zaman tüneli
artık kimsenin psikoloğa gitmemesi
benimkisi tamamen parasızlıktan. ben su ile konuşuyorum. derdimi suya anlatıyorum. faydasını görüyor musun? diyeceksiniz haliyle. görmüyorum. suyun da derdimi dinlemesi lazım konuşması lazım lakin biliyorsunuz maalesef bu imkansız.
devamını gör...
küçükesat
bir ankaralı olarak, romantizm yapılacak kadar güzel olmadığını düşündüğüm semt. ha nostalji olur bak ama onu da yapmamaya çalışıyorum artık, can yakıyor.
yine de siz bilirsiniz elbet.
yine de siz bilirsiniz elbet.
devamını gör...
özgür özkan
bazen bir başlığı açmak, sadece bir isim yazmak değil; yılların birikmiş sesini, bakırköy’ün o nemli sokaklarında yankılanan distorsiyonu, istanbul’un kaypak toprağında tutunmaya çalışan gerçek bir abinin izini sürmek oluyor.

tanıdığım için söylemiyorum, çünkü bu yazı bir “tanıyorum” beyanı değil; bir hatıra defterinin sayfalarını çevirmek gibi. sanki o eski dorock gecelerinden birinde, sahne ışıklarının altında ter dökerken yakaladığım bir anıymış gibi akıyor kalemimden. eminim sözlükte onu uzaktan veya yakından da olsa bilen, bir zamanlar killing’in o efsanevi setlerinde ya da soul sacrifice’in anlattığı hikâyelerde yüreği ısınanlar vardır. ama başlığı ilk açan ben olmanın o tuhaf yalnızlığı da var içimde; sanki yıllardır beklenen bir selamlaşmayı geciktirmişiz gibi.
özgür özkan, 48’ine merdiven dayamış, endüstri mühendisliği diplomasını müzik uğruna biraz uzatmış, bakırköy’ün o eski pena music günlerinden başlayarak metalin istanbul’daki en samimi, en inatçı seslerinden biri. bass’la başlamış, sonra gitar, sonra o ses… o ses ki clean vokalde insanı bir anda 90’ların sonu istanbul’una, o pastane konserlerine götürür; brutal’da ise yerin yedi kat altından yükselen bir deprem gibi içimizi sarsar.
türkiye’de clean ve brutal vokal arasında gidip gelebilen, ikisini de zorlamadan, zorlanmadan taşıyabilen isimlerin parmakla sayılacak kadar az olduğu bir coğrafyada, o başa oynar. en azından benim için.
zorlamaz kendini, çünkü sahne onun için stres atma değil, nefes alma meselesidir. murder king’le başlayan ve bir yandan da soul sacrifice’in ikinci albüm sonrası avrupa turnesine uzanan. hayko cepkin projesinde, killing’de… her seferinde aynı adam: frontman değil, sadece “biz” diyen, sahneyi paylaşan, kablo kopsa mikrofonu eline alıp kaosu kucaklayan biri.
altona müzik bakırköy’ün o daracık koridorlarında, ekşi limon beşiktaş’ın loş ışıklarında, dorock’un hem eski hem yeni heavy metal kokan duvarlarında izi var. karavan günlerinden, o ilk kaset koleksiyonlarından, amcasının walkman’inde dinlediği iron maiden’dan, cenk ünnü’nün beşiktaş dükkânından fotokopiyle aldığı tablolardan beslenmiş bir hayat bu.
self-taught bir savaşçı; nota bilmese de ruhu nota. sepultura roots’u pastanede çaldığı ilk setten, unknown’da paradise lost cover’larına, extremity’nin crossover kaosundan fd real’in progresif rüyalarına kadar uzanan bir yol.
pandemi dönemi ev projelerinde cover’lar yaparken bile o aynı özgür: mahalle kültürü kaybolmasın diye, ekran bağımlılığının arasında hâlâ “kendin ol, farklı bir şey yakala” diye gençlere seslenen adam.
ama asıl mesele yetenek değil. asıl mesele o kaypak istanbul toprağında bulabileceğin en nadir şey: gerçek dostluk. abi gibi, ağabey gibi, “lan gel bir çay içelim” veya sahne sonrası “cumhuriyette ciğer iyi gider” derken gözlerinin içine bakan, sahnede devleşirken kapı önünde sakin, cana yakın bir ruh.
25 yıldır aynı ateşin etrafında oturanlardan biri. soul sacrifice’in kapak tasarımı önerirken bile o kadar içten, murder king’in ilk bar setlerini anlatırken bile o kadar mütevazı ki… insan bazen düşünüyor; bu kadar sahici bir ses, bu kadar samimi bir duruş neden hâlâ “hak ettiği yer” tartışmasının ortasında? belki de tam da bu yüzden. çünkü o, trend peşinde koşmadı; o, istanbul’un kendi metalini, kendi folk damarını, kendi öfkesini müziğin içine katmayı tercih etti.
slayer gibi dillerin sınırlarını aşan örneklerden ilham alıp “türk metalinin kendi sesini bulması lazım” diyen, gençlere “enstrüman araç olsun, duygu ve düşünceyi taşısın” diye nasihat veren ender frontmanlardan.
yağmurun terasta okyanus kıvamına geldiği anlar gibi, ses dalgalarının içimize tsunamiye dönüşmesi gibi yazmak istedim bunları. çünkü özgür abi tam da o cümlelerin içinde yaşayan adamlardan. bir plak kapağını fetişleştirmeyen, ama o kapağın içindeki ruhu yıllarca taşıyan; bir konser sonrası terini silerken hâlâ “iyi ki buradayız” diyebilen; bakırköy’ün mahallelerinden çıkıp istiklal’de kuzeniyle metal dinleyicisi yalnızlığını paylaştığı günlerde bile umudunu kaybetmeyen biri.
işte bu yüzden buruklukla açıyorum bu başlığı. çünkü o, türkiye metalinin gizli kahramanlarından, hak ettiği spot ışıklarını yıllardır bekleyen, ama asla şikâyet etmeyenlerden. sevincimse, belki de bu yazı sayesinde birkaç kişinin daha “ulan bu adamı tanıyorum” deyip o eski dorock gecelerini, killing’in sabah beşte biten sohbetlerini, murder king’i, soul sacrifice’in turne anılarını hatırlaması. belki de nihayet o “gerçek dost” sıfatını, o “abi” unvanını sözlüğün bir köşesinde de görür.
özgür abi, senin sesin hâlâ çalıyor içimizde. temizde de, brutalda da. ve istanbul’un kaypak toprağına rağmen, o toprak seni tuttu. biz de tutuyoruz.
e evet, bu yazı bir entry’den çok, yılların birikmiş sözleri gibi olsun istedim. çünkü bazı isimler, sadece “tanıyorum”la geçiştirilmez; onlar hatıra olur, şarkı olur, deprem olur.

tanıdığım için söylemiyorum, çünkü bu yazı bir “tanıyorum” beyanı değil; bir hatıra defterinin sayfalarını çevirmek gibi. sanki o eski dorock gecelerinden birinde, sahne ışıklarının altında ter dökerken yakaladığım bir anıymış gibi akıyor kalemimden. eminim sözlükte onu uzaktan veya yakından da olsa bilen, bir zamanlar killing’in o efsanevi setlerinde ya da soul sacrifice’in anlattığı hikâyelerde yüreği ısınanlar vardır. ama başlığı ilk açan ben olmanın o tuhaf yalnızlığı da var içimde; sanki yıllardır beklenen bir selamlaşmayı geciktirmişiz gibi.
özgür özkan, 48’ine merdiven dayamış, endüstri mühendisliği diplomasını müzik uğruna biraz uzatmış, bakırköy’ün o eski pena music günlerinden başlayarak metalin istanbul’daki en samimi, en inatçı seslerinden biri. bass’la başlamış, sonra gitar, sonra o ses… o ses ki clean vokalde insanı bir anda 90’ların sonu istanbul’una, o pastane konserlerine götürür; brutal’da ise yerin yedi kat altından yükselen bir deprem gibi içimizi sarsar.
türkiye’de clean ve brutal vokal arasında gidip gelebilen, ikisini de zorlamadan, zorlanmadan taşıyabilen isimlerin parmakla sayılacak kadar az olduğu bir coğrafyada, o başa oynar. en azından benim için.
zorlamaz kendini, çünkü sahne onun için stres atma değil, nefes alma meselesidir. murder king’le başlayan ve bir yandan da soul sacrifice’in ikinci albüm sonrası avrupa turnesine uzanan. hayko cepkin projesinde, killing’de… her seferinde aynı adam: frontman değil, sadece “biz” diyen, sahneyi paylaşan, kablo kopsa mikrofonu eline alıp kaosu kucaklayan biri.
altona müzik bakırköy’ün o daracık koridorlarında, ekşi limon beşiktaş’ın loş ışıklarında, dorock’un hem eski hem yeni heavy metal kokan duvarlarında izi var. karavan günlerinden, o ilk kaset koleksiyonlarından, amcasının walkman’inde dinlediği iron maiden’dan, cenk ünnü’nün beşiktaş dükkânından fotokopiyle aldığı tablolardan beslenmiş bir hayat bu.
self-taught bir savaşçı; nota bilmese de ruhu nota. sepultura roots’u pastanede çaldığı ilk setten, unknown’da paradise lost cover’larına, extremity’nin crossover kaosundan fd real’in progresif rüyalarına kadar uzanan bir yol.
pandemi dönemi ev projelerinde cover’lar yaparken bile o aynı özgür: mahalle kültürü kaybolmasın diye, ekran bağımlılığının arasında hâlâ “kendin ol, farklı bir şey yakala” diye gençlere seslenen adam.
ama asıl mesele yetenek değil. asıl mesele o kaypak istanbul toprağında bulabileceğin en nadir şey: gerçek dostluk. abi gibi, ağabey gibi, “lan gel bir çay içelim” veya sahne sonrası “cumhuriyette ciğer iyi gider” derken gözlerinin içine bakan, sahnede devleşirken kapı önünde sakin, cana yakın bir ruh.
25 yıldır aynı ateşin etrafında oturanlardan biri. soul sacrifice’in kapak tasarımı önerirken bile o kadar içten, murder king’in ilk bar setlerini anlatırken bile o kadar mütevazı ki… insan bazen düşünüyor; bu kadar sahici bir ses, bu kadar samimi bir duruş neden hâlâ “hak ettiği yer” tartışmasının ortasında? belki de tam da bu yüzden. çünkü o, trend peşinde koşmadı; o, istanbul’un kendi metalini, kendi folk damarını, kendi öfkesini müziğin içine katmayı tercih etti.
slayer gibi dillerin sınırlarını aşan örneklerden ilham alıp “türk metalinin kendi sesini bulması lazım” diyen, gençlere “enstrüman araç olsun, duygu ve düşünceyi taşısın” diye nasihat veren ender frontmanlardan.
yağmurun terasta okyanus kıvamına geldiği anlar gibi, ses dalgalarının içimize tsunamiye dönüşmesi gibi yazmak istedim bunları. çünkü özgür abi tam da o cümlelerin içinde yaşayan adamlardan. bir plak kapağını fetişleştirmeyen, ama o kapağın içindeki ruhu yıllarca taşıyan; bir konser sonrası terini silerken hâlâ “iyi ki buradayız” diyebilen; bakırköy’ün mahallelerinden çıkıp istiklal’de kuzeniyle metal dinleyicisi yalnızlığını paylaştığı günlerde bile umudunu kaybetmeyen biri.
işte bu yüzden buruklukla açıyorum bu başlığı. çünkü o, türkiye metalinin gizli kahramanlarından, hak ettiği spot ışıklarını yıllardır bekleyen, ama asla şikâyet etmeyenlerden. sevincimse, belki de bu yazı sayesinde birkaç kişinin daha “ulan bu adamı tanıyorum” deyip o eski dorock gecelerini, killing’in sabah beşte biten sohbetlerini, murder king’i, soul sacrifice’in turne anılarını hatırlaması. belki de nihayet o “gerçek dost” sıfatını, o “abi” unvanını sözlüğün bir köşesinde de görür.
özgür abi, senin sesin hâlâ çalıyor içimizde. temizde de, brutalda da. ve istanbul’un kaypak toprağına rağmen, o toprak seni tuttu. biz de tutuyoruz.
e evet, bu yazı bir entry’den çok, yılların birikmiş sözleri gibi olsun istedim. çünkü bazı isimler, sadece “tanıyorum”la geçiştirilmez; onlar hatıra olur, şarkı olur, deprem olur.
devamını gör...
kahve makinesi tavsiyesi
arzumun tek muglık filtre kahve makinesi, sehayatlerimde bile yanımda götürdüğüm oluyor
devamını gör...
dune
kızımın ilgi alanına hitap eden bir kitap olduğu için hediye olarak almıştım. sonra serinin ilk kitabını ben de okudum. tamam ilk kitabı ilgiyle okudum ve beğendim ancak yine de benim tarzım olduğunu söyleyemem. kızım benden sonra tüm seriyi okuduğu gibi filmlerini de izledi. yüzüklerin efendisi serisini sevenler beğeneceklerdir. yine kurgu bir evren, fantastik canlılar var. içinde biraz mistisizm biraz da bilimsellik soslanmış. gençler sever sanıyorum.
devamını gör...
ingilizce kaynak önerileri
önerilen kitaplar güzel kitaplar ama naçizane bir tavsiyem olacak. netflix. genelde yabancı dil öğrenen herkesi en çok zorlayan şey günlük kullanım oluyor. altyazıyı kapatıp orjinal lisanında dinlemek deyimler, kelime haznesi, aksan ve akıcılık açısından çok ciddi fayda sağlayan bir şey. bir de belli bir kelime bilgisini oturttuktan sonra sözlüksüz roman okumaya zorlayın kendinizi. ilk başta bilmediğiniz çok kelime olacak ama tekrar tekrar okuyunca beyninizin bilmediğiniz kelimeyi çözümlediğini ve konuşmada kullanabilir hale getirdiğini de deneyimleyebilirsiniz. lisanı daha rahat kullanma aşamasına geldiğinizde bunları tavsiye ederim.
devamını gör...
artık kimsenin psikoloğa gitmemesi
bir ara tavsiye üzerine genel olarak memnun kalınan bir psikoloğa gitmiştim doğrusu, instagramdan da takip etmeye başlamıştım, arabasıyla 200 km hız yaptığı anların videosunu paylaşınca içimden önce kendini tedavi et diyip bıraktım.
daha da hiçbirine gitmedim.
daha da hiçbirine gitmedim.
devamını gör...
netflix içerik önerisi
biraz daha egzotik dizilere kaymak isterseniz koreli "alchemy of the soul 1&2", "what is wrong with secretary kim", çinli "love like the galaxy", "the double" tavsiye edebileceğim diziler.
devamını gör...
ilk iş hayatı şokunuz neydi sorunsalı
profesyonel yalancılığın kitabını yazıyo millet
devamını gör...
ilk iş hayatı şokunuz neydi sorunsalı
12 yaşındaydım. kaportacı bir akrabamız vardı. hasan usta, annemin dayısının oğlu. yazın onun yanına çırak olarak işe başladım. 1 haftalığım ya da 1 aylık neyse işte hatırlamıyorum tamirhaneye gelen arabayı nasıl becerdilerse artık cayır cayır yakmışlardı. önce korktum haliyle sonra da herhalde oluyor böyle şeyler diye düşünmüştüm.
devamını gör...
ya kızım beni deli etme ben aradığımda o telefon açılacak diyen erkek
bu erkek tipi, ilk bakışta güven ve sahiplenme vaat ediyor gibi görünür. sanki ben buradayım, kontrol bende mesajı verir. bu yüzden bazılarına güçlü, kararlı, hatta çekici gelebilir. özellikle ne istediğini bilen erkek algısıyla örtüştüğü için kolayca cazibe üretebilir.
ama bu söylemin altı çoğu zaman masum değildir. bu bir rica değil, beklenti hiç değil. doğrudan bir talep, hatta küçük bir talimat içerir. iletişimde eşitlikten çok kontrol arzusu sezilir. telefonun açılması meselesi aslında bir simgedir. yani ulaşılabilirlik, hesap verebilirlik ve sınırların esnetilmesi falan.
genelde bu tip erkekler kendilerini koruyucu ya da sahiplenen olarak tanımlar. dışarıdan bakıldığında özgüvenli ve baskın duruşları alfa olarak görülür. bu yüzden tercih edilebilir bulunmaları şaşırtıcı değil. çünkü netlik ve kararlılık, özellikle duygusal belirsizlik yaşayan insanlar için çekici olabilir.
ancak işin karanlık tarafı da tam burada başlar. telefonu açacaksın ile başlayan şey, zamanla “orada olmayacaksın”, “bununla konuşmayacaksın” gibi genişleyebilir. sınır çizmek zorlaşır, çünkü en başta o sınır zaten tanınmamıştır. müdahale normalleşir, kontrol ise sevgiyle karıştırılır.
yanisi bu cümle bir ilgi göstergesi değil, bir işarettir. dikkat edilmezse büyüyebilecek bir kontrol ihtiyacının erken sinyali. ilk başta güven verir, sonra alan daraltır. bu yüzden çekici olduğu kadar temkin gerektiren bir profil bence.
ama bu söylemin altı çoğu zaman masum değildir. bu bir rica değil, beklenti hiç değil. doğrudan bir talep, hatta küçük bir talimat içerir. iletişimde eşitlikten çok kontrol arzusu sezilir. telefonun açılması meselesi aslında bir simgedir. yani ulaşılabilirlik, hesap verebilirlik ve sınırların esnetilmesi falan.
genelde bu tip erkekler kendilerini koruyucu ya da sahiplenen olarak tanımlar. dışarıdan bakıldığında özgüvenli ve baskın duruşları alfa olarak görülür. bu yüzden tercih edilebilir bulunmaları şaşırtıcı değil. çünkü netlik ve kararlılık, özellikle duygusal belirsizlik yaşayan insanlar için çekici olabilir.
ancak işin karanlık tarafı da tam burada başlar. telefonu açacaksın ile başlayan şey, zamanla “orada olmayacaksın”, “bununla konuşmayacaksın” gibi genişleyebilir. sınır çizmek zorlaşır, çünkü en başta o sınır zaten tanınmamıştır. müdahale normalleşir, kontrol ise sevgiyle karıştırılır.
yanisi bu cümle bir ilgi göstergesi değil, bir işarettir. dikkat edilmezse büyüyebilecek bir kontrol ihtiyacının erken sinyali. ilk başta güven verir, sonra alan daraltır. bu yüzden çekici olduğu kadar temkin gerektiren bir profil bence.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
çok küçük sayılabilecek bir olay yahut durum yüzünden çıkan büyük çapta akademik tartışmaları okumayı seviyorum. her şeyin detayı hoşuma gidiyor. bütünü göremiyorum zaten.
devamını gör...
ilk iş hayatı şokunuz neydi sorunsalı
mesai saatinden çok önce orada olmamız gerekmesi.
bir mağazada çalışmaya başlayacaktım ve mağaza saat 9’da açılıyor diye ben de tam 9’da orda oldum.
diğer çalışan bana bi memnuniyetsiz bakarak “neden geç kaldın?” dedi.
baktım saat de 9.02, “yoo geç kalmadım ki tam zamanında geldim” dedim.
“9’da açıyoruz mağazayı ya, 8.30’da burda olman lazımdı” dedi.
kardeş ben nerden bileyim daha erken gelinmesi gerektiğini, bana böyle bir şey söylenmedi ki. hayatımda da ilk defa çalışıyorum diye bana ne söylenirse onu yaptım sonrasında.
bir mağazada çalışmaya başlayacaktım ve mağaza saat 9’da açılıyor diye ben de tam 9’da orda oldum.
diğer çalışan bana bi memnuniyetsiz bakarak “neden geç kaldın?” dedi.
baktım saat de 9.02, “yoo geç kalmadım ki tam zamanında geldim” dedim.
“9’da açıyoruz mağazayı ya, 8.30’da burda olman lazımdı” dedi.
kardeş ben nerden bileyim daha erken gelinmesi gerektiğini, bana böyle bir şey söylenmedi ki. hayatımda da ilk defa çalışıyorum diye bana ne söylenirse onu yaptım sonrasında.
devamını gör...
william shakespeare
eserleriyle ingilizceden ilk tanışmam lise ingiliz edebiyatı hocamız aracılığıyla oldu. daha evvel türkçelerini okuyup keyif almıştım ama orjinalini okumadığınız sürece tercümeden hakkını vermenin neredeyse imkansız olduğu yazarlardan. the bard diye geçmesinin gerçekten bir sebebi var. eser boyunca devam eden kelime oyunları, kullanılan kelimelerin alternatif anlamlarına dayalı olarak sürekli değişen anlatı, lisanın kendi yapısıyla çok bağlantılı. o derste tek bir eserinin üstünden geçmiştik ama kelime haznemi aşırı derecede derinleştirmeyi tek bir eser bile başardı. gerçi eserlerinin bu özelliği william shakespeare'in kollektif bir çalışma olduğu yönünde düşüncelere de sebep olan şey. hem çok üretken olması hem de oynak bir lisanla yazılmış olması bu düşünceyi besleyen şeylerden biri.
devamını gör...
ilk iş hayatı şokunuz neydi sorunsalı
kadın geldi: "ilayda hanım da ilayda hanım";
kadın gitti: "ne gerizekalı karı", "kesin adet günü", "ama ne bacak var"
lan şerefinizi silkeyim dedim. sonra anladım ki ne şerefi 100 dolar için anasını yalana koşan tipler.
kadın gitti: "ne gerizekalı karı", "kesin adet günü", "ama ne bacak var"
lan şerefinizi silkeyim dedim. sonra anladım ki ne şerefi 100 dolar için anasını yalana koşan tipler.
devamını gör...
sözlük yazarlarının gurur duydukları özellikleri
dilimi burnuma değdirebiliyorum
devamını gör...
dune
dune serisinin ilk kitabı da aynı adı taşıyor. bilimkurgu fantastik diye sınıflandırılabilecek, mistisizm yoğun, kabilesel ve dinsel temaları yüksek olduğu kadar insan tabiatının asil olduğu kadar kötü ve manipülatif yönlerine de dalan müthiş bir eser. serideki kitapların hepsini okumama rağmen favorim her zaman ilk kitap. yönetim bacağında erkek egemenliğin hakim olduğunu görüyorsunuz. mistik tarafta da kadın egemenliğinin. ve tüm gücü arka plandan ele geçirmeye çalışanlar da kadınların egemenliğindeki mistik grup.
neden bilmiyorum ama islam ve arap kabile temalarını hatırlatıyor bana hikayenin kurgusu bir tık.
neden bilmiyorum ama islam ve arap kabile temalarını hatırlatıyor bana hikayenin kurgusu bir tık.
devamını gör...
sözlük yazarlarının gurur duydukları özellikleri
çok sabırlı ve anlayışlıyım. işime sabır gösteririm, sonuna kadar götürür netice elde edene kadar gayret gösteririm. insanlara sabır ederim, eğer içinde bir yerlerde insani bir damar görmüşsem ortaya çıkarana kadar emek veririm. anlayış ise yaşanmışlıkların verdiği doğal bir özellik. attan düşen attan düşenin halini anlar hesabı..
devamını gör...

