zaman tüneli
düş peşindeyim düş peşime
sarhoş palavraları ve nahoş nidalar albümünden bir kayra şarkısıdır.
kapkaranlık arabalarda metresiyle iş tutan davarlar,
metresin yanında ülke akıbetini masaya yaslamışlar.
sonra az biraz bir fanteziyle ne kadar azınlık hakkı varsa soktular, çıkardılar.
militarizme övgülerle katkılarını sundular,
evler bastılar, en sonunda "vatan için!" deyip işin içinden çıktılar.
kapkaranlık arabalarda metresiyle iş tutan davarlar,
metresin yanında ülke akıbetini masaya yaslamışlar.
sonra az biraz bir fanteziyle ne kadar azınlık hakkı varsa soktular, çıkardılar.
militarizme övgülerle katkılarını sundular,
evler bastılar, en sonunda "vatan için!" deyip işin içinden çıktılar.
devamını gör...
ice cream man
90'lar da çekilmiş aynı isimli korku filminin yeniden çevriminde yönetmenliği eli roth üstleniyor. başrollerinde yine eli roth ve ari millen'in oynadığı filmin gösterim tarihi 7 ağustos 2026.
devamını gör...
organik olmayan psikoz
21 yaşında atipik (organik olmayan) psikoz şeklinde teşhis konup rapor verilmişti. bu hastalığın en zorlayan yanı hiç durmayan zihindir. sıradan bir zihin yoğunluğunun yanında bir de gerçeklikle gerçeklikten kopuşun bir karmaşa halinde zihninde anafor oluşturmasıdır. döner dururlar, zaman zaman durulur ama bu sefer de mantık dışı düşünceler, halüsinasyonlar patlak verir. sesler, görüntüler, nesnelerin, fotoğrafların hareketlenmesi, anlık veya uzun süreli halde gelip durur. bunlar yüzünden iletişimin aksar, konuşman tekler, kelimeler cümleler karışır. öyle olunca da içine kapanırsın, kendini suçlarsın özgüvenini sarsar, ifade güçlüğünden gerginleşirsin. işin sosyal boyutu da kötü, insanlar bu hastalık yüzünden sağı solu belli olmayan, psikopat, saldırgan biri olduğunu düşünür genellikle. zaten çoğu empati yoksunu olduğundan tahayyül edemez zihninde yaşadıklarını.
devamını gör...
yakışıklı mısırcı
sattığı mısırı koçanıyla yemeye hazır abaza müşterilerini keyifle ağırlar ama bir iki cümle kurmaya çalışınca da neden mısır sattığı ortaya çıkar tabi.
devamını gör...
ertelenmiş duygular
yaşanmadığı/artık yaşamadığı ya da söndü sanılan ama aslında içeride beklemeye alınmış hislerdir. insan bazen; üzülmeyi, öfkelenmeyi, özlemeyi ya da yüzleşmeyi zamana bırakır. fakat o duygular asla kaybolmaz, yalnızca sessizleşir. sonra en alakasız ve olmadık anda, bambaşka bir olayın tetiklemesiyle birlikte geri dönerler ve aslında iç dünyanızdaki hiçbir şeyin değişmediğini hatırlatırlar.
devamını gör...
yakışıklı mısırcı
o mıntıkada bir dolaşsalar ondan daha yakışıklı bir sürü erkek görürler. millet kafayı sıyırmış.
devamını gör...
yakışıklı mısırcı
her şeyin bokunu çıkarma da dünya markasıyız.
devamını gör...
yakışıklı mısırcı
karaköy'de mısır satarak geçimini sağlayan genç bir arkadaşın bir anda sosyal medya ünlüsüne dönüşmesi insanların bazen ne kadar boş işlerle uğraştığını kanıtlar gibi .adama ruslar tur filan düzenliyormuş çok enteresan.
share.google/cSeuV0tsEveQb3FhB
share.google/cSeuV0tsEveQb3FhB
devamını gör...
kendi içinde büyüyen boşluklar
insanın her zaman adını koyamadığı ama yokluğunu derinden hissettiği eksilmelerdir. bazen kaybedilen bir şeyden, bazen hiç sahip olunamamış olandan, bazen de ertelenmiş duyguların içte birikmesinden doğar.
devamını gör...
bir günlük öldürün beni
bayıldığım bir kayra şarkısıdır..
hikâyeden de olsa bi' günlük öldürün beni
dört ceset gücünde gölgelerle debelenirken sendeler kafam
düşer mesafe tanımadan
bana musallat olmuş haybeden ziyan
hikâyeden de olsa bi' günlük öldürün beni
dört ceset gücünde gölgelerle debelenirken sendeler kafam
düşer mesafe tanımadan
bana musallat olmuş haybeden ziyan
devamını gör...
hayatın kolaylaşması
dubai'de 25 yıldızlı otelinizin havuzu başında, bu gece hangi dünya güzeli ile çılgın atayım diye kafa patlatırken, karşınızda bütün bir heybetiyle yükselen gökdelenlerde füze patlaması. aniden dubai'den ayrılmanız gerekmesi ama havaalanlarının füze talimhanesine dönüşmesi sebebiyle hiçbir yere gidememek. ardından dünyanın bütün fıstık kızlarıyla tanışmak zorunda kalmak..
hayata gel..
hayata gel..
devamını gör...
biskolata erkeği reddetmek
ben biskolata'ya da erkeğine de hayır diyemiyorum seda apla.
şimdi amerikalı kristopher gibi erkek reddedilir mi? yaşlansa da hala ilah gibi olan carlos martin gibi erkek reddedilir mi? arjantinli tango düşkünü mariano gibi erkek reddedilir mi? fransız cedric francis gibi erkek reddedilir mi? en kötü bruno olsun o bile reddedilir mi? soruyorum size?
ben seçmem biskolatasını da erkeğini de. dostum, nimet reddedilir mi?
şimdi amerikalı kristopher gibi erkek reddedilir mi? yaşlansa da hala ilah gibi olan carlos martin gibi erkek reddedilir mi? arjantinli tango düşkünü mariano gibi erkek reddedilir mi? fransız cedric francis gibi erkek reddedilir mi? en kötü bruno olsun o bile reddedilir mi? soruyorum size?
ben seçmem biskolatasını da erkeğini de. dostum, nimet reddedilir mi?
devamını gör...
cevap verme çabası
insanın dışarıdan gelen sorulara olduğu kadar kendi içinde büyüyen boşluklara da bir anlam yetiştirme isteğidir. bazen bir savunma, bazen bir açıklama, bazen de suskun kalmamak için verilen içgüdüsel bir karşılıktır.
devamını gör...
ayakta kalabilmek
kalamam. zordur. çok zordur. azıcık yorulsam hemen bir yere uzanma isteği kaplar içimi. tembellik çok zor.
devamını gör...
biskolata erkeği reddetmek
biskolata erkeğini reddetmek kolay, önemli olan hanımeller erkeğini reddedebilmek.
devamını gör...
ayakta kalabilmek
her darbeyi hiç sarsılmadan karşılamak değil; sarsıldıktan sonra dağılmadan yönünü yeniden bulabilmektir. insan bazen gücüyle değil, yorgunluğuna rağmen sürdürdüğü direnciyle ayakta kalır. bu yüzden ayakta kalmak, yalnızca dayanmak değil, kırılmadan olmasa bile çözülmeden devam edebilmektir.
devamını gör...
kafede yalnız başına oturan insan
aslında çoğumuz yalnızız. iki kişi aynı masada oturuyor diye illa birbirine ulaştığı anlamına gelmiyor ki. evet, bazıları gerçekten müzik dinlemek, kitap okumak, kendi içine çekilmek için tek başına oturmayı seviyor. ama bir kısmı da “birlikteyiz işte” diye düşünüyor. oysa aynı masada, aynı anda bambaşka dünyalardalar. biri telefonuyla meşgul, öteki kendi düşüncelerinin içinde kaybolmuş gidiyor.
buna hemen “teknoloji suçlu” diyebiliriz ama bence o kadar basit değil. teknoloji sadece zaten var olan kopukluğu daha net gösteriyor. asıl sorun daha derinde. insanlar arasında o eski bağ çoktan gevşemiş, yer yer kopmuş.
artık kimse kolay kolay birbirine dayanmak istemiyor. dayanmak sabır gerektiriyor, emek gerektiriyor, zaman gerektiriyor. bunlar da çoğumuza fazla ağır geliyor. herkes “daha iyisini” arıyor, birazcık sıkıntıya bile tahammülü kalmamış. ama kendi “daha iyi” olmak için uğraşan yok denecek kadar az. o yüzden ilişkiler deneme sürümü gibi oluyor. kısa, sığ ve ilk terslikte silinip giden cinsten.
samimiyet bile garipleşti. var gibi yapılıyor ama içten içe hissedilmiyor. herkes bir rol kesiyor, kimse gerçekten inanmıyor. karşı taraf da bunu seziyor zaten, hemen içgüdüsel olarak mesafe koyuyor. sonra döngü başa sarıyor.. yine aynı yalnızlık.
bu yüzden kafede tek başına oturan insan bana göre artık garip değil. asıl garip olan, kalabalık masalarda bile içinin bomboş olması. dolu gibi duran masalar, aslında en derin yalnızlığın yaşandığı yerler haline geldi.
buna hemen “teknoloji suçlu” diyebiliriz ama bence o kadar basit değil. teknoloji sadece zaten var olan kopukluğu daha net gösteriyor. asıl sorun daha derinde. insanlar arasında o eski bağ çoktan gevşemiş, yer yer kopmuş.
artık kimse kolay kolay birbirine dayanmak istemiyor. dayanmak sabır gerektiriyor, emek gerektiriyor, zaman gerektiriyor. bunlar da çoğumuza fazla ağır geliyor. herkes “daha iyisini” arıyor, birazcık sıkıntıya bile tahammülü kalmamış. ama kendi “daha iyi” olmak için uğraşan yok denecek kadar az. o yüzden ilişkiler deneme sürümü gibi oluyor. kısa, sığ ve ilk terslikte silinip giden cinsten.
samimiyet bile garipleşti. var gibi yapılıyor ama içten içe hissedilmiyor. herkes bir rol kesiyor, kimse gerçekten inanmıyor. karşı taraf da bunu seziyor zaten, hemen içgüdüsel olarak mesafe koyuyor. sonra döngü başa sarıyor.. yine aynı yalnızlık.
bu yüzden kafede tek başına oturan insan bana göre artık garip değil. asıl garip olan, kalabalık masalarda bile içinin bomboş olması. dolu gibi duran masalar, aslında en derin yalnızlığın yaşandığı yerler haline geldi.
devamını gör...
yaşlandıkça insanda değişen şeyler
hani yaşlandıkça daha az uyku ile yetiniyorduk? yaşlılar hani daha az uyurdu? ben niye böyle oldum. saçlarımın yarısı beyazladı ama maşallah bıraksalar bütün gün uyurum. yoksa, yoksa?! yoksa ben hâlâ gencecik olabilir miyim? bir ihtimal? umut yaşlının ekmeği diye boşuna dememişler. *
devamını gör...
kendini kanıtlama isteği
insanın yalnızca başkalarına değil, çoğu zaman kendi içindeki şüpheye de cevap verme çabasıdır. bazen çalışkanlık, azim ve yükselme arzusu üretirken, bazen de kişiyi gereğinden fazla yoran, sürekli onay arayan bir döngüye çevirir. bu yüzden mesele kendini göstermek değil, değerini sadece dışarıdan gelecek alkışa bağlamadan ayakta kalabilmektir.
devamını gör...
