zaman tüneli

2006 yapımlı edward zwick filmi. sierra leone iç savaşı sırasında avrupalıların yaptığı elmas ticaretini, daha doğrusu sömürüsünü anlatan, başrollerinde leonardo dicaprio, djimon hounsou ve jennifer connelly'nin oynadığı filmdir.

genel itibariyle savaş ve aksiyon sahneleri abartılı çekilmiş olmakla beraber çerez niyetine izlenebilir. baya uzun bir filmdi bana göre. an itibariyle imdb puanı 10 üzerinden 8'dir.
devamını gör...

kendi çekimimdir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bence dünya bir canlı.

bana dünya bir vatandaş gibi geliyor.

bizim için yapılabilecek tek tanım bu canlının üzerindeki parazitler olabilir. o zamanda ''dünya paraziti kimliği'' almak daha makul. elbet veli-nimetimiz dünyaya karşı sorumluluklarımız aynı olacak. aynı zamanda 'dünya paraziti kimliğini tüm canlılara verecez ve tüm parazitler hep beraber ve eşit hissedecek.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

umlaut a için sorulan soruydu bazen biz almancacılar da sorardık hangi a noktalı mı seğil mi
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

58 yaşında 3. kere baba olmaya hazırlanan oscar ödüllü oyuncu.
evet (bkz: o sıkar)

kaynak: cumhuriyet.com
devamını gör...

dünya vatandaşlığı, bireyin kendisini yalnızca doğduğu ülkenin vatandaşı olarak değil, tüm insanlığın ve dünyanın bir parçası olarak görmesini ifade eden bir düşüncedir. bu anlayışa göre insanlar; savaş, çevre sorunları, iklim değişikliği, yoksulluk, insan hakları ve adalet gibi tüm dünyayı ilgilendiren konularda ortak sorumluluk taşır ve olması gereken bu diye düşünüyorum. dünya vatandaşlığı, ulusal kimliği reddetmek anlamına gelmiyor. kişi kendi ülkesine bağlılığını sürdürürken aynı zamanda insanlığa ve dünyaya karşı da sorumluluk hissetmektedir. bu nedenle dünya vatandaşlığı daha çok küresel bilinç, dayanışma ve ortak insanlık fikrine dayanan felsefi ve etik bir yaklaşım olarak kabul ediliyor.
bu düşüncenin temelinde “kozmopolitlik” anlayışı bulunuyor. kozmopolit bireyler; farklı kültürlere, dillere, dinlere ve yaşam biçimlerine saygı duyan, dünyayı ortak bir yaşam alanı olarak gören insanlardır. dünya vatandaşlığı aynı zamanda sürdürülebilir bir gelecek düşüncesini de içeriyor. yani insanlar yalnızca bugünü değil, gelecek nesillerin yaşam hakkını da düşünerek hareket ediyorlar. bu nedenle çevre koruma, insan hakları, eşitlik ve barış gibi değerler dünya vatandaşlığının temel unsurları arasında yer alıyor.
dünya pasaportu” kavramı ise bu düşünceyi simgeleyen bir belge olarak ortaya çıkmıştır. dünya pasaportu, 1950’li yıllarda garry davis tarafından kurulan world service authority (wsa) adlı kuruluş tarafından verilmektedir. garry davis, 1948 yılında abd vatandaşlığından vazgeçerek kendisini “dünya vatandaşı” ilan etmiş ve insanların yalnızca bir devlete değil, tüm insanlığa ait olduğu fikrini savunmuştur. wsa tarafından verilen dünya pasaportu da bu düşüncenin sembolü olarak hazırlanmıştır.
kuruluşun açıklamalarına göre dünya pasaportu, insanların seyahat özgürlüğünü ve evrensel insan haklarını temsil eden bir belgedir. pasaport yedi dilde hazırlanmakta, makine okunabilir özellik taşımakta ve resmi pasaport görünümüne benzemektedir. bugüne kadar bir milyondan fazla kişinin bu belgeyi aldığı ifade edilmektedir. ancak burada önemli bir gerçek vardır, dünya pasaportu çoğu ülke tarafından resmi bir pasaport olarak kabul edilmemektedir.
bazı kaynaklarda dünya pasaportu’nun çeşitli ülkelerde zaman zaman kabul edildiği veya vize işlemlerinde kullanıldığı belirtilse de bu durum sürekli ve resmî bir tanınma anlamına gelmez. birleşmiş milletler veya devletler tarafından resmî vatandaşlık belgesi olarak tanınmamaktadır. bu nedenle dünya pasaportu, hukuki açıdan ulusal pasaportların yerine geçebilecek bir belge değildir. birçok ülke bu belgeyi “sembolik” veya “fantastik pasaport” kategorisinde değerlendirmektedir. bu nedenle yalnızca dünya pasaportu ile seyahat etmeye çalışmak ciddi hukuki sorunlara yol açabilir.
dünya vatandaşlığı düşüncesiyle ilişkilendirilen kişiler arasında garry davis dışında stanislav petrov gibi isimler de bulunmaktadır.

bu bilgileri okuduktan sonra, ben dünya vatandaşlığı fikrinin sadece bir düşünce değil, artık bir gereklilik olduğunu düşünüyorum. çünkü yaşadığımız çağda hiçbir sorun tek bir ülkenin sınırları içinde kalmıyor. iklim krizi, savaşlar, göç, yoksulluk ya da adaletsizlik… hepsi birbirine bağlı ve hepsi aslında hepimizi etkiliyor.

ben kendi adıma, bir insanın sadece doğduğu yere ait olmasının yeterli olmadığını düşünüyorum. elbette herkesin bir kimliği, bir kültürü ve bir aidiyeti var… ancak bunun ötesinde hepimizin ortak bir insanlık bağı var. bu bağı görmeden, sadece sınırlar içinde düşünerek daha adil bir dünya kurmanın mümkün olmadığına inanıyorum.

bu benim için bir “belge” meselesinden çok bir bilinç meselesi. yani bir pasaporta sahip olmaktan ziyade, insanlara, doğaya ve geleceğe karşı sorumluluk hissedebilmek. belki bugün hukuki olarak karşılığı yok ama zihinsel ve vicdani olarak bunun yaygınlaşması gerektiğini düşünüyorum. çünkü ancak o zaman birbirimizi gerçekten anlayabilir ve daha yaşanabilir bir dünya kurabiliriz.
(link: worldcitizengov-org.transla...)
(link: tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%...)
devamını gör...

başınız sağolsun sevgili yazar, allah sabır versin.
devamını gör...

vegas yine manken fotoğrafı attı zannettim başlığı görünce.
devamını gör...

yüzüklerin efendisi'ndeki gollum'un yaptığı iştir.
gollum'un efendisi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

moruk içim şişti havuçlu soda var mı ya?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

türkçede genellikle “isa’nın göğe yükselişi günü” veya “yükseliş günü” anlamına gelen günün almancası.

ing. (bkz: ascension day)

paskalya’dan 40 gün sonra gelir. her zaman perşembe günü kutlanır ve birçok avrupa ülkesinde resmi tatildir.

mesela yarın avusturya'da resmi tatil.
devamını gör...

sağlıklı bir aile ortamı olan bireylerin evlenene kadar tercih etmesi gereken durum.

balıkesir'de doğup büyüdükten sonra, 18 yaşında üniversiteyi kazandım ve ankara'ya göç ettim. 5 senelik eğitimin ertesinde çalışmaya başladım ve türkiye gerçeğiyle tanıştım. türkiye'nin saygın ve adı bilinen iki farklı şirketinde mühendis olarak çalışmama rağmen kazandığım para hiçbir zaman iki asgari ücretin üstüne çıkmadı.

bir pazar günü ev arkadaşımla birlikte mutfakta otururken babam aradı. hal hatır sorma faslını geçtikten sonra, konuyu maaşlara ve geçim derdine getirdik. kazandığımız para (yeni mezun olmamıza rağmen güzel kazanıyoruz ama) ay sonunda bir çeyrek altın almaya yetmiyor. bir evde oturuyoruz, kirası faturası derken paramız kuş olup uçuyor. ankara'da her gün işe gitmek için 1 saat süre harcıyoruz. dönüş de 1 saat desen, her gün 2 saatimiz yollarda geçiyor. benim o dönemde aldığım maaş bir buçuk asgari ücretten biraz fazla. saygın şirketlerde çalışmamıza rağmen rütbelilerin "sana iş öğreteceğiz" ayağı yapması uğruna allah'ın günü kucaktan kucağa geziyoruz.

yalan yok, babam da annem de ankara'da çektiğim sefilliğe hep üzülmüştür. 2 yıldan uzun bir süre bocalamama rağmen elimden gelen bu kadardı. tamam çalışıyoruz, aydan aya çarkımızı da çeviriyoruz ama bunun askerliği var, araba alması var, düğün yapıp evlenmesi var...

o an ne yapacağımı bilemedim, cinnet mi geçirdim bilmiyorum. "baba ben yarın akşam otobüse binip geliyorum. işi de ankara'sı da yerin dibine batsın." diyip telefonu kapattım.

o an oturduğum sandalyeden bir kalkışım var ki, adına zengin kalkışı mı dersiniz, ne dersiniz bilmiyorum. sabah hemen iş yerine gittim ve "benim çıkışımı verin." dedim. ekip şefim şaşırdı, başıma bir şey geldiğini düşündü ama durumu anlatıp anlayış göstermesini bekledim. "sizler yaşayabiliyorsunuz ama ben bu a... koduğumunun şehrinde yaşayamıyorum abi, memleketime döneceğim." diyip helallik istedim. ekip şefim, "hakkım helal olsun kardeş" demek yerine "tazminatını alamayacaksın" dedi ya la. sanki ben o sıra tazminata bakıyorum...

her neyse, çıktım geldim balıkesir'e. 1 hafta işsiz gezdim. lise arkadaşlarımla görüştüm, sağda solda tanıdığımız esnaf abileri ziyaret ettim. sadece 1 hafta sonra esnaf abilerden birisi aradı. "kardeşim bir tesisat firmasında çalışmak ister misin? mühendis arıyorlarmış. sana kefil oldum, seninle görüşmek istiyorlar." dedi.

o iş görüşmesinin üstünden bugün tam 1 yıl 2 ay geçti. 2 aylık deneme süreci sonunda kadro aldım, kadro aldıktan 3 ay sonra da bölge şefliğine terfi ettim. bugün yatan maaşım ise 4 asgari ücret :)

bu geçen 1 yıl 2 ayda epey yatırım yaptım. bedelli askerliğimi ödedim. babamla el ele vererek evlendiğimde oturabileceğim bir ev inşa ettim. kaçak göçek yaptık ama, neticede bir çatım var :) şimdi ise 5-6 yaşında fazla yıpranmamış bir araba alma hayalim var.

uzattım biliyorum ama konuyu şöyle toparlayayım: eğer ki aile ortamınız sağlıklıysa, baskıcı ve dogmacı ebeveynler tarafından büyütülmediyseniz, aileniz sizi iyiye ve güzele yönlendirmek dışında sizi kısıtlamıyorsa, hele ki kararlarınızda ve hedeflerinizde size saygı duyuyorsa, o evden evlenene kadar çıkmayın derim. gerçi ben bu cümleyi kurduğumda "türkiye'de böyle aile mi var olm?" dediğinizi duyar gibiyim. ama aile olmak, karşı taraftan fedakarlık beklediğiniz kadar sizin de fedakarlık göstermeniz gereken bir kurum. "ben hayatımı yaşayacam abi yaaa, ben önemliyim, çok önemliyim" diyenlerdenseniz, zaten dediklerimi anlayamazsınız.

velhasıl, aile evinde kalmak iyidir. iş ki insanın kendisi ve ebeveynleri doğru düzgün insanlar olsun.
devamını gör...

aldım beş tane, ferdi özbeğen'den devam ediyorum. sağlığınıza.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

covid pandemisinde başlayan dogaya dönüş trendine de oldukça paralel,sanat tarihinin en ilginç ve özgün ekollerinden biri.
devamını gör...

isveçli epik power metal grubu twilight force'un 2019 tarihli, 3. stüdyo albümü—ki şahanedir—ve albüme ismini veren harika şarkıdır. grubun ilk albümü 2014'te çıkmıştı ve o zamanlardan beri bildiğim bir topluluktu bu ama kendilerini sıkı takibe almam bu 2019 çıkışlı albümleriyle başladı zira burada favori vokalistlerimden biri olan alessandro conti var. yani bu albüm ile birlikte grubun kadrosuna katıldı kendisi ve burada allyon mahlasını kullanıyor. büyülü sesiyle harikalar yarattığından bahsetmeme bile gerek yok. gördüğünüz gibi nasıl da bahsetmiyorum. haha.

twilight force'un sözlükte başlığını açıp 4 albümünü de—ki bunu yapmakta erken davranmazsam bu aralıkta grubun 5. albümü de çıkabilir ve o da dahil olur—kapsamlıca inceleyeceğim bir zaman, o yüzden bu tanımda fazla bir şey yazmayacağım. benim açımdan 9/10'luk bir albümdür, dawn of the dragonstar. yani senfonik ve epik power metal seven kimsenin ıskalamaması gereken bir çalışma olduğu kanısındayım bunun. bu arada kendi deneyimim özelinde, 3. veya 4. dinlememde tam keyfini alabilmiştim bu albümün ilk kez. ilk 1-2 dinlememde bazı şarkıları kendini bana açmamıştı ama onları da dinledikçe sevdim sonra.


grup, resmi youtube hesabından albümün tümünü, hatta kimi parçalarının farklı versiyonlarını da tek parça halinde paylaşmış. ben de aşağı bırakayım dedim. keyifli dinlemeler.



albümün kliplendirilmiş nefis açılış parçasını da ayrıca ekleyeyim:

devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim