zaman tüneli

iki şekilde yaşar.

birinci seçenekte, insan öleceğini matematiksel bir değer olarak bilir sadece. 2+2’nin dört ettiğini ezbere bilmesi gibi. öleceği bir realitedir. onu kabul eder ve haricinde kendisine ölümü konduramaz. aklına dahi gelmez çoğu zaman. yakıştırmaz, yakıştıramaz. hep gençtir, daha vakit vardır. sonunu düşünmez, ölümün soğuk yüzüyle karşı karşıya kalana kadar da ölüm sözünden dahi kaçar.

insanın öleceğini bilerek yaşaması, bu düşünceden gafil olmaması ise haddini bilerek yaşamasıdır. eski insanlar bu sebeple mezarlıkları şehir dışına yapmazmış. ölümü sürekli hatırlamak, farkında olmak, bir gün bu diyardan göçeceğini unutmadan yaşamak için. öyle olunca, küçük dağları ben yarattım edasına girmiyormuş insan. sevdiklerinin ve onlarla geçirdikleri zamanın kıymetini daha iyi biliyormuş. yine biliyormuş ki, uyandığı her yeni gün, aldığı her yeni nefes; yeni bir fırsat, bahşedilmiş bir zaman.

ölümü sindirmiş bir ruh, dünyadaki hiçbir metaya ‘bu benim’ gözüyle bakmaz. çünkü bilir ki, aslında kendisi bile kendisine ait değildir.
devamını gör...

samimi olması neyse de ılık olması sorundur.

şaka bir yana burası benim “apartman grubum” yahut “mahalle kıraathanem” :)

aranızdaki en genç kişi benim zaten, 20’lerinin baharında genç bir erkeğim. burada kendimi benden 10-15 yaş büyük ancak kafa yapısı ve hayat tarzı olarak bana benzeyen insanlarla kaynaşırken görüyorum.

oğlum böyle insanları üniversitede bulamıyoruz lan, valla bak!

sınıftaki en yaşlı kişilerden birisi olmasam da ortalamaya göre yaşlı kalıyorum, alttan alınan derslere girmeye korkuyorum lan :d

onun haricinde güzel bir ortam, samimi ve aile gibi.
ailede de her şey olur zaten.

gerçi burası “sülale gibi” :)
devamını gör...

evrimsel biyolojide, temel sosyal dönüşüm becerilerinden biridir.

tahıl, hayvan evcilleştirmeden çok bin yıllar önce doğada rastlayıp yakıcı olan ateşi (volkanlar, orman yangınları, meteor yatakları) elini yakmadan alıp götürmeyi sonra parça tahtalarla besleyip sürdürmeyi başarmak ai programcılığından bile öte bir beceriydi.

hemen her yerde farklı topluluklarca bu başarıldı ve insan değişmeyecek bir dönüşüme uğradı; "ateş ile tüm diğer canlıları ürkütme kudreti".

işte şimdi tanrıya sıra gelmişti. kudret ve hükmetme, nöral ağlarda "analoji" işlevi nedeniyle tanrımızı da akla getirmişti. böylece "soyutlama" da başladı.

yani ateş sadece araç değildi, yeni yaşam tarzının başlatıcısı idi: anlam arayan canlılık.
devamını gör...

bazı sıkıntılar var. ınstagram sözlük isteyenler yasta. kelle istiyorlar
devamını gör...

kendisinin emile isimli kitabını çocuk eğitimi kapsamında okutmuşlardı. kitap aslında epey kalın olup sadece ilgili bölümleri içeren özetleri de vardı. okudum ama hiçbir şey hatırlamıyorum zira sınav için okunan şeyler akılda kalmıyor.
devamını gör...

en sevdiğim oyun serilerinden biridir fakat son çıkan oyunu (chapter5) de prototype gösterildi.açıkcası benim prototype dan beklentim daha yüksekti evet şuan ki tasarımı kötü değil ama daha yüksek bir potansiyel vardı tam hayal ettiğim gibi çıkış yapmadı diyebilirim serinin ilk oyunları gerçekten çok iyi baya sarıyor fakat son çıkan oyunu (chapter5) o kadar çok puzzle var ki gerçekten çok fazla keşke biraz daha az puzzle olsaymış
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu da bizim paşa :)
devamını gör...

bence insan birbirini yemesin diye koç inmiş olabilir. sonuçta yamyamlık ciddi bir mesele ve bugün bile tamamen çözülebilmiş değil.

yakın zamanda komşularına kıyma çekip yemek yaptığını anlatanlar bile oldu. hannibal yapınca dizisi çekilen olayın bizde kıymeti olmadı. sadece çok temiz delirdiğimiz ile kaldık.

meyve konusuna gelirsek insanın özgür irade kazanması yani bilginin meyvesi gibi alegorik bir anlatım da olabilir dümdüz yeşil elma da olabilir bilmiyorum ama yeşil elmanın şekeri az.

istesen de öyle kendini çok yedirmiyor.
devamını gör...

aşırı kıskandım şu kutunun sahibini şuan
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yaşamı katlanılır kılan şeyin kendisi bu zaten.

asla ölmeyeceğimi bilseydim yaşam dayanılmaz olurdu. bence gayet basit bir prensip; kısıtlı olan kaynaklar daha değerlidir. sonsuz bir yaşamım olsaydı yaşamın bir değeri olmazdı.

bir de 2020'li yılları bile sindirebilmiş değilim. bu zamanın müziği, filmleri, teknolojisi, jargonu, değer-yargıları vs bana fazla geliyor. 500 yıl sonrasını düşünemiyorum.
devamını gör...

bunun güzelliği yanmaya başladıktan sonra spontane şekilde hareket ederek bir nevi dans etmesidir. mesela torpil böyle değildir.

zamanında yarım kalan inşaatlarda çok deney yaptım. kiremitleri patlatma deneyleri. bombacı mülayim olabilirdim ama harcanmış bir başka kariyer şansı.
devamını gör...

kardeşle son iki gün…*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ne kişniş mi
devamını gör...

(bkz: ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz)
devamını gör...

çelişkinin vücut bulmuş halidir. 5 çocuğunu yetimhaneye bırakmış ve çocuk eğitimine dair mavralar anlatmıştır. (yetimhane dediğime bakmayın, dönem kayıtları bırakılan çocukların yüzde yetmişinin öldüğünü ifade ediyor.) voltaire, kendisini bu konuda ağır şekilde eleştirmiştir. oysa bugün bile bu şahsiyetsiz ismin eğitime dair karaladıklarına hayli önem verilir. bu toprakların güzel bir özlü sözü vardır: ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz

ardında büyük bir sömürgecilik, ırkçılık, kölelik v.b. karanlık bir geçmiş bırakan batının aydınlanması da bu kadar olurdu zaten. çok da bir şey beklememek gerek. asıl sorun ‘batı batı’ diye mabadını yırtanlardadır.
devamını gör...

4 kedim var; üzüm, kavun, fırfır ve gofret.
kavun, gofret ve fırfır'ın annesi

sırasıyla;
üzüm
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kavun
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gofret
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
fırfır
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

burası benim için çok eğlenceli bi yer, çok büyük bi gözlem alanı, buram buram psikoloji 101 kokuyo... tam olarak sıcak aile ortamı nedir çok iyi görüyorum...

hani başka yerlerde psikolojik rahatsızlıklara sahip insanlar görüyorum, okuyorum ama burası farklı, burada direkt rahatsızlıklar ete kemiğe bürünmüş gibi... burada çok komik bi karanlık üçlü hayranlığı var... hayranlık öyle uç seviyede ki, manipüle olmaya yer arıyo yazarların çoğu... grup içi körlük desen allah-u ekber dağlarında, bizden biri olduğu sürece ne olduğu önemsiz...

