce de akademisyenlerden örgütlü güçlü bir istihdam planlama talebi gelmemiş. gelmiş olsa bugün bir miktar daha iyi durumda olurduk. böyle fikren basit bir planlamayı bile devlete yaptıramayan akademisyenler hangi öğrenciye nasıl ilham versin ve gençlere nasıl bir şeyler öğretme cüretine sahip olabilsin. bunların hepsi kötü yönetimden kaynaklı. insan kaynağı, ekonomi, doğal varlıklar vs. her şey bilerek kötü yönetiliyor.
devamını gör...
sanat vs zanaat
kanaat önderliğini seçtik bizler... en önemlisi bu çünkü. onlar yapar, biz konuşuruz.
devamını gör...
sanat vs zanaat
sanat halk için, zanaat halka geçirmek için. *
devamını gör...
sözlük yazarlarının çektiği göl fotoğrafları
allah affetsin gölü "l" ile değil "t" ile okudum. dedim bunun da mı başlığı açıldı, kanım çekildi. yapmayın böyle şeyler
devamını gör...
duvar ama konuştukça alışıyorsun
gelişmeye açık bir iletişimdir.
tavanla da hasbıhal etmeye başladım.
tavanla duvarı tartıştırdığım bazı zamanlarda dinlenmeyi bile başarabiliyorum.
tavanla da hasbıhal etmeye başladım.
tavanla duvarı tartıştırdığım bazı zamanlarda dinlenmeyi bile başarabiliyorum.
devamını gör...
en son ne yedin sorusu
%70 bitter çikilatı.
devamını gör...
cevheri güven
bunların cevherleri kendine güven, atası da süleyman’dır ama çocuk sahibi olduktan sonra pek bir nahif oldu keltoş. süleyman şahdan bahsediyorum, türbesini geri çektiğimiz. bin doğruya bir yalan katıp sizi öyle bir zehirlerler ki tuzağa düşer gidersiniz, hakana şükredersiniz bunu görseniz, su sebili misali basan basana buna. uzun bir sarıkavak gibi dursada aslında kökü çürüktür. kulağı da sağır.
devamını gör...
rimworld
gemide bir koloni başlattım.
rick - madenci kardeş
lowell - rickin manita aynı zamanda zeki eleman
ve jaxx - ölüm makinası
bu üçlü ile takılıyoruz kendimizi gelistirdik. yayo ve giyim malzemelerinden parayı vurduk derken koloni büyüdü 9 kişi kadar olduk tarlalar bereketli kolonimiz huzurluydu.
cenabet rick yüzünden koloniyi böcek bastı öldürdük, tam yaralarımızı sariyorduk raid yedik 20 kişi geldiler havan ve taretler ile yok ettik ama yara aldık. derken saçma sapan bir şekilde uzay gemisi ile ticaret yaptık ve çok iyi silahlar, zırhlar alıp kendimizi gelistirmisken bir miss click yüzünden (rick hibinasi) gelen kervana saldırıp düşman ettik çatışma başladı adamlar kevgire çevirdi bizi.
rimworld bir oyun değil bence bir roman okuma hedesi, karakterler öz çocuğum gibi grip oluyor cildiriyorum, ekinler yetişmiyor yemek bitecek dertleniyorum. inanılmaz bir oyun
rick - madenci kardeş
lowell - rickin manita aynı zamanda zeki eleman
ve jaxx - ölüm makinası
bu üçlü ile takılıyoruz kendimizi gelistirdik. yayo ve giyim malzemelerinden parayı vurduk derken koloni büyüdü 9 kişi kadar olduk tarlalar bereketli kolonimiz huzurluydu.
cenabet rick yüzünden koloniyi böcek bastı öldürdük, tam yaralarımızı sariyorduk raid yedik 20 kişi geldiler havan ve taretler ile yok ettik ama yara aldık. derken saçma sapan bir şekilde uzay gemisi ile ticaret yaptık ve çok iyi silahlar, zırhlar alıp kendimizi gelistirmisken bir miss click yüzünden (rick hibinasi) gelen kervana saldırıp düşman ettik çatışma başladı adamlar kevgire çevirdi bizi.
rimworld bir oyun değil bence bir roman okuma hedesi, karakterler öz çocuğum gibi grip oluyor cildiriyorum, ekinler yetişmiyor yemek bitecek dertleniyorum. inanılmaz bir oyun
devamını gör...
mafya sözlük olsa alınabilecek nick
silah çeken savcıyı polise şikayet eden jandarmanın gayrımeşru babası. *
devamını gör...
türkiye'de 209 üniversite olması
on tanesi dışında alınan eğitimin 'geçerliliği' 'albenisi' olmaması nedeniyle çöp hükmündedir.
yönetsel erk'in berbat ettiği sosyal alanlardan en önemlisi ''eğitim'' olmuştur.
geçmiş olsun türkiye.
yönetsel erk'in berbat ettiği sosyal alanlardan en önemlisi ''eğitim'' olmuştur.
geçmiş olsun türkiye.
devamını gör...
zor zanaat
zor iş demenin havalı hali. metaforik bağlamda sık kullanılır.
bu devirde çocuk büyütmek zor zanaat, gibi.
bu devirde çocuk büyütmek zor zanaat, gibi.
devamını gör...
herkesin babasının kötü olmasının matematiksel olasılığı
merak ettigim olasilik. herkes sey ya, 'benim babam cok kotu, uhuhuhhu. benim babam var ama yok, uhuhuhu'. ozellikle kizlar boyle. boyle olan kizlar da murted, yani sonradan kafir (sonradan gorme gibi dusunebilirsiniz, ama hanefiye gore gene kârdalar cunku biz erkekler gibi idam cezasina carptirilmiyolar, silah tutanlari haric). hatta bazilari sey yaziyor, 'herkes babasindan yarali, herkes...'
akillara da su soru geliyor, ulan allah tum sapkasiz ciftlesen erkeklerin belasini mi versin? neden bu babalarin hepsinin icine cin kacmis? matematiksel olasiligi ne lan bunun? imkansiz lan boyle bi sey, dusunun hani mesela dunyada 2 milyar baba varsa, lan bu 2 milyar babanin 1 milyar 900 milyonunun kotucul insan olmalarinin matematiksel ihtimali nedir lan?
ben size gercegi soyliyim madem,
+babaa bana para verir misin yaa elbise alicam (keske niyetleri elbise almak olsa, ben gene insafli davrandim, carsaf alsa giymeye degil esrarda kullanir bu zindiklar)
-ya kizim daha gecen ay aldin ya
+yani vermiyon mu?
