zaman tüneli
transatlanticism
loopa alınacak bir death cab for cutie şarkısı. şarkı uzak mesafe ilişkilerini ve yalnızlığı anlatır.
the atlantic was born today
and ı'll tell you how
the clouds above opened up
and let it out
atlantik bugün doğmuştu
ve sana nasıl olduğunu anlatayım
yukarıdaki bulutlar açıldı
ve dışarı çıkmasına izin verdi
ı was standing
on the surface of a perforated sphere
when the water filled every hole
and thousands upon thousands made an ocean
making islands where no island should go
oh, no
ben hareketsiz duruyordum
delikli bir kürenin yüzeyinde
su bütün delikleri doldurduğu zaman
binlerce ve binlerce okyanus oluştu
olmaması gereken yerlere adalar yapıldı
oh, hayır
most people were overjoyed
they took to their boats
ı thought it less like a lake
and more like a moat
the rhythm of my footsteps
crossing flatlands to your door
have been silenced forevermore
the distance is quite simply
much too far for me to row
ıt seems farther than ever before
oh, no
birçok insan çok memnundu
botlarını aldılar
bense bunun daha az göl gibi olduğunu düşündüm
ve daha çok bir hendek gibi
adımlarımın ritmi
senin kapına doğru arazileri geçiyor
daima susturulmuştu
bu uzaklık oldukça basit
benim için kavga edicek kadar uzak
önceden olduğundan daha fazla uzak görünüyor
ı need you so much closer (x8)
senin çok daha yakında olmana ihtiyacım var x8
ı need you so much closer (x4)
senin çok daha yakında olmana ihtiyacım var x8
so come on, come on...
öyleyse hadi, hadi...
(bkz: death cab for cutie)
kaynak: www.akormerkezi.net/death-c...
the atlantic was born today
and ı'll tell you how
the clouds above opened up
and let it out
atlantik bugün doğmuştu
ve sana nasıl olduğunu anlatayım
yukarıdaki bulutlar açıldı
ve dışarı çıkmasına izin verdi
ı was standing
on the surface of a perforated sphere
when the water filled every hole
and thousands upon thousands made an ocean
making islands where no island should go
oh, no
ben hareketsiz duruyordum
delikli bir kürenin yüzeyinde
su bütün delikleri doldurduğu zaman
binlerce ve binlerce okyanus oluştu
olmaması gereken yerlere adalar yapıldı
oh, hayır
most people were overjoyed
they took to their boats
ı thought it less like a lake
and more like a moat
the rhythm of my footsteps
crossing flatlands to your door
have been silenced forevermore
the distance is quite simply
much too far for me to row
ıt seems farther than ever before
oh, no
birçok insan çok memnundu
botlarını aldılar
bense bunun daha az göl gibi olduğunu düşündüm
ve daha çok bir hendek gibi
adımlarımın ritmi
senin kapına doğru arazileri geçiyor
daima susturulmuştu
bu uzaklık oldukça basit
benim için kavga edicek kadar uzak
önceden olduğundan daha fazla uzak görünüyor
ı need you so much closer (x8)
senin çok daha yakında olmana ihtiyacım var x8
ı need you so much closer (x4)
senin çok daha yakında olmana ihtiyacım var x8
so come on, come on...
öyleyse hadi, hadi...
(bkz: death cab for cutie)
kaynak: www.akormerkezi.net/death-c...
devamını gör...
35 yaşında, bakir ve dindar erkek
berbat bir durumdur. evlenmeden geçirdiğiniz her gün günaha daha da yaklaşırsınız. bir erkek 35 yıl kadınsız yaşayamaz.
devamını gör...
behzat ç. replikleri
3 polis yan yana. o sırada ekip otosu yaklaşır.
polis bilmem kim: polis geldi başkomiserim...
puhahahahh.
polis bilmem kim: polis geldi başkomiserim...
puhahahahh.
devamını gör...
12 haziran 2026 güney kore çekya maçı
modern köleleri meşgul etmek için kurulmuş fifa’nın oynattığı top itekleme maçı
gidin ananızın elini öpün hayırlı evlat olun, böyle işlerle uğraşmayın.
gidin ananızın elini öpün hayırlı evlat olun, böyle işlerle uğraşmayın.
devamını gör...
dangerous mind
film 1995 yapımlı bir dram filmidir. michelle pfeiffer bir gettoda öğretmendir ve film michelle pfeiffer öürencilerle kurduğu bağı anlatır.
film, gerçek hayatta da eski bir asker olan öğretmen louanne johnson'ın kendi anılarını kaleme aldığı "my posse don't do homework" (benim çetem ödev yapmaz) adlı çok satan kitabından uyarlanmıştır.
gerçek hikayede louanne öğrencileriyle bağ kurmak için sınıfa rap müzik getirmiştir. ancak hollywood yapımcıları, sinema izleyicisine daha çok hitap edeceğini düşünerek filmde bunu bob dylan şarkılarıyla değiştirmiştir.
film, gerçek hayatta da eski bir asker olan öğretmen louanne johnson'ın kendi anılarını kaleme aldığı "my posse don't do homework" (benim çetem ödev yapmaz) adlı çok satan kitabından uyarlanmıştır.
gerçek hikayede louanne öğrencileriyle bağ kurmak için sınıfa rap müzik getirmiştir. ancak hollywood yapımcıları, sinema izleyicisine daha çok hitap edeceğini düşünerek filmde bunu bob dylan şarkılarıyla değiştirmiştir.
devamını gör...
şenay'ın ikilemi
şenay, 42 yıllık ömrünün son on yılını ankara’nın o devasa, ruh emici alışveriş merkezlerinden birinde, elinde paspasla geçirmişti. kariyerinin son noktasında, en dibinde, en tepesinde o bir temizlik emekçisiydi.
10 yıldır hayatı; masalarda kahve lekeleri, sinema katında bırakılan patlamış mısır poşetleri ve en çok da "medeniyet görmemiş" tuvalet ziyaretçileriyle mücadele etmekle geçmişti.
bekardı, yalnız yaşıyordu ve hayattaki tek lüksü, vardiya bitimi evinde içtiği demli çay, tek hedefi dudak dolgusu için kenara attığı parayı denkleştirmekti. kendini bir nebze gençliğindeki gibi güzel ve alımlı görmek için birikim yapıyordu.
yeni bir hafta yeni bir pazartesi, şirketin ambar şefi musa eline mor renkli, üzerinde parıltılı harflerle "kakason - ultra yoğun wc blokör" yazan bir ambalaj tutuşturdu. şef, bak bu yeni geldi şenay, yukardan çok övdüler, az sık reaksiyonu gör, dedi.
şenay ürünü ilk kez öğleden sonra erkekler tuvaletinde denedi. hakikaten mucize gibiydi. klozetin içine sıktığı anda, kireçler ve yılların tortusu adeta korkudan eriyip gidiyordu. tek bir sorun vardı: kokusu. parfümle çamaşır suyunun asidik bir evliliğinden doğmuş, geniz yakan, insanın beynindeki bazı gri hücreleri uyuşturan tuhaf, tatlımsı bir kimyasal kokuydu bu. şenay maskesini burnuna iyice bastırdı ama koku sızıyordu.
bir hafta boyunca kakason’u her gün kullandı. cuma akşamı, avm’nin kapanmasına yarım saat kala, yemek katındaki en arka tuvalet kabinine girdi. içerisi tam tahmin ettiği gibiydi. sifonu çekmeye üşenen, insanlığın evrimini tamamlayamadığının canlı kanıtı bir manzara.
şenay derin bir iç çekti. "pislik insanlar... yine sıçmışlar bırakmışlar. zor mu şu butona basmak be? elin mi kırılır?" diye söylenerek sağ elini duvardaki sifon butonuna doğru uzattı.
tam o sırada, klozetteki kütle hafifçe kımıldadı. suyun içinden gelen boğuk, pürüzsüz ve son derece kibar bir erkek sesi yankılandı:
"yapma..."
şenay’ın eli havada asılı kaldı. etrafına baktı. kabinde yalnızdı. yan kabinler dw boştu. "tansiyonum düştü herhalde, kakason başıma vurdu," diye düşündü. sifona tekrar uzandı.
"lütfen şenay hanım, basmayın. rica ediyorum. bşraz konuşalım."
şenay çığlık bile atamadı. gözleri yuvalarından fırlamış bir şekilde klozetin içine baktı. ses tam olarak oradan geliyordu. karşısındaki nesne, kakason’un mor sıvısıyla hafifçe kaplanmış, üzerinde küçük kabarcıklar uçuşan, bildiğimiz bir dışkıydı. ama konuşuyordu.
"sen... sen neyin nesisin?" diyebildi şenay, elindeki fırçayı bir silah gibi öne doğru uzatarak.
"ben, az önce yukarıdaki köftecide duble porsiyon gömen o bıyıklı adamın bilinçaltıyım aslında, dedi kütle, hafifçe suyun üzerinde dönerek. ama kakason... o mor sıvı var ya? mucizevi bir formülü var. moleküllerimi bir arada tutup bana bir bilinç kazandırdı. şenay hanım, ben yaşamak istiyorum."
şenay’ın beyninde şimşekler çaktı. karşısında 42 yıllık hayatında gördüğü en temiz, en kibar, en "insani" varlık duruyordu ve bu varlık bir kakaydı.
içindeki temizlikçi refleksleri bağırıyordu: "bas sifona gitsin! sen koskoca şirketin personelisin, burayı temiz bırakmak senin namusun ve görevin!"
ama diğer taraftan, akşamları evde yalnız oturan, kimsenin halini hatırını sormadığı şenay konuşuyordu: "ilk defa biri bana 'şenay hanım' dedi. ilk defa biri benimle bu kadar nazik konuştu. şimdi ben bu canı nasıl yok ederim?"
"eğer o butona basarsan," dedi klozetteki filozof, "ankara’nın karanlık, pis kanalizasyon borularında kaybolup gideceğim. kimyasal atıklar arasında bilincimi yitireceğim. ama basmazsan... burada kalıp her akşam seninle hayat, yalnızlık ve avm insanlarının kabalığı üzerine sohbet edebilirim."
şenay büyük bir ikilemin ortasındaydı. bir yanda temizlik şefinin yarın sabah yapacağı "buralar niye kirli?" denetimi ve işini kaybetme korkusu; diğer yanda ise hayatında bulduğu en nazik dostu saniyeler içinde lağıma gönderme vicdan azabı.
şenay yavaşça elini sifondan çekti. maskesini indirdi. kakason’un o tuhaf, tatlı kokusunu içine çekti. gülümsedi.
"sana bir isim bulmamız lazım," dedi şenay, kabinin kapısını içeriden kilitleyerek klozetin kapağına oturdu. "şef gelene kadar vaktimiz var. anlat bakalım, o köftecinin bilinçaltında başka neler vardı?"
dışarıda milyarlık avm'nin ışıkları tek tek sönerken, 4 numaralı kabinde şenay ve kakason’un var ettiği yeni dostu, hayatın anlamı üzerine derin bir sohbete dalmışlardı bile. şenay sohbetin ortasında duraksadı, çok naziksin sana yoldaş diyebilir miyim? tabi ki dedi, yaklaş bal dudaklarını öpmek istiyorum.
10 yıldır hayatı; masalarda kahve lekeleri, sinema katında bırakılan patlamış mısır poşetleri ve en çok da "medeniyet görmemiş" tuvalet ziyaretçileriyle mücadele etmekle geçmişti.
bekardı, yalnız yaşıyordu ve hayattaki tek lüksü, vardiya bitimi evinde içtiği demli çay, tek hedefi dudak dolgusu için kenara attığı parayı denkleştirmekti. kendini bir nebze gençliğindeki gibi güzel ve alımlı görmek için birikim yapıyordu.
yeni bir hafta yeni bir pazartesi, şirketin ambar şefi musa eline mor renkli, üzerinde parıltılı harflerle "kakason - ultra yoğun wc blokör" yazan bir ambalaj tutuşturdu. şef, bak bu yeni geldi şenay, yukardan çok övdüler, az sık reaksiyonu gör, dedi.
şenay ürünü ilk kez öğleden sonra erkekler tuvaletinde denedi. hakikaten mucize gibiydi. klozetin içine sıktığı anda, kireçler ve yılların tortusu adeta korkudan eriyip gidiyordu. tek bir sorun vardı: kokusu. parfümle çamaşır suyunun asidik bir evliliğinden doğmuş, geniz yakan, insanın beynindeki bazı gri hücreleri uyuşturan tuhaf, tatlımsı bir kimyasal kokuydu bu. şenay maskesini burnuna iyice bastırdı ama koku sızıyordu.
bir hafta boyunca kakason’u her gün kullandı. cuma akşamı, avm’nin kapanmasına yarım saat kala, yemek katındaki en arka tuvalet kabinine girdi. içerisi tam tahmin ettiği gibiydi. sifonu çekmeye üşenen, insanlığın evrimini tamamlayamadığının canlı kanıtı bir manzara.
şenay derin bir iç çekti. "pislik insanlar... yine sıçmışlar bırakmışlar. zor mu şu butona basmak be? elin mi kırılır?" diye söylenerek sağ elini duvardaki sifon butonuna doğru uzattı.
tam o sırada, klozetteki kütle hafifçe kımıldadı. suyun içinden gelen boğuk, pürüzsüz ve son derece kibar bir erkek sesi yankılandı:
"yapma..."
şenay’ın eli havada asılı kaldı. etrafına baktı. kabinde yalnızdı. yan kabinler dw boştu. "tansiyonum düştü herhalde, kakason başıma vurdu," diye düşündü. sifona tekrar uzandı.
"lütfen şenay hanım, basmayın. rica ediyorum. bşraz konuşalım."
şenay çığlık bile atamadı. gözleri yuvalarından fırlamış bir şekilde klozetin içine baktı. ses tam olarak oradan geliyordu. karşısındaki nesne, kakason’un mor sıvısıyla hafifçe kaplanmış, üzerinde küçük kabarcıklar uçuşan, bildiğimiz bir dışkıydı. ama konuşuyordu.
"sen... sen neyin nesisin?" diyebildi şenay, elindeki fırçayı bir silah gibi öne doğru uzatarak.
"ben, az önce yukarıdaki köftecide duble porsiyon gömen o bıyıklı adamın bilinçaltıyım aslında, dedi kütle, hafifçe suyun üzerinde dönerek. ama kakason... o mor sıvı var ya? mucizevi bir formülü var. moleküllerimi bir arada tutup bana bir bilinç kazandırdı. şenay hanım, ben yaşamak istiyorum."
şenay’ın beyninde şimşekler çaktı. karşısında 42 yıllık hayatında gördüğü en temiz, en kibar, en "insani" varlık duruyordu ve bu varlık bir kakaydı.
içindeki temizlikçi refleksleri bağırıyordu: "bas sifona gitsin! sen koskoca şirketin personelisin, burayı temiz bırakmak senin namusun ve görevin!"
ama diğer taraftan, akşamları evde yalnız oturan, kimsenin halini hatırını sormadığı şenay konuşuyordu: "ilk defa biri bana 'şenay hanım' dedi. ilk defa biri benimle bu kadar nazik konuştu. şimdi ben bu canı nasıl yok ederim?"
"eğer o butona basarsan," dedi klozetteki filozof, "ankara’nın karanlık, pis kanalizasyon borularında kaybolup gideceğim. kimyasal atıklar arasında bilincimi yitireceğim. ama basmazsan... burada kalıp her akşam seninle hayat, yalnızlık ve avm insanlarının kabalığı üzerine sohbet edebilirim."
şenay büyük bir ikilemin ortasındaydı. bir yanda temizlik şefinin yarın sabah yapacağı "buralar niye kirli?" denetimi ve işini kaybetme korkusu; diğer yanda ise hayatında bulduğu en nazik dostu saniyeler içinde lağıma gönderme vicdan azabı.
şenay yavaşça elini sifondan çekti. maskesini indirdi. kakason’un o tuhaf, tatlı kokusunu içine çekti. gülümsedi.
"sana bir isim bulmamız lazım," dedi şenay, kabinin kapısını içeriden kilitleyerek klozetin kapağına oturdu. "şef gelene kadar vaktimiz var. anlat bakalım, o köftecinin bilinçaltında başka neler vardı?"
dışarıda milyarlık avm'nin ışıkları tek tek sönerken, 4 numaralı kabinde şenay ve kakason’un var ettiği yeni dostu, hayatın anlamı üzerine derin bir sohbete dalmışlardı bile. şenay sohbetin ortasında duraksadı, çok naziksin sana yoldaş diyebilir miyim? tabi ki dedi, yaklaş bal dudaklarını öpmek istiyorum.
devamını gör...
mr tambourine man
micheal pfiferın oynadığı dangerous mind filminde bahsedilen şarkıdır. michael pfiefer gettoda bir lisede edebiyat öğretmenidir ve türkçe dersinde , öğrencilere dersleri sevdirmek için bobdylanın unutulmaz şarkısını kullanır.
michael pfiefera göre mr tambourin, bir uyuşturucu satıcısının kod adıdır, öğrtmen bu şekilde öğrencilerinin ilgisini çekmeye çalışır.
(bkz: dangerous mind)
michael pfiefera göre mr tambourin, bir uyuşturucu satıcısının kod adıdır, öğrtmen bu şekilde öğrencilerinin ilgisini çekmeye çalışır.
(bkz: dangerous mind)
devamını gör...
babaya alınabilecek hediyeler
önce benimkini halledeyim de, kışa doğru ona bir araba alırım.
devamını gör...
kurtlar vadisi polatın parmak kırma sahnesi
kurtlar vadisinin ilk yıllarındaki bölümlerinden olan polatın kendisinden cüsseli olan kılıcın korumasının elini kırdığı sahnedir ama bu sahnede bilmece bulmaca gibi çok önemli bir detay var ki farkedenler bakalım bulacak mı ? bulanlar görüşlerini yazsın bana seslensinler ama asla cevaplamayacam sadece görüşlerini söylesinler :)
devamını gör...
babaya alınabilecek hediyeler
babamla aramdaki muhabbet başkadır. kendi sesimle okuyup atarsam, en güzel hediye olur elbet. defalarca attığım şiiri.
arada giren ses, yanılmıyorum değil mi? rüştü asyalı'nın sesi. o da çok güzel şiir okur.
arada giren ses, yanılmıyorum değil mi? rüştü asyalı'nın sesi. o da çok güzel şiir okur.
devamını gör...
jak kamhi
bizim ülkede en büyük suç memlekete hizmettir. roketatarlarla pusu kurulan adam bile var.
devamını gör...
beypazarı maden suyu
yıllarca tek tercihin kızılay maden suyu oldu, ta-ki 6 şubat depreminde tutumundan ötürü gözümden düştü.
ilk defa o dönem tweet kullandım hepi topu 2 tweet yazdım 3'ü gün tweet'im kapandı.
o gün bugündür dolaptan beypazarı eksik etmem.
ilk defa o dönem tweet kullandım hepi topu 2 tweet yazdım 3'ü gün tweet'im kapandı.
o gün bugündür dolaptan beypazarı eksik etmem.
devamını gör...
daha kötü ne olabilir ki dedikten sonra daha kötüsünün olması
sorduğun sorunun cevabını alamak. bunda bişey yok.
devamını gör...
35 yaşında, bakir ve dindar erkek
kandırmayın kendinizi. azmışın perdesi, kalkmışın dini imanı olmaz.
devamını gör...
35 yaşında, bakir ve dindar erkek
bir başlık. bu kalitelere uygun bir erkeği tanımlıyor.
devamını gör...
evliliğe sürüklenen insan
ilişkisinde ne olduğunu anlamadan çok hızlı nikah masasına oturulan insandır.
devamını gör...



