zaman tüneli
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
anagramdan yararlanarak kelime oyunu yapmayı seven edebi bir kişilik.
devamını gör...
yapmak istememek
ben boyleyim ya.
yanlıs seyler yapınca ben vicdan yapıyorum.
ama yapmadıgımda mutluyum.
herkes kendi karakterine gore sekil alsın.
kimi yapınca rahat eder. icimde kalmadı der.
kimi yapmayınca daha mutludur. ben yapmayınca daha mutluyum.
ha yanlıs olmayan bir seyse yapınca en mutluyum tabi:)
yanlıs seyler yapınca ben vicdan yapıyorum.
ama yapmadıgımda mutluyum.
herkes kendi karakterine gore sekil alsın.
kimi yapınca rahat eder. icimde kalmadı der.
kimi yapmayınca daha mutludur. ben yapmayınca daha mutluyum.
ha yanlıs olmayan bir seyse yapınca en mutluyum tabi:)
devamını gör...
nihayetnihalesi (yazar)
yok ebesinin jojosu
#3970612
#3970612
devamını gör...
uzun süre sonra sözlüğe geri dönmek
''geldikleri gibi giderler''
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
yapay zeka beceremiyor ya yapamıyor. bi de işimizi alacakmış ııyyyy
devamını gör...
sojourant
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
ilk defa sana hak verdim. '^nur sultanın'' şarkı hakketen üzünçlüydü... hahaha
devamını gör...
çocukluğunun sana ait olmadığını hissetmek
ben çocukluk resimlerime bakarken yabancılaşıyorum.
sanki bir film seyretmişim de o filimdeki oyuncuya bakıyorum. doğru. ben değilde başkası yaşamış o zamanları hissi bu.
sanki bir film seyretmişim de o filimdeki oyuncuya bakıyorum. doğru. ben değilde başkası yaşamış o zamanları hissi bu.
devamını gör...
uzun süre sonra sözlüğe geri dönmek
depresyona girdikçe dönüyorum ben. iyi kafa dağılıyor. iç dökmej için güzel bir mecra.
devamını gör...
sevgililik
bana tanıstıktan cok kısa sure sonra is atmıstı aslında telefonda.
ben her zaman yaptıgım gibi erkeklerle tatlı sert gecistirmistim.
sevgililik teklifiyle gelince kalkanlarım indi iste.
ben her zaman yaptıgım gibi erkeklerle tatlı sert gecistirmistim.
sevgililik teklifiyle gelince kalkanlarım indi iste.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
ruhen azıcık yorgunum ama zamanla geçer diye umuyorum. canım hiçbir şey yapmak istemiyor. iki saat önce kendimi oyalamak için sol elime oje sürmeye başladım. sonra işlerim nedeniyle işim yarım kaldı. az önce yatağa girmeden önce sağ elime sürsem mi diye düşündüm ama çok üşendim. ne olacak biri ojeli biri ojesiz olsa? lakin sonra sağ elime bambaşka bir renk sürdüm. deli dürüye gibi gezeceğim ulan var mı? böyle bir moda vardır zaten bir yerde. biz de modaya uyuyoruz.
işte böyle delirdi zerdüşt
işte böyle delirdi zerdüşt
devamını gör...
atatürk’ün imzası rakı bardağına değil füzeye atıldı
ulu önderimiz mustafa kemal atatürk'ün imzası cumhuriyetimizi kurduğundan beri fabrikalardan uçaklara, okullardan hastanelere kadar cennet vatanın her köşesine her yere atılıyordu zaten. okumayı öğrenen her çocuğun, edirne'den kars'a kadar ekilen her karış toprağın altında atatürk'ün ve onun önderliğinde fedakarca milli mücadelede savaşmış, sonra cumhuriyetimizi kurmuş, türk'ün adını emperyalizme karşı hak ettiğimiz şekilde yüceltmiş atalarımızın imzası var.
akp'nin yönettiği milli savunma bakanlığı şaşırtıcı şekilde atatürk'ün imzasını füzeye atmış. altında bit yeniği mi arasak, ne yapsak? o yüzden mi açıldı bu başlık?
akp'liler, altında üstünde atatürk'ün imzası olan devlet kurumlarını ve fabrikaları satarken atatürk'ün imzasına niye değer vermiyordu? hatta din tüccarları niye atatürk'e ve kurduğu her şeye, mirası cumhuriyete hala nefret kusuyor, yıkıp yerine tayyipli hanedanlığını getirmeye çalışıyor? hayatınız yalan. bunca yalanla, ihanetle ve kul hakkıyla akp'nin inandığını söylediği dine bile saygısı yok aslında.