-yok
+(hemen twitter'a girer, soyle de bi tweet atar):
'allah'a inanmiyorum babamin belasini vermeden!!!11!'
valla erkek olmak zor, ama baba olmak ekstra zor. evet.
akillara da su soru geliyor, ulan allah tum sapkasiz ciftlesen erkeklerin belasini mi versin? neden bu babalarin hepsinin icine cin kacmis? matematiksel olasiligi ne lan bunun? imkansiz lan boyle bi sey, dusunun hani mesela dunyada 2 milyar baba varsa, lan bu 2 milyar babanin 1 milyar 900 milyonunun kotucul insan olmalarinin matematiksel ihtimali nedir lan?
ben size gercegi soyliyim madem,
+babaa bana para verir misin yaa elbise alicam (keske niyetleri elbise almak olsa, ben gene insafli davrandim, carsaf alsa giymeye degil esrarda kullanir bu zindiklar)
-ya kizim daha gecen ay aldin ya
+yani vermiyon mu?
-yok
+(hemen twitter'a girer, soyle de bi tweet atar):
'allah'a inanmiyorum babamin belasini vermeden!!!11!'
valla erkek olmak zor, ama baba olmak ekstra zor. evet.
devamını gör...
duvar ama konuştukça alışıyorsun
duvarla konuşmak kötü hastalık
devamını gör...
duvar ama konuştukça alışıyorsun
bir coup de grace ukdesidir. yıllardır yazılmayı beklemiştir.
belirli bir zamanfan sonra anlıyorsun ki, aslolan cevap almak değil, kendini ifade ediyor olmak. bir bakıma içinde biriken potansiyel enerjiyi kinetik enerjiye çevirmek. muhattap fark etmeksizin isyanını dile getirmek.
zaten bazı insanlar gerçekten duvar gibi. ne söylediğini duymuyor, ne demek istediğini anlamaya çalışmıyor. ama işin tuhaf tarafı, bir süre sonra bu durum seni rahatsız etmemeye başlıyor. beklenti ortadan kalktıkça hayal kırıklığı da ortadan kalkıyor.
ve o noktada konuşmak, iletişim kurma çabasından çıkıp, bir tür iç boşaltım ritüeline dönüşüyor. karşındaki artık bir insan değil; sadece sesini, nefesini emen bir yüzey. sen söylüyorsun, o susuyor. ve garip bir şekilde bu denge çalışıyor.
çünkü bazen anlaşılmak değil, sadece söylemiş olmak hafifletir insanı. duvarla iletişim de bunun gibi. hatta cevap almayacağından emin olunca daha dürüst konuşuyorsun.
bazen birinin yerine koyuyorsun duvarı ve boğazında biriken bütün kelimeleri anlamlı bir şekilde sıralıyorsun. beklenmedik bir şey oluyor o sıra;"konuşuyor, bir şeyler söylüyor duvar. beklediğim sözler bunlar değil. yüzüme bakıyor, gözlerime, ama senin gibi değil. anladım ki hiç kimse, hiç kimse sen değil. hiç kimse senin gibi canımdan öte can değil. anladım ki hiç kimse, hiç kimse sen değil. hiç kimse senin kadar fikrime huzur değil...
belirli bir zamanfan sonra anlıyorsun ki, aslolan cevap almak değil, kendini ifade ediyor olmak. bir bakıma içinde biriken potansiyel enerjiyi kinetik enerjiye çevirmek. muhattap fark etmeksizin isyanını dile getirmek.
zaten bazı insanlar gerçekten duvar gibi. ne söylediğini duymuyor, ne demek istediğini anlamaya çalışmıyor. ama işin tuhaf tarafı, bir süre sonra bu durum seni rahatsız etmemeye başlıyor. beklenti ortadan kalktıkça hayal kırıklığı da ortadan kalkıyor.
ve o noktada konuşmak, iletişim kurma çabasından çıkıp, bir tür iç boşaltım ritüeline dönüşüyor. karşındaki artık bir insan değil; sadece sesini, nefesini emen bir yüzey. sen söylüyorsun, o susuyor. ve garip bir şekilde bu denge çalışıyor.
çünkü bazen anlaşılmak değil, sadece söylemiş olmak hafifletir insanı. duvarla iletişim de bunun gibi. hatta cevap almayacağından emin olunca daha dürüst konuşuyorsun.
bazen birinin yerine koyuyorsun duvarı ve boğazında biriken bütün kelimeleri anlamlı bir şekilde sıralıyorsun. beklenmedik bir şey oluyor o sıra;"konuşuyor, bir şeyler söylüyor duvar. beklediğim sözler bunlar değil. yüzüme bakıyor, gözlerime, ama senin gibi değil. anladım ki hiç kimse, hiç kimse sen değil. hiç kimse senin gibi canımdan öte can değil. anladım ki hiç kimse, hiç kimse sen değil. hiç kimse senin kadar fikrime huzur değil...
devamını gör...




