zaman tüneli
artık kimsenin psikoloğa gitmemesi
hepimiz deliriyoz
devamını gör...
artık kimsenin psikoloğa gitmemesi
seansı 7000… her ay ciddi bir rakam.
devamını gör...
dünyanın düz olduğuna inanmayan bilimciler
aşırı gelişmiş ateist teknolojileri ile yapılabilecekleri bir türlü izah edemediğimiz insanlar bunlar sonuçta. normaldir. geçiniz!
bakın, japonların pearl harbor baskını da kocaman bir aldatmacadır. atom bombası diye bir şey de yoktur. aksiyon filmi çekmişler bir sürü, insanları kafalamaya çalışıyorlar. hiroşimaymış nagazakiymiş, japonlar hiç karşılık vermiyor o gün bugündür falan. olacak iş değil. yalan olduğu çok belli.
bakın, japonların pearl harbor baskını da kocaman bir aldatmacadır. atom bombası diye bir şey de yoktur. aksiyon filmi çekmişler bir sürü, insanları kafalamaya çalışıyorlar. hiroşimaymış nagazakiymiş, japonlar hiç karşılık vermiyor o gün bugündür falan. olacak iş değil. yalan olduğu çok belli.
devamını gör...
kıbledere köyü
bütün gölgeleri cinlerle doludur. genç kadınlara tecavüz ederler hayvanları döverler çocuklara musallat olurlar bira içerler.
devamını gör...
pazar günü yalnız kahvaltı eden insan
birçok konuda aşmış insandır. şaka lan şaka keyifsiz sıradan kahvaltı yapar. pazar kahvaltısı dediğin neşeyle kalabalıkla güzel. evet.
devamını gör...
kitabın sayfalarını çevirirken kesilen ağaçlara acımak
kitap okurken içiniz parçalanıyorsa, bu uğurda kesilen o zavallı ağaçlara ağlıyorsanız, bu durum gerçek bir doğasever olduğunuzun kanıtıdır.
kaç insan bu bilince sahiptir?
ben bu yüzden kitap okumuyorum.
e-kitap okuyorum.
kaç insan bu bilince sahiptir?
ben bu yüzden kitap okumuyorum.
e-kitap okuyorum.
devamını gör...
akp'nin bursa bb logosundan atatürk'ü kaldırması
akp'nin şekilciliklerinden biri daha.
mevzuyu israil- türkiye ilişkilerinin masa altısı ve masa üstüsügibi düşün!
masa altında ticaret, imtiyaz; masa üstünde " heeeyyt israyil!"
akp, bu tip şekilci hareketlerle kemalizmin aleyhineymiş gibi görülüyor; lakin masa altında yaprığı fiiliyatlarla chp'nin hiçbir şey yapmasına gerek kalmadan kemalizm'e çalışıyor.
mevzuyu israil- türkiye ilişkilerinin masa altısı ve masa üstüsügibi düşün!
masa altında ticaret, imtiyaz; masa üstünde " heeeyyt israyil!"
akp, bu tip şekilci hareketlerle kemalizmin aleyhineymiş gibi görülüyor; lakin masa altında yaprığı fiiliyatlarla chp'nin hiçbir şey yapmasına gerek kalmadan kemalizm'e çalışıyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kafilerinki siccindir.
devamını gör...
dünyanın düz olduğuna inanmayan bilimciler
işleri güçleri şeytan sözlerini insanlara fısıldamaktır. dünya düzdür ay yalandır fanusun içinde yaşıyoruz reptilianlar bizi yönetiyorlar. hiçbir şey sandığınız gibi deyil yakında öreneceksiniz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bazen, her şeyi bırakıp sadece yazmak istiyorum. nereye varacağımı bilmeden… anlamlı, anlamsız bir şeyler anlatan ya da hiçbir şeyden bahsetmeyen şeyler yazmak…
kimsenin okumayacağından eminmiş gibi şeffaf ama herkesin okuyacağına inanır kadar da temkinli…
kimseden bahsetmediğim, ama herkesin de kendini bu küçük şeylerde bulduğu şeyler yazmak…
kendimi bildim bileli yazmaktan keyif alırım. bir şeyden bahsetmiyorum, yani bir şey yazmaktan bahsetmiyorum. eylemin kendisinden keyif alıyorum. kaleme dokunduğumda hissettiğim şeyden, boş sayfaların üstünde kalemin ucunun kayıp gitmesinden, mürekkep izlerinden, harflerin biçimlerinden bahsediyorum…
kalemi elime her aldığımda bir şey olmuşum gibi hissediyorum. ya da biri… ama önemli biri…
konuşarak ifade etmekten çok daha kolay ve konforlu geliyor bana. öyle hissediyorum yani…
mesela bir kitap okuyorum. kitapta bir cümle dikkatimi çekiyor. üstüne düşünmeye başlıyorum. o an karşımda olan kişiye bundan bahsetmek istediğimde, sesim aklımdan geçenlerin cümlesinden çok geride kalıyor. konuşurken, düşündüklerimin çoğundan bahsetmeyi unutuyorum…
ama yazmak öyle değil. hatta dağınık düşüncelerimi toplayıp düzene sokmama bile yardımcı oluyor. bazen yazdığım bir cümleyi tekrar okuyup “bunu böyle düşünmemiştim aslında” diyor ve bunu sıkça yaşıyorum…
sanırım yazmanın büyüsü biraz da bu…
düşündüklerini yazmak için başlayıp yazdıklarını düşünüyorsun…
kimsenin okumayacağından eminmiş gibi şeffaf ama herkesin okuyacağına inanır kadar da temkinli…
kimseden bahsetmediğim, ama herkesin de kendini bu küçük şeylerde bulduğu şeyler yazmak…
kendimi bildim bileli yazmaktan keyif alırım. bir şeyden bahsetmiyorum, yani bir şey yazmaktan bahsetmiyorum. eylemin kendisinden keyif alıyorum. kaleme dokunduğumda hissettiğim şeyden, boş sayfaların üstünde kalemin ucunun kayıp gitmesinden, mürekkep izlerinden, harflerin biçimlerinden bahsediyorum…
kalemi elime her aldığımda bir şey olmuşum gibi hissediyorum. ya da biri… ama önemli biri…
konuşarak ifade etmekten çok daha kolay ve konforlu geliyor bana. öyle hissediyorum yani…
mesela bir kitap okuyorum. kitapta bir cümle dikkatimi çekiyor. üstüne düşünmeye başlıyorum. o an karşımda olan kişiye bundan bahsetmek istediğimde, sesim aklımdan geçenlerin cümlesinden çok geride kalıyor. konuşurken, düşündüklerimin çoğundan bahsetmeyi unutuyorum…
ama yazmak öyle değil. hatta dağınık düşüncelerimi toplayıp düzene sokmama bile yardımcı oluyor. bazen yazdığım bir cümleyi tekrar okuyup “bunu böyle düşünmemiştim aslında” diyor ve bunu sıkça yaşıyorum…
sanırım yazmanın büyüsü biraz da bu…
düşündüklerini yazmak için başlayıp yazdıklarını düşünüyorsun…
devamını gör...
türbanlı kızla dudak dudağa öpüşmek
devamını gör...
dekadans
bazen hayat kötü gitmez aslında. sadece tadı kaçar. dışarıdan baktığında her şey yolunda gibi durur; işler akar, sohbetler devam eder, yüzünde de hafif bir gülümseme vardır. ama içerde bir yerlerde bir şeyin sesi iyice kısılmıştır. neyin eksik olduğunu tam olarak söyleyemezsin, çünkü ortada gözle görülür bir eksik yok. sadece eskisi gibi hissettirmez hiçbir şey. dekadans biraz da bu hissin ta kendisi.
bir çöküş değil, daha çok derin bir yorgunluk. her şeyi fazlasıyla görmüş olmanın getirdiği o ağır doygunluk. bir yerden sonra hiçbir şey seni ilk defa yaşıyormuş gibi yakalayamıyor. güzel şeyler bile artık tanıdık geliyor, tanıdık olan da zamanla etkisini yitiriyor.
işte o yüzden oscar wilde gibi isimlerdeki o aşırı incelik, o estetik takıntısı boşuna değil. anlam yavaş yavaş azalırken insan biçime sarılıyor. içerde bir şeyler çözülürken dışarıyı daha parlak, daha kusursuz göstermeye çalışıyor.
ama o parlak yüzeyin altında hep küçük bir gevşeklik, bir sarkma duruyor.
günlük hayatta da ansızın yakalıyor insanı. bir şeyin artık seni heyecanlandırmadığını fark ediyorsun ama bırakamıyorsun da. çünkü bırakınca boşluk daha sert çarpıyor yüzüne. o yüzden aynı şarkıların etrafında dönüp duruyorsun, aynı mekanlara gidiyorsun, aynı cümleleri tekrar ediyorsun. değiştirmek için gereken o istek çoktan sönmüş çünkü.
en tuhafı da şu: bu durum seni dağıtmıyor bile. aksine sakin, kontrollü bir hali var. nabız atıyor ama hiç yükselmiyor. her şey “idare eder” seviyesinde.
dekadans tam olarak o düz çizgi işte.
ne dibe vuruyorsun ne de gerçekten yaşıyorsun. ve insan bazen en çok orada takılı kalıyor. çünkü çıkmak için önce “evet, bu yeterli değil” demen gerekiyor.
oysa dekadans kulağına sürekli fısıldıyor:
“idare ediyorsun ya, ne güzel.”
bir çöküş değil, daha çok derin bir yorgunluk. her şeyi fazlasıyla görmüş olmanın getirdiği o ağır doygunluk. bir yerden sonra hiçbir şey seni ilk defa yaşıyormuş gibi yakalayamıyor. güzel şeyler bile artık tanıdık geliyor, tanıdık olan da zamanla etkisini yitiriyor.
işte o yüzden oscar wilde gibi isimlerdeki o aşırı incelik, o estetik takıntısı boşuna değil. anlam yavaş yavaş azalırken insan biçime sarılıyor. içerde bir şeyler çözülürken dışarıyı daha parlak, daha kusursuz göstermeye çalışıyor.
ama o parlak yüzeyin altında hep küçük bir gevşeklik, bir sarkma duruyor.
günlük hayatta da ansızın yakalıyor insanı. bir şeyin artık seni heyecanlandırmadığını fark ediyorsun ama bırakamıyorsun da. çünkü bırakınca boşluk daha sert çarpıyor yüzüne. o yüzden aynı şarkıların etrafında dönüp duruyorsun, aynı mekanlara gidiyorsun, aynı cümleleri tekrar ediyorsun. değiştirmek için gereken o istek çoktan sönmüş çünkü.
en tuhafı da şu: bu durum seni dağıtmıyor bile. aksine sakin, kontrollü bir hali var. nabız atıyor ama hiç yükselmiyor. her şey “idare eder” seviyesinde.
dekadans tam olarak o düz çizgi işte.
ne dibe vuruyorsun ne de gerçekten yaşıyorsun. ve insan bazen en çok orada takılı kalıyor. çünkü çıkmak için önce “evet, bu yeterli değil” demen gerekiyor.
oysa dekadans kulağına sürekli fısıldıyor:
“idare ediyorsun ya, ne güzel.”
devamını gör...
dünyaya dönen astronotların çilesi
yalandır aya gitmediler aslında şu tenekeyle aya gidildiğine inanıyor musunuz. gitse türkiye giderdi.
devamını gör...
eve sarhoş gelip türbanlı eşe sarılmak
ne yaptın da ayyaş kocayı aldın dedirtir.
devamını gör...
extropianism
ınsanligin onune bir gun gelip kaderini tayin edecek olan 'buyuk filtre'yi gecebilmek icin gerekli olan bir yaklasim ve felsefe.
devamını gör...
artık kimsenin psikoloğa gitmemesi
pavyon hesabı gibi fatura kesiyor, onun yerine gerçek bir pavyonda eğlenip, kafa dağıtmak daha iyi.
devamını gör...
hayatının hangi dönemindesin sorusu
akp dönemi.
devamını gör...
anturaj
bir insanın tek başına değil, çevresindeki insanlarla “büyük” görünmesi durumu. genelde o kişinin gücünden, konumundan ya da popülerliğinden beslenen, çoğu zaman da “abi sen haklısın” çizgisinden pek çıkmayan çevre.
tek başına sıradan olan bu insanlar, birlikteyken kalabalık yaratır.
kalabalık büyüdükçe de yapay bir önem hissi üretir. yani asıl konuşan insan değil, insanın etrafıdır.
tek başına sıradan olan bu insanlar, birlikteyken kalabalık yaratır.
kalabalık büyüdükçe de yapay bir önem hissi üretir. yani asıl konuşan insan değil, insanın etrafıdır.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
açıkçası bir deliliğini görmedim. kaldı ki deliler aslında hep doğruları söyler...
devamını gör...