zaman tüneli

bu adamın tarzını seviyorum. karşılaştırma videolarını bunun gibi yapan yok.

prof osman’a sevgi ve selamlar.:)
devamını gör...

#4044221 hadi yavrum. git biraz yoldaşa ağla sen en iyisi. o emzik niyetine ban veriyormuş istediğin yazarlara. yazma ehliyetini de ondan aldın herhalde ki yazabiliyorsun.

nickine bak mesela. okan buruk'un askeri. olum, sosyal medyada bile ancak birinin çük kafalı askeri olabiliyorsun anca. bu ne yancı varoluştur yahu? eyh! kusmalık.

ben hiçbir şey için ehliyete ihtiyaç duymadığımdan öylece akıyorum. arada kaza da yapıyorum. olur öyle. en azından senin gibi kaza yapmaktan korkmadığım için sürüyorum bir şeyler.

düşmek ayıp değil. kalk. ama sen hiç düşmemeşsin işte, ne bilirsin düşmeyi falan, hep yatık vaziyette öylece. yazık lan. arada bir kalkta düş. bu ne pespaye hayat.
devamını gör...

diyarbakır’da 49 pkk’lı terörist için taziye çadırı kuruldu. dem parti eş genel başkanı tuncer bakırhan, kurulan taziye çadırını ziyaret ederek yaşamını yitiren pkk’lıların ailelerine başsağlığı diledi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çukurun kenarındaki beton sete doğru fırladım. çamur, kan ve deri parçalarının arasından tırmanarak kendimi koridora attım.
burası -2. kat: akustik rejeksiyon laboratuvarı idi.
koridor boyunca uzanan devasa cam bölmelerin arkasında, 1970 lerin en gelişmiş amfi sistemleri, osiloskoplar ve devasa pirinç silindirler dizilmişti. o silindirlerin ortasında, elektrik sandalyelerine benzer cihazlara oturtulmuş insanlar vardı.
ancak bu kat diğerlerinden farklıydı.
burada kimseden ses çıkmıyordu. duvarlar tamamen ses yalıtımlı kurşun plakalarla kaplanmıştı. camların arkasındaki o kurbanlar, kafalarındaki bakır kulaklıklardan yayılan o frekansla sessizce kıvranıyor, gözlerinden ve kulaklarından siyah omurilik sıvısı süzülüyordu.
koridorun sonundaki devasa meşe kapıya doğru yürüdüm.
kapının üzerinde pirinç bir plaka çakılıydı:
proje başkanlığı ve özel arşiv
dr. xxxx xxxx
kapı aralıktı. içeriden, çok tanıdık bir ses geliyordu.
bir çocuk sesi.
gülümseyen, bir oyuncakla oynayan, baba bak ne çizdim diye bağıran küçük bir çocuğun sesi...
kendi çocukluğumun sesi.
elimi kapının ahşap yüzeyine koydum. ittim. içerideki o karanlık odada beni bekleyen şey, sadece babamın geçmişi değil, zihnimden silinen o son parçanın dehşet verici gerçeğiydi.
devamını gör...

boka sarmış ,güzelim butik sözlüğü batakhaneye çevirmeyi nasıl becerdiniz helal valla . sözlüğü ayakta tutma projesi olarak genel af çıkarmak sanki yetmezmiş gibi birde küfürü serbest bırakmışlar .tanımlarda küfür,hakaret ,bel altı gırla gidiyor .bu işi beceremiyorsanız biz bu işi yapamadık deyin kapatın sözlüğü kimse ruh hastaları ile uğraşmak zorunda değil .
devamını gör...

fakir baykurt'un askerliğini yaptığı konya'yı anlattığı romanı.


olaylar, cumhurbaşkanının* konya'yı ziyaretiyle başlar. kantarma köyünün muhtarı h*msalak musa'yla cesur kankası hıdır, cumhurbaşkanının şerefine verilen ziyafete sızmayı başarırlar. kendilerini tanıyan demokrat parti il başkanı dr. zihni'nin aracılığıyla bayar'la tanışarak ertesi gün çumra'ya giderken yol üstündeki köylerine uğramaya ikna ederler. hakikaten ertesi gün bayar gelir. köylülere "bir isteğiniz var mı" diye sorar. köyün hacı hoca tayfası "kuran kursu istiyoruz, caminin tamirini istiyoruz" filan diyedursun musa, hıdır ve musa'nın kayınpederi ümmet çavuş "kuraklıktan anamız ağladı, açız; su istiyoruz" derler. cumhurbaşkanı hepsinin sözünü verir.

cami inşaatı konyalı zenginler aracılığıyla hızla tamamlanır, kuran kursu yapılır, hoca atanır ve cumaları atatürk'e sövülen vaazlar verilmeye başlanır. sudansa ses seda yoktur. nihayet bir yıla yakın beklemenin ardından mühendis cafer diye biri yeraltı suyu araştırmaları için gelir. kuran kursu hocası "yağmur duası dururken yeraltı suyu aranmaz, cinler musallat olur" diye vaazlar veredursun muhtar'la hıdır'ın teşvikleriyle mühendis cafer (amerika'dan yeni gelmiş, zengin bir müteahhidin damadı) araştırmalara başlar. nihayet suya ulaşıldığındaysa tazyikli acı su fışkırır. üstelik bu acı su o kadar tazyiklidir ki, sondaj alanına beton dökülmesine rağmen betonları çatlatarak akmakta, kurak tarlalarda bir sodalı göl oluşturmaktadır. valilikten yalvar yakar istenen greyder gelmez, köylü kazma kürekle bir kanal açarak suyu en yakın dereye dökmeyi başarır. ama olan olmuş, ıslak topraktan köygöçüren denen yabani otlar fırlamaya başlamıştır. bütün köylü, bu işte çok ısrar eden muhtar musa'yla hıdır'a diş bilemeye başlar.

otu araştırmak için ankara üniversitesi ziraat fakültesinden bir heyet gelir. onlar da bu otun çok pahalı ilaçlarla ancak yok edilebileceğini, yolmakla kökünü kazımakla kesinlikle yok olmadığını açıklarlar. artık köyde iş olmadığını anlayan herkes, topraklarını çok ucuza satarak konya'ya, sık sık kendilerine yardımcı olan doktor zihni'ye giderler, onun torpilleriyle belediyede, şeker fabrikasında, dsi'de, özel idarede birer işçiliğe yahut apartman kapıcılığına yerleşip kalırlar. köyde sadece ümmet çavuş kalır. toprakları toplayan konya zenginleri ve bu arada mühendis şaşı cafer ise her şey olup bittikten sonra bir artezyenden tatlı su bulmayı başarırlar. ama artık olan olmuştur, o su yeni sahiplerine yarayacaktır. hıdır itfaiye çavuşluğundan musa kapıcılıktan memnunlardır, komşuları kerim usta sayesinde sol düşünceyle de tanışmışlardır ya, bir yandan lümpenlikten de vazgeçmezler, musa doktor zihni'nin karısıyla işi pişirmişken dul baldızını da evli ve çocuklu hıdır kuma olarak almıştır...
devamını gör...

iktidar karşıtı olmak yeterli
devamını gör...

puahhaah
en iyisi gelene kadar en iyisi qratgq

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kendimi o dar, dairesel havalandırma şaftının içine attım.
arkamdan gelen o yüzsüz hemşirenin uzun, kemikli parmakları botumun topuğunu kavradı. tırnakları deriyi yırttı. bacağımla geriye doğru şiddetli bir tekme attım. botumun tabanı yaratığın pürüzsüz gri yüzüne çarptı. o sert çat sesi yine yankılandı. yüzdeki deri yarıldı ve içinden dışarıya gümüş rengi gaz fışkırdı.
yaratık cızırdayarak geriye doğru yuvarlandı.
kapağı içten üzerime çektim ve karanlık metal borunun içinde sürünmeye başladım.
borunun içi son derece dardı. omuzlarım metal cidara sürtünüyor, dirseklerim çamur ve pas katmanının içinde kayıyordu. borunun içinde ilerledikçe, havalandırmanın metalik duvarlarında yankılanan o ses daha da güçlendi.
aşağıda, tesisin derinliklerinde bir şey dönüyordu. devasa bıçaklar, cıvık bir sıvıyı çalkalayan devasa kanatlar...
süründüm. dizlerim yaralandı, kan kumaştan dışarı sızdı ama durmadım.
derken, altımdaki metal ızgara aniden ağırlığıma dayanamayarak kırıldı.
çığlığım metal borunun içinde yankılanırken, kendimi boşlukta buldum. metrelerce yüksekten, aşağıya doğru düşüyordum.
bir anda gözlerim karardı.
gözlerimi acıyla açarken ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum.
sırtüstü bir şeyin üzerine düşmüştüm.
düştüğüm yer sert beton değildi. ıslak, yumuşak, vıcık vıcık bir yığındı. düşmenin etkisiyle ciğerimdeki tüm hava dışarı fırladı. gözlerimden yaşlar geldi. nefes almaya çalışırken, altında kaldığım o yığının kokusu burnumu doldurdu.
burası bir çöplüktü.
ama evsel atıkların değildi. tesisin -2. katındaki biyolojik tecrit odalarından aşağıya atılmış, sökülmüş insan organlarının, kesilmiş yüz derilerinin ve çürümüş nörolojik liflerin biriktirildiği devasa bir atık çukuruydu.
tavandan sarkan tek bir sarı ampul, bu cehennem çukurunu cılız bir ışıkla aydınlatıyordu.
etrafıma baktım.
üzerine düştüğüm yığın… yüzlerce, binlerce insan yüzünün derisinden oluşuyordu. bir giysi gibi sökülmüş, kurutulmuş, üzerlerine mürekkeple numaralar basılmış deri parçaları. bazılarında hala bıyık izleri, bazılarında dudak kenarları seçiliyordu.
dehşetle ayağa kalkmaya çalıştım. elimi yığına bastığımda, parmaklarımın altındaki o derilerden biri kımıldadı.
sökülmüş, tek başına duran bir yüz derisi... kurumuş dudakları aralandı ve fısıldadı: beni yüzüme geri dik. lütfen... çok soğuk.
devamını gör...

ben sözlükten kimseyle arkadaş olmam.
insanların ne kadar manyak olduklarını görünce ister istemez mesafeli oluyorsun.
devamını gör...

en doğrusunu yapmaktır.

kimseye güven borcumuz yok sonuçta. herkesi kendim gibi zannetmem, güvenmek de istemem. bana ne.
devamını gör...

merdivenlerin başında sarı renkle boyanmış büyük bir tabela vardı:
-1. kat: arındırma ve denek tecrit bölgesi
-2. kat: akustik rejeksiyon ve frekans laboratuvarı
-3. kat: elektrik santrali ve biyolojik atık havuzları
-4. kat: rejektör çekirdeği (giriş kesinlikle yasaktır)
merdivenlere doğru ilk adımımı attım.
basamaklar betondan değildi. basamakların üzeri, dondurulmuş, sertleşmiş bir yağ ve kemik tozu katmanıyla kaplanmıştı. her bastığımda zemin hafifçe esniyor, ayağımın altından soğuk, rutubetli bir hava fışkırıyordu.
üçüncü basamağa indiğimde, aşağıdan bir ses geldi.
sert, ritmik ve kemiksi bir yürüme sesi.
tık... tık... tık... tık...
birden fazla kişi yürüyordu. merdivenlerin altındaki o koyu, kırmızı karanlıktan yukarıya doğru siluetler tırmanıyordu.
duraksadım. göğsümdeki o yanan günlük kağıtlarını ve kaset çaları daha sıkı kavradım.
gelenler tesisin eski personeliydi.
üzerlerinde sararmış, kan ve irin lekeleriyle kaplanmış laboratuvar önlükleri, hemşire kıyafetleri ve asker üniformaları vardı. ancak yürüyüşleri bir insana ait değildi. eklemleri tersine bükülmüştü. kolları yanlara doğru imkansız açılarla sarkıyor, başları omuriliklerinin üzerinde bir kukla gibi sallanıyordu.
ve hepsinin... hepsinin yüzleri o gri, pürüzsüz deriyle kaplıydı.
en önde gelen hemşire kıyafetli siluetin göğsünde paslı metal bir tepsi vardı. tepsinin içinde uzun bakır iğneler, kemik testereleri ve içi koyu gri bir sıvıyla dolu devasa şırıngalar duruyordu.
yüzü olmayan hemşire, başını kıtırdayan bir kemik sesiyle bana doğru kırdı.
ağzı yoktu ama göğsündeki o yırtık önlüğün altından, akciğerlerinin olduğu yerden doğrudan beynime bir frekans fırlattı:
yeni denek geldi. beyin suyunu boşaltma vakti. mimarın emri var.
geriye doğru sıçradım. ama arkamdaki merdiven başı aniden çöktü. beton bloklar gürültüyle aşağıya kaydı, yukarıya çıkan yolu kapattı.
kapanmış bir kapandım.
aşağıdan tırmanan o yüzsüz teknisyenler ve hemşireler, birer haşere gibi duvarlara ve basamaklara tırmanarak üzerime doğru gelmeye başladılar. ellerindeki o paslı neşterleri, bakır iğneleri birbirine vuruyorlardı.
sağ tarafımdaki duvarda, üzerinde havalandırma işareti olan küçük, paslı bir metal kapak gördüm.
hiç düşünmeden kendimi o tarafa attım. kapağın paslı kolunu bütün gücümle çektim. kapak feryat eden bir gıcırtıyla açıldı. içeriden dışarıya buz gibi, ozon kokan bir hava akımı fışkırdı.
devamını gör...

kara kediyi severim. güçlü kadındır. öyle her yürek onun yaşadıklarını taşıyamaz. bunca acının, bunca kırılmanın ardından hala ayakta durabiliyorsa, içinde hala umudunu kaybetmemiş bir taraf vardır. o yüzden temizinden bi 10.çalışır.
devamını gör...

o iş beğenmeyen gençleri yapanlar, gençleri iş beğenmemekle suçlayan işverenler. olm, bunların hepsi sizin çocuklarınız, çocuğunuz değilse de torununuz. adam olaydınız da düzgün yetiştireydiniz o zaman, di mi? ne güzel memleket lan, kimse hiçbir şeyden sorumlu değil.
devamını gör...

ben sıradan sözlük teyzesiyim. bayramda kapı açmam. şeker de el opmek de sağlığa zararlıdır. hem kapı kapı gezmek de ne ola? burası eski türkiye değil. kapının ardinda nasıl bir psikopat var biliyor musunuz? ananıza babanıza söyleyin, uyarın.
devamını gör...

#4044165 reddedilme korkusu değil, reddedilmek ölüm de değil. mesele bu kadar basit olabilir mi bir düşün, bir ilişkiye başlayıp yürütebilecek kapasiteye sahip olduğundan eminsen her şeyi göze alırsın, ne kaybeceksin? ben ilişki yaşama ehliyetine sahip görmüyorum kendimi. kafan almıyor bir türlü, kaç kere anlattık sana.
devamını gör...

hikayeyi bugün tamamen bitirip gideceğim. en azından okuyan varsa saygısızlık olmasın.
devamını gör...

*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

siz beğeniyor musunuz yaptığınızı peki?
zaten beğeniyor olsalardı bu gençlik nereye gidiyor ulan hiç mi bir önceki neslinizin üstüne bir tuğla dahi ekleyemediniz! demeniz gerekmez miydi?

he bir de, kolaylıkla ve yalnızca görev tanımı kapsamında bir iş versenize bir test edin bakalım beğeniyorlar mı?

salak salak şeyler.
devamını gör...

15 ten 7.41
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim