zaman tüneli
julia roberts
bu abla yüzünden 90'lar boyunca güzellik kriteri ''at gibi bir ağıza sahip olmaktı''
devamını gör...
tebdili matmazel (yazar)
f you
and your friends…
and your friends…
devamını gör...
sevdiği halde vazgeçen insan
sevgi denen şeyi kutsallaştırırsanız, bu insan size hata yapıyor gibi gelebilir. ancak sevgi, önemli bir duygudan ziyade bilinçaltının yanılsamasıdır. hayatınızda hangi dönemdeyseniz, neyle yüzleşip atlatmanız gerekiyorsa o tarz birini seviyorsunuz zaten. önemli olan bir şeyleri fark edip vazgeçebilmek. yapılması gereken bu. gün gelip zihin sağlıklı bir hale geldiğinde, vazgeçilmesine gereken olmayan birisini sevecek.
devamını gör...
olmak istediğin yerde misin
çift kişilik yatağımda çapraz bir şekilde uzanıyorum. gayet olmak istediğim bir lokasyon bu.
devamını gör...
olmak istediğin yerde misin
onun kollarında değilim. o yüzden hayır diyorum.
devamını gör...
olmak istediğin yerde misin
hayır ve hiçbir zaman olmak istediğim yerde olamayacağım. o imkana ulaşamayacağım.
devamını gör...
tanımları beğenilmediği halde yazan keriz
akla hemen şam şeytanını getiriyor.
elmacık kemiğini ...tiğim. yazıyor da yazıyor. bıkmadan yazıyor. mal mal yazıyor.
elmacık kemiğini ...tiğim.
elmacık kemiğini ...tiğim. yazıyor da yazıyor. bıkmadan yazıyor. mal mal yazıyor.
elmacık kemiğini ...tiğim.
devamını gör...
tebdili matmazel (yazar)
#4044915 e. vet
devamını gör...
tebdili matmazel (yazar)
d.
lunapark mı kardeşim burası. ayıptır be. sısıss
lunapark mı kardeşim burası. ayıptır be. sısıss
devamını gör...
angela lansbury
çok genç yaşta yüz ifadesi yaşlı bir kadın gibi görünmeye başladığı için ''herkesin annesini oynayan kadın'' gibi aşağılayıcı sözlere maruz kalmış. öyle ki benim de fetiş filmlerimden olan (bkz: the manchurian candidate) 'te, oğlunu oynayan aktör 33 kendisi 36 yaşındaydı. buna rağmen filmde muhteşem bir performans ortaya koymuştur. bizde ve dünyada yıldız statüsüne yükselmesi ise cinayet dosyası adıyla gösterilen (bkz: murder, she wrote) dizisiyle oldu.
devamını gör...
fitness aletlerinin pahalılığı
fitness aletlerinin pahalılığı ilk bakışta can sıkıcı ama tamamen anlamsız da değil. kaliteli malzeme, sağlam mekanizma, güvenli kullanım ve uzun ömür gerçekten maliyet yaratıyor; özellikle ağırlık, istasyon, koşu bandı gibi ürünlerde ucuz olanın bazen daha pahalıya patladığı da oluyor. sorun, iyi ürünün pahalı olması değil; ortalama ürünlerin de “premium yaşam tarzı” ambalajıyla gereğinden fazla şişirilmesi. spor yapmak isteyen insanın önüne bu kadar yüksek giriş maliyeti koyulması hoş değil ama doğru seçilmiş bir ekipmanın yıllarca kullanıldığında salon üyeliğinden daha mantıklı hale gelebildiği de inkâr edilemez.
devamını gör...
tebdili matmazel (yazar)
b.
devamını gör...
medici ailesi
italyan köklü bir aile.
bence dünyanın en gizemli ailelerinden ilk 5e girer.
4 papa çıkarmış aileden. ayrıca kökeni tapınak şövalyelerine dayanır. (bkz: hospitalier şövalyeleri)
bence dünyanın en gizemli ailelerinden ilk 5e girer.
4 papa çıkarmış aileden. ayrıca kökeni tapınak şövalyelerine dayanır. (bkz: hospitalier şövalyeleri)
devamını gör...
yazarların şu an aklından geçenler
yuooo. dümdüz aklımdaki adamı öpmek istiyorum. hetero devam sestra.
devamını gör...
alcest
kodama adında bir albümleri var. bir albüm ne kadar dinlenirse o kadar çok dinlemişimdir o albümü.
sürekli giyilip eskiyen bir kıyafet gibi dinleye dinleye eskittim albümü resmen. basılan her notaya hakim olduğum bir dönem olmuştu.
başlığı görünce anılarım depreşti. bir daha baştan alayım uzun zaman sonra.
sürekli giyilip eskiyen bir kıyafet gibi dinleye dinleye eskittim albümü resmen. basılan her notaya hakim olduğum bir dönem olmuştu.
başlığı görünce anılarım depreşti. bir daha baştan alayım uzun zaman sonra.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
kıro adamız şurada. s
devamını gör...
tatari ailesi
çocuklar duymasın daki denyo türk ailesinin kızını oynayan ayşecan tatari ile hısım akrabalıkları var mı diye merak etmek ile etmemek arasında kaldığım aile.
devamını gör...
22 ağustos 2026 fenerbahçe konyaspor maçı
favorinin kazandığı maçtır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
içimde tam olarak öyle bir geçer zaman ki dizisindeki osmanın o çaresizliği, o sığınma arzusu var. hani yemekte çorba olan sahne.
annesinin yaptığı çorbayı hatırlayıp içmiyordu ama gece babası uyuyunca dayanamayıp buzdolabından gizlice içiyordu ... sonra içti diye o çorba yüzünden kötüleşip ateşler içinde yanarken annesini rüyasında gördüğü o an. ve ardından gidip telefonu alışı, hattın diğer ucunda kimse olmamasına rağmen annesiyle gerçekten konuşuyormuş gibi yaptığı o sahne.
işte tam olarak öyle hissediyorum. sanki etrafımdaki her şey bana yabancı, her şey bana suni ve tatsız geliyor. içimdeki acıyı, o boğazıma oturan yumruyu hafifletecek hiçbir şey yok çevremde. fiziksel bir hastalık değil belki bu ama ruhen tıpkı o ateşi yükselmiş, yalnız ve kimsesiz kalmış çocuk gibiyim. dünyadaki bütün teselliler bana acı ve samimiyetsiz geliyor. içime çekmek istemiyorum hiçbirini.
ben de tıpkı osman gibi, aslında kimsenin orada olmadığını bile bile ahizeyi kulağıma dayamış gibiyim. gerçekte bir ses gelmeyeceğini, karşı tarafta beni dinleyen kimsenin olmadığını bilerek anlatıyorum içimdekileri. sırf o yalnızlığın duvarları üstüme üstüme gelmesin diye, sırf o şefkatli sese, o eski güvenli limana olan özlemim beni tamamen yutmasın diye o kapalı hatta konuşuyorum.
içimde öyle büyük bir boşluk, öyle derin bir eskiye ve güvende olduğum anlara sığınma isteği var ki...
gerçeklik canımı yaktıkça ben o kapalı hattın ucundaki şefkate tutunmaya çalışıyorum. kimse duymuyor, biliyorum. karşı taraftan tek bir nefes bile gelmiyor. ama yine de anlatıyorum, çünkü o hayale tutunmak bu soğuk ve katı gerçekliğin ortasında tek başıma kalmaktan daha kolay geliyor.
ve ben yine çok konuştum...
neyse
öl geber opelina.
annesinin yaptığı çorbayı hatırlayıp içmiyordu ama gece babası uyuyunca dayanamayıp buzdolabından gizlice içiyordu ... sonra içti diye o çorba yüzünden kötüleşip ateşler içinde yanarken annesini rüyasında gördüğü o an. ve ardından gidip telefonu alışı, hattın diğer ucunda kimse olmamasına rağmen annesiyle gerçekten konuşuyormuş gibi yaptığı o sahne.
işte tam olarak öyle hissediyorum. sanki etrafımdaki her şey bana yabancı, her şey bana suni ve tatsız geliyor. içimdeki acıyı, o boğazıma oturan yumruyu hafifletecek hiçbir şey yok çevremde. fiziksel bir hastalık değil belki bu ama ruhen tıpkı o ateşi yükselmiş, yalnız ve kimsesiz kalmış çocuk gibiyim. dünyadaki bütün teselliler bana acı ve samimiyetsiz geliyor. içime çekmek istemiyorum hiçbirini.
ben de tıpkı osman gibi, aslında kimsenin orada olmadığını bile bile ahizeyi kulağıma dayamış gibiyim. gerçekte bir ses gelmeyeceğini, karşı tarafta beni dinleyen kimsenin olmadığını bilerek anlatıyorum içimdekileri. sırf o yalnızlığın duvarları üstüme üstüme gelmesin diye, sırf o şefkatli sese, o eski güvenli limana olan özlemim beni tamamen yutmasın diye o kapalı hatta konuşuyorum.
içimde öyle büyük bir boşluk, öyle derin bir eskiye ve güvende olduğum anlara sığınma isteği var ki...
gerçeklik canımı yaktıkça ben o kapalı hattın ucundaki şefkate tutunmaya çalışıyorum. kimse duymuyor, biliyorum. karşı taraftan tek bir nefes bile gelmiyor. ama yine de anlatıyorum, çünkü o hayale tutunmak bu soğuk ve katı gerçekliğin ortasında tek başıma kalmaktan daha kolay geliyor.
ve ben yine çok konuştum...
neyse
öl geber opelina.
devamını gör...
