zaman tüneli
sözlükte hiç prompt verilmemesi
o kadar yz fotosu yapılıyor
biri de prompt paylaşmıyor
o memeleri nasıl yaptınız atın buraya
biri de prompt paylaşmıyor
o memeleri nasıl yaptınız atın buraya
devamını gör...
cumhuriyet halk partisi
kemal kilicdaroglu bu gücü eline aldiktan sonra kurultay falan yapmaz. özgür özel ve ekibine gecmis olsun yeni parti kursunlar.
devamını gör...
bilim adamının temsil ettiği bilime sövmek
sana öyle gelir amma ona öyle gelmez, seni şeyine bile takmaz a cahil...
devamını gör...
çorumspor fk
hakkında yapılacak çorum şakalarını heyecanla bekliyorum. bir de, esenler yerine çorum çıktığı için sevindim. esenler nedir arkadaş?
devamını gör...
yazarların whatsapp’tan attığı son mesaj
kedimsin sen kedim kal...swh
devamını gör...
delay
hazır sample rate, bit depth ve bit rate mevzularını kurcalamışken, dijital ses dünyasının başka bir “insan kulağını kandırma” yöntemine daha bakalım:delay.
çünkü çoğu insan delay’i yalnızca sesin tekrar etmesi sanıyor. halbuki olayın altında yine baya enteresan bi algı hikayesi yatıyor.
şimdiii gerçek dünyada duyduğumuz hiçbir ses tamamen tek başına değildir. siz boş bir odada konuştuğunuzda bile, ağzınızdan çıkan ses yalnızca kulağınıza gelip bitmez.duvarlara çarpar, zeminden seker,tavana vurur, geri döner. yani aslında kulağınıza sürekli küçük gecikmelerle ulaşan kopyalar oluşur.
işte insan beyni de yıllardır buna alışmış durumda.bir ses duyduğumuzda yalnızca “ne duyduğumuza” değil, “o sesin ne kadar sonra geri döndüğüne” de bakıyoruz. çünkü bu gecikmeler bize mekan hakkında bilgi verir.
mesela ses çok hızlı geri dönüyorsa: küçük bir alan hissi oluşur ama geri dönüş uzadıkça, mekan büyümeye başlar.
işte delay dediğimiz olayın temelinde tam olarak bu var. bir sesi belirli süre geciktirip tekrar kulağa vermek.
işin ilginç kısmı şu: insan kulağı zaman konusunda inanılmaz hassastır. mesela aynı sesi kulağınıza birkaç milisaniye arayla iki kez verirseniz, beyin çoğu zaman bunu iki ayrı ses olarak algılamaz. tek bir ses duyarsınız ama o ses: daha geniş, daha kalın, daha büyük hissedilmeye başlar.
çünkü sistem aslında ikinci sesi ayrı bir olay gibi değil, ilk sesin uzantısı gibi yorumlar.
zaten delay efektlerinin büyük kısmı da tam olarak bunun üzerine çalışır; beynin zaman algısını manipüle etmek.
mesela slapback delay diye bir türü vardır; özellikle eski rock’n roll kayıtlarında falan çok duyarsınız.ses gelir,ardından çok kısa bir tekrar gelir ama bu tekrar öyle uzun değildir. beyin onu “echo” gibi değil, sesin fiziksel olarak büyümüş hali gibi algılar.
özellikle eski elvis kayıtlarındaki o duvardan sekmiş hissin büyük kısmı buradan gelir.
işin başka bir tarafı da şu: delay yalnızca tekrar üretmez, aynı zamanda ritim hissi de oluşturabilir.* çünkü tekrar eden birçok şey, bir süre sonra beynin gözünde ritme dönüşmeye başlar. o yüzden delay süreleri genelde parçanın temposuna göre ayarlanır.
örneğin:quarter note*, eighth note*, dotted eighth* falan dediğimiz delay ayarları aslında doğrudan bpm hesabına bağlıdır. yani delay bazen yalnızca efekt değil, parçanın groove’una çalışan ritmik bir eleman haline gelir.
özellikle gitaristlerin veya ambient prodüksiyon yapan insanların delay’e kafayı takmasının sebebi de budur zaten. tek nota çalarsınız ama delay tekrarları sayesinde sistem kendi kendine hareket etmeye başlar.
fakat burada yine bir problem çıkıyor; fazla delay kullanırsanız miks* dağılmaya başlar.
çünkü sistem sürekli yeni tekrarlar üretir ve eğer bunlar kontrol edilmezse transient’ler bulanıklaşır, vokal anlaşılmaz hale gelir*, ritim çamurlaşır.
o yüzden delay kullanımında en kritik meselelerden biri “feedback” dediğimiz olaydır. yani tekrar eden sesin ne kadarının tekrar sisteme geri sokulacağı.feedback arttıkça delay uzar, bir noktadan sonra ses kendi kendini beslemeye başlar. hatta bazı analog delay sistemlerinde olay tamamen kontrolden çıkıp cihaz kendi kendine osilasyona bile girebilir.*
özellikle eski tape delay sistemlerinde bu baya meşhurdu çünkü olay tamamen fiziksel mekanik sistemlerle çalışıyordu. ses gerçekten dönen manyetik bant üzerinde tekrar tekrar dolaşıyordu ve işin güzel tarafı şuydu; o tekrarların hiçbiri bire bir aynı değildi. her tekrar biraz daha kirleniyor, biraz daha kararıyor, biraz daha bozuluyordu.
o yüzden insanlar hâlâ bazı analog delay sistemlerini “daha sıcak” veya “daha organik” buluyor. çünkü gerçek dünyada zaten kusursuz tekrar üretmez, her yansıma biraz değişir.
özetle hodjam;
delay dediğimiz şey, sesi belirli süre geciktirip tekrar kulağa vererek beynin zaman ve mekan algısını manipüle etmeye çalışan sistemdir.
yanlışlar ve hatalı bilgi varsa affola, uyarınız. derhal düzeltiriz.
ps: bu ara evde olduğumdan teoriye sardım yine, aklıma geldikçe sıkıyorum palavraları.
öperler*
çünkü çoğu insan delay’i yalnızca sesin tekrar etmesi sanıyor. halbuki olayın altında yine baya enteresan bi algı hikayesi yatıyor.
şimdiii gerçek dünyada duyduğumuz hiçbir ses tamamen tek başına değildir. siz boş bir odada konuştuğunuzda bile, ağzınızdan çıkan ses yalnızca kulağınıza gelip bitmez.duvarlara çarpar, zeminden seker,tavana vurur, geri döner. yani aslında kulağınıza sürekli küçük gecikmelerle ulaşan kopyalar oluşur.
işte insan beyni de yıllardır buna alışmış durumda.bir ses duyduğumuzda yalnızca “ne duyduğumuza” değil, “o sesin ne kadar sonra geri döndüğüne” de bakıyoruz. çünkü bu gecikmeler bize mekan hakkında bilgi verir.
mesela ses çok hızlı geri dönüyorsa: küçük bir alan hissi oluşur ama geri dönüş uzadıkça, mekan büyümeye başlar.
işte delay dediğimiz olayın temelinde tam olarak bu var. bir sesi belirli süre geciktirip tekrar kulağa vermek.
işin ilginç kısmı şu: insan kulağı zaman konusunda inanılmaz hassastır. mesela aynı sesi kulağınıza birkaç milisaniye arayla iki kez verirseniz, beyin çoğu zaman bunu iki ayrı ses olarak algılamaz. tek bir ses duyarsınız ama o ses: daha geniş, daha kalın, daha büyük hissedilmeye başlar.
çünkü sistem aslında ikinci sesi ayrı bir olay gibi değil, ilk sesin uzantısı gibi yorumlar.
zaten delay efektlerinin büyük kısmı da tam olarak bunun üzerine çalışır; beynin zaman algısını manipüle etmek.
mesela slapback delay diye bir türü vardır; özellikle eski rock’n roll kayıtlarında falan çok duyarsınız.ses gelir,ardından çok kısa bir tekrar gelir ama bu tekrar öyle uzun değildir. beyin onu “echo” gibi değil, sesin fiziksel olarak büyümüş hali gibi algılar.
özellikle eski elvis kayıtlarındaki o duvardan sekmiş hissin büyük kısmı buradan gelir.
işin başka bir tarafı da şu: delay yalnızca tekrar üretmez, aynı zamanda ritim hissi de oluşturabilir.* çünkü tekrar eden birçok şey, bir süre sonra beynin gözünde ritme dönüşmeye başlar. o yüzden delay süreleri genelde parçanın temposuna göre ayarlanır.
örneğin:quarter note*, eighth note*, dotted eighth* falan dediğimiz delay ayarları aslında doğrudan bpm hesabına bağlıdır. yani delay bazen yalnızca efekt değil, parçanın groove’una çalışan ritmik bir eleman haline gelir.
özellikle gitaristlerin veya ambient prodüksiyon yapan insanların delay’e kafayı takmasının sebebi de budur zaten. tek nota çalarsınız ama delay tekrarları sayesinde sistem kendi kendine hareket etmeye başlar.
fakat burada yine bir problem çıkıyor; fazla delay kullanırsanız miks* dağılmaya başlar.
çünkü sistem sürekli yeni tekrarlar üretir ve eğer bunlar kontrol edilmezse transient’ler bulanıklaşır, vokal anlaşılmaz hale gelir*, ritim çamurlaşır.
o yüzden delay kullanımında en kritik meselelerden biri “feedback” dediğimiz olaydır. yani tekrar eden sesin ne kadarının tekrar sisteme geri sokulacağı.feedback arttıkça delay uzar, bir noktadan sonra ses kendi kendini beslemeye başlar. hatta bazı analog delay sistemlerinde olay tamamen kontrolden çıkıp cihaz kendi kendine osilasyona bile girebilir.*
özellikle eski tape delay sistemlerinde bu baya meşhurdu çünkü olay tamamen fiziksel mekanik sistemlerle çalışıyordu. ses gerçekten dönen manyetik bant üzerinde tekrar tekrar dolaşıyordu ve işin güzel tarafı şuydu; o tekrarların hiçbiri bire bir aynı değildi. her tekrar biraz daha kirleniyor, biraz daha kararıyor, biraz daha bozuluyordu.
o yüzden insanlar hâlâ bazı analog delay sistemlerini “daha sıcak” veya “daha organik” buluyor. çünkü gerçek dünyada zaten kusursuz tekrar üretmez, her yansıma biraz değişir.
özetle hodjam;
delay dediğimiz şey, sesi belirli süre geciktirip tekrar kulağa vererek beynin zaman ve mekan algısını manipüle etmeye çalışan sistemdir.
yanlışlar ve hatalı bilgi varsa affola, uyarınız. derhal düzeltiriz.
ps: bu ara evde olduğumdan teoriye sardım yine, aklıma geldikçe sıkıyorum palavraları.
öperler*
devamını gör...
maestronun ağzından çıkan kaba söz
bronz davul tokmağı ile vururdum değnekli eline şahsen ben.
devamını gör...
bir kadından istemek
bana yaşlandığımı hissettiren başlık. biz gençken bayağı popüler bir içeriğin başlığıydı. hey gidi günler.
devamını gör...
kutsal leylek kezo
o caanım albenisiyle edindiği o yüce yenilmezliğin teorisiymiş gibi kasılan kezo, sanki fahri profesör kezo, beni sorgular gülerim ona be.
devamını gör...
horlayan kezoyu dürtmek
kırdık seni...
devamını gör...
muhabbet kuşunun ölmesi
deneyimlediğim en acı veren hislerden biri.
4.5 yıl adeta canımdan bir parça olmuştu, her gün saati saatine yaptıkları, oynaması, konuşması, sabah beni uyandırması, tatlılığı... hâlâ aklımın bir köşesinde yaptıkları ve son anları aklıma geldikçe yüreğim sızlıyor, unutamıyorum. telefonumdaki fotoğraflarına bakamıyorum...
4.5 yıl adeta canımdan bir parça olmuştu, her gün saati saatine yaptıkları, oynaması, konuşması, sabah beni uyandırması, tatlılığı... hâlâ aklımın bir köşesinde yaptıkları ve son anları aklıma geldikçe yüreğim sızlıyor, unutamıyorum. telefonumdaki fotoğraflarına bakamıyorum...
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
bir denizci olarak barbarosun kadırgası yerine yeniçeri olmayı istemiş.. fena da durmamış yani
devamını gör...
