zaman tüneli

üç üç üç üç
devamını gör...

"başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
ilk önce damarlarımızda duyduğumuz çağıltısını
uzak iklimlerin
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
bize ait olan ne kadar uzakta!"
devamını gör...

kara, maksut ve eliyar’ın öyküsüdür!

1 muharrem 923 cebel ahmer kapısı kahire.

13. ortanın gediklileri el-mukattam köyünde 13 günün yorgunluğuyla istirahatteydiler. maksut, zihgir’in dövdüğü yaralı parmaklarıyla sadağındaki okların yeleklerini tarıyor, eliyar belindeki iki piştovla ejderhan tüfenginin namlusundaki kurşun artığını temizliyor, kara da sina’da memluk cebelüsünün darb ettiği omuzunun kabuklarını soyuyordu.

sur içinde zeynel ağanın müfrezesi yekünen şehid edilmiş, canberdi gazal elçileri de kale kapısına asmıştı. artık aman hakkı yoktu. babamerzuk gürleyince memluk namına nefes alan her canlının amel defterini kapatmaya cevaz vardı.

üçü bu haldeyken köse bir yayabaşı gölgelendikleri hurma ağacının dibinde dikildi!

-sen niçün keferenin okunu taşırsun! dedi maksut’a.

maksut çenesini sıktı sinirden, gözleri belerdi.

-benümkü tükendü! dedi. şehid sekbanlarun sinesinden sökdüm! okum kalmamıştur!

eliyar’a döndü sonra, bu saçun sakalun nedür? abdest de mi almazsun?

-endüşe itme, keferenün ganıdu! mene temren diğmez! hem su yoğudur ki yüzüm ganını yusun! ama teyemmümsüz gizmem, maazallah attuğum adum haramdu!

kara ayağa kalktı sonra, gün yanığı bakır rengi kollarını sinesinde bağladı, sağ bazusundaki damar 13. ortanın nişanı çifte hilalin altından seğiriyordu, iki adım yürüdü, köse yayabaşının eğri burnuna bir karış mesafe kala durdu!

-efendü di var get yoluna! biraz daha temaşa idersen bizi düşmana ifşa edersün, keferenün tatar yaylaru vardu, menzilündesün, ardundan delmeyeler!

köse yayabaşı hiddetlendi, birşey diyecek olduysa da vazgeçti, bir an alt dudağı titredi, azılı domuz gibi hönkürdü, sağ elini sıkıp hızlı adım yürüdü.

nihayet ertesi sabah babamerzuk gürleyince kara, maksut ve dahi eliyar cezbe halinde hücuma kalktılar, salavatların kem sözlere karıştığı o gün bitmez tükenmez bir kinle vurdular, kestiler, biçtiler, ejderhan bin kez gümledi, maksut bir düzine zihgir kırdı, kara’nın çifte kulaklı çifte yatağanı öğlene kalmadan elinde paralandı, memluk kafirinin eğri kılıcıyla can aldı gün dönene kadar. tumanbay’ın muhafızları yere kapaklanmış ellerini yüzlerine siper ederken merhametin zerresini göstermediler. cennetmekan zeynel ağa müfrezesinin her neferi için yüz baş vurdular.

ve nihayet tumanbay kancığı peçeye bürünüp kaçtığında sokak sokak aradılar, onu beni kitâde köylülerinin ağılında keçilerin arasında necaset içinde buldular, peçesini söküp anadan üryan yunus paşa’nın önüne attıklarında beytullah’ın anahtarları, sakal-ı şerif, hacer-ül esved’ten 12 pare, mescid-i nebevinin altun şamdanları ve resul-ü ekrem’in sancağı ukab sayısız mübarek emanetle otağ-ı hümayun’a teslim edildi.

o an hünkarımız sultan selim han’ın huzurunda kara, maksut ve eliyar baş büküp el bağlamış dururken, selim han, dileyin ne dilerseniz dedi!

duyduklarına inanamadı kara, göz ucuyla maksut’la eliyar’a baktı.

o an düşündü, yol boyu atlattıkları badireler, düştükleri pusular, hastalıktan kırılan onca gardaşı, kucağında can veren her bir yoldaşı, hepsini düşündü.

nihayet belli belirsiz bir sesle bize ukab’ı ver diyebildi!

ukab üçe katlanmış bir vaziyette önüne koyulduğunda hürmetle açtı, onu ki uhud’ta şehitlerin sultanı esedullah taşımıştı, eğildi ihtimamla öptü.

artık ukab-ı şerif, resul’ün yeşil sancağı 13. ortaya emanetti!

üç kıt’a yed-i iklimi cihanda can alıp can verenlerin ruhuna hürmeten!

devamını gör...

9 haziran olayını örgütleyen ve örgütlenenlerle gibi böyle pis pis çeteleşmeler yapan herkes
devamını gör...

kavurma gördü diye şarkı türkü söyleyen tiplerden biri..
devamını gör...

başkanlık.
devamını gör...

ooooooo 2 olduu :).
devamını gör...

yurtdışında aynı tatili yarı fiyatına yapabileceğimiz için normal olandır. bir de oralarda arizona kertenkelesi dansı yapan ergenler de yok. bir restorana oturduğumuz zaman ne ödeyeceğimizi biliyoruz, plajlarda izmarit ve bira şişesi yok, beach'ler ücretsiz gibi bir şey. daha say sayabildiğin kadar.
devamını gör...

aşırı değerli tele ve vizyonsuz turizmciler nedeniyle sonunda gerçekleşmiş çöküştür. 3 farklı ilde 6 farklı tatil beldesi gezdim. bir kaç plaj dışında bomboş bir ortam vardı. afrika'da daha fazla rus vardır.
devamını gör...

cok icten bir sezen aksu sarkısıdır.

'orada duruyor bir kucuk kız cocugu hala'

ve iste hayat serttir. kucuk kız cocuklarına gore bir yer degildir buyuyunce. kırar. incitir. hoyrattır.

aslında hayatın inceligi orada baslıyor. biri hala orada kucuk bir kız cocugunun durdugunu fark ettinde..
yoksa vamp kadını ya da sert ve guclu kadını herkes bulur.
devamını gör...

radikal yanılgı.
devamını gör...

madımak yangınına üzülmek için alevi olmak şart değil. manyak değilsen, yakanlardan sayılmazsın.
devamını gör...

süreli yayın.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

riva.
devamını gör...

suç ve beraat.
devamını gör...

devlet kapitalizmi, piyasa ekonomisinin dişlileriyle devletin demir yumruğunun evlendirildiği hırslı bir ekonomik sistemdir.

özellikle liberal batı dünyasının serbest piyasa güzellemelerine karşı yüksek verimlilik ve ulusal menfaatler sunmasıyla göze çarpar. bu sistemde piyasa mekanizmaları, şirketler ve kâr güdüsü aynen durur; lakin ipler tamamen devletin, yani bürokrasinin elindedir. çünkü saf kapitalizmin kendi haline bırakıldığında dışa bağımlılık ve krizlere karşı savunmasız yapı, kendi bölgesinde hegemonya kurmak isteyen veya en azından ulusal çıkarlarını muhafaza etmek isteyen ulusal doktrinler için zaman kaybı olacaktır. devlet kapitalizmi, sermayeyi kamulaştırmadan hizaya sokma zanaatıdır.

lakin bu sistem tam olarak nasıl işliyor ?
bunlar bildiğin düz patronculuk mu oynuyor ?

hayır. olay şu aslında: özel sektör var, fabrikalar kâr eder, zenginler parasına para katar; ancak ne üreteceklerine, nereye yatırım yapacaklarına ve hangi fiyattan satacaklarına nihai kertede devlet karar verir. devlet, stratejik gördüğü sektörleri (enerji, teknoloji, savunma) devasa kamu şirketleri üzerinden doğrudan fonlar veya özel sektörü bu alanlara zorlar.

verimliliği ise tam olarak bu "tek merkezden yönetim" hızıyla alakalıdır. batı'da bir altyapı projesi ya da teknolojik atılım için meclisler, mahkemeler, sivil toplum örgütleri yıllarca tartışıp dururken, devlet kapitalizminde yukarısı "şuraya nükleer santral kurun" der ve o santral kurulur. bürokrasi engeli ortadan kalkınca, kaynaklar devasa bir hızla tek bir hedefe kanalize edilir.

bunun tarihte ve günümüzde çok iyi örnekleri var.

çin

bugün devlet kapitalizminin şahikasıdır. komünist parti yönetimi elinde tutuyor ama ülkeyi vahşi bir kapitalist iştahla yönetmekteler. alibaba, tencent, byd gibi devler serbestçe büyüyor ama kurucuları devletin çizgisinden saptığı an kendilerini bir sabah ev hapsinde bulabilirler. çin bu sayede 30 yılda milyarlarca insanı fakirlikten çıkarıp bir dünya devi oldu.

nazi almanyası

sistemin en agresif örneklerinden biri. adolf hitler, özel mülkiyete ve krupp, ig farben gibi dev şirketlere dokunmadı. ancak onlara tek bir şart koştu: "benim savaş sanayim ve otarşi * hedefim için üreteceksiniz." grevler yasaklandı, sendikalar kapatıldı, devlet ve sermaye tek bir savaş makinesine dönüştü. nitekim bu sayede sıfırlanmış alman ekonomisi birkaç yılda devasa bir askeri güce ulaştı. bu süreçte naziler işçiyi de ezmediler. aksine milyonlarca insan işsizlikten kurtuldu. devlet işçilere tarihte eşi benzeri görülmemiş tatil, seyahat ve tiyatro biletleri gibi sosyal imkanları sundu. hitler, volkswagen'ı kurarak minimum masrafla üretilecek ve her ailenin rahatlıkla bir tane satın alabileceği arabalar üretilmesini istedi.

güney kore

1960-80 arası güney kore, bildiğiniz düz askeri diktatörlüktü. park chung-hee liderliğindeki devlet; samsung, hyundai, lg gibi aile şirketlerini önüne katıp kırbaçla büyüttü. devlet hangi şirketin ne üreteceğini seçti, onları batmaktan korudu ve dünyaya açılmalarını sağladı. bugün herkesin elindeki akıllı telefonlar o devlet baskısının ürünüdür.

biz türkler de tarih boyunca bu tarz güçlü devlet müdahalelerine yabancı kalmadık. nitekim cumhuriyetin ilk yıllarındaki "devletçilik" ilkesi de bir nevi yerli ve milli bir kaynak yaratma operasyonuydu; çünkü ortada sermaye yoktu ve iş başa düşmüştü. lakin bizimkisi daha çok yokluktan doğan bir zorunluluktu, küresel bir hegemonya aracı değildi. mustafa kemal atatürk döneminde sanayiyi sıfırdan yaratmak zorunda olduğumuz için fabrika açılışlarını devlet bizzat organize etti, özel girişimlere de devlet direktifler verdi. almanya'nın yahudilerin mal varlığına el koyarak milli sermaye yaratma girişimini türkiye de aynen uyguladı. biz o girişimlere bugün varlık vergisi diyoruz.

toparlarsak; devlet kapitalizmi özgürlükçü değildir, demokratik hiç değildir. lakin toplumsal refleksleri ve piyasa anarşisini bypass ettiği için, stratejik hedeflere ulaşma konusunda korkunç derecede verimli ve hızlı bir aygıttır.
devamını gör...

içinden seks geçmeyen skandallar biraz eksiktir.
devamını gör...

şenlik.
devamını gör...

evet
devamını gör...

moby sick
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim