zaman tüneli
kemalizm
ben kemalizm’i öyle donmuş, kitapta kalmış bir ideoloji gibi görmüyorum ya. bana daha çok, mustafa kemal atatürk’ün önderliğinde verilen türk kurtuluş savaşı’ndan sonra kurulan türkiye cumhuriyeti’ni bu ülke neyin üstüne kurulacak sorusuna verilmiş gayet net bir cevap gibi geliyor.
şu meşhur altı ok meselesi var ya.. cumhuriyetçilik, laiklik, halkçılık falan… bunlar öyle süs diye yazılmış şeyler değil. 1930’larda cumhuriyet halk partisi programına giriyor, sonra da baya baya devletin temel referansı oluyor. yani olay laf olsun değil, direkt sistemin omurgası..
benim açımdan işin en kritik noktası da tam bağımsızlık kafası. hani sadece ülke işgal edilmesin falan değil yani. ekonomi, hukuk, eğitim… her alanda kendi ayaklarının üstünde durma meselesi. kapitülasyonların kaldırılması, eğitimin birleştirilmesi, hukukun laikleşmesi falan bunlar boşuna yapılmış hamleler değil. adamlar resmen sıfırdan bir düzen kurmuş.
bir de şu akıl-bilim mevzusu var. bana en mantıklı gelen tarafı da bu zaten. dogmayla değil, bilimle ilerleyeceksin diyor. sanırım şeriatçıların en çok eleştirdiği yer burası.. bugün hala tartışıyoruz ama o dönem okuma yazma oranını artırmak, üniversite kurmak falan baya devrim niteliğinde işler.
şimdi ben şunu gerçekten anlamıyorum, bu ülkede doğup büyüyüp, bu sistemin sunduğu imkânları kullanıp, hala kemalizm’e komple karşı olmak nasıl bir kafa..? yani eleştirirsin, yorumlarsın eyvallah da… tamamen çöpe atmak bana aşırı garip geliyor. biraz nankörlük gibi geliyor hatta, kusura bakmasın kimse.
ayrıca ben kemalizm’i hala güncellenebilen bir rehber gibi görüyorum. körü körüne tapılacak bir şey değil ama yok sayılacak bir şey de hiç değil. en azından şu bağımsızlık, laiklik, çağdaşlaşma çizgisi var ya… onu kaybedince ne olacağını düşünmek bile istemiyorum.
şu meşhur altı ok meselesi var ya.. cumhuriyetçilik, laiklik, halkçılık falan… bunlar öyle süs diye yazılmış şeyler değil. 1930’larda cumhuriyet halk partisi programına giriyor, sonra da baya baya devletin temel referansı oluyor. yani olay laf olsun değil, direkt sistemin omurgası..
benim açımdan işin en kritik noktası da tam bağımsızlık kafası. hani sadece ülke işgal edilmesin falan değil yani. ekonomi, hukuk, eğitim… her alanda kendi ayaklarının üstünde durma meselesi. kapitülasyonların kaldırılması, eğitimin birleştirilmesi, hukukun laikleşmesi falan bunlar boşuna yapılmış hamleler değil. adamlar resmen sıfırdan bir düzen kurmuş.
bir de şu akıl-bilim mevzusu var. bana en mantıklı gelen tarafı da bu zaten. dogmayla değil, bilimle ilerleyeceksin diyor. sanırım şeriatçıların en çok eleştirdiği yer burası.. bugün hala tartışıyoruz ama o dönem okuma yazma oranını artırmak, üniversite kurmak falan baya devrim niteliğinde işler.
şimdi ben şunu gerçekten anlamıyorum, bu ülkede doğup büyüyüp, bu sistemin sunduğu imkânları kullanıp, hala kemalizm’e komple karşı olmak nasıl bir kafa..? yani eleştirirsin, yorumlarsın eyvallah da… tamamen çöpe atmak bana aşırı garip geliyor. biraz nankörlük gibi geliyor hatta, kusura bakmasın kimse.
ayrıca ben kemalizm’i hala güncellenebilen bir rehber gibi görüyorum. körü körüne tapılacak bir şey değil ama yok sayılacak bir şey de hiç değil. en azından şu bağımsızlık, laiklik, çağdaşlaşma çizgisi var ya… onu kaybedince ne olacağını düşünmek bile istemiyorum.
devamını gör...
fakirleri avutmak için uydurulmuş şeyler
hans, sam, toni, coni, herkel, frank...
ay pardon.
başka bir konuşmada görüşmek üzere sn devlet bey.
edit: keşke seks başlığına yazsaydım ya yeni gördüm. neys.
ay pardon.
başka bir konuşmada görüşmek üzere sn devlet bey.
edit: keşke seks başlığına yazsaydım ya yeni gördüm. neys.
devamını gör...
deizm
yok canım o kadar az değildir. ben türk halkının yüzde 99’u deist diye biliyordum.
devamını gör...
online yazar sayısı
yarısı başkasının fake i.
devamını gör...
deizm
türkiyenin yüzde 60 ı böyle ama ne olduklarını bilmiyorlar.
devamını gör...
yemeksepeti
hala buradan yemek siparişi veriyorsanız aranıyorsunuz demektir
bunlar 1 getir 2
diğerleri de ehven-i şer işte
türküyemde hangi hizmet tam ki...
bunlar 1 getir 2
diğerleri de ehven-i şer işte
türküyemde hangi hizmet tam ki...
devamını gör...
fakirleri avutmak için uydurulmuş şeyler
tüm dinler.
devamını gör...
fakirleri avutmak için uydurulmuş şeyler
foto atmak
devamını gör...
fakirleri avutmak için uydurulmuş şeyler
örneğin şükretmek söylemi… elbette bu bireysel bir duygu olarak anlamlı olabilir ama mesele toplumsal hale geldiğinde, bu söylem çoğu zaman insanların içinde bulunduğu eşitsizlikleri sorgulamasını engelleyen bir aparata dönüşüyor. daha kötüsü de var denilerek mevcut durum normalleştiriliyor. böylece yoksulluk bir sorun değil, neredeyse bir karakter testi gibi sunuluyor.
bir de şey var, çalışırsan başarırsın.. kulağa motive edici geliyor ama herkesin aynı koşullardan başlamadığı gerçeğini ustaca görmemizi engelliyor. türkiye’de sınıfsal farklar, eğitim ve fırsat eşitsizliği bu kadar belirginken, bu söylem aslında başarısızlığı bireyin suçu gibi göstermenin bir yolu haline geliyor. sistem sorgulanmıyor, kişi sorgulanıyor.
aslında bunlar yoksulluğu ortadan kaldırmak yerine onu sürdürülebilir kılmanın yolları.. insanlara daha iyisini istemeyi değil olanla yetinmeyi öneriyor. çünkü insanlar gerçekten sorgulamaya başlarsa, mesele bireysel çabadan çıkıp sistemsel bir eleştiriye dönüşebilir.
işin ilginç tarafı fakiri avutmak için üretilen bu ifadeler, çoğu zaman fakirden çok fakir olmayanlar tarafından savunuluyor. yani sistemin konforlu köşelerinde oturanlar, en çok sabır tavsiye edenler oluyor. sabır hep başkasına düşüyor, refah ise hep aynı yerde kalıyor.
bir de şey var, çalışırsan başarırsın.. kulağa motive edici geliyor ama herkesin aynı koşullardan başlamadığı gerçeğini ustaca görmemizi engelliyor. türkiye’de sınıfsal farklar, eğitim ve fırsat eşitsizliği bu kadar belirginken, bu söylem aslında başarısızlığı bireyin suçu gibi göstermenin bir yolu haline geliyor. sistem sorgulanmıyor, kişi sorgulanıyor.
aslında bunlar yoksulluğu ortadan kaldırmak yerine onu sürdürülebilir kılmanın yolları.. insanlara daha iyisini istemeyi değil olanla yetinmeyi öneriyor. çünkü insanlar gerçekten sorgulamaya başlarsa, mesele bireysel çabadan çıkıp sistemsel bir eleştiriye dönüşebilir.
işin ilginç tarafı fakiri avutmak için üretilen bu ifadeler, çoğu zaman fakirden çok fakir olmayanlar tarafından savunuluyor. yani sistemin konforlu köşelerinde oturanlar, en çok sabır tavsiye edenler oluyor. sabır hep başkasına düşüyor, refah ise hep aynı yerde kalıyor.
devamını gör...
umut sarıkaya tipi mutsuzluk tanımları
klozete otururnca tuvalet kağıdının bittiğini farketmek. dolaba uzanıp, üst üste duran tuvalet kağıdı rulolarını düşürmeden, içlerinden bir adet ruloyu almaya çalışmanın hüznü...
hayır, hayır. tuvaletten yazmıyorum!
hayır, hayır. tuvaletten yazmıyorum!
devamını gör...
kapı çalınca açmamak
ben uyurken ya da duştayken çalmışlarsa mutlaka geri dönüp ben de onların kapısını çalıyorum. cevapsız bırakmıyorum.
devamını gör...
giresun
yiğidin harman olduğu bölge. zaten meclise 200 bin imza vermişler yiğitgiresun olsun diye. hak ediyolar.
devamını gör...
online yazar sayısı
"aktif yazar sayısının çok az olması" konusu sol frame'e düşmüyor. ilginç..
devamını gör...
evdeki en hüzünlü eşya
babamın hiçbir zaman koyacak bir yer bulamadığı bilmem kaç çeşitli alet çantaları.
nereye koysa anam tarafından sınır dışı ediliyor.
en son benim odaya bir yere saklamıştık annemden gizli, fazlaca büyük ve fazla oldukları için orada da buldu.
bir ara balkondaki dolap aralarında saklamaya çalışıyordu.
bir ara evin dışında apartman içinde bir yere saklamaya çalıştık, bu sefer de babam çalınacağını düşündüğü için benden çok sevdiği evlatlarını orada da bırakamadı.
hiçbir yerleri yok ama her yerdeler.
öyle de hüzünçlü, umutsuz vaka alet çantalarıdır kendileri.
asıl hüzünlü kısımları ise fazlasıyla işe yaradıkları hâlde bu durumda olmaları.
en son evdeyken babam bu evlatları için yeni bir dolap yapma peşindeydi, sonuç ne oldu bilmiyorum ama umarım ki artık bir odaları vardır.
nereye koysa anam tarafından sınır dışı ediliyor.
en son benim odaya bir yere saklamıştık annemden gizli, fazlaca büyük ve fazla oldukları için orada da buldu.
bir ara balkondaki dolap aralarında saklamaya çalışıyordu.
bir ara evin dışında apartman içinde bir yere saklamaya çalıştık, bu sefer de babam çalınacağını düşündüğü için benden çok sevdiği evlatlarını orada da bırakamadı.
hiçbir yerleri yok ama her yerdeler.
öyle de hüzünçlü, umutsuz vaka alet çantalarıdır kendileri.
asıl hüzünlü kısımları ise fazlasıyla işe yaradıkları hâlde bu durumda olmaları.
en son evdeyken babam bu evlatları için yeni bir dolap yapma peşindeydi, sonuç ne oldu bilmiyorum ama umarım ki artık bir odaları vardır.
devamını gör...
gs'nin dört sene yapıyla şampiyon olduğunu iddia etmek
iddaa değil realite.
devamını gör...
kahvaltıda portakal suyu içmek
taze sıkılmış portakal suyu mevzusu bana hep biraz lüksün minimal hali gibi gelmiştir. nerdeyse üç dört portakal gidiyor bir bardağa, sen de oturup onu beş yudumda bitiriyorsun… israf demeyelim de, bayağı gereksiz geliyor.
ben portakalı hep meyve olarak, posasıyla yemeyi severim. çocukken zaten portakal bolluğuna denk gelmiştim. bahçede dalından koparıp yemek varken kim uğraşacak sıkmayla..? o zamanlar meyveyi içmek gibi bir fikir yoktu, olsa da biraz tuhaf karşılanırdı herhalde. şimdi bakıyorum, aynı şey neredeyse sabah rutini önerisi: güne taze sıkılmış portakal suyuyla başlayın, falan.. iyi de, o bardakta kaç portakal var, kaç gram şeker var, kimse o kısmı pek konuşmuyor.
portakalı bütün halinde yersem hem daha doyurucu hem daha masum bir eylem olacağını hissediyorum. ama suyunu sıkınca bir anda olay şeker yüklemesi ama sağlıklı versiyona dönüyor. sabah sabah vücuda mini bir şeker bayramı yaşatıp sonra detoks yaptım hissine girmek biraz kendimizi kandırmak gibi.
o yüzden ben hala gelenekselciyim. sen ordan bi çay koy hocam, yanına iki dilim bir şeyler, hayat devam etsin. portakal..? ha onu da adam gibi soyup yerim.
ben portakalı hep meyve olarak, posasıyla yemeyi severim. çocukken zaten portakal bolluğuna denk gelmiştim. bahçede dalından koparıp yemek varken kim uğraşacak sıkmayla..? o zamanlar meyveyi içmek gibi bir fikir yoktu, olsa da biraz tuhaf karşılanırdı herhalde. şimdi bakıyorum, aynı şey neredeyse sabah rutini önerisi: güne taze sıkılmış portakal suyuyla başlayın, falan.. iyi de, o bardakta kaç portakal var, kaç gram şeker var, kimse o kısmı pek konuşmuyor.
portakalı bütün halinde yersem hem daha doyurucu hem daha masum bir eylem olacağını hissediyorum. ama suyunu sıkınca bir anda olay şeker yüklemesi ama sağlıklı versiyona dönüyor. sabah sabah vücuda mini bir şeker bayramı yaşatıp sonra detoks yaptım hissine girmek biraz kendimizi kandırmak gibi.
o yüzden ben hala gelenekselciyim. sen ordan bi çay koy hocam, yanına iki dilim bir şeyler, hayat devam etsin. portakal..? ha onu da adam gibi soyup yerim.
devamını gör...
atalay filiz
ilk seri katilimiz.
devamını gör...
online yazar sayısı
an itibarı ile 45,
iki de mod var 47,
24 saatte uğrayan sayısı 367 yazıyor. ilk kez 400 altında
bilmem ne demeli
iki de mod var 47,
24 saatte uğrayan sayısı 367 yazıyor. ilk kez 400 altında
bilmem ne demeli
devamını gör...
aktif yazar sayısının çok az olması
aktif yazar sayısının az olması bana hiç dert gibi gelmiyor açıkçası. hatta tam tersi, burayı biraz butik sözlük yapan da bu durum. her kafadan ses çıkmıyor, sol frame bir anda pazar yerine dönmüyor. az ama düzenli akan bir yer burası. kimse kimseyle yarışmıyor, gündem kovalamak gibi bir stres yok.
bazen giriyorum, iki üç entry okuyorum, kendi içimden geçen bir şeyi yazıp çıkıyorum. ne acaba kaç kişi gördü derdi var ne de trend mi oldum telaşı. yazdığın şey birine denk gelirse ne ala, gelmezse de dünyanın sonu değil. zaten biraz da o yüzden rahat yazılıyor ya.. kalabalık olmayınca insanın üstündeki o görünmez performans baskısı da azalıyor.
aslında çok kalabalık yerlerde sesin kaybolması daha kolay. burada ise az kişi yazsa bile bir şekilde akıyor işte. yavaş ama sindire sindire. ben o sakinliği seviyorum. içimi döküp çıkıyorum, bazen dönüp kendi yazdığımı okuyorum, iyi demişim deyip kapatıyorum. daha ne olsun..?
bazen giriyorum, iki üç entry okuyorum, kendi içimden geçen bir şeyi yazıp çıkıyorum. ne acaba kaç kişi gördü derdi var ne de trend mi oldum telaşı. yazdığın şey birine denk gelirse ne ala, gelmezse de dünyanın sonu değil. zaten biraz da o yüzden rahat yazılıyor ya.. kalabalık olmayınca insanın üstündeki o görünmez performans baskısı da azalıyor.
aslında çok kalabalık yerlerde sesin kaybolması daha kolay. burada ise az kişi yazsa bile bir şekilde akıyor işte. yavaş ama sindire sindire. ben o sakinliği seviyorum. içimi döküp çıkıyorum, bazen dönüp kendi yazdığımı okuyorum, iyi demişim deyip kapatıyorum. daha ne olsun..?
devamını gör...