çorumspor fk
eroka kim koyarsa koysun allah razı olsun
devamını gör...
erkeklerin kaslarıyla övünmesi sorunsalı
olsa övünürdüm valla. varken övünüyordum.
düzgün kas demek; haftamı, günümü, yediğimi, içtiğimi, uykumu kontrol edebiliyorum ve sağlıklıyım demek. ufaktan da param var demek.
bakalım ilk hangi dahi "onun yerine aklınızı geliştirin" diyecek?
düzgün kas demek; haftamı, günümü, yediğimi, içtiğimi, uykumu kontrol edebiliyorum ve sağlıklıyım demek. ufaktan da param var demek.
bakalım ilk hangi dahi "onun yerine aklınızı geliştirin" diyecek?
devamını gör...
çorumspor fk
süper lige yükselmiştir. hoşgelmiştir.
devamını gör...
horlayan kezoyu dürtmek
dürtünce bir an susuyor sonra yeniden başlıyor. bu gürültüye bekçilik etmek ne zormuş yarabbi.
devamını gör...
bayrak açmak
öncelikle "sayesinde" öğrendiğim kişiye teşekkürler...
ama
bayrak kişiye açılmaz anladığım...
ama
bayrak kişiye açılmaz anladığım...
devamını gör...
antinatalizm
normalde baska bi sey yazcaktim az once yasadigim ve sinirimi bozan bi olay ama neyse yazmiyorum. sonra fazla ergence gibi durucak. bu konuyla ilgili biseler yazacam. simdi oncelikle anti natalizm nedir, 'bakamicaksan dogurma!!'nin afilli halidir. gecen bununla ilgili bi makale okudum, richard carrier'a ait (kendisini bikac sene once muhammed yasadi mi makalesinden tanisam da benim esasen bu sene okumaya basladigim ve cidden bicok konuda fikrimi sekillendirmekte, ayrica degistirmekte olan onemli bi insan ve tarihci, her ne kadar poliamoriyi savunsa da oyle yani). simdi ben antinatalist degilim. aksine 'anti antinatalist'im. yani bu fikre karsiyim. ve burda soyliceklerimin daha detayli ve akademigimsi bi incelemesini de richard carrier'in elestirel blogundan bulabilirsiniz. burda kendi orneklerimi kullandim genel olarak ve hem de bazi alintilar kullandim.
dikkat: bu gorece uzun bi antinatalizm elestirisidir.
...
simdi oncelikle antinatalizm kavramiyla nasil tanistim. antinatalizm kavramiyla aslinda yillar once, benim bi dinsiz arkadasim sayesinde tanistim. gerci ondan oncesinde bi haberle tanismistim da reelde karsima cikmasi boyle oldu. kendisi dedi ki bana ben boyleyim, antinatalistim. neden, cunku ailem beni rizami almadan dogurdu. bana da bu tabi sacma gelmisti. yani sonucta seni rizan alarak nasi dogursunlar oglum. var olmadan once var olmak isteyip istemedigine dair rizani mi arasinlar diye bi dusunmustum tabi. yani sacma bi sekilde ifade etmisti bu fikri bana.
neyse sonra da iste bu kavramla tanismaya devam ettim. soyle ki adini anmak istemedigim bazi insanlar hasebiyle bu kavram isyankar ergenler (isyankar ergenler evet) arasinda baya bi artim gosterdi.
...
antinatalistler diyorlar ki, cocuk dogurmak sacma. cunku cocugun rizasini almiyorsun, zaten alamazsin. haliyle alamayacagin icin de en basindan dogurmaman gerekir. cunku geldigi dunyada mutsuz olabilir. evet, mutlu da olabilir ama mutsuzluk mutluluga gore daha dramatik, daha travmatik. yani mutlulugu yasamasan da (mutsuzlugu da yasamayacagin icin) olur, ama mutsuzlugu, aciyi yasayip sonra dunyaya veda etmek dramatiktir. ayrica mutlu bile olsan, bircok aci yasayacaksin. iste bu sebepten, yani bu olasiliktan dolayi cocuk yapilmamalidir. yani uremek ahlaksizliktir.
bu gorus temelde sunu one surer anlayacaginiz, var olmaktansa yok olmak aci cekmemek adina daha iyi. veya mutsuz bir sekilde var olmaktansa, yok olmak daha iyidir. veya aci cekip var olmaktansa, yok olmak daha iyidir. temel bir kaide olarak bu fikri bize sunuyor.
ama burda da yani kavramin savundugu bu ilkede sıkıntılar var.
soyle ki, insanlar genel olarak intihara karsidir. yani aci ceken bir insan gordugumuzde onu intihardan vazgecirmeye calisiriz. hatta bunun tersini yapani ahlakli bir insan olarak gormeyiz. mesela kendi kafasina sıkmaya, kendisini zehirlemeye veya bi yerden atmaya, bogmaya calisan bir insan gorsek onu durdurmaya calisiriz.
veya dunyanin bir ucunda bir katliam, bir soykirim yasandiginda (gazze'de olanlar gibi) bunu kinariz. ve bunu insanlik disi buluruz.
veya kitlesel bi intihar eylemini mesela hos gormeyiz. veya kendisini oldurmek isteyen bir yakinimizi durdurmaya calisiriz. mesela annen veya baban kendisini oldurmeye calissa onu durdurmak istersin, bu genel olarak boyledir ve bu dogru olandir. cunku aksini yapan bir insanin kendi ebeveynlerini sevmedigi veya insanlari sevmedigi, veya merhametsiz oldugu cikarimini yapmak makuldur.
o zaman soyle bir sorun var, madem yok olmak var olmaktan iyi, yani kimse cocuk yapmamali, cunku mutsuz olabilirsin, o zaman neden intihar eylemlerine, kitlesel intiharlara karsiyiz. cunku yok olmak, var olmak veya aci cekerek var olmak yok olmaktan iyidir.
o zaman karsimizdaki bir kisi intihar etmek istedi mi onu neden durduruyoruz? cunku bariz bir sekilde aci cekiyor, problemleri var ve intihar etmeye calisiyor. ona (intihar etmesi lehine) destek olmamiz gerekirdi. veya kendi annemizi babamizi seviyorsak, onlar intihar etmek istediklerinde onlara bu kararlarinda destek olmamiz gerekirdi. cunku bu karari veren insan bariz bir sekilde aci cekiyodur. o zaman onlari seven bir insan, onlari aci dolu bir hayata mi mahkum eder, yoksa yok olmalari kararina saygi mi gosterir? cunku onlarin aci cekerek var olmalarina (ustelik yok olmak daha iyi bir alternatifken) goz yuman bir evlat bencildir o zaman.
ama biz boyle davranmiyoruz. tam aksine intihar etmek isteyenleri bundan vazgecirmeye calisiyor, hatta aksini savunana merhametsiz, duygusuz, empati yoksunu falan diyoruz.
veya soykirimlar. soykirimlar insan populasyonunu yok ediyor. aslinda var olmak yok olmaktan kotu ise veya acili bir sekilde var olmak yok olmaktan kotu ise soykirimlarin ve savaslarin durmasini neden istiyoruz?
cunku bunlar insan yok etme araclari. ve anlik bir aci hissedip veya hic hissetmeyip sonra ebedi yokluga kavusuyosun. cunku savastasin, bir kaos ortaminda ve aslinda olmek bir kurtulus.
neden buna karsiyiz? ve bunun olmamasini temenni ediyoruz. halbuki tam tersini savunmamiz gerekirdi.
mesela neden savas cikan bir yerde savasi durdurmak veya halki tahliye etmeye calisiyoruz. yani olmekten baska alternatifler oneriyoruz. veya intihar etmek isteyen kisiye baska ve daha iyi gordugumuz alternatifler oneriyoruz. ve bu alternatiflerin hepsi de o insani hayatta tutmaya yonelik.
hatta medeniyet bi noktada bu dogrultuda gelisti. hayatta tutmak icin. daha iyi yasam standartlari bu dogrultuda gelisti. kendimizi ve medeniyetimizi boyle ayakta tuttuk.
kimsenin intihar edene 'hadi et' dememesi, veya savasta oldurulen bir halk icin 'oh iyi oldu ya, kurtuldular olup de, sonucta artik savasa katlanmak zorunda degiller' dememesi, ve hatta o halkin bile olmek istememesi ve bu dogrultuda onlemler almasi, var olmanin yok olmaktan daha iyi oldugunu gosterir. ustelik aci cekerek var olmanin bile yok olmaktan daha iyi oldugunu gosterir.
...
aci cekerek var olmak. antinatalistler sunu diyorlar,
"bir cocugun mutsuz olma olasiligi var, veya yok olmayi var olmaya tercih etme, o kadar kotu bir hayat surme olasiligi var. hangi cocuk mutlu olacak hangisi olmayacak bilmedigimizden hic cocuk yapmamaliyiz."
simdi bu argumanin bir diger sorunu ise su:
mutsuz olmakla yok olmak istemeyi karistiriyor.
cunku ben de mutsuzum ve bicok insan da mutsuz oldugunu soyler. heleki geri kalmis ulkelerin halklari. halbuki cogu insan yok olmak, olmek veya oldurulmek istemez.
sanirsam (bkz: nightcrawler) olacakti. o filmde sey deniyodu, cogu insan olmek istedigini soyler, ama cok azi bunu gercekten ister.
evet, aslinda etrafimiz olmek istedigini soyleyen bicok insanla dolu ama bunu soyleyen bir insani denize atsan 1 dakkaya kalmaz cirpinmaya baslar. cunku cogu insan olmek istemez. sadece ilgi cekmeye calisir veya (bir deyimle ifade etmek gerekirse) olmeyi bayilmak zanneder.
bunu gercekten isteyen insan sayisi azdir ve bu insanlarin da bicogu zaten intihar ediyor. cunku olmeyi gercekten "isteyen" insan, bu istegini cogu zaman yerine getirmekte tereddut de etmez.
haliyle argumanin bir diger yanlis tarafi mutsuz olmakla yok olma istegini karistirmasidir. halbuki mutsuz insanlarin cogu olmek istemez. ve cidden yok olmak isteyen insan sayisi azdir. yani bicok insan olmek istemez. bu yuzden her gun onlem alir. cogu sey de bu onlem uzerine kuruludur zaten.
yani arguman, "mutsuz olup da yasamak yok olmaktan daha kotu" der. ama aslinda mutsuz cok insan var ve bu cogu insan icin boyle degil. ve cogu insanin mutsuzluk durumu daha siradan ve iyilestirilebilir oluyor. ornegin benim durumum gibi.
gercekten yok olmayi isteyen insan sayisi ise mutsuz insanlardan cok daha azdir.
ha, burda soyle bir itiraz gelebilir:
"ama yok olmakla olmek ayri seyler. bircok insan olmek istemez evet, ama yok olmak isterdi. cunku hic dogmamis olsan, hayatin tadini da bilmezdin veya olurken aci cekmek zorunda kalmazdin, direkt yok olmus olurdun. dolayisiyla cogu insan yok olmak ister ama olmek istemez."
bu itiraz aslinda argumanlarini kendi kendine curutuyor. cunku,
1. olmenin acisiz yontemleri gayet de var. yani bu bir itiraz degil. bugun acisiz ölümün bicok yolu var.
2. arguman yok olmakla olmek ayni sey degil diyor. bicok insan en basindan beri yok olmak isterdi, ama hayata gelip deneyimledikten sonra olmek istemez diyor. iste bu soz, argumanlarini curutuyor. cunku bu, hayata geldikten sonra olmenin, yani yok olmanin tercih edilmedigini gosterir. tam olarak bu var olmanin olmekten daha iyi oldugunu gosterir. hatta bicok mutsuz insan bile intihar edecek, acisiz bi intihar yontemi deneyecek cesareti bulamaz ve yasamaya devam eder. bu durum cogu durumda mutsuz bir hayatin da yok olmaktan daha iyi oldugunu gosterir. yani bu en azindan cogu kisi icin boyledir.
...
burdaki diger bir durum ise, muhataplarimiz (antinatalistler) yok olmak var olmaktan iyidir diyor. halbuki yok olmak var olmaktan daha iyi olamaz.
cunku yok olmak, mutluluk dahil her turlu duygunun olmadigi, bir sifirlanma halidir. ve kimse salt mutsuz degildir. hayatimiz mutluluk ve mutsuzluklarin bir karisimi. yoksan, mutluluk dahil hicbir sey olmaz. tamamen sifirsindir.
bazi insanlar yoklugu idrak edemeyip 'yok oldugumda huzura kavusucam' diyor. halbuki yokluk, en az ucan spagetti canavari kadar yok olmaktir. hatta ucan spagetti canavarindan bile daha fazla yok olmaktir (cunku belki de boyle bi varlik vardir).*
mesela kac yasindasiniz, ornegin 30 diyelim. evren kac yasinda, 13 milyar. hadi ornegi daha dar alanda tutalim, dunya kac yasinda, 4.5 milyar. peki siz 30 sene oncesine veya daha oncesine dair bir sey hatirliyor musunuz. hayir. neden. cunku yoktunuz. iste yokluk tam olarak budur. siz 30 sene once huzurlu degildiniz, 30 sene sonra oldugunuzde de olmayacaksiniz. adi ustunde 'hic'tiniz ve dolayisiyla hicbi sey olmadi bu surecte. herhangi bi huzur hissetmediniz. öldügünüz anda da tum bu her sey yasanmamis gibi olacak. rahata ermeyeceksiniz.
yani ölüm tamamen bir sifirlanmadir. ne kotulugun, ne de iyiligin olmamasidir. adi ustunde 'hic'liktir, 'bosluk'tur. haliyle yokluk, var olmaktan daha iyi olamaz. cunku yokluk hicbi seydir. haliyle hicbi sey, bi seyden daha iyi olamaz. ne olursa olsun bi sey, hicbi seyden daha iyidir. cunku hicbi sey, adi ustunde 'hicbi sey'dir.
...
konu hakkinda soylenecek daha fazla sey var ama kisa tutucam. sadece son bi seye bakalim.
simdi muhataplarimiz sunu diyebilirler,
'ama yok olmak isteyen insan sayisi, insanlarin geri kalanina kiyasla az da olsa var. haliyle bu dusuk olasilik sebebiyle, cocugumuz da boyle olabileceginden dolayi kimse cocuk yapmasin.'
bu arguman sacma. cunku kimsenin cocuk yapmayip, turumuzu bitirip, aslinda bize bagli canlilarin da turunu bitirip, kurdugumuz medeniyeti tamamen yok etmek gibi komik ve aslinda hicbi zaman gerceklesmeyecek imkansiz bi utopyayi savunuyor.
ama bunun disinda olayin su tarafi da sacma:
simdi evet, bazi insanlar bence de cocuk sahibi olmamali. ama bunu ortalamaya ve genele yaymak sacma. peki neden?
cunku cocugumuzun da bu tip (yok olmayi (b: gercekten) isteyen) bi cocuk olmasini, yani dusuk bi olasiligi varsayip hic cocuk yapmamak demek, en hafif tabiriyle asiri paranoyak olmak demektir.
bicogumuzun cevresinde boyle insanlar yok. varsa da cok istisnai, 1 tane falan. bu olasiligi dusunup hic cocuk yapmamak demek, asiri radikal bi karari asiri dusuk bi olasilikla almak demek.
mesela trafik kazasina ugrama ihtimalimiz daha fazla. diyelim ki hayati seviyorsak eger, o zaman bu olasilikla da paranoyaya kapilip hic arabaya binmeyelim.
ya da bicaklanma ihtimalimiz daha fazla. o zaman bicaklaniriz korkusuyla evden cikmayalim ya da can yelegi falan takalim.
hatta evimize meteor dusme ihtimali var, hemen bi siginak bulalim. ya da, kalp krizi gecirsek nolacak? o zaman hicbi sey yapmadan dumduz duralim, ama o zaman bile guvende degiliz.
bugun dugunumuz var. ama gelinin/damadin evlenmeyi kabul ediyor musunuz sorusuna 'hayir' deme olasiligi da var. o zaman dugun isi iptal.
cunku cok dusuk olasiliklarla cok radikal kararlar alacaksak en hafif tabirle bi akil hastasi falan olmamiz lazim. hatta direkt yasamamaliyiz (lan, o zaman acaba antinatalistler hakli mi).*
hatta bu olasilikla bakarsak, cocugumuzun vatana millete hayirli olma, belki hayati daha yasanilabilir bi yer yapma ve medeniyete katkida bulunma ihtimali de var.
dusuk olasiliklarla radikal kararlar almak cok sacma, cunku biz olasiliklar dunyasindayiz ve her an her sey mumkun.
...
bu argumanin bir diger sorunu da radikallik.
yani arguman, cok komik ve gerici bir sekilde mutsuzlugun cozumunun 'yok olmak', hic dogmamak oldugunu soyluyor. bu asiri sacma ve sorunun cozumu degil.
+mutsuzum, napayim?
-yok ol.
sorunla hicbir alakasi yok. halbuki cozum, sorun odakli olmali. yani mesela yururken ayakkabinin altinin kopabilecegi olasiliginin cozumu daha guclu veya yeni bi ayakkabi giymektir, veya kopmussa ve yenisini alamiyosan o zaman yapistirmaktir. hic ayakkabi giymemek degil. bu sorunla karsilasan birisine 'altini yapistir', 'baskasini giy' veya 'yenisini al' yerine, 'ayakkabi giyme, boylece boyle bi derdin olmaz' demek tamamen alakasiz ve sacmadir.
bi insan mutsuzsa derdi dinlenilir ve halledilmeye calisilir. mutsuzlugunun cozumu yok olmak veya tum bi insanligin asla cocuk sahibi olmamasini istemek degildir, hatta sorunla alakasizdir.
bu biraz da seye benziyor,
+ucaklar cok dusuk bi ihtimal de olsa dusebilir
-hmmm, o zaman napalim, ucaklari daha da guvenilir kilacak cozumler mi arayalim?
+hayir, ucaklari yasaklayalim, hehheehe
bu tam bi magara adami mentalitesidir ve yasakci zihniyettir. dusuk olasiliklarla boyle radikal kararlar alinmaz.
...
son olarak orhan veli'nin anti natalistlere kapak yaptigi bi siirini paylasacam, adi (bkz: rubai). siir soyle;
ömrün o büyük sırrını gör bir bak da,
bir tek kökü kalmış ağacın toprakta,
dünya ne kadar tatlı ki binlerce kişi
kolsuz ve bacaksız yaşayıp durmakta.
...
tum bunlara soyle bi itiraz gelebilir: 'ama antinatalizm urememeyi, yani en basindan itibaren var olmamayi savunur, intihar veya savas sonucu yok olmak ayri seyler.'
bu sacma. cunku antinatalizm argumanindan genel olarak yok olmanin var olmaktan daha iyi oldugu sonucu cikar. cunku cocugun kotu bi hayat yasayabilecegi ihtimaline binaen hic urememeyi savunmak, yoklugu bir cozum sanmaktir. zaten bu da demekki yok olmak var olmaktan daha iyidir veya aciyla yasamak hic yasamamaktan daha iyidir argumanina geliyor. haliyle hem intihara karsi olup hem antinatalist olmak da sacmadir.
...
hic layik olmayan ebeveynlerin cocuk yapmasina ben de karsiyim. ayrica bilincli intihara karsi degilim. nitekim ötanaziye de karsi degilim. intihar bence bireysel bir secim ama genelde yanlis bi secim. ama cidden genetik problemlerle, hastaliklarla bogusan ve bu sebeple cidden cok zor bir durumda olan birinin intihar veya otanazi kararina saygiliyim. ama bunlar nadir insanlar ve genelde intihar eden insanlar intihar edilecek sebeplere dayanarak intihar etmiyor. yani intiharlar genelde bilincsiz oluyor ve ben bu intihar bicimine saygi duymuyorum sahsen. ornegin, (bkz: mehmet pişkin) (her ne kadar depresif ergenlerin tanrisi olsa da).
...
bunu yazan tosun, okuyana kosun. ehehehe. evet.
dikkat: bu gorece uzun bi antinatalizm elestirisidir.
...
simdi oncelikle antinatalizm kavramiyla nasil tanistim. antinatalizm kavramiyla aslinda yillar once, benim bi dinsiz arkadasim sayesinde tanistim. gerci ondan oncesinde bi haberle tanismistim da reelde karsima cikmasi boyle oldu. kendisi dedi ki bana ben boyleyim, antinatalistim. neden, cunku ailem beni rizami almadan dogurdu. bana da bu tabi sacma gelmisti. yani sonucta seni rizan alarak nasi dogursunlar oglum. var olmadan once var olmak isteyip istemedigine dair rizani mi arasinlar diye bi dusunmustum tabi. yani sacma bi sekilde ifade etmisti bu fikri bana.
neyse sonra da iste bu kavramla tanismaya devam ettim. soyle ki adini anmak istemedigim bazi insanlar hasebiyle bu kavram isyankar ergenler (isyankar ergenler evet) arasinda baya bi artim gosterdi.
...
antinatalistler diyorlar ki, cocuk dogurmak sacma. cunku cocugun rizasini almiyorsun, zaten alamazsin. haliyle alamayacagin icin de en basindan dogurmaman gerekir. cunku geldigi dunyada mutsuz olabilir. evet, mutlu da olabilir ama mutsuzluk mutluluga gore daha dramatik, daha travmatik. yani mutlulugu yasamasan da (mutsuzlugu da yasamayacagin icin) olur, ama mutsuzlugu, aciyi yasayip sonra dunyaya veda etmek dramatiktir. ayrica mutlu bile olsan, bircok aci yasayacaksin. iste bu sebepten, yani bu olasiliktan dolayi cocuk yapilmamalidir. yani uremek ahlaksizliktir.
bu gorus temelde sunu one surer anlayacaginiz, var olmaktansa yok olmak aci cekmemek adina daha iyi. veya mutsuz bir sekilde var olmaktansa, yok olmak daha iyidir. veya aci cekip var olmaktansa, yok olmak daha iyidir. temel bir kaide olarak bu fikri bize sunuyor.
ama burda da yani kavramin savundugu bu ilkede sıkıntılar var.
soyle ki, insanlar genel olarak intihara karsidir. yani aci ceken bir insan gordugumuzde onu intihardan vazgecirmeye calisiriz. hatta bunun tersini yapani ahlakli bir insan olarak gormeyiz. mesela kendi kafasina sıkmaya, kendisini zehirlemeye veya bi yerden atmaya, bogmaya calisan bir insan gorsek onu durdurmaya calisiriz.
veya dunyanin bir ucunda bir katliam, bir soykirim yasandiginda (gazze'de olanlar gibi) bunu kinariz. ve bunu insanlik disi buluruz.
veya kitlesel bi intihar eylemini mesela hos gormeyiz. veya kendisini oldurmek isteyen bir yakinimizi durdurmaya calisiriz. mesela annen veya baban kendisini oldurmeye calissa onu durdurmak istersin, bu genel olarak boyledir ve bu dogru olandir. cunku aksini yapan bir insanin kendi ebeveynlerini sevmedigi veya insanlari sevmedigi, veya merhametsiz oldugu cikarimini yapmak makuldur.
o zaman soyle bir sorun var, madem yok olmak var olmaktan iyi, yani kimse cocuk yapmamali, cunku mutsuz olabilirsin, o zaman neden intihar eylemlerine, kitlesel intiharlara karsiyiz. cunku yok olmak, var olmak veya aci cekerek var olmak yok olmaktan iyidir.
o zaman karsimizdaki bir kisi intihar etmek istedi mi onu neden durduruyoruz? cunku bariz bir sekilde aci cekiyor, problemleri var ve intihar etmeye calisiyor. ona (intihar etmesi lehine) destek olmamiz gerekirdi. veya kendi annemizi babamizi seviyorsak, onlar intihar etmek istediklerinde onlara bu kararlarinda destek olmamiz gerekirdi. cunku bu karari veren insan bariz bir sekilde aci cekiyodur. o zaman onlari seven bir insan, onlari aci dolu bir hayata mi mahkum eder, yoksa yok olmalari kararina saygi mi gosterir? cunku onlarin aci cekerek var olmalarina (ustelik yok olmak daha iyi bir alternatifken) goz yuman bir evlat bencildir o zaman.
ama biz boyle davranmiyoruz. tam aksine intihar etmek isteyenleri bundan vazgecirmeye calisiyor, hatta aksini savunana merhametsiz, duygusuz, empati yoksunu falan diyoruz.
veya soykirimlar. soykirimlar insan populasyonunu yok ediyor. aslinda var olmak yok olmaktan kotu ise veya acili bir sekilde var olmak yok olmaktan kotu ise soykirimlarin ve savaslarin durmasini neden istiyoruz?
cunku bunlar insan yok etme araclari. ve anlik bir aci hissedip veya hic hissetmeyip sonra ebedi yokluga kavusuyosun. cunku savastasin, bir kaos ortaminda ve aslinda olmek bir kurtulus.
neden buna karsiyiz? ve bunun olmamasini temenni ediyoruz. halbuki tam tersini savunmamiz gerekirdi.
mesela neden savas cikan bir yerde savasi durdurmak veya halki tahliye etmeye calisiyoruz. yani olmekten baska alternatifler oneriyoruz. veya intihar etmek isteyen kisiye baska ve daha iyi gordugumuz alternatifler oneriyoruz. ve bu alternatiflerin hepsi de o insani hayatta tutmaya yonelik.
hatta medeniyet bi noktada bu dogrultuda gelisti. hayatta tutmak icin. daha iyi yasam standartlari bu dogrultuda gelisti. kendimizi ve medeniyetimizi boyle ayakta tuttuk.
kimsenin intihar edene 'hadi et' dememesi, veya savasta oldurulen bir halk icin 'oh iyi oldu ya, kurtuldular olup de, sonucta artik savasa katlanmak zorunda degiller' dememesi, ve hatta o halkin bile olmek istememesi ve bu dogrultuda onlemler almasi, var olmanin yok olmaktan daha iyi oldugunu gosterir. ustelik aci cekerek var olmanin bile yok olmaktan daha iyi oldugunu gosterir.
...
aci cekerek var olmak. antinatalistler sunu diyorlar,
"bir cocugun mutsuz olma olasiligi var, veya yok olmayi var olmaya tercih etme, o kadar kotu bir hayat surme olasiligi var. hangi cocuk mutlu olacak hangisi olmayacak bilmedigimizden hic cocuk yapmamaliyiz."
simdi bu argumanin bir diger sorunu ise su:
mutsuz olmakla yok olmak istemeyi karistiriyor.
cunku ben de mutsuzum ve bicok insan da mutsuz oldugunu soyler. heleki geri kalmis ulkelerin halklari. halbuki cogu insan yok olmak, olmek veya oldurulmek istemez.
sanirsam (bkz: nightcrawler) olacakti. o filmde sey deniyodu, cogu insan olmek istedigini soyler, ama cok azi bunu gercekten ister.
evet, aslinda etrafimiz olmek istedigini soyleyen bicok insanla dolu ama bunu soyleyen bir insani denize atsan 1 dakkaya kalmaz cirpinmaya baslar. cunku cogu insan olmek istemez. sadece ilgi cekmeye calisir veya (bir deyimle ifade etmek gerekirse) olmeyi bayilmak zanneder.
bunu gercekten isteyen insan sayisi azdir ve bu insanlarin da bicogu zaten intihar ediyor. cunku olmeyi gercekten "isteyen" insan, bu istegini cogu zaman yerine getirmekte tereddut de etmez.
haliyle argumanin bir diger yanlis tarafi mutsuz olmakla yok olma istegini karistirmasidir. halbuki mutsuz insanlarin cogu olmek istemez. ve cidden yok olmak isteyen insan sayisi azdir. yani bicok insan olmek istemez. bu yuzden her gun onlem alir. cogu sey de bu onlem uzerine kuruludur zaten.
yani arguman, "mutsuz olup da yasamak yok olmaktan daha kotu" der. ama aslinda mutsuz cok insan var ve bu cogu insan icin boyle degil. ve cogu insanin mutsuzluk durumu daha siradan ve iyilestirilebilir oluyor. ornegin benim durumum gibi.
gercekten yok olmayi isteyen insan sayisi ise mutsuz insanlardan cok daha azdir.
ha, burda soyle bir itiraz gelebilir:
"ama yok olmakla olmek ayri seyler. bircok insan olmek istemez evet, ama yok olmak isterdi. cunku hic dogmamis olsan, hayatin tadini da bilmezdin veya olurken aci cekmek zorunda kalmazdin, direkt yok olmus olurdun. dolayisiyla cogu insan yok olmak ister ama olmek istemez."
bu itiraz aslinda argumanlarini kendi kendine curutuyor. cunku,
1. olmenin acisiz yontemleri gayet de var. yani bu bir itiraz degil. bugun acisiz ölümün bicok yolu var.
2. arguman yok olmakla olmek ayni sey degil diyor. bicok insan en basindan beri yok olmak isterdi, ama hayata gelip deneyimledikten sonra olmek istemez diyor. iste bu soz, argumanlarini curutuyor. cunku bu, hayata geldikten sonra olmenin, yani yok olmanin tercih edilmedigini gosterir. tam olarak bu var olmanin olmekten daha iyi oldugunu gosterir. hatta bicok mutsuz insan bile intihar edecek, acisiz bi intihar yontemi deneyecek cesareti bulamaz ve yasamaya devam eder. bu durum cogu durumda mutsuz bir hayatin da yok olmaktan daha iyi oldugunu gosterir. yani bu en azindan cogu kisi icin boyledir.
...
burdaki diger bir durum ise, muhataplarimiz (antinatalistler) yok olmak var olmaktan iyidir diyor. halbuki yok olmak var olmaktan daha iyi olamaz.
cunku yok olmak, mutluluk dahil her turlu duygunun olmadigi, bir sifirlanma halidir. ve kimse salt mutsuz degildir. hayatimiz mutluluk ve mutsuzluklarin bir karisimi. yoksan, mutluluk dahil hicbir sey olmaz. tamamen sifirsindir.
bazi insanlar yoklugu idrak edemeyip 'yok oldugumda huzura kavusucam' diyor. halbuki yokluk, en az ucan spagetti canavari kadar yok olmaktir. hatta ucan spagetti canavarindan bile daha fazla yok olmaktir (cunku belki de boyle bi varlik vardir).*
mesela kac yasindasiniz, ornegin 30 diyelim. evren kac yasinda, 13 milyar. hadi ornegi daha dar alanda tutalim, dunya kac yasinda, 4.5 milyar. peki siz 30 sene oncesine veya daha oncesine dair bir sey hatirliyor musunuz. hayir. neden. cunku yoktunuz. iste yokluk tam olarak budur. siz 30 sene once huzurlu degildiniz, 30 sene sonra oldugunuzde de olmayacaksiniz. adi ustunde 'hic'tiniz ve dolayisiyla hicbi sey olmadi bu surecte. herhangi bi huzur hissetmediniz. öldügünüz anda da tum bu her sey yasanmamis gibi olacak. rahata ermeyeceksiniz.
yani ölüm tamamen bir sifirlanmadir. ne kotulugun, ne de iyiligin olmamasidir. adi ustunde 'hic'liktir, 'bosluk'tur. haliyle yokluk, var olmaktan daha iyi olamaz. cunku yokluk hicbi seydir. haliyle hicbi sey, bi seyden daha iyi olamaz. ne olursa olsun bi sey, hicbi seyden daha iyidir. cunku hicbi sey, adi ustunde 'hicbi sey'dir.
...
konu hakkinda soylenecek daha fazla sey var ama kisa tutucam. sadece son bi seye bakalim.
simdi muhataplarimiz sunu diyebilirler,
'ama yok olmak isteyen insan sayisi, insanlarin geri kalanina kiyasla az da olsa var. haliyle bu dusuk olasilik sebebiyle, cocugumuz da boyle olabileceginden dolayi kimse cocuk yapmasin.'
bu arguman sacma. cunku kimsenin cocuk yapmayip, turumuzu bitirip, aslinda bize bagli canlilarin da turunu bitirip, kurdugumuz medeniyeti tamamen yok etmek gibi komik ve aslinda hicbi zaman gerceklesmeyecek imkansiz bi utopyayi savunuyor.
ama bunun disinda olayin su tarafi da sacma:
simdi evet, bazi insanlar bence de cocuk sahibi olmamali. ama bunu ortalamaya ve genele yaymak sacma. peki neden?
cunku cocugumuzun da bu tip (yok olmayi (b: gercekten) isteyen) bi cocuk olmasini, yani dusuk bi olasiligi varsayip hic cocuk yapmamak demek, en hafif tabiriyle asiri paranoyak olmak demektir.
bicogumuzun cevresinde boyle insanlar yok. varsa da cok istisnai, 1 tane falan. bu olasiligi dusunup hic cocuk yapmamak demek, asiri radikal bi karari asiri dusuk bi olasilikla almak demek.
mesela trafik kazasina ugrama ihtimalimiz daha fazla. diyelim ki hayati seviyorsak eger, o zaman bu olasilikla da paranoyaya kapilip hic arabaya binmeyelim.
ya da bicaklanma ihtimalimiz daha fazla. o zaman bicaklaniriz korkusuyla evden cikmayalim ya da can yelegi falan takalim.
hatta evimize meteor dusme ihtimali var, hemen bi siginak bulalim. ya da, kalp krizi gecirsek nolacak? o zaman hicbi sey yapmadan dumduz duralim, ama o zaman bile guvende degiliz.
bugun dugunumuz var. ama gelinin/damadin evlenmeyi kabul ediyor musunuz sorusuna 'hayir' deme olasiligi da var. o zaman dugun isi iptal.
cunku cok dusuk olasiliklarla cok radikal kararlar alacaksak en hafif tabirle bi akil hastasi falan olmamiz lazim. hatta direkt yasamamaliyiz (lan, o zaman acaba antinatalistler hakli mi).*
hatta bu olasilikla bakarsak, cocugumuzun vatana millete hayirli olma, belki hayati daha yasanilabilir bi yer yapma ve medeniyete katkida bulunma ihtimali de var.
dusuk olasiliklarla radikal kararlar almak cok sacma, cunku biz olasiliklar dunyasindayiz ve her an her sey mumkun.
...
bu argumanin bir diger sorunu da radikallik.
yani arguman, cok komik ve gerici bir sekilde mutsuzlugun cozumunun 'yok olmak', hic dogmamak oldugunu soyluyor. bu asiri sacma ve sorunun cozumu degil.
+mutsuzum, napayim?
-yok ol.
sorunla hicbir alakasi yok. halbuki cozum, sorun odakli olmali. yani mesela yururken ayakkabinin altinin kopabilecegi olasiliginin cozumu daha guclu veya yeni bi ayakkabi giymektir, veya kopmussa ve yenisini alamiyosan o zaman yapistirmaktir. hic ayakkabi giymemek degil. bu sorunla karsilasan birisine 'altini yapistir', 'baskasini giy' veya 'yenisini al' yerine, 'ayakkabi giyme, boylece boyle bi derdin olmaz' demek tamamen alakasiz ve sacmadir.
bi insan mutsuzsa derdi dinlenilir ve halledilmeye calisilir. mutsuzlugunun cozumu yok olmak veya tum bi insanligin asla cocuk sahibi olmamasini istemek degildir, hatta sorunla alakasizdir.
bu biraz da seye benziyor,
+ucaklar cok dusuk bi ihtimal de olsa dusebilir
-hmmm, o zaman napalim, ucaklari daha da guvenilir kilacak cozumler mi arayalim?
+hayir, ucaklari yasaklayalim, hehheehe
bu tam bi magara adami mentalitesidir ve yasakci zihniyettir. dusuk olasiliklarla boyle radikal kararlar alinmaz.
...
son olarak orhan veli'nin anti natalistlere kapak yaptigi bi siirini paylasacam, adi (bkz: rubai). siir soyle;
ömrün o büyük sırrını gör bir bak da,
bir tek kökü kalmış ağacın toprakta,
dünya ne kadar tatlı ki binlerce kişi
kolsuz ve bacaksız yaşayıp durmakta.
...
tum bunlara soyle bi itiraz gelebilir: 'ama antinatalizm urememeyi, yani en basindan itibaren var olmamayi savunur, intihar veya savas sonucu yok olmak ayri seyler.'
bu sacma. cunku antinatalizm argumanindan genel olarak yok olmanin var olmaktan daha iyi oldugu sonucu cikar. cunku cocugun kotu bi hayat yasayabilecegi ihtimaline binaen hic urememeyi savunmak, yoklugu bir cozum sanmaktir. zaten bu da demekki yok olmak var olmaktan daha iyidir veya aciyla yasamak hic yasamamaktan daha iyidir argumanina geliyor. haliyle hem intihara karsi olup hem antinatalist olmak da sacmadir.
...
hic layik olmayan ebeveynlerin cocuk yapmasina ben de karsiyim. ayrica bilincli intihara karsi degilim. nitekim ötanaziye de karsi degilim. intihar bence bireysel bir secim ama genelde yanlis bi secim. ama cidden genetik problemlerle, hastaliklarla bogusan ve bu sebeple cidden cok zor bir durumda olan birinin intihar veya otanazi kararina saygiliyim. ama bunlar nadir insanlar ve genelde intihar eden insanlar intihar edilecek sebeplere dayanarak intihar etmiyor. yani intiharlar genelde bilincsiz oluyor ve ben bu intihar bicimine saygi duymuyorum sahsen. ornegin, (bkz: mehmet pişkin) (her ne kadar depresif ergenlerin tanrisi olsa da).
...
bunu yazan tosun, okuyana kosun. ehehehe. evet.
devamını gör...
depresyondan çıkmak isteyenlere tavsiyeler
depresyonda değilim ama herhangi bir çıkış da görememekteyim.
devamını gör...