ali babacan'ı övdüğümden yada desteklediğimden bunu paylaşmadım. akp'lilerin hiçbirinin yatacak yerleri yok.
vatanı sattınız. pişman bile olsanız, hatanızı itiraf bile etseniz, bu adeta vatana ihanetten suçsuz olduğunuz anlamına gelmez. isteseniz bile, kendinizi hiçbir şekilde aklayamazsınız. zaten aklamak da istemiyorsunuz, bop doğrultusunda vatanı parçalamak, pkk ile birlikte konuştuğunuz yeni anayasa aracılığıyla türk milletini resmen ortadan kaldırmak istiyorsunuz. chp de suçunuza ortak.
akp'nin yönettiği milli savunma bakanlığı şaşırtıcı şekilde atatürk'ün imzasını füzeye atmış. altında bit yeniği mi arasak, ne yapsak? o yüzden mi açıldı bu başlık?
akp'liler, altında üstünde atatürk'ün imzası olan devlet kurumlarını ve fabrikaları satarken atatürk'ün imzasına niye değer vermiyordu? hatta din tüccarları niye atatürk'e ve kurduğu her şeye, mirası cumhuriyete hala nefret kusuyor, yıkıp yerine tayyipli hanedanlığını getirmeye çalışıyor? hayatınız yalan. bunca yalanla, ihanetle ve kul hakkıyla akp'nin inandığını söylediği dine bile saygısı yok aslında.



ali babacan'ı övdüğümden yada desteklediğimden bunu paylaşmadım. akp'lilerin hiçbirinin yatacak yerleri yok.
vatanı sattınız. pişman bile olsanız, hatanızı itiraf bile etseniz, bu adeta vatana ihanetten suçsuz olduğunuz anlamına gelmez. isteseniz bile, kendinizi hiçbir şekilde aklayamazsınız. zaten aklamak da istemiyorsunuz, bop doğrultusunda vatanı parçalamak, pkk ile birlikte konuştuğunuz yeni anayasa aracılığıyla türk milletini resmen ortadan kaldırmak istiyorsunuz. chp de suçunuza ortak.
devamını gör...
safinaz
#76059 tanımı okuken şarkıyı da dinleyerek kendime bir duyu şöleni yaşattım ve safinaz için kendi güzel sonumu, daha doğrusu alternatif eklememi yazmaya karar verdim.
safinaz o gün evden çıkarken yanında hiçbir şey yoktu, sırtındaki pul pul dökülen hırkası ve cebindeki müsvedde kağıtta yazan birkaç kelime dışında.
uzun uzun yürüdü safinaz. yürüdükçe ağladı, ağladıkça yürüdü. babası görmedi ağladığını çünkü dayaktan değil hissettiklerinden ağladı safinaz.
ayağında yıllanmış ayakkabısı en ufak taşı dâhi ona hissettiriyordu sağ olsun. her şeyi çok fazla hissediyordu.
içinde yaşanmamış bir yığın duygu vardı. kim olduğunu, ne istediğini bulamadan savruldu. fakr-u zaruretin savurduğu safinaz, sadece yürüyordu.
ne yapacaktı? kurtulmak için mi çıkmıştı evden? kaçmış mıydı?
hayır. sadece sinirliydi, kırgındı, kızgındı. ama en çok da öfkeliydi; hayata, insanlara.
nefes alamıyordu evde, nefes almak için çıkmıştı.
hiç kimse bilmiyordu neler yaşadığını. kimse de merak etmemişti.
yaşlı gözleriyle düşündü.
babası başını okşayıp "neyin var?" deseydi, nasıl olurdu acep? "nasılsın kızım?" deseydi..
anlatır mıydı safinaz, niyazi'nin ona neler ettiğini? neler etmesin diye nelerden taviz verdiğini?
nasıl kandırıldığını, duygularının saf olduğunu, yanlışın yanlış olduğunu sonradan anladığını, anlatır mıydı? dinlenileceğini bilse anlatırdı belki de..
yol sanki yürüdükçe uzandı safinaz için. bitmedi, bitmedikçe de arttı. o gün o yol tüm hayatını belirledi.
planı yoktu ama ayakları onu niyazi'nin evinin önüne götürdü. uzaktan odasının camına baktı, ışık yanmıyordu. sağına soluna bakınırken kıkırdama sesleri geldi, durduğu ağacın 4-5 metre ötesinden. biraz daha saklandı ağacın arkasına. seslerin geldiği yöne baktığında niyazi'nin yanında başka bir kızı gördü. çok yakındılar. aynı kendisine saf bir sevgiyle yaklaştığını ve o sevginin dokunuşuna yansıdığını düşündüğü zamanlardaki gibi bir yakınlıktı bu.
kız durumdan hoşnut değil gibiydi, niyazi'nin sırnaşıklığından yüzündeki tedirginliği hissetti safinaz. onu da kandırmıştı besbelli.
niyazi'nin ağzından daha önce kendisine de kurduğu o cümle döküldüğünde midesi bulandı safinaz'ın, "evleneceğiz seninle, helalim olacaksın."
ağacın dibinde bulduğu taşı savurdu niyazi'nin yüzüne doğru. bu kız da inanacaktı niyazi'ye, anlamıştı. okul okuyamadı belki ama insan okudu safinaz fabrikada. mimiklerden kimin ne hissettiğini, kimin iyi kimin kötü olduğunu anlıyordu.
niyazi'ye neden kandı diyeceksiniz, haklısınız..
safinaz, sanmak hissine kapılmıştı. kanmak istemişti belki de.
seviyor sanmıştı, "iyi biri" sanmıştı. "sevgiden" sanmıştı.
ama artık uyanmıştı ve kimse onu küçük göremez, kandıramazdı.
tam kafasına isabet eden taşın geldiği noktaya dönen niyazı, safinaz'ı görmeyi beklemiyordu ama gördüğünde de alaycı bir ifadeyle baktı kızın yüzüne. yanındaki kızın bakışları ise ikisinin arasında mekik dokuyordu. safinaz birden bağırmaya ve niyazi'nin üstüne doğru yürümeye başladı.
hem bağırıyor hem de yüzünü tırmalıyordu niyazi'nin.
diğer kız ise ortadan kaybolmuştu.
sesi duyanlar panikle polisi aramıştı. herkes üşüşmüştü başına safinazın ve insanlar niyazi'yi kurtarmaya çalışıyordu. safinaz delirmiş gibiydi.
az evvel yediği dayağın acısını çıkartıyordu ondan. babasının sormadığı "nasılsın" sorusunun intikamını alıyordu. kazıyordu sanki niyazi'yi, mezarı yüzünde olsun istiyordu.
elleri artık kan revan olduğunda ancak alabildiler safinaz'ı niyazi'nin üstünden. geriye çekilirken, kalabalığın arasından kasım'ı gördü safinaz. babasının gözünde anlayamadığı bir duygu vardı. sinirli miydi öfkeli miydi bilmiyordu.
polis safinaz'ı kolundan çekiştirirken asiye, kasım'ın ardından atlayıp koşarak geldi kızının yanına. gözleri kıpkırmızıydı asiye'nin ve sarılmak istedi kızına. polis geriye savurdu asiye'yi. yaptığı hatayı anlamıştı asiye. safinaz daha evden çıkarken anlamıştı hatta. ardından koşmak istedi ama kasım'ın bağırışıyla geri dönmüştü eve.
safinaz'ın fabrikadaki kalemler ve müsvedde kağıtlarla yazdığı yazıları okudu kasım. niyazi'nin onu nasıl zehirlediğini gördü okudukça. tüm vücuduna birden çöken pişmanlık; kasım'ı eline aldığı bıçakla sokağa atarken asiye'yi de peşine düşürmüştü.
kızı ondan önce davranan kasım, elleri kan revan olan safinaz'ı gördüğünde pişmanlık ve merhametle baktı öylece.. öfke değil veyahut sinir değildi gözündeki, geç kalmış duygulardı.
biraz daha erken gelse öldürecekti niyazi'yi. hep geç kalıyordu zaten kasım..
polisin koluna girdiği safinaz, kasım'ın gözünün içine bakarken sürükleniyordu.
tam yanından geçerken polisin koluna tuttu kasım ve kızına sarıldı bir anda.
beklemediği bir sarılmaydı bu safinazın ve kulağının dibinde bir cümle duydu,
"özür dilerim kızım"
başta da demiştik ya "o gün o yol tüm hayatını belirledi safinaz'ın."
niyazi'nin kötülüğünü fark etmemiş olsaydı yine ondan medet umsaydı,
kurtulmak için çıksaydı evden,
başka birine gitseydi gibi gibi bir sürü felaketler..
başka yere sapmış olsaydı neler olurdu, allah korusundu.
niyazi'nin tüm foyasını ve sapkınlığını ortaya çıkaran safinaz, birçok kızın da sesi oldu o günden sonra.
safinaz'dan cesaret bulan nice kızlar aynı senaryo ile kandırıldığını ve yaşadıklarını anlattı. insan içine çıkamayacak kadar yuhalanan niyazi ortadan kayboldu. kaybolmadan önce de neredeyse yürüyemeyecek hâle gelene kadar dayaklar yedi. polisler, niyazi'nin bir şekilde içerden çıkmayı başarabilmesini yediremediğinden dayak yedikçe görmezden geliyordu.
akıbetini kimse bilmedi niyazi'nin. bir ara sözü geçti, ölmüş dediler. "beter olsun" diye birkaç ses yükseldi.
kasım aldı o günden sonra safinazı fabrikadan, okula yazdırdı tekrar.
asiye yazma işlemeye başladı parayla, kızı yeter ki okusun diye.
safinaz da her gün öğrendiklerini annesine anlatmaya başladı, oya yaparken öğreniyordu asiye de; cezayı, kanunu, insanları ve haklarını..
kasım işten eve her geldiğinde önce kızına sarılıyordu.
ve istisnasız her gün aynı soruyu yöneltiyordu,
"nasılsın kızım?"
safinaz o gün evden çıkarken yanında hiçbir şey yoktu, sırtındaki pul pul dökülen hırkası ve cebindeki müsvedde kağıtta yazan birkaç kelime dışında.
uzun uzun yürüdü safinaz. yürüdükçe ağladı, ağladıkça yürüdü. babası görmedi ağladığını çünkü dayaktan değil hissettiklerinden ağladı safinaz.
ayağında yıllanmış ayakkabısı en ufak taşı dâhi ona hissettiriyordu sağ olsun. her şeyi çok fazla hissediyordu.
içinde yaşanmamış bir yığın duygu vardı. kim olduğunu, ne istediğini bulamadan savruldu. fakr-u zaruretin savurduğu safinaz, sadece yürüyordu.
ne yapacaktı? kurtulmak için mi çıkmıştı evden? kaçmış mıydı?
hayır. sadece sinirliydi, kırgındı, kızgındı. ama en çok da öfkeliydi; hayata, insanlara.
nefes alamıyordu evde, nefes almak için çıkmıştı.
hiç kimse bilmiyordu neler yaşadığını. kimse de merak etmemişti.
yaşlı gözleriyle düşündü.
babası başını okşayıp "neyin var?" deseydi, nasıl olurdu acep? "nasılsın kızım?" deseydi..
anlatır mıydı safinaz, niyazi'nin ona neler ettiğini? neler etmesin diye nelerden taviz verdiğini?
nasıl kandırıldığını, duygularının saf olduğunu, yanlışın yanlış olduğunu sonradan anladığını, anlatır mıydı? dinlenileceğini bilse anlatırdı belki de..
yol sanki yürüdükçe uzandı safinaz için. bitmedi, bitmedikçe de arttı. o gün o yol tüm hayatını belirledi.
planı yoktu ama ayakları onu niyazi'nin evinin önüne götürdü. uzaktan odasının camına baktı, ışık yanmıyordu. sağına soluna bakınırken kıkırdama sesleri geldi, durduğu ağacın 4-5 metre ötesinden. biraz daha saklandı ağacın arkasına. seslerin geldiği yöne baktığında niyazi'nin yanında başka bir kızı gördü. çok yakındılar. aynı kendisine saf bir sevgiyle yaklaştığını ve o sevginin dokunuşuna yansıdığını düşündüğü zamanlardaki gibi bir yakınlıktı bu.
kız durumdan hoşnut değil gibiydi, niyazi'nin sırnaşıklığından yüzündeki tedirginliği hissetti safinaz. onu da kandırmıştı besbelli.
niyazi'nin ağzından daha önce kendisine de kurduğu o cümle döküldüğünde midesi bulandı safinaz'ın, "evleneceğiz seninle, helalim olacaksın."
ağacın dibinde bulduğu taşı savurdu niyazi'nin yüzüne doğru. bu kız da inanacaktı niyazi'ye, anlamıştı. okul okuyamadı belki ama insan okudu safinaz fabrikada. mimiklerden kimin ne hissettiğini, kimin iyi kimin kötü olduğunu anlıyordu.
niyazi'ye neden kandı diyeceksiniz, haklısınız..
safinaz, sanmak hissine kapılmıştı. kanmak istemişti belki de.
seviyor sanmıştı, "iyi biri" sanmıştı. "sevgiden" sanmıştı.
ama artık uyanmıştı ve kimse onu küçük göremez, kandıramazdı.
tam kafasına isabet eden taşın geldiği noktaya dönen niyazı, safinaz'ı görmeyi beklemiyordu ama gördüğünde de alaycı bir ifadeyle baktı kızın yüzüne. yanındaki kızın bakışları ise ikisinin arasında mekik dokuyordu. safinaz birden bağırmaya ve niyazi'nin üstüne doğru yürümeye başladı.
hem bağırıyor hem de yüzünü tırmalıyordu niyazi'nin.
diğer kız ise ortadan kaybolmuştu.
sesi duyanlar panikle polisi aramıştı. herkes üşüşmüştü başına safinazın ve insanlar niyazi'yi kurtarmaya çalışıyordu. safinaz delirmiş gibiydi.
az evvel yediği dayağın acısını çıkartıyordu ondan. babasının sormadığı "nasılsın" sorusunun intikamını alıyordu. kazıyordu sanki niyazi'yi, mezarı yüzünde olsun istiyordu.
elleri artık kan revan olduğunda ancak alabildiler safinaz'ı niyazi'nin üstünden. geriye çekilirken, kalabalığın arasından kasım'ı gördü safinaz. babasının gözünde anlayamadığı bir duygu vardı. sinirli miydi öfkeli miydi bilmiyordu.
polis safinaz'ı kolundan çekiştirirken asiye, kasım'ın ardından atlayıp koşarak geldi kızının yanına. gözleri kıpkırmızıydı asiye'nin ve sarılmak istedi kızına. polis geriye savurdu asiye'yi. yaptığı hatayı anlamıştı asiye. safinaz daha evden çıkarken anlamıştı hatta. ardından koşmak istedi ama kasım'ın bağırışıyla geri dönmüştü eve.
safinaz'ın fabrikadaki kalemler ve müsvedde kağıtlarla yazdığı yazıları okudu kasım. niyazi'nin onu nasıl zehirlediğini gördü okudukça. tüm vücuduna birden çöken pişmanlık; kasım'ı eline aldığı bıçakla sokağa atarken asiye'yi de peşine düşürmüştü.
kızı ondan önce davranan kasım, elleri kan revan olan safinaz'ı gördüğünde pişmanlık ve merhametle baktı öylece.. öfke değil veyahut sinir değildi gözündeki, geç kalmış duygulardı.
biraz daha erken gelse öldürecekti niyazi'yi. hep geç kalıyordu zaten kasım..
polisin koluna girdiği safinaz, kasım'ın gözünün içine bakarken sürükleniyordu.
tam yanından geçerken polisin koluna tuttu kasım ve kızına sarıldı bir anda.
beklemediği bir sarılmaydı bu safinazın ve kulağının dibinde bir cümle duydu,
"özür dilerim kızım"
başta da demiştik ya "o gün o yol tüm hayatını belirledi safinaz'ın."
niyazi'nin kötülüğünü fark etmemiş olsaydı yine ondan medet umsaydı,
kurtulmak için çıksaydı evden,
başka birine gitseydi gibi gibi bir sürü felaketler..
başka yere sapmış olsaydı neler olurdu, allah korusundu.
niyazi'nin tüm foyasını ve sapkınlığını ortaya çıkaran safinaz, birçok kızın da sesi oldu o günden sonra.
safinaz'dan cesaret bulan nice kızlar aynı senaryo ile kandırıldığını ve yaşadıklarını anlattı. insan içine çıkamayacak kadar yuhalanan niyazi ortadan kayboldu. kaybolmadan önce de neredeyse yürüyemeyecek hâle gelene kadar dayaklar yedi. polisler, niyazi'nin bir şekilde içerden çıkmayı başarabilmesini yediremediğinden dayak yedikçe görmezden geliyordu.
akıbetini kimse bilmedi niyazi'nin. bir ara sözü geçti, ölmüş dediler. "beter olsun" diye birkaç ses yükseldi.
kasım aldı o günden sonra safinazı fabrikadan, okula yazdırdı tekrar.
asiye yazma işlemeye başladı parayla, kızı yeter ki okusun diye.
safinaz da her gün öğrendiklerini annesine anlatmaya başladı, oya yaparken öğreniyordu asiye de; cezayı, kanunu, insanları ve haklarını..
kasım işten eve her geldiğinde önce kızına sarılıyordu.
ve istisnasız her gün aynı soruyu yöneltiyordu,
"nasılsın kızım?"
devamını gör...
10 sene öncesine bir mektup yaz
ne düşünüyorsun şimdi,fail ile mağdur aynı kişi olmaz mı yoksa kendim ettim kendim buldum mu?
devamını gör...
10 sene öncesine bir mektup yaz
türkiyenin ilk mars uydusunu gönderdik, aklına gelir miydi? en çok nükleer bombası olan 7 ülkeden biriyiz, sem hala on yıl öncede misin?
devamını gör...




