zaman tüneli

doğa üstü yaratıklardan, üç harfli denilen canlılardan korkuyor musun? bu dizi korkun için ilaç gibi gelecek*. bu cümleyi ciddi manada diyorum. bu diziyi ilk izlemeye başladığımda yalnız yaşıyordum, hatta 3+1 bir evde yalnız yaşıyordum. başta korkarak izlemeye başlasam da sonradan öyle alıştım ki hala daha arada crowley'i * arayabilsem derim.
kısaca anlatmak istediğim dizi geren ya da korkutan bir yapıya sahip değildir değil. dizi o kadar çok doğaüstü anlatıma sahip ki belli bir noktadan sonra bu durum sizi germiyor. aksine ilgi çekici, merak uyandırıcı hale geliyor.
korkanlar için tavsiyem başta gündüz izlemeleri, sonradan zaten gece de otururken izlemeye başlıyorsunuz.
bana göre 4. sezondan sonra sıkıcılaşan dizi. ama sonuna kadar izleme sabrı da gösterdim. doğa üstü olaylar durumlar ilginizi çekiyorsa bence eğlenebilir hatta yer yer bilgilenebilirsiniz. dizi impala* aşığı olmanızı da sağlayabilir.*
devamını gör...

yine yüzümü yakmayı başardım. kendimi tebrik etmek istiyorum. acıyor ya.
devamını gör...

saçımı sakalımı boyayıp japonyaya gitmek istiyorum ama ne zamanım ne de enerjim var.
bir de ai'de saçımı sakalımı orijinal rengine döndürdüm çirkin oluyorum lan!
devamını gör...

şimdi şöyle bir durum var kimse metallica olamaz bu bir gerçektir bu piyasanın tek kralı bu adamlar metallica her zaman stadları doldurur geri kalan müzik grupları ancak barlar vs metallica nerede konser verirse versin biletleri tükenir diğer gruplarda bu durum olmaz ..o yüzden tartışmaya kapalı bir durumdur.
devamını gör...

ben ''fildişi kulemden yazıyorum'. benzer bir durum sonuçta.
devamını gör...

nereden başlasam... nasıl anlatsam... hani bazı şeyler vardır her aklınıza geldiğinde beyniniz durur. öyle bir olay. hayattan her türlü silleyi yemişsinizdir 17 yaşınıza kadar. bütün kazıkları da kadınlardan yemiş karşı cinsten soğumuşsunuzdur. ne anne, ne abla ne de başka bir kadın size hak ettiğinizi vermemiştir.
bir gün bir kızla tanışırsınız. tanrım! bir insan bu kadar mı tatlı olur? ahh o gözler... o bakışlar. ne de tatlı gülüyor. baktıkça insanın içi huzurla doluyor. bu bakışmalar bir süre devam eder. bakışmalar gülüşmeler... ve gün gelir ayrı bir masaya davet edersiniz. ben senden çok hoşlanıyorum falan değil; ben sana aşığım! dersiniz... o da yanında o kadar çirkin kalmanıza rağmen bende! der...
tanrım bu bir şaka mı? yoksa, yoksa... yaşadığım acıların bedelini mi ödüyorsun! dersiniz içinizden. kanatlarınız yoktur ama uçarsınız. ruhunuzla ve aşkınızla. günler, haftalar, aylar birbirini kovalar...
ilişkinin 3. yılı içindesinizdir. o yıl yüksek okulu bitiriyorsunuz. kendi çapınızda bir dükkan açmışsınız ve ekmek kazanıyorsunuz... her şey planladığınız gibi gidiyor. her ilişkide olduğu gibi ufak tefek kavgalar, sonra tatlı sözler... günler su gibi! durdurmak imkansız...
ve bir gün bir telefon... hemen buluşmalıyız seninle... karşıdaki ses o kadar hüzünlü ki. ne oldu bebeğim diyorsunuz? hemen gelmelisin diyor sadece.
her şeyi bırakıp koşmaya başlıyorsunuz. ilk bulduğunuz taksiye atlayıp; buca diyorsunuz. gerisi gelmiyor... heykele gelince aklınız başınıza geliyor, hocam nato'ya gidecektik dalgınım kusura bakma diyorsunuz. taksici genç... bakışlarınızdan anlıyor ve diyor ki: aşk mevzusu derindir çok kafa karıştırır ama geçer. o an düşünemğyorsunuz. bu gün nah! geçer diyebiliyorum sadece.
evine gittiğinizde kapıyı çalıp çalmamak arasında kalıyorsunuz... ani bir refleksle istemeden çalıyorsunuz sonra. kapıdaki annesi. geç diyor "oğlum" içeriye. yavaşça içeriye giriyorsunuz. ayakkabılarınızı çıkartıp annesine dönüyorsunuz. sadece bakıyorsunuz; odasında diyor annesinin sesi.
yavaşça odasına doğru yürüyorsunuz. kapıyı çalıyorsunuz. gel diyor. yavaşça kapıyı açıp içeriye giriyorsunuz. yatağının ortasına oturmuş, perişan bir halde. 3 gündür ilk defa görüyorsunuz. ve bu haline o kadar şaşırıyorsunuz ki... kendisini bu kadar çok seven, kendisine bu kadar çok bakan bir kişi nasıl bu hale gelir...
ilk tepkiniz bu halin ne? oluyor.
cevap garip: beğenmiyor musun beni?
aşkım hala çok güzelsin ama çok perişan haldesin. neden bu kadar ağlayıp yıprattın kendini. hani bana söz vermiştin. ağlamak yoktu!
benim hayatımda mutluluk olmayacak bundan sonra! diyor. ve ekliyor, hep ağlayacağım!
ama neden diye soruyorsunuz?
cevap vermiyor. üsteliyorsunuz... cevap gelmiyor.
hıçkıra hıçkıra ağlıyor...
ben su getireyim deyip dışarı çıkıyorsunuz. annesi holün başında...
ne oldu diye soruyorsunuz oda cevap vermiyor. mutfakta ablası var ona soruyorsunuz o söyleyecek diyor!.. suyu alıp geri gidiyorsunuz.
al şunu iç, ferahlarsın biraz.
suyu içiyor. ve "ayrılmalıyız!" diyor.
neden diye soruyorsunuz.
ben hiç mutlu olamıyacağım; hayatının sonuna kadar seni de mutsuz etmek istemem. git kendine yeni bir hayat çiz diyor...
yıkılıyorsunuz. o an aklınıza öyle şeyler geliyor ki!..
ağzınızdan çıkan cümle: "tanrım bunu da mı çok gördün bana!" oluyor. yavaşça kapıya gidiyorsunuz.
annesine bakıyorsunuz, hiç bir şey söylemiyor. ablasının yanına gidiyorsunuz, ben diyor... gerisi gelmiyor.
tamam diyorsunuz anladım... ben de...
vbe alıp başınızı gidiyorsunuz. artık o aşık olunan şehir değil izmir. sanki bir ızdırap kenti. ruhunuz bedeninize ağır geliyor...
kaçmak istiyorsunuz bu şehirden...
bütün bir yıl dersler beraber hem işi, hem ayrılık acısını hem de dgs hazırlıklarını sürdürüyorsunuz. ve yazın herkes mutluı huzurluyken, siz dgs'de başarılı olmanın sevincini bile yaşıyamıyorsunuz.
bu yaz düğünümüz olacaktı!.. diyorsunuz sadece.
ve gidiyorsunuz, kaçıyorsunuz; izmir'den sevdiğinizden, kendinizden!..
tam 13 saat mesafedesiniz artık...
başka bir şehir başka bir hikaye diyorsunuz, ama hikayeniz yarım... tamamlamak istiyorsunuz...
ama artık ne kadınlara güvenebiliyor nede onları görebiliyorsunuz!..
ve bir gün...
25 ocak 2001 günü telefonunuz çalıyor... ağlamaklı bir ses; neredesin; diyor. sesi tanıyamıyorsunuz. biraz düşününce ablası olduğunu anlıyorsunuz.
izmirde değilim. diyorsunuz.
gelebilirmisin? diye soruyor. çok acil, seni görmek istiyor. diye devam ediyor. gerisini anlamıyorsunuz, duymuyorsunuz...
hemen otogara gidip izmir'e bir bilet diyorsunuz. oysa daha 6 saat var otobüsün gelmesine...
sonra ankara o zaman diyorsunuz. aktarmalı da gidebilirsiniz nede olsa...
ankara'ya vardığınızda anlıyorsunuz insanların garip bakışlarının nedenini; hava buz gibi ve kar yağıyor. oysa siz sadece kısa kollu bir gömlek ve pantolonla atmışsınız kendinizi...
hemen izmir biletini alıp 9 saat sürecek bir yolculuğa daha başlıyorsunuz. saat 15:30'da.
ve gece yarısı izmirdesiniz...
hemen bir taksiye atlayıp nato diyorsunuz bu sefer. biraz daha soğukkanlıca. evlerine geldiğinizde kapıyı çalıyorsunuz.
babası; "oğlum" onlar hastanede. beraber gidelim. diyor. hemen çıkıyorsunuz yola.
ve bozyaka ssk hastanesi.
hastanenin 3. katına uçarak çıkıyorsunuz...
o yatakta. yanında ablası ayak ucunda annesi oturuyor.
siz içeri girer girmez kalkıyorlar.
ne oldu diye soruyorsunuz. ağlayarak dışarıya çıkıyorlar.
hemen baş ucuna çöküp, sararmış ve solmuş benzine bakıp, hastalıktan iyice solmuş ve küçülmüş ellerini ellerinize alarak; nasılsın? diye soruyorsunuz.
ölüyorum! diyor.
iyi olacaksın! iyi olacaksın! diyorsunuz.
hayır! diyor.
seninleyken ölmek istemediğim için ayrıldım senden! seni hala sevdiğim için çağırdım. ölmeden çnce son bir defa görmek için! diyor...
tanrım! diyorsunuz...
ama isyan etmeye bile nefesiniz kalmamış...
o saatten sonra ne o konuşuyor nede siz...
aradan saatler geçiyor.
ve bir soru soruyor: beni hala seviyor musun?!
ben seni hep sevdim! diyorsunuz.
gülüyor. aynı ilk tanıştığınız zaman olduğu gibi. o gülünce içinizde güller açıyor.
ve 15 dakika sonrası...
hiç bir insanın kolayc katlanamaycağı o acı an...
elleri ellerinizde, gözleri gözlerinizde. akdeniz anemisi yüzünden erimiş, solmuş olan sevdiceğiniz hayata gözlerini yumuyor. ve hayatınızda son defa bütün gözyaşlarınız oarada dökülüyor...
pişmanlıklar bir bir ardı ardı aklınıza geliyor...
içeri ilk gren beyaz önlüklüye, onu iyileştir diye saldırıyorsunuz...
dünya kararıyor sonra...
gözlerinizi açtığınız o bembeyaz kefenin içinde kara toprağa yar olmakta...
oysa, oysa... ne kadarda çok istemiştim onu bembeyaz bir gelinlik içinde bana yar olmasını...
25 yıl geçti... ve hala acıyor...
----------
bir kızım olursa senin ismini vermek istedim hep. senin 30'lu yaşlarında olacağın zamanlarda teñgri bir sürpriz yapıp bir kız çocuğu armağan etti fakat ne kızıma ne de sana kıyamadım. sabahın köründe neden aklıma geldi bilmiyorum. umarım ayzıt ve umay seni uçmağa almıştır...
eskiden ne zaman aklıma düşeceksin diye korkardım. acılar, hüzünler iyiler kötüler.
şimdi nedense anlamsızca gülüyorum. senden sonra 4 sefer ölüp geri geldim. çok diyarlar gezdim, çok değişik şeyler yaşadım. hani hep derdin ya sen neden hiç yerinde durmuyorsun ne zaman sabit kalacaksın, ben de derdim hele bir evlenip barklanayım. he o hiç olmadı ben de hiç sabitlemedim kendimi. okyanusa düşmüş plastik ördek gibi akıntıya göre giderken bazen bir balina kuyruk vuruyor anında yönüm değişiyor.
iyi kal.
devamını gör...

metallica'nın osurtarak kazanacğı versus.
devamını gör...

ismi lazım değil bir arkadaş bunu yapmisti. kız mevzusu sanırım. yanimdaki arkadaşa saldırdı. zor ayırdık. bir daha görmedim. ta ki dişçide gecende gördüm. selam vermedim.
devamını gör...

"yer mi yoktu dizlerinde? şu başımı koydurmadın."
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şüphesiz çok deneyimli bir doktordur ve yeteneklidir.
genç deneyimsiz doktorlar anlayamaz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
1. sedyeyle taşınmaları gerekecek kadar baş dönmesi yaşarlar. çünkü kanlarının çoğu bacaklara toplanır, yeniden doğru dolaşıma katılmaya saatler vardır.
2. omurlar arası kıkırdaklar şiştiği için boyları 5 cm.ye kadar uzamıştır. günler sonra kısalacaklardır.
3. bir hafta boyunca araba kullanmaları yasaktır. cisimlerin hareketleriyle ilgili öngörü geliştirmeleri gerekecektir. yoksa kazlara yol açarlar. yerçekiminin cisim hareketleriyle etkisini kavramak, beyne yerleştirmek günler sürer.
4. yük bindirici egzersizler yapmazlarsa aylarca kemik yumuşamaları ve mineral kaybı düzelmez. yaparlarsa haftalar içinde düzelir.
sonuçta hepsi yerine geliyor. kalıcı zarar oluşmuyor. ama kemikler aylar içinde sertleşiyor.
devamını gör...

maç sonu okan geliyoruz suyun sesini duyuyor musun diye bağıran salakların maçı.
devamını gör...

hayatımda hiç güzel bir şey olmayacak gibi geliyor bazen, tüm güzel şeyleri kaybetmek zorundaymışım gibi sanki. özlediğim çok fazla şey var. sabır acı bir ottur tarzında bir söz görmüştüm, bu acının beni arındırmasını, iyileştirmesini bekliyorum. belki de hiç göremeyeceğim bunu.
devamını gör...

ayna karşısında çalışırsanız bu çok mümkün. kimse size karışmaz yüzünüze bakmaz hatta yanınızdan bile geçemez, karşı kaldırıma gider. mimikler önemlidir. şimdiye kadar kimse bulaşmadı adres soru sormadı bana bunu yaptığımda.

trafikte değil tabii. kimse yemez.
devamını gör...

merhaba, umarım orada iyisindir. eğer gerçekten orası varsa. gerçekten istiyorum ki orası olsun, umay ama ve aysıt seni uçağın en kutlu köşesine alsın.
bu yaşıma gelene kadar içinde "anne" geçen bir çok şeyden kaçtım. kıyısından dolaştım. içinde anne geçen cümleler kurarken yüreğimde bir şeyleri kırdım. senin annen bir çok annenin bakıp büyütebileceğinden çok daha iyi büyüttü beni. öyle bir annenin kızı olarak eminim ki sen de çok iyi bir anneydin. ablam ve abilerim de doğruluyordu bunu hep. yokluğun, sessizliğin elbette acıtıyor ama en çok seninle ilgili anlatabileceğim bir hatıratımın olmaması daha çok acıtıyor biliyor musun?
senin yokluğun mu yoksa babamın yokluğu mu beni böyle serkeş, serseri, göçebe bir hayata itti beni bilinmez. bir çok şey oldum, bir çok şey başardım ama düzenli ve sabit olamadım hiç.
bir torunun oldu, eğer yaşamaya devam etseydin 75 yaşında bir torun sahibi olmuş olurdun. ona senin ismini vermedim. beni takip ediyorsan bilirsin birisi daha vardı umay ananın yanına tinini göçüren onun da ismini veremedim. nedenini sorma sakın. bir gün kızıl tamudan erlik han bırakırsa beni uçmağın kapısında anlatırım sana.
bir daha ne zaman yazarım bilmiyorum, belki sarhoş olmadığım bir sabah yine aklıma gelirsin. sana orada iyi eğlenceler...
devamını gör...

mücadeleden, çabadan hiç kaçmıyorum ama bir şeyleri elde etmek için uğraşırken bir yandan da önümüze bir engel çıkmasından cidden yoruldum ve sıkıldım. artık biraz da kolaylık diliyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hayatta iyi yapabildiğin tek şeyi de aslında iyi yapamadığını, hiç sevilmediğini ve sevmeyi unuttuğunu, yaşamaktan çok hayatta kaldığını, aynı cümleleri tekrar tekrar kurduğunu, yalnızlığını, kalabalığın anlamsızlığını fark edince hayaller kırılır.
devamını gör...

o kadar güldüm ki bahçeye diktiler.

siz kaşındınız.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim