zaman tüneli

varlığıyla ruhuna dokunan, içini sessizce güzelleştiren.
devamını gör...

göz bebeği.
devamını gör...

çok güzel bir kadın ismi...çok severim.
soyadı da hazır yektaş....
yektaşımı kendim aldımm....
devamını gör...

voleybol yarı final maçı var o bittikten sonra mercimekli köfte yapacağım.
devamını gör...

içim buruk. çok üzüldüm. akşam uyuyamayacağım. hey allah’ım ya.
devamını gör...

kalbine en yakın bildiğin kimse.
devamını gör...

bu başlığın açılmaması çok ilginç.
onca insanın arasında benzerini bulamadığın, gözünde biricik olan.
devamını gör...

kalbinin herkesten ayrı tuttuğu. sevmekten hiç vazgeçmediği kimse.
devamını gör...

nasıl ilaçların en önemli yan etkisi insanı iyileştirmekse, hayatta olmanın yan etkisi de yaşamaktır.
evet yaşamak.
devamını gör...

arabesk ne ki dinleyeni ne olsun. öf. malzeme bu işte... engellendin.
devamını gör...

okuduğunu, dinlediğini kafana göre yeniden yazarsan yanlış anlarsın tabii. ya da zaten yanlış anlamak istiyorsan o kadarını da bilemiciim ama o senin sorunun gibi görünüyor.
devamını gör...

büyük sanatçıydı ama geriye pek bir şey kalmadı..

mesela cahit berkay, derya köroğlu, barış manço böyle yaşlanmadı.. belli bir çizgileri ve dinleyicileri hep oldu.

sezen aksu gibiler sahneyi tamamen bıraktı, zaten kıyamet gibi paraları vardı, eski halleriyle hatırlanmak istediler.

ajda pekkan resmen evrimleşti ve türkçe aranjmanlı batı müziğinden elektro-pop’a evrilebildi.

bülent ersoy hem piyasada tanıdık, bildik usulüyle var olmaya çalıştı hem de çok büyük bir mesafeden yere çakıldı. bence milyon dolarlarıyla efsane olarak köşesine çekilmeyi seçmeliydi.
devamını gör...

işten çıktım şimdi, eve geçip akşam açıcam biramı, fenerin maçı var izlerken lıkır lıkır içmeyi planlıyorum.
devamını gör...

abartılan lezzetlerde bir numaram.
devamını gör...

homo sapiens; ayna nöronlar içeren iki loblu beyin şebekesi kullanmaktadır.

karşılaştırmalı halleri ondan dır.

bunu aşmak için kendini donanımlı kılarak, irade kullanması gerekir.
devamını gör...

sebepleri ve sonuçları ile incelenmesi gereken, insanı zamansız yaşlandıran, iletişimin en karanlık dehlizi.
​mesela ne niyetle yola çıktığının hiçbir önemi yoktur bu eylemde. sen tamamen iyi niyetle, yumuşacık bir yerden, belki de bir yaraya merhem olma hissiyle bir cümle kurarsın karşı taraf onu kendi zihnindeki binbir filtreye, komplekse, geçmiş travmalarına sokup çıkarır ve eline kocaman bir hakaret olarak teslim alır. sen daha cümledeki noktanın yerini savunmaya çalışırken, bir bakmışsın olayın başrolündeki kötü adam sen olmuşsun.
​yazılı iletişimde ise bu meret katlanarak çoğalır. ses tonunun, mimiklerin, o anki bakışındaki şefkatin olmadığı her ortam yanlış anlaşılmaya davetiyedir. sırf sonuna gülücük koymadın diye soğuk, nokta koydun diye sert, paragraf başı yaptın diye mesafeli ilan edilirsin.
​işin en yorucu kısmı ise sonrasındaki o devasa açıklama yapma seanslarıdır. aslında ben orada demek istedim ki, yok valla öyle değil,ben öyle bir insan mıyım? diye çırpındıkça daha da batarsın. çamur gibidir kurumasını beklemeden temizlemeye çalıştıkça her yerine bulaşır.

​sonuç mu? bir noktadan sonra insana muazzam bir bıkkınlık gelir. o devasa açıklama cümleleri yerini tek bir kabullenişe bırakır

(bkz: nasıl anlamak istiyorsan öyle anla)
devamını gör...

bugünkü diva unvanı aslında ona son çeyrek asılda takılan bir lakaptır. 4 senelik formal bir konservatuar eğitimi yoktur ama özel dersler ve belediye konservatuarında aldığı nota ve usul bilgisi vardır. tabi ki olağanüstü de bir sesi. maksim gazinosu'na 29 ekim 1973'te çıktığında 21 yaşındaydı ve assolist idi. üstelik kitle onu dinlememişti. öyle bir özgüvenle sahneye çıkmış ki giriş taksiminden sonra esere başlamadan yaklaşık 1 dakika seyirciyi süzmüş, sonrası bir tufan. bu bile onun nasıl doğuştan gelen kabiliyetine güvendiğini söylüyor. tam muhammed ali tavrı. en iyi olduğunu bilmenin güveni.

bülent ersoy'un erkeklik dönemine ait hatıralar bende son derece silik. zira trt'ye çıkamazdı. bizim evde öyle ağır alaturuka veya arabesk dinlenmezdi. ancal evimize aldığımız gırgır gibi mizah dergilerinde ve normal gazetelerin mizah sayfalarında hem zeki müren hem de bülent ersoy'la alakalı bir çok imalı karikatür olurdu. hatta babama 80'lerin başında ''bülent ersoy neden kadın oldu'' diye sorduğumda ''kendisini kadın hissediyormuş'' cevabını aldığımı hatırlıyorum.

ancak 50,60,70 'lerin magazini iyi takip eden ve çok erken yaşlarda istanbul'a göç etmiş olan halalarımdan bir tanesi, bülent ersoy'la zeki müren arasındaki rekabette bülent'in son derece cüretkar ve küstah bir şekilde zeki müren'e meydan okuduğunu söylemişti. hatta kadıköy'deki salı pazarına gelip, kadınlarla kakara kikiri muhabbet yaparmış. o dönemlerde de kadınlığa hazırlandığı için meme büyütücü iğneler almasından ötürü belirginleşen göğüslerini elleyen kadınlar olurmuş. hatta kadınların aç da görelim ısrarları üzerine büyütülmüş memelerini açıp pazar ortamında ucundan gösterirmiş. zaten 12 eylül darbesi'nden sonra da bu tür davranışlar mülki amirlerce engellendi. hatta henüz sahne yasağı koymadan önce devrin izmir belediye başkanı bu kılıkla bülent ersoy'u izmir'e sokmam demişti. fuara katılamamak o zamanlar bir sanatçı için ölüm fermanıydı. dolayısıyla bülent ersoy ilk senelerinde sınırları sürekli zorlayan bir karakterdi.
devamını gör...

türk ebeveynlerinin temel formatında yer alan bir davranış biçimidir. türk milleti, sorun üretmeyi, sorun çözmekten daha çok sever. hele bir sorunu analiz etmek filan türk kafasına bikaç numara büyük gelir. türk, çocuğunu suçlar, karşılaştırır, ancak bulunması gereken çözümü çocuğa bırakır.

bu format, gelişmekte olan kişilikler de tabiatıyla "kendini olduğundan farklı gösterme " yoluna gitmeye zorlar. çocuğun başka bi çıkar yolu yoktur çünkü.

türk anababası bu huyunu bırakmadıkça hastalıklı nesiller yetiştirmeye devam edecektir.

bi kişiyi bi başka kişiyle karşılaştırmak, asla motivasyon kazandırmaz. bilakis karşılaştırılan kişi sizden nefret etmeye başlar.

bu tür konularda dikkatli olmak gerekir.
devamını gör...

100 tane yerde yedim, sanırım bana gelmiyor ya.
sevemedim bir türlü.
beğenemedim.
övdüler de övdüler.
zaten bu kadar tutan, her yerde yapılan şeyin kötü olma ihtimali yok mantıken.
yani tantuniciğim, sorun sende değil bende.
devamını gör...

nisan mayıs aylarına tekabül eden ilkbahar mevsimidir efendim.. ohhh miss, eeed.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim