zaman tüneli

devamını gör...

devamını gör...

devamını gör...

devamını gör...

kesin zugra açmıştır bu başlığı dedim ve haklı çıktım. lakjsdlakjldkjalksdjalkdsj.

benim de mutlak but lan diye bir başlığım vardı. ahaha.
devamını gör...

erkek yunan heykelleri küçük penislidir.
devamını gör...

bi keresinde de cumhurbaşkanı kimse* masaya anayasa kitapçığı fırlatmıştı.
ecevit başbakandı; "bu devlet krizi" demişti. bayağı ekonomik kriz olmuştu.

bakalım bu mutlan butlan öyle bir kriz oluşturacak mı?
devamını gör...

mutlan da butlan

butlan de göt
devamını gör...

bunlara zamanında ajan demişlerdi, aslında kılış akp'li demişlerdi de troll sanmıştık, meğersem büyük resmi görememişiz, konduramadık, bu sefer de biz kandırıldık.
devamını gör...

engin nurşani - adına bir cızık çektim.

son şan bölümü öncesi ara saz kısmı biraz farklı bu şarkının. bağlamaya hakim arkadaşlardan o bölümle ilgili nota bekliyorum.
devamını gör...

herkes benden multitasking bekliyor.
gorevlerimden birini aksatırsam trip atıyor.
bazı gorevlerimi yapınca sadece bizim işleri yap diye baska yoneticiler trip atıyor.
benden ne beklediginizi tane tane net bir sekilde tarif eder misiniz? ;)
devamını gör...

şudur: #3982363

yani:


zamanında akp'ye oy vermiş olanlar bu adama özgür özel'den daha fazla sempati besliyorlar.

dolayısıyla akp'lilerden oy alma şansı özgür özel'e göre çok daha fazla.

tanım sahibi yazar, bize zamanında kemal kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanı adaylığı yanlıştı dedik diye "güruh" diyen okan buruk'un askeri, yani o zamanki nick'iyle dostlarımızla geleceğiz. mikimle güldüm. alkjsdlaksjdlakjsdlkajsdlakjsdlkajsd.

güruh kelimesinin tdk anlamları: değersiz, aşağı görülen, küçümsenen topluluk; derinti

yani şu [#3982363] ters iq skoru sahibi olmadan yapılamayacak cinsten yoruma neremle güleceğimi şaşırmadım dersem yalan olur.

bu arada kk cumhurbaşkanı adayı olduktan sonra ben elimden geldiğince destek verdim kendisine. yani "bence yanlış karar ama tek hedef iktidarı değiştirmek, bu yüzden kk hakkında cumhurbaşkanlığı seçimi süresince yıkıcı ifadeler kullanmayacağım, bilakis kendisinin kazanması için elimin ve dimağımın yettiği kadarıyla mücadele edeceğim" gibi bir şey deyip bunu da yapmıştım o süreçte.

şimdi ise akp'lilerden daha fazla oy alır kk, demiş bize güruh diyen arkadaş.

aynen kanka. rte sempatizanları kk'yi kesin kazandırır. lakjsdlakjdslkajsdlkjalksjdlaksjdlkajsdlkajsdlkjalkjsd.
devamını gör...

allah razı olsun 3 cm penisli biri olarak içim rahatladı.
devamını gör...

amatör kariyeri uzun ve verimli olan adamları yenmek çok güç ancak tarihin en iyisi filan, bunlar iddialı laflar. ne ali, ne larry holmes, ne foreman ne de lennox lewis'i yenebilecek bir boksör değil. bugünün boksunda onu yenebilecek tek kişi tyson fury idi. o da wilder ile yaptığı trilogy'den sonra amacını kaybetti. zaten kafası kırık bir adam. uysk ağır sıkletin balonlarla ve kazmalarla dolu olmasının ekmeğini yiyor. uysk'i kim yenecek ? olayı tek yumruk olan wilder mı, 10 senedir kafa hareketlerini öğrenemeyen dubois mı, ingilizlerin balonu joshua mı ? bu adam yenilgisiz olarak bitirecek. belki 40 yaşına kadar dövüşürse itauma yahut agit kabayel sidik zoruyla, sayıyla onu yenebilir. 90'ların ikinci yarısına bir ışınlasak görürdük uysk'i kliçko kardeşlerin, lennox lewis, hatta david tua'nın karşısında.
devamını gör...

yüksek zeka küçük penis ilişkisi genelde sanat eserlerinde karşımıza çıkar lakin bu bir gerçeklikten öte, bir mesaj vermek amacıyla böyledir. peki bu mesaj nedir? bakın benim aklım uçkurumda değil tam tersi başka önemli meselelerde. bi de işin ekonomik boyutu var. örneğin bu önemli kişilik bir heykel olarak karşımıza çıkıyor ise sıkıntı büyük. mermerin fiyatından haberiniz var mı acaba? her ekstra santim demek fazladan gider demek!
devamını gör...

"devlet başa kuzgun leş'e" diye diye bitirilen hayatların, çalınan ömürlerin toplamı
devamını gör...

ön edit: bu kadar iyi bir şakanın sansüre maruz kalıp ziyan olmasına mezardaki gentile bile içerledi. ölü filozofların edebini koruduğun için teşekkürler, sözlük, benim edebim bazen yerleri süpürüyor ne yazık ki.*

her okuduğum filozof hakkında, herhangi bir sebeple fiziksel bir münakaşaya düşsek ben bunu dövebilir miyim, diye düşünme huyumdan vazgeçmem gerekiyor ama elimde değil. son otuz saniyedir mussolini italya’sından birini yumruklama arzusu duyuyordum; piyango giovanni gentile’ye çıktı. you forgot the first rule of remakes, gentile. don’t f... with the original. *

giovanni gentile’nin la filosofia di marx’ı, çok kaba bir tabirle; marx üzerine yazılmış bir eleştiriden ziyade kavram hırsızlığıdır fakat onu önemli bir konuma yerleştiren şey, aynı zamanda geç xix. yy ile erken xx. yy avrupa felsefesinin en büyük obsesyonlarından birinin izini takip ediyor oluşu: "hegel’in mirasını kim gasp etti?" yani biraz croce ve labriola işi. aynı eski kemikler... biraz bıktım da işin doğrusu. altı sene önce de burada oturmuş, "der freischütz efsanesinin kökenleri aslında şöyle..." diye entry giriyordum, hâlâ aynı noktada debeleniyorum. bana bu sözlükte marx savundurdunuz ya. neyse. bu başka hikayenin konusu. ana konumuza dönelim.

gentile'i tanımadan önce biraz şu soruyu irdelemek gerekiyor çünkü felsefenin kıyısından köşesinden bile geçmiş olsa bir noktada insan gerçekten kendine şu soruyu sormak zorunda kalır: neden? neden hâlâ hegel hakkında konuşuyoruz? gerçekten, neden yapıyoruz bunu? neden modern düşünce tarihi; aradan geçen onca yüzyıla, iki dünya savaşına, totalitarizmlere, piyasa fundamentalizmine, neoliberalizme, postmodern çökmelere, kültürel parçalanmalara, internet çağının kolektif dikkat eksikliğine ve tanrı’nın bile muhtemelen çoktan elini eteğini çektiği çağdaş entelektüel iklime rağmen hâlâ dönüp dolaşıp aynı eski, yaşlı, alman hayaletine çarpıp duruyor?  neden tarih, özne, bilinç, diyalektik, toplumsallık denildiğinde, hatta bazen son derece istemsiz biçimde ilerleme denildiğinde bile, sisin içinden ochoa'nın gotik novella karakterleri gibi georg wilhelm friedrich hegel çıkıyor? bu durum yalnızca hegel fanatiklerinin suçu değil. hegel’den nefret edenler de onu rahat bırakmıyor. marxistler rahat bırakmıyor. anti-marxistler bırakmıyor, liberaller bırakmıyor. muhafazakârlar bırakmıyor. frankfurt okulu bırakmıyor. fransız hegelciler bırakmıyor. sovyet diyalektikçileri bırakmıyor. italyan actual idealistleri zaten hiç bırakmıyor. adamın ölümünün üzerinden neredeyse iki asır geçmiş. buna rağmen entelektüel cesedi üzerinde yapılan kavga, bazı çağdaş ideolojik tartışmalardan daha canlı... çünkü evet bunun kabaca bir çünküsü var; hegel, ne kadar korkunç derecede jargon yüklü, çoğu zaman okunması oldukça sancılı, zaman zaman insanın kendi aklından şüpheye düştüğü bir filozof olsa da, modern düşüncenin en rahatsız edici problemlerinden bazılarını son derece acımasız bir biçimde masaya yatırıyor. özne nedir?toplum bireylerin toplamı mıdır, yoksa bireyin kendisi zaten toplumsal bir oluşum mudur? tarih bir olaylar zinciri midir, yoksa anlamlı bir süreç midir? çelişki, düşüncenin kusuru mudur yoksa gerçekliğin kendisinde mi bulunur? insan dünyayı yalnızca yorumlayan bir bilinç midir, yoksa dünyayı kuran tarihsel bir fail mi? gibi gibi.  işte tam bu noktada marx devreye giriyor. ve elbette işler güzelleşmek yerine daha da beter oluyor bu gösterişli epilog ile. yaygın anlatının aksine birazdan derinlemesine inceleyeceğimiz üzere marx, hegel’den nefret etmez. bu popüler ve dolayısıyla tembel bir anlatıdır. marx, hegel’den kurtulmuş da değildir. bu da en az ilki kadar kolaycı bir anlatı. marx’ın hegel’le ilişkisi, basit bir etkilenme ya da reddetme ilişkisi olarak değerlendirilemeyecek kadar komplike bir yapı zira daha çok, insanı biçimlendirmiş ama aynı zamanda boğmuş entelektüel bir babayla hesaplaşmaya benziyor.  bazen ona saldırır. bazen ondan kavram çalar. bazen onu ters çevirir, lol. bazen farkında olmadan onun dilini konuşmaya devam edebilir. zaten bu yüzden marx yorumculuğu, neredeyse bağımsız bir savaş alanına dönüşüyor. bazıları marx’ın hegel’den hiç kopmadığını söyler. bazıları tam tersine, marx’ın olgun eserleriyle gençlik yazıları arasına epistemolojik bir hendek kazıp burada artık hegel bitti diye ilan verebilir. marx’ın hegel’i maddileştirdiğini söylerler ya da maddileştirme denen şeyin yalnızca idealizmin yeni ambalajı olduğunu düşünürler. ve elbette bazıları marx’ı hümanist okur bazıları ise anti-hümanist. bazıları ise neredeyse eskatolojik bir figür olarak. kısacası marx’ın kendisi bile huzur içinde yatamaz mezarında ama sonra birileri çıkar ve... neden daha can sıkıcı bir şeyler yaratmayayım ki diye sorar. o ben oluyorum bu arada. şaka. neyse. evet, giovanni gentile tam olarak burada sahneye giriyor. şimdi burada kısa bir nefes payı bırakalım. gentile, bugünün popüler felsefe sohbetlerinde neredeyse yok denecek kadar az yer buluyor kendine. bunun öyle ya da böyle politik nedenleri olduğu da su götürmez bir gerçek ancak kabul edelim ki gentile, nietzsche kadar seksi sayılmaz. marx kadar kült de değildir. heidegger ya da foucault kadar üniversite felsefe kulübü dostu da değildir. bu aldatıcı bir husus zira gentile pek de öyle sıradan biri sayılmaz. kesinlikle aptal değil. hatta onu eleştirmeden önce ciddiyetle kabul etmeliyim ki bence korkutucu derecede zeki bir adam. actual idealism’in kurucusu olmasının yanı sıra italyan idealizminin dev isimlerinden biri. devlet, bilinç, özne ve gerçeklik üzerine son derece iddialı metafizik pozisyonlar kurmuşluğu vardır ve elbette, elbette, faşizmle olan yakın ilişkisi nedeniyle adı meşru biçimde ciddi etik-politik şüphe uyandıracaktır. bu da onu okumayı benim açımdan entelektüel olarak daha hassas ama daha ilginç hâle getiriyor. mesele faşist filozof etiketinden çok daha kirli, karmaşık ve doğal olarak daha eğlenceli.  gentile marx’a aptalca saldırmıyor aslında, bu çok iddialı bir laf olabilir ve anında sol ideoloji beni tahtanın ucuna itekleyebilir ama biraz ciddi olalım.  gentile, marx’a gerçekten felsefi yerden saldırır ve özellikle de marx’ın hegel’le ilişkisini hedef alır. tam burada, bu entry’nin asıl kavgası başlıyor çünkü mesele; marx gerçekten hegel’den ne devraldı? gentile, hegel’i gerçekten anladı mı? marx’ı materyalist diye hegel’den koparmak mümkün mü? diyalektik, gerçekten materyalist olabilir mi? yoksa colletti’nin daha sonra ima edeceği gibi, diyalektik materyalizm bazen hegel’in makyajlanmış cesedinden ibaret bir ucube midir? işte bu noktadan sonra iş yalnızca gentile ve marx olmaktan çıkıyor.

bu yüzden eğer biri bu yazıyı kitap incelemesi sanarak geldiyse... ah tatlı yaz çocuğum... hayır, bu bir inceleme yazısı falan değil. biz burada başka şeyler yapacağız çünkü değirmene kılıç sallama niyetiyle gelmedim. tanrıya, bolonez soslu makarnaya ve kindle'a inanmıyorum, o yüzden elle tek tek girdiğim bir dolu alıntı da olacak.

öncelikle, şunu kavramak gerekiyor; giovanni gentile, attualismo'yu kurarken son derece agresif bir öznel idealizmi benimsiyor. yani hegel’i bile yeterince radikal bulmadığını söylemek gerek. hegel’de gerçeklik, geist’in diyalektik açılımıdır fakat gentile’de, gerçeklik; düşüncenin fiili... yani  yallnız thought değil thinkin' -bu ayrımı türkçe'de nasıl yapacağıma beynim yetmedi- italyanca ifadesiyle, atto puro. yani saf edim. gerçek olanın masa, sandalye, devlet, kurum, tarih falan değil düşüncenin canlı aktı olduğu fikri. kulağa tam akademik megalomani gibi geliyor olabilir çünkü bir bakıma öyle sayılır fakat aptalca da değil. fichte’nin özne merkezliliğinin, hegel’in diyalektiğinin ve italyan neo-idealizminin kavramsal çocuğu sayılır neredeyse. bunu anlamadan la filosofia di marx okunamaz elbette. okunsa da son kertede doğru tahlil edilemeyecektir. gentile'nin marx'a yönelik 'sen özneyi öldürdün' suçlaması oldukça ciddi bir suçlama. daha kitabın erken sayfalarında, hatta  önsözde bile bu ton belli oluyor. peki gerçekten marx’ın problemi materyalizm değil; düşünceyi yanlış anlaması mı? burada gentile’nin yaptığı ilk şeylerden biri, marx’ın materyalizmini sıradan kaba materyalizm olarak değil, düşünce ile gerçeklik ilişkisini yanlış kuran bir problem olarak görmesi aslında. yani düşünce ile gerçeklik gerçekten ayrılabilir mi sorusunu soruyor. işte actual idealism burada devreye giriyor. gentile’ye göre: gerçeklik dediğimiz mefhum, tamamlanmış dış nesne yığını değil. gerçeklik daha çok düşünmenin fiilinde atto del pensiero kuruluyor. çatışma da buradan çıkıyor.

marx'ı irdelediğimizde en az klasik okuma içinde üretim, toplumsal ilişkiler, tarihsel süreç ve maddi koşullar üzerinden gittiğini fark ederiz. gentile ise bunların hepsinin ancak ve ancak düşünme fiili içinde anlamlı olacağından söz eder. sezar'ın hakkı sezar'a, ilk bakışta bu bayağı güçlü bir argüman. bilinçten tamamen bağımsız bir gerçeklik hakkında konuşurken, bunu hangi bilinçle yapıyoruz sorusu uzun zamandır üzerine yazılıp çizilen bir soru ve bu doğrudan kant sonrası problem sayılır. tam da bu yüzden kitabı biteviye aşağılamak yerine gentile’yi ciddiye almak zorundayım. biraz kitaptan ilerleyelim.


“ora, a parte la logica formale, che non so come possa conciliarsi con la dialettica, mentre per quella la contraddizione è la morte, per questa la vita del pensiero che altro è poi la dialettica, alla maniera hegeliana, come l'intende engels, se non quella logica reale, che presso hegel contiene tutta quanta la filosofia? ed in verità se la dialettica si contrappone alla logica formale, in quanto questa è scienza delle funzioni astratte del pensiero, ed essa è invece la scienza delle cose considerate nella loro intrinseca razionalità, io non so come non si salvi da questa critica demolitrice la filosofia intera e la parte sua più sostanziale, la metafisica. [...] ma chi guardi in fondo a questa teoria generale della conoscenza, deve pur trovarvi una teoria generale dell’essere [...] a quanti cioè il pensiero concepiscono in opposizione con l’essere." - la filosofia di marx - giovanni gentile/ p.141

"şimdi, biçimsel mantığı bir yana bırakırsak; onda çelişki düşüncenin ölümü iken diyalektikte düşüncenin hayatıdır. engels’in hegelci tarzda anladığı diyalektik, hegel’de bütün felsefeyi içeren o gerçek mantıktan başka nedir ki? ve gerçekten de, eğer diyalektik biçimsel mantığa karşıt ise -çünkü biçimsel mantık düşüncenin soyut işlevlerinin bilimidir, oysa diyalektik şeylerin içkin rasyonelliğinin bilimidir-  o hâlde ben bu yıkıcı eleştiriden tüm felsefenin, özellikle de onun en asli kısmı olan metafiziğin nasıl kurtulamayacağını göremiyorum. [...] genel bilgi teorisinin derinine bakan biri, orada mutlaka genel bir varlık teorisi de bulacaktır [...] özellikle düşünceyi varlığa karşıt olarak kavrayanlarda."

bu oldukça güçlü bir argüman aslında. 'engels, hegelci diyalektiği kullanıyorsa, metafizikten kaçınması mümkün değildir,' alt metniyle okuyabiliriz bunu. gentile’nin saldırısı, marx materyalist, ben idealistim kadar sığ değil.

argümanı parçalayarak inceleyelim önce. gentile'in iddiası; bilgi teorisi diye metafizikten paçayı sıyıramazsın zira metafizik istemiyor, yalnızca bilgi teorisi yapıyor ve diyelim ki yalnızca tarihsel süreç analiz ediyorsun fakat buradaki sorun şurada yatıyor; bilgi nedir, düşünce nedir, düşünce varlığa nasıl ulaşır, sorularını sorduğun anda ontolojinin sınırlarına girmiş olursun. bu saldırı tamamen boşa kurşun sallamak sayılmaz zira sahiden epistemolojiyi biraz kazıyınca çoğu zaman altına gizlenmiş ontolojiye ulaşırsın. beiser’e sonra değineceğim ama beiserci hegel savunusunda bile bu tema baskındır.

biraz daha parçalayarak ilerleyelim. engels'in çelişki gerçektir; diyalektik, gerçekliğin hareketidir; biçimsel mantık bu noktada yetersiz kalacaktır argümanı hegel'in bölgesine doğrudan müdahaledir. yani marxistler biz materyalistiz derken aslında hegelci metafiziği arka kapıdan içeriye sokuyor olabilir. bu tam da collettı’nin yıllar sonra kuracağı suçlamanın altyapısı işte. gentile için bunun öncüsü demek ne kadar mümkün tartışılır ancak bu kuramı yavaş yavaş inşa eden isimlerden olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

kant sonrası asıl problemlerden biri yine bu paragrafta açığa çıkıyor. thought vs. being saçmalığından söz ediyorum. "a quanti cioè il pensiero concepiscono in opposizione con l’essere," yani düşünceyi varlığa karşıt olarak konumlamak yahut kurmak. gentile’nin actual idealismi bize burada şunu sunar; düşünce varlığa dışarıdan bakan araç olmaktan ziyade varlığın etkinliğidir fikri. bu yüzden marx’a saldırısı aslında materyalist olduğu için yanlış demekten ziyade  düşünceyi varlığın karşısına koymanın ilk günahı üzerine. peki gentile haklı mı? henüz bilmiyoruz açıkçası çünkü buraya kadar gentile’nin kendi metafiziği her düşüncesinden sızıyordu. bu ideal bir argüman kurma ve yıkma ortamı değildir bence. marx gerçekten düşünceyi varlığa dışsal mı kuruyor sorusunu sormak gerekiyor zira eğer kurmuyorsa gentile açıkça korkuluk safsatası yapmaktan öteye geçmez. o yüzden marx’ın praksis meselesine göz atmak elzem. ama önce benim okurken kahkahalarla yorganı tekmelediğim bir şeyden söz etmem gerekiyor. gentile, marx’ın kendi kavramını, praksisi, marx’a karşı kullanmaya çalışıyor ve bunu bayağı akademik eşkıyalık olarak yorumluyorum. * şu pasajda baya baya epey eğlenceli bir içerik var.

"e che è questo mondo? la realtà sensibile, cioè la prassi. ıl soggetto della prassi quindi, novello saturno, crea e divora gli dei. [...] l’essenza dell’uomo, nota marx, vien determinata dall’insieme de’ rapporti sociali, nei quali l’uomo vive come il pesce nell’acqua; e poiché la società ha una storia in cui via via viene assumendo le sue forme concrete, l’uomo non va studiato, alla maniera di feuerbach, come individuo astratto, isolato e fuori del processo storico..." - la filosofia di marx - giovanni gentile/ p.88

"peki dünya nedir? duyusal gerçeklik, yani praksis. o hâlde praksisin öznesi, yeni bir satürn gibi, tanrıları yaratır ve yutar. [...] marx’ın belirttiği gibi insanın özü, insanın balığın suda yaşadığı gibi içinde bulunduğu toplumsal ilişkilerin bütünü tarafından belirlenir; ve toplum, somut biçimlerini tarih içinde aşama aşama alan bir yapıya sahip olduğundan, insan feuerbach’ın yaptığı gibi soyut, yalıtılmış ve tarihsel süreç dışında bir birey olarak incelenmemelidir..."


bu pasajı bağlamdan koparıp atsak biri rahatlıkla ne güzel marxist bir okuma diyebilir. aslında bence bu çok tehlikeli zira gentile marx’ı aptallaştırmıyor. marx’ı ciddiye alıyor, sonra da kavramını çalıyor. benim birazdan tam olarak gentile'ye yapacağım gibi... her neyse, devam edelim.

gentile'in marx’ı kaba materyalist diye okumuyor oluşu oldukça önemli. gentile ile nadir ortak fikirlerimizden biri ki, marx’ın praxis kavramını gentile'den çok daha sofistike buluyorum ben. insan sosyal bir varlık neticede. bu gayet doğru bir okuma fakat... gentile duyusal gerçeklik ile praxisi güdümlüyor. 'la realtà sensibile, cioè la prassi,' yani. bu öyle göründüğü kadar masum bu cümle değil. resmen materyalizmin içine idealizm kokan bir dinamit yerleştiriyor aslında kavramın yapısı ile oynayarak. düşün... eğer gerçeklik durağan bir madde değil de deneyimlenen bir gerçeklik ise salt madde nereye gider? hadi bir bakalım. yaratılışın ve yok oluşun temel sacayağını hemen bu alıntının içinde zaten buluyoruz.

bu altındaki 'novello saturno, crea e divora gli dei' ifadesine bu sebeple bayılıyorum. aslında başka bir girdide saturno devorando a un hijo hakkında uzun uzadıya peter paul rubens ve francisco goya okuması yapılabilir. spoiler olmayacaksa; goya'nın temsilini daima daha katastrofik bulmuşumdr.

“yeni bir satürn gibi yaratır ve yutar.” kelimesi kelimesine böyle çevirebiliriz. bu inanılmaz teatral bir ifade ve elbette gentile, burada praksisin öznesini pasif organizma gibi görmüyor. neredeyse proto-actualist. yani bu okumaya göre marx farkında olmadan öznel kurucu edim çizgisine kayıyor... kibarca 'hoş geldin idealizme marxcığım' gibi gibi. ama. evet, 'ama'. burada kocaman bir ama var. gentile temiz oynamıyor demiştim; burada praxis’i appropriation -ne diyeyim, mahmut mu diyeyim, appropriation tabii- ederek marx’ı kendi sistemine çekiyor. peki bu meşru mu? bir düşünelim. marx’ta praksis sosyal-tarihsel maddi faaliyet olarak tanımlanabilir. cümlenin saçmalığına aldırmayın, en son ne zaman felsefe hakkında türkçe konuştuğumu bile hatırlamıyorum. gentile’de praxis’e kayan şey ise subjective constituting act yani öznel kurucu edim. burada ölümcül bir fark var. insan toplumsal üretim içinde dünyayı değiştirir düşüncesi ile özne düşünsel etkinlikte gerçekliği kurar fikri arasındaki fark kadar devasa bir farktan söz ediyorum. mondolfo bu konuda şahane bir okuma sunuyor. yine de mondolfo'ya geçmeden önce -yerimden kalkıp kitap bulmaya üşendim, unutmadan aklımdakileri yazıp kurtulayım istiyorum- gentile'den birkaç alıntı daha kurcalamak niyetindeyim.

"occorre osservare che la categoria come tale non è pensabile, cioè non è [...] pensare vuol dire giudicare; e giudizio è sintesi necessaria di categoria e di contenuto empirico. fuori di questa sintesi non c'è pensiero. [...] la categoria come tale, è nel fatto; la categoria-concetto è nella scienza. [...] così la categoria è funzione che si attua (quindi nulla di indipendente e per sé stante) nel fatto del conoscere concreto..."


"şunu gözlemlemek gerekir ki kategori, kendi başına düşünülebilir değildir; yani yoktur [...] düşünmek yargılamaktır; yargı ise kategori ile ampirik içeriğin zorunlu sentezidir. bu sentezin dışında düşünce yoktur. [...] kategori kendi başına olgu içindedir; kategori-kavram ise bilimdedir. [...] böylece kategori, somut bilme ediminde gerçekleşen bir işlevdir (dolayısıyla bağımsız ve kendi başına duran bir şey değildir)..."

kategori kendi başına yoktur fikri, büyük ve gösterişli bir fikir. klasik metafizik eğilim, kategorileri; hazır formlar ve/veya düşüncenin sabit yapıları gibi ele almaya meyillidir oysa gentile kategoriyi katılaşmış bir varlık olarak okumaktansa onu canlı, etkin bir işlev olarak ele alıyor. bunu düşünmenin yargılamanın eşdeğeri olması üzerinden okuyalım. kantçı bir ifadeyle öyle en azından. kategori bağımsız değildir kategori gerçekleşen işlevdir demek kant dışı bir yaklaşım kurar yani düşüncenin statik bir kap olmaktansa bir işlev olması fikridir ana merkez. bu çok hegelci bir yaklaşım. funzione che si attua, bizim anahtarımız. edimselleştiren işlev diyebiliriz sanıyorum. buradaki attua çok manidar. actualizes. enacts. yani yalnızca gerçekleşmez; edime geçirir, edimselleştirir. bu, tam anlamıyla actualism’in habercisi. bu kısımlar çok anlamsız gelmiş olabilir ama  gentile’nin marx okuması artık anlaşılır olmaya başlamıştır diye umuyorum. eğer gerçeklik donmuş bir madde değil de edimsel bir süreç ise gentile'in marx’ın praxis’ini neden sevdiği belli ama onu neden yeniden yorumladığı da bariz. saf kategori diye ifade edilen şey gerçekten bağımsız ontolojik şey mi sorusu her zaman iyi bir sorudr ancak problem burada başlıyor çünkü bir şeyin: yalnızca düşünsel işlev olarak anlaşılması ile yalnızca düşüncede gerçek olması aynı şey değil. bu yüzden mondolfo'ya geçmeden önce buraya değinmek istedim. kavram çarpıtmaları gentile'i sadece kendi gördüğü sanrılara hapsedebiliyor ve ben okuyucunun bu çarpıtmadan nasibini almasını keyifli bulmuyorum. tam bir aziz olmalıyım... hayır, sadece alay etmeyi seviyorum. ne yapabilirim my mockery is vicious...


neyse çok dağıtmadan; kabul etmek gerekiyor ki gentile zaman zaman açıkça nötr marx yorumcusu olmaktan çıkıyor ve hatta marx’ta kendi actualism’inin izlerini buluyor. belki zorlayarak ama sonuçta bunu yapıyor. bunu hayali bir biçimde yaptığını da söylemiyorum. erken marxsizm'de gentile'i bu düşünceye sevk edecek argümanlar da yok değil. peki rodolfo mondolfo bunu nasıl okuyor. birazdan birkaç alıntı ile destekleyeceğim ama kabaca şöyle özetlemek gerekirse; mondolfo, gentile'in marx’ı synthesis meselesinde yanlış okuduğunu savunuyor. gentile, feuerbach'in dualiteyle yarattığını ve marx'ın diyalektik ile aşmaya çalıştığını bunun da idealist synthesis koktuğunh söylerken mondolfo bunun gentile'in hegelci gözlüklerinden kaynaklandığını söylüyor ki haksız da sayılmaz. gentile her şeyi düşünce nesnesine indirgeyerek bir açıdan marx'ı kendi idealizmine yaklaştırmaya çalışıyor fakat adil olmak gerekirse gentile tamamen saçmalıyor değil çünkü marx gerçekten de özne,toplumsallık praksis ve transformative action üzerine kurulu. yani gentile’nin activity sezgisi öyle tamamen uydurma değil ama mondolfo’nun dediği gibi activity’nin türü çok önemli. epistemic-ontological act ile material social praxis arasındaki ayrımı bulanıklaştırırsan marx actualist hegelci gibi görünür. mondolfo’nun kıymeti burada şu ki eleştirisini ortaya koyarken louis althusser gibi bütün masayı devirmiyor; daha eski usul, daha filolojik, daha sinir bozucu bir yöntem seçiyor. gentile’ye yöneltilen asıl suçlama, kaba anlamda idealist olmak değil; marx’ın praksis kavramını kendi attualismo metafiziğinin değirmenine su taşıyacak biçimde yeniden kodlamak. bu ikisi aynı şey değil. idealist olmak felsefede suç değildir; aksi hâlde berkeley’den fichte’ye kadar avrupa’nın yarısını dövmemiz gerekirdi. sorun şu: marx’ın tarihsel-toplumsal praksisini, öznenin kurucu düşünsel edimine tercüme etmek, teorik bir yorum olmaktan çıkıp kavramsal kolonizasyona dönüşüyor. mondolfo bunu çok iyi görüyor çünkü marx’ın praksisi ile gentile’nin atto purosu arasında yüzeysel bir akrabalık varmış gibi görünse de, yapısal olarak aynı aileden değiller. biri tarihsel materyalist antropolojiye, diğeri öznel idealist ontolojiye çıkıyor. birinde insan dünyayı emek, üretim, toplumsal ilişki ve tarihsel çelişki içinde dönüştüren faildir; diğerinde gerçekliğin kendisi düşüncenin canlı ediminden ayrı düşünülemez. ilk bakışta benzerlik kuranlar olacaktır çünkü ikisi de etkinlikten, failden, süreçten söz eder. ama hareket kelimesini iki sistemin de kullanıyor olması, aynı dansı yaptıkları anlamına gelmez. tam burada mondolfo’nun itirazı devreye giriyor:

"hemos recordado ya que para él cualquier cosa se reduce a un objeto del pensamiento. la cosa en sí, o sea el objeto absolutamente abstraído del sujeto cognoscente y distinto de la imagen subjetiva, es para él un sinsentido..." rodolfo mondolfo, marx y marxismo: estudios histórico-críticos, s. 30 (daha önce de hatırlattığımız üzere, onun için her şey düşüncenin nesnesine indirgenir. kendinde şey  yani bilen özneden mutlak biçimde soyutlanmış ve öznel imgeden ayrı nesne  onun açısından anlamsızdır.)


şimdi burada mondolfo’nun yaptığı şey yalnızca gentile’ye “fazla idealistsin” demek değil tabii. çok daha sofistike bir itham bu. çünkü esas problem “kendinde şey” savunusu değil; gentile’nin düşünce ile nesne arasındaki ayrımı baştan teorik olarak gayrimeşru ilan etmesi. bu, kant sonrası felsefede çok tanıdık bir manevra. ama marx’a uygulandığında ciddi sorun çıkarıyor. çünkü marx’ın derdi zaten “düşünce nesneleri” değil; maddi üretim ilişkileri, sınıfsal antagonizma, emek süreci ve tarihsel dönüşüm. eğer bütün bunları sonunda öznenin düşünsel edimine tercüme ediyorsan, marx’ı açıklamıyorsun; marx’ı vaftiz ediyorsun. mondolfo bununla da yetinmiyor. gentile’nin feuerbach-marx ilişkisini de çarpıttığını düşünüyor. çünkü gentile’nin okumasında marx, feuerbach’ın kurduğu dualiteyi diyalektik bir sentezle aşmaya çalışan biri gibi görünüyor; yani oldukça hegelci bir çocuk. mondolfo ise burada frene basıyor ve “hayır, o sentezi marx değil, tam da feuerbach yapıyor” diyor.

"por consiguiente, la interpretación que doy del ıv fragmento es harto diferente de aquella que da gentile. [...] tal síntesis, en cambio, es lo que feuerbach hace y marx no admite." rodolfo mondolfo, marx y marxismo: estudios histórico-críticos, s. 16 (dolayısıyla ıv. fragmana ilişkin benim yorumum gentile’ninkinden oldukça farklıdır. [...] söz konusu sentez, aksine, feuerbach’ın yaptığı şeydir; marx’ın kabul ettiği değil.)

bu küçük bir dipnot kavgası gibi görünebilir aslında benim yaptığım tam olarak o ama aslında bütün oyunu değiştiren bir kumaş var mondolfo'da çünkü gentile’nin marx’ı hegelcileştirme operasyonu, marx’ın belirli gerilimleri diyalektik sentezle aştığı varsayımına yaslanıyor eğer mondolfo haklıysa, gentile marx’ın problematiğini yanlış kuruyor demektir ve bu durumda elimizde basit bir yorum farkı değil, metodolojik bir yanlış okuma olurburada dürüst olmak gerekirse mondolfo’nun pozisyonu daha ikna edici görünüyor değil mi? çünkü gentile’nin sezgisel gücü olsa da, praxis’i epistemik-ontolojik kurucu edim düzlemine çekmesi marx’ın metinsel bağlamını fazlasıyla esnetiyor ama burada hikâye bitmiyor tabii. mondolfo hâlâ belirli bir humanist marx okuması içinde. yani özne, praksis, tarihsel fail gibi kategorileri rahat kullanıyor. peki ya başka bir masada, bu kadar kolay kazanabilir miydi? eh bunu da okuyup bulursunuz çünkü ben irlandalı çıkışı yapıyorum. sıkıldım. eladar the dark keyifli okumalar diler.
devamını gör...

tarihin en komple boksörü olabileceğini düşündüğüm, tüm kemerleri süpüren, yenilgisiz ağır sıklet boksör.

çene var, hız var, teknik var, ayak var, beyin var daha ne olsun abi? ulan usyk ne çok ortak noktamız var* ne yok derseniz, belki o alıştığımız klasik ağır sıklet boksör gücü yok ama o kadar eksik kadı kızında da olur. zaten bu adamın o güce ihtiyacı da pek yok çünkü adam rakiplerini öyle bir yoruyor ki kollarını kaldıracak dermanları kalmıyor. adamın oyun planı bunun üstüne. böyle deyince de sakın deontay wilder kazması gibi tek plan üstüne kariyer kurmuş sanılmasın, bu adam a,b,c,ç,d,e,f,g planları hazırda bekliyor maç içinde. mübarek boks değil alfabe.

şimdi tekrar stiline gelecek olursak bu adam yarı ağırsiklette başladı profesyonel boksa yani 90 kilo civarı. olimpiyatlarda da 90 kiloda dövüştü ve 2012'de altın madalya aldı. bu adam ringde hep hareketli, ileri adımlayan, tempoyla baskı kuran, açıları çok iyi kullanan, bir yumruktan kaçtıktan sonra en az iki yumruk kontra vuran bir boksör. bu adamı izlerken sanki zaman onun için ağır çekimde akıyor zannedersiniz. öyle kontralar vuruyor ki inanamazsınız. hayat gibi... bu adamı yıllardır izlerim, aklımda kalan önemli maçlarla ilgili bir iki kelam etmek isterim müsaadenizle.

2016 krzysztof glowacki maçı.

bu maç glowacki'nin evinde yani polonya'da yapıldı ve usyk'in yarı ağır sıklette ilk kez şampiyonluk maçına çıktığı maç oldu. glowacki süper star bir boksör değil ama wbo'nun yenilgisiz şampiyonuydu ve o 30, usyk 29 yaşındaydı. yani genç çocuğun ihtiyar şampiyonu patakladığı bir senaryo değil, iki akran adamın kozlarını paylaştığı sert bir maçtı. glowacki de usyk gibi ters gard ve inatçı bir adam. klasik polonyalı. maçın yarısı da kıran kırana geçti ve iki boksör de isabetli vuruşlar atıyordu. maçın sonları yaklaştıkça glowacki sıradan çinko karbon pilli ayılar gibi yavaşlamaya, gücü azalmaya başladı ama usyk duracell olduğu için neredeyse temposunu hiç kaybetmeden baskıyı iyice arttırdı. hatta bi ara usyk kroşe vurdukça glowacki'nin kafası tam tur dönecekmiş gibi savruluyordu. ona rağmen bu maçta nakavt olmadı ve usyk puanla kazandı ve wbo kemerinin sahibi oldu. ben de o akşam bolu beyine tay yetiştirmiş koca yusuf gibi gururlandım ve "yürü bre bolu beyi, bu cenk amansız olacak" dedim.

2018 mairis briedis maçı.

usyk'in wbc kemerini aldığı maç. belki de kariyerinde en zorlandığı maçlardan birisiydi. briedis son rounda kadar savaştı. usyk bu maçta sadece kondisyonla öne geçen bir boksör olmadığını, aynı zamanda son rounda kadar mücadele eden, geri adımlamayan rakipleri de azmiyle, dayanıklılığıyla ve inatçılığıyla yenebileceğini gösterdi. briedis ise gerçekten çok iyi dövüştü ve usyk'i ciddi rahatsız etti ancak puanla mağlup oldu. belki usyk'e göre biraz düz kaldı. evet sağlamdı, inatçıydı ama usyk kadar hareketli değildi. bu da daha çok yumruk almasına ve maçı kaybetmesine sebep oldu.

2018 murat gassiev maçı.

bu maç moskova'da yapıldı. gassiev 24 yaşında genç, güçlü, sert bir adamdı. ıbf ve wba kemerlerini elinde bulunduruyordu. usyk ise wbc ve wbo şampiyonuydu ve 31 yaşındaydı. ortada 4 kemer vardı. maçtan önce gassievin yumruklarının sert olduğunu ve usyk'i yakalarsa indirebileceğini söyleyenler olduğunu hatırlıyorum. çünkü gassiev o zaman yenilgisiz 26 galibiyeti ve 19 nakavtı olan bir canavardı ancak usyk onu kum torbası döver gibi dövdü. çok iyi hatırlıyorum bu kadar baskın bir performansı ben de beklemiyordum. usyk adeta bir yarasa gibiydi, sürekli yön değiştiriyordu. gassiev sadece kapanıp bekliyordu, usyk gassiev'in gardının arasından makineli tüfek gibi saydırıyordu yumrukları. gassiev taş kafası sayesinde nakavt olmadan maçı bitirebildi ancak hem kemerleri hem de karizmayı kaybetti.

2018 tony bellew maçı.

bu bellew dingilini hiç sevemedim. david haye'i de yendi daha da gıcık oldum. usyk maçını duyunca bu lavuğun emeklilik vakti geldiğini anladım, gider ayak büyük para kaldırma maçıydı bu. zaten maçı da bellew'i de köpürttüler de köpürttüler. aslında buraya yazılmaması gereken bir maç ama bellew dingilini antipatik harekerleri, yok ben evertonlıyım öyle tehlikeliyim, böyle sertim ayakları. ve 8. rounddaki yere yıkılışı ahahahaha aklıma geldikçe keyifleniyorum. bi de taraftarlar falan full bu kazmaya tezahürat yapıyor, bu tribünlere oynuyor. ulan bellew, ne güzel yapıştırdı seni yere. maça gelirsek maçta pek bi halt yok aslında. bellew baskı kurmaya falan çalıştı ilk roundlarda. o kadar da olsun tüm stad arkasındaydı herifin. sonra usyk 8. roundda sağlam bi kroşeyle bunun aklını aldı. bu maç usyk'in yarı ağır sıklette son maçıydı, sonrasında ağır sıklete geçiş yaptı.

2020 derek chisora maçı.

bu maç usyk'in ilk ağır sıklet maçıydı. bu açıdan çok çok önemliydi ve zordu. bi kere bizim adam usyk 97 kilo, ağır sıklete göre çok hafif aslında. ortalama ağır sıklet 110 kilo günümüzde. chisora da zaten bu maçta 112 kiloydu ama chisora bence çok doğru bir rakipti. chisora öyle bir adam ki vitali klitschko'dan fury'e. pulev'den wilder'a. haye'den, parker'a kadar neredeyse dönemindeki bütün iyi ağır sıkletlerle dövüşmüş bir adam. tam bir bad boy, adeta survivor turabi. yüzleşme esnasında klitscho'nun suratına su püskürten, zırt pırt karakola düşen bir tip bu. boksu da kendisi gibi pis. iter, çeker, tutar, koltuk altına girer. her türlü pislik var. yalnız boksu iyi bilir puşt. benim diyen boksöre pabuç bırakmaz. hafife alırsan oturtur totonun üstüne. usyk karşısında da bildiğimiz chisora gibi dövüştü. itti çekti bi şeyler yaptı. anladığım kadarıyla usyk de bitirmek değil, ringte kalmak istedi. kendini denedi aslında. iyi de oldu. chisora gibi bir tecrübeyi puanla, hasar almadan yendi ve yeni kilosunda da hareketli olabildiğini gördü. zaten 97 kilo olmasının sebebi hızını kaybetmek istememesiydi.

2021 anthony joshua maçları

bu maç, usyk'in gelmiş geçmiş en iyi boksörler arasında olduğunu söyleten maçtır bence. evet joshua 1 kez tko olmuş ve eski yenilgisiz joshua değildi. belki cesareti kırılmıştı, belki defoları açığa çıkmıştı ama onu tko eden ruiz'i rövanşta yenmiş ve yine şampiyondu ve wba, wbo ve ıbf kemerlerinin sahibiydi. yine favoriydi. çünkü 198 cm boyunda ve 108 kilo, doğal ağır sıklet ve takır takır kasları olan bir tanktı ve üstelik çok teknikti. usyk ise 100 kiloydu 7 santim daha kısaydı. maç tam bir satranç maçı gibi geçti. sarılmadan, kaçmadan, itişme kakılma olmadan sadece boks. iki cesur adam ringin ortasına gelip kozlarını paylaştı. bu açıdan kesinlikle tebriği hakediyor iki boksör de. usyk puanla kazandı çünkü roundlar geçtikçe joshua'nın kas kütlesi onu zorlamaya başladı. kollarını yukarıda tutmakta zorlandı, yumruklarına güç yükleyemez oldu. işte burada usyk yine akıl almaz kondisyonu ve temposuyla isabetli yumrukların sayısını çoğalttı ve joshuayı neredeyse nakavt ediyordu. bu maçın rövanşında da usyk puanla aldı, aşağı yukarı aynı maç oldu zaten usyk rakibi öyle iyi analiz ediyor ki onu ilk maçta yenmek bile çok zorken ikinci maçta yenmek imkansız gibi. ikinci maçın sonunda da joshua mikrofonu aldı, usyk'i tebrik etti ve kendisinin çok ağır olduğunu, bu kütleyle 12 round boyunca dövüşmenin çok zor olduğunu söyledi. aslında usyk'in neden yenilmez olduğunu bir nebze açıkladı.

2023 daniel dubois maçları

bu maçta artık usyk 36 yaşındaydı rakibi 25 yaşında genç ve çok güçlü bir adamdı. 19 maçı 18 galibiyeti vardı ve tüm galibiyetleri nakavtlaydı. yani korkunçtu. usyk yaşlandı, böyle genç ve güçlü bir adama karşı dayanamaz diyenler hiç az değildi. maç başladı dubois, usyk'in vücudu zayıf, vücuda yapılan vuruşlar onun zayıf noktası şeklindeki yorumlara kendisini fazla kaptırmış olacak ki çok sayıda body shot denedi ve foullü vuruşlar attı. hatta vuruşlardan birisi usyk'i yere indirdi çünkü çok aşağı gelmişti ancak vuruş legaldi diyenler de bir hayli fazla. bence legal değildi deyip geçiyorum, taraflı mı davrandık acaba bilmiyorum. maç tempolu bir şekilde geçerken usyk 8. roundda dubois'i indirdi. dubois kalktı ancak 9. roundda tekrar nakdavn oldu kalktı ancak hakem maçı bitirdi ve nakavt oldu. daha önce de dediğim gibi ilk maçta yenemediğiniz usyk'i ikinci maçta hiç yenemezsiniz. yine öyle oldu ve ikinci maçta dubois 5. roundda nakavt oldu ve bu seferki çok net bir nakavt oldu. kronolojik olarak ikinci dubois maçı usyk'in son maçı ancak ben yeri gelmişken anlatıverdim.

2024 tyson fury maçları

usyk'in kaybedebileceğini en çok düşündüğüm maç olmuştur. çünkü fury, 206 cm boyunda 120 kilo ve çok teknik bir boksör. çok da severim. wbc ağır sıklet kemerini elinde bulunduruyor ve yenilgisizdi ancak wbc kemerini kitlediği ve büyük maçtan kaçtığı yönünde eleştriler alıyordu. en nihayetinde usyk ile ringe çıktı ve usyk'in hızı, kondisyonu, tekniği onu da yendi. usyk iki maçı da puanla aldı ancak fury'e üstünlük kurdu. böylece bu adamın gelmiş geçmiş en iyi boksörlerden biri olduğu perçinlenmiş oldu.

usyk 23 mayısta rico verhoeven ile bir boks maçı yapacak. rico kick boks ağır siklet dünya şampiyonu. usyk ortalıkta rakip kalmadığı için biraz para maçı yapayım demiş belli ki. muhtemelen sonra da emekli olur. bu girdi de bu maçın afişini görmemle "bir iki bir şey karalayım usyk efendi ile ilgili" dememle yazılmıştır. ne doluymuşum be kardeşim* evet sevgili yazar arkadaşlarım buraya kadar okuyan varsa teşekkür eder, küçüklerimin gözlerinden, büyüklerimin ellerinden öperim. yaşıtım hanım yazarlara hiçbir şey yapmam, onlarla bayramlaşmam.
devamını gör...

cahil bir halk.

recep tayyip erdoğan tarafından hapse atılan ekrem imamoğlu, evinden alınırken "kendimi halka emanet ediyorum" demişti.

bu millet koskoca (bkz: mustafa kemal atatürk)'e ihanet etti. sana mı ihanet etmeyecek?

yazık oldu.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim