zaman tüneli
yılmaz erdoğan
"bütün irkekler benim yerimde olmah istiyüür. çok şanslı bir erkağem bien" pozu.
devamını gör...
müjdat gezen
hastalık hastasıdır, sır değildir. biri "abi sen sarardın" dediyse gerginlik de var, vermişlerdir serumu.
olay çıkaran kadın için herkes saygısızlık yorumu yapmış ama katılmıyorum.
hem gezen gibi büyük bir usta ve büyük emekle sahneye koyulan oyun hem de seyirci para hırsından merdiven ve plastik sandalye bileti satan paçavraları için vurgun fırsatına malzeme edilmiş.
anlamayana not: organize şirketini diyorum.
orrr-ganize evet.
buna sesini çıkaran saygısızlık etmemiş tam tersine saygıyı hak etmiştir.
ablaya tebrikler.
ses çıkarın la biraz!
kaçak inşaat yapan "oy vermem ha!" diyor
sen hakkını savunana "cık cık" yapıyorsun...
olay çıkaran kadın için herkes saygısızlık yorumu yapmış ama katılmıyorum.
hem gezen gibi büyük bir usta ve büyük emekle sahneye koyulan oyun hem de seyirci para hırsından merdiven ve plastik sandalye bileti satan paçavraları için vurgun fırsatına malzeme edilmiş.
anlamayana not: organize şirketini diyorum.
orrr-ganize evet.
buna sesini çıkaran saygısızlık etmemiş tam tersine saygıyı hak etmiştir.
ablaya tebrikler.
ses çıkarın la biraz!
kaçak inşaat yapan "oy vermem ha!" diyor
sen hakkını savunana "cık cık" yapıyorsun...
devamını gör...
güzel bir kadını çirkin gösteren detaylar
dinden bahsetmesi hiç sevmiyorum. şimdi din düşmanı diyecekler sevmiyorum inançları din konularını sevmiyorum bu kadar.
devamını gör...
aşk
şöyle dolu bir hamburger aşktır işte.
devamını gör...
doctor wilde's twilight adventure
alman prog rock / neo-prog grubu argos imzalı, 2026 çıkışlı albüm ve albüme ismini veren parçadır. henüz sadece albüme ismini veren şarkısını dinleyebildim. pek güzel gerçekten. yani standart bir neo-prog parçasından öte, valsimsi hatta jazzy kısımları falan da var. yağ gibi akıyor. nefis şarkı.
devamını gör...
22 nisan 2026 galatasaray gençlerbirliği maçı
aşırı sıkıcı bir ilk yarı izledik.
orta saha çok etkisizdi.
ahmet kutucu birader olmuyor ya zorlamayalım istersen.
osimhen istiyorum lan çok mu?
orta saha çok etkisizdi.
ahmet kutucu birader olmuyor ya zorlamayalım istersen.
osimhen istiyorum lan çok mu?
devamını gör...
varol gurme
yaptıkları denizli kebabı gerçekten çok lezzetli olan bir denizli restoranı. garsonları nazik ve serviste özenliler. geçen sene 3 kişi 4-5 bin tl civarı hesapla kalkmıştık masadan. şimdi nasıl, bilmiyorum. denizli'ye tekrar yolumuz düşerse gideceğim.
devamını gör...
isa aras mersinli
bir şey daha ilave edeyim. tantrum’un entry’sini yeni gördüm.
bu oğlan kroki çizmiş, krokiden anladığım kadarıyla hedefleme hiyerarşisi yapmış, atış eğitimi var. yani okul basıp “takır tukur” insan öldürmemiş, resmen kafasında bir tür operasyon yapmış.
sonunda kendini de öldürmedi, bildiğim kadarıyla bir aşçı bir bıçak attı da, bacak atardamarını parçaladı.. yani bence ölmeyi, hatta yakalanmayı da düşünmüyordu.
yani bu oğlan bence kaçmayı planlıyordu. etrafta ormanlık alan gibi bir yer varsa, ben olsam bir kontrol ederdim.
bu oğlan kroki çizmiş, krokiden anladığım kadarıyla hedefleme hiyerarşisi yapmış, atış eğitimi var. yani okul basıp “takır tukur” insan öldürmemiş, resmen kafasında bir tür operasyon yapmış.
sonunda kendini de öldürmedi, bildiğim kadarıyla bir aşçı bir bıçak attı da, bacak atardamarını parçaladı.. yani bence ölmeyi, hatta yakalanmayı da düşünmüyordu.
yani bu oğlan bence kaçmayı planlıyordu. etrafta ormanlık alan gibi bir yer varsa, ben olsam bir kontrol ederdim.
devamını gör...
elbet steakhouse
(bkz: elbet biftek kavuşacağız)
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
elbet steakhouse
akatlar şubesinde kalabalık akşamlarda garsonlarının serviste geciktiği mekandır. menüsü fena değildir. iki kişilik bir akşam yemeği aşağı yukarı 8-10 bin liraya geliyor. beklentiyi yüksek tutmazsanız sorun yok.
devamını gör...
yahudi denildiğinde akla gelen ilk şey
yaratık.
sadece güncel olaylardan ilerlersek gazze'de binlerce çocuğun ölümün sebep olan da bu yaratıklar, abd-iran savaşını başlatıp ilk gününde bilerek 160 iranlı kız çocuğunu öldürenler de bunlar. tarihte 109 ülkeden kovulmuş olmaları da yaratık oluşlarının göstergesidir.
sadece güncel olaylardan ilerlersek gazze'de binlerce çocuğun ölümün sebep olan da bu yaratıklar, abd-iran savaşını başlatıp ilk gününde bilerek 160 iranlı kız çocuğunu öldürenler de bunlar. tarihte 109 ülkeden kovulmuş olmaları da yaratık oluşlarının göstergesidir.
devamını gör...
yahudi denildiğinde akla gelen ilk şey
bilinenin aksine holokost'la birlikte uğradıkları ırkçılık sona ermemiş, yeni bir boyut kazanmıştır. antisemitizmin revaçta olduğu günümüzde dünya genelinde anti-defamation league, american israel public affairs committee, world jewish congress gibi az sayıda ama önemli enstitü ve kurumlar aracılığıyla uğradıkları kara propaganda, ayrımcılık ve nefret suçlarıyla mücadele etmektedirler.
devamını gör...
yüzsüz olmanın dayanılmaz hafifliği
kalabalık bir caddede yürüyorum. zamanım da var vitrinlere de bakıyorum. çok büyük bir şirketin yöneticisi kitap yazmış, imza günü var.
bu şirket üç yıl içinde büyük hatalar yaptı. ölü de var. medya da konuyu yarı kapalı olarak da anlattılar. sorun (bilinen) üçüncü hataya kadar sürdü. artık ölüm olunca anlaşılıyor ki vaz geçmişler.
ama adamın umurunda değil. o kitap imzalayıp, hayatındaki başarılarını anlatıyor.
bu şirket üç yıl içinde büyük hatalar yaptı. ölü de var. medya da konuyu yarı kapalı olarak da anlattılar. sorun (bilinen) üçüncü hataya kadar sürdü. artık ölüm olunca anlaşılıyor ki vaz geçmişler.
ama adamın umurunda değil. o kitap imzalayıp, hayatındaki başarılarını anlatıyor.
devamını gör...
yosun (kısa film)
senaryosu stephan miras tarafından yazılmış ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; 2024 yılında yayınlanmıştır.

uzun yıllar aynı yastığa baş koyduğu karısı songül'ü 10 yıl önce kanser nedeniyle kaybeden bir adamın içinde olduğu duygu durumu konu ediniliyor.
botanik işleri ile ilgilenmiş ve 30 yıl boyunca karısını bir kez bile çiçeksiz bırakmamış, karısı onu konuşmadan anlayan tek kişiymiş bu dünyada, çocukları olsun istemişler, olmamış...
hollanda'da yaşamışlar bir süre, para kazanmak için gitmişler oraya, hayalleri, umutları varmış daha, ölüm gelip bozmuş bütün hayallerini, artık onu konuşmadan anlayan biri kalmamış bu dünyada.
âşık olduğu insanı yitirdikten sonra görünmez olduğunu düşünüyor...
filmin en can alıcı kısmı buydu benim için,
açıkçası hikâyeyi anlatma tarzı da etkileyiciydi, belki gözlerim dolmuş olabilir,
âşık olduğu insan öldükten sonra artık bir hayalet, bir görünmez olduğunu düşünmesi etkileyici ve sarsıcıydı, o gittikten sonra artık seni anlayan kimsenin kalmaması üzücü, acıtıcı bir şeydi.
filmimizin yosun ile ilgisine gelecek olursak,
ilerleyen sahnelerde neden filme bu adın verildiğini o zaman anlıyoruz.
filmin sonunda adamın yanına bir kadın oturuyor, o kadın onu gören tek kişiydi, o kadının adamın hayatındaki önemini tahmin ediyorum, o kadın onu gören tek kişi olduğuna göre, tahmin ettiğimiz kişi olmalı...
âşık olunan insanın yokluğunun kişiyi görünmez kılması üzerine düşündüren bir kısa filmdi, konusu özgündü, oyuncunun hikâyesini anlatma biçimi etkileyiciydi.
kimin yokluğu görünmez kıldı seni?
acıdan yosun tuttun mu hiç?

uzun yıllar aynı yastığa baş koyduğu karısı songül'ü 10 yıl önce kanser nedeniyle kaybeden bir adamın içinde olduğu duygu durumu konu ediniliyor.
botanik işleri ile ilgilenmiş ve 30 yıl boyunca karısını bir kez bile çiçeksiz bırakmamış, karısı onu konuşmadan anlayan tek kişiymiş bu dünyada, çocukları olsun istemişler, olmamış...
hollanda'da yaşamışlar bir süre, para kazanmak için gitmişler oraya, hayalleri, umutları varmış daha, ölüm gelip bozmuş bütün hayallerini, artık onu konuşmadan anlayan biri kalmamış bu dünyada.
âşık olduğu insanı yitirdikten sonra görünmez olduğunu düşünüyor...
filmin en can alıcı kısmı buydu benim için,
açıkçası hikâyeyi anlatma tarzı da etkileyiciydi, belki gözlerim dolmuş olabilir,
âşık olduğu insan öldükten sonra artık bir hayalet, bir görünmez olduğunu düşünmesi etkileyici ve sarsıcıydı, o gittikten sonra artık seni anlayan kimsenin kalmaması üzücü, acıtıcı bir şeydi.
filmimizin yosun ile ilgisine gelecek olursak,
ilerleyen sahnelerde neden filme bu adın verildiğini o zaman anlıyoruz.
filmin sonunda adamın yanına bir kadın oturuyor, o kadın onu gören tek kişiydi, o kadının adamın hayatındaki önemini tahmin ediyorum, o kadın onu gören tek kişi olduğuna göre, tahmin ettiğimiz kişi olmalı...
âşık olunan insanın yokluğunun kişiyi görünmez kılması üzerine düşündüren bir kısa filmdi, konusu özgündü, oyuncunun hikâyesini anlatma biçimi etkileyiciydi.
kimin yokluğu görünmez kıldı seni?
acıdan yosun tuttun mu hiç?
devamını gör...
yahudi denildiğinde akla gelen ilk şey
herkesi salak sanmak bedava yoldan çıkar elde etmek bir uyanık sensin tabii dedirtmek.. genelde loser olanları ucuza satın aldı uyduruk resim tablolarını hayvani fiyatları satarak kendine çok akıllı sanar ama hiç bir bok satamaz... bir de sözlükte yahudilerin reklamını yapan bir eleman var nickini vermeme gerek yok hayatımda gördüğüm en keko yahudi herhalde hani yahudiyim deyip de fotolarda yüzüne smiley koyarak sansürlemek tam bir süzme salaklık olmalı.
devamını gör...
(tematik)
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
sizlere gezegenimize dünya isminin nasıl verildiği hakkında bilgi vermek isterim..
insanlığın kadim hikâyesi, mutlak bir kayıtsızlık içinde başlamıştı. adem ile havva, cennetin uçsuz buçaksız nimetleri arasında, tabiri caizse "ekmek elden su gölden" bir hayat sürüyorlardı. varoluş kaygısından uzak, sadece yaratıcıya odaklı bu huzurlu yaşam, karanlığın temsilcisi için tahammül edilemez bir tabloya dönüşmüştü. şeytan, kendi kibrinin esiri olmuş bir mağrur olarak, kendini onlardan üstün görüyor; bu sonsuz mülkün yegâne hâkimi olma iddiasını her fırsatta yineliyordu.
"fakat bu mutlak sessizliğin ortasında, şeytan’ın karanlık safında derin çatlaklar belirmeye başlamıştı. emrindeki tebaası, adem ile havva’nın sahip olduğu o sarsılmaz iç huzuru ve tanrısal sükûneti izledikçe, asırlık sadakatlerini sorgular hale gelmişlerdi. ihanetin soğuk rüzgârı ordu içinde esmeye başlamış; saflardan yükselen 'tövbe' fısıltıları, şeytan için bir otorite krizine dönüşmüştü. kendi krallığının çözülüşünü izleyen şeytan, bu ideolojik isyanı bastırmak ve sürüsünü yeniden dehşetin yörüngesine sokmak için en yıkıcı silahını devreye soktu: zihnin kuytu köşelerinde yankılanan o zehirli fısıltı; vesvese."
yasak meyveye giden süreci ve sonucunu hepimiz biliyoruz; o yüzden trajediye değil, trajedinin sabahına odaklanalım.
adem ile havva, o malum meyvenin tadına baktıktan sonraki sabah, gözlerini alışık olmadıkları gri bir dünyaya açtılar. cennetin parıltısından eser yoktu. etraflarını saran yabancı manzarada tanıdık bir silüet, bir anlam aradılar; fakat buldukları tek şey derin bir ıssızlıktı. adem, ruhuna çöken o ağır suçluluk duygusuyla sürgün edildiklerini anladı ve sesi titreyerek haykırdı:
— "biz ne yaptık havva?"
havva, yeni dünyanın sert rüzgârıyla sersemlemiş, bilinci henüz tam açılmamış bir halde cevap verdi:
— "ne yaptık adem, neden bağırıyorsun?"
adem öfke ve pişmanlık karışımı bir sesle inledi:
— "elma... o elmayı yemeyecektik!"
havva, içinde bulundukları atmosfer değişiminin yarattığı o zihinsel bulanıklıkla saçma bir inkâra sığındı:
— "hangi elmayı? biz elma mı yedik, ne zaman yedik?"
sabrı taşan adem, yaşadıkları felaketi yüzüne vurmak istercesine bağırdı:
— "dün ya! dün!"
henüz ayılmamış olan havva, bu iki kelimeyi zihninde birleştirip bir isim gibi algılayınca, o meşhur şaşkınlığıyla sordu:
— "dünya ne ya? ne diyorsun, hiçbir şey anlamıyorum."
adem, karşısındaki kadının içine düştüğü o şaşkınlık ve idrak güçlüğü karşısında pes etti. tartışmanın bu ıssızlıkta büyümesini istemiyordu. derin bir iç çekerek eliyle etraflarındaki uçsuz buçaksız boşluğu işaret etti:
— "burası diyorum... burası dünya."
havva’nın yüzüne garip bir tebessüm yayıldı. "o zaman," dedi, "şimdi dünyadayız."
işte böylece, koca bir gezegen, bir pişmanlığın ve bir idrak kaybının yarattığı tesadüfi bir isimle anılmaya başlandı.
insanlığın kadim hikâyesi, mutlak bir kayıtsızlık içinde başlamıştı. adem ile havva, cennetin uçsuz buçaksız nimetleri arasında, tabiri caizse "ekmek elden su gölden" bir hayat sürüyorlardı. varoluş kaygısından uzak, sadece yaratıcıya odaklı bu huzurlu yaşam, karanlığın temsilcisi için tahammül edilemez bir tabloya dönüşmüştü. şeytan, kendi kibrinin esiri olmuş bir mağrur olarak, kendini onlardan üstün görüyor; bu sonsuz mülkün yegâne hâkimi olma iddiasını her fırsatta yineliyordu.
"fakat bu mutlak sessizliğin ortasında, şeytan’ın karanlık safında derin çatlaklar belirmeye başlamıştı. emrindeki tebaası, adem ile havva’nın sahip olduğu o sarsılmaz iç huzuru ve tanrısal sükûneti izledikçe, asırlık sadakatlerini sorgular hale gelmişlerdi. ihanetin soğuk rüzgârı ordu içinde esmeye başlamış; saflardan yükselen 'tövbe' fısıltıları, şeytan için bir otorite krizine dönüşmüştü. kendi krallığının çözülüşünü izleyen şeytan, bu ideolojik isyanı bastırmak ve sürüsünü yeniden dehşetin yörüngesine sokmak için en yıkıcı silahını devreye soktu: zihnin kuytu köşelerinde yankılanan o zehirli fısıltı; vesvese."
yasak meyveye giden süreci ve sonucunu hepimiz biliyoruz; o yüzden trajediye değil, trajedinin sabahına odaklanalım.
adem ile havva, o malum meyvenin tadına baktıktan sonraki sabah, gözlerini alışık olmadıkları gri bir dünyaya açtılar. cennetin parıltısından eser yoktu. etraflarını saran yabancı manzarada tanıdık bir silüet, bir anlam aradılar; fakat buldukları tek şey derin bir ıssızlıktı. adem, ruhuna çöken o ağır suçluluk duygusuyla sürgün edildiklerini anladı ve sesi titreyerek haykırdı:
— "biz ne yaptık havva?"
havva, yeni dünyanın sert rüzgârıyla sersemlemiş, bilinci henüz tam açılmamış bir halde cevap verdi:
— "ne yaptık adem, neden bağırıyorsun?"
adem öfke ve pişmanlık karışımı bir sesle inledi:
— "elma... o elmayı yemeyecektik!"
havva, içinde bulundukları atmosfer değişiminin yarattığı o zihinsel bulanıklıkla saçma bir inkâra sığındı:
— "hangi elmayı? biz elma mı yedik, ne zaman yedik?"
sabrı taşan adem, yaşadıkları felaketi yüzüne vurmak istercesine bağırdı:
— "dün ya! dün!"
henüz ayılmamış olan havva, bu iki kelimeyi zihninde birleştirip bir isim gibi algılayınca, o meşhur şaşkınlığıyla sordu:
— "dünya ne ya? ne diyorsun, hiçbir şey anlamıyorum."
adem, karşısındaki kadının içine düştüğü o şaşkınlık ve idrak güçlüğü karşısında pes etti. tartışmanın bu ıssızlıkta büyümesini istemiyordu. derin bir iç çekerek eliyle etraflarındaki uçsuz buçaksız boşluğu işaret etti:
— "burası diyorum... burası dünya."
havva’nın yüzüne garip bir tebessüm yayıldı. "o zaman," dedi, "şimdi dünyadayız."
işte böylece, koca bir gezegen, bir pişmanlığın ve bir idrak kaybının yarattığı tesadüfi bir isimle anılmaya başlandı.
devamını gör...