dahası da var, nostalji körlüğü öyle büyük bi yerde ki sosyal kimliğin en ufak bi önemi yok... ''eskiler...'' diye bir şey var, orayı anımsatacak, hatırlatacak insanlar gelsin de neden zamanında gittiklerinin en ufak önemi yok... bu gözlem bana ufak bi türkiye simülasyonu gibi hissettiriyo sanırım o yüzden kendimi yakın buluyorum yazarlara... sıcak aile ortamı bu yüzden değerli benim için...

işin en leziz tarafı da ne biliyo musunuz? bu aile ortamında herkes kendini aşırı uyanık ve analitik sanıyo... tıpkı bi aile ortamındaki her an sıkıntı çıkartacak ebeveyn gibi sınır kişilik bozukluğu dolu burası... herkes birbirine haset güdüyo ama kimse kimseyi kıskanmıyo gibi bir izlenim...

ama asıl unutulmaması gereken şey sıcak ve samimi aile ortamı kinsizliğine sahip olması... muazzam balık hafızası yani.... burada toplumsal infiallerin ömrü tamı tamına 48 saat... 48 saatin sonunda amigdala sıfırlanıyo asjdkmdfgdfg...
devamını gör...

kedim kayıp, eşşoğlu eşek buldu güzelim yeri eğlencek tabii hergele.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(12.bölüm)
(bölüm adı: gereksiz psikoz)

kötülere bir şey olmaz, iyileri de allah korur felsefesinin derinlerine usta bir dalgıç gibi dalmıştı ve yavaş yavaş paniklemekteydi. vurgun yiyip yorgun düşmesi an meselesiydi. farkındaydı, bir parça kötüydü. bununla birlikte ufak tefek iyilik ve cömertlikleri de kötülüklerini hamle stoperinin denge stoperini tamamladığı gibi tamamlıyordu. hayatın imbiğinden damılmış bir hata-telafi karışımıydı varlığı. bunalmıştı. sorun şu ki psikoloğunu da bunaltmaktaydı. e üzüm üzüme baka baka kararır, normal :)

- akif bey, ben şimdi bana bir şey olmayacak kadar kötü değilim. iyileri allah korur, derler. ama cümlenin belirtili nesnesindeki iyi de ben değilim. peki ne olacak sonum?

- efendim siz delirmişsiniz, en acilinden bir psikoloğa gitmeniz lâzım.

- e geldim işte?

- ha pardon, herhâlde ben de ufaktan deliriyorum. en uzmanından bir psikoloğa gitmeliyim. ya da bir ufak rakı açayım da şanımız yürüsün :)

- efendim ufak ufak konuya mı geçsek?

hafızasına ne gelirse anlatıyordu psikolog görünümlü apayrı numunesine. apartmanın beşinci katından atılan saksının tam önündeki adama düşüp şıngırt sesiyle adamı bayıltmasından tut 5 saniye önce geçtiği dar sokağa düşen şiddetli yıldırıma, ufak çaplı kalp krizinden sağ salim kurtulmaktan gece rüyasında uçurumdan düştüğünü görmeye hepsini sayıp döküyordu çetin bey. bu uzun uzadıya konuşmalar karşısında yorgun düşüp uyuyayazan psikoloğunu bir parmak şıklatıp uyandırıyor mu hipnotize mi ediyor ayırdına varılamazdı.

- ufak atın da civcivler yesin efendim. anlattıklarınızdan sabit hızlı doğrusal hareketle siz bensiniz, ben de sizim, e o zaman biz kimiz?

- akif bey yine kısa devre yaptınız, sigortaya bir bakın isterseniz.

- yahu diyorum ki, bunları ben de yaşıyorum. ben de istikrarlı ve periyodik biçimde ölüm tehlikesi atlatıyorum. acaba birine gizliden bolca sadaka mı verdim? peki kendimden nasıl gizledim? hatırlamıyorum da o açıdan. acaba ben de mi iyiyle kötü arası arafta sarkaç misali gidip geliyorum?

- belki de hepimizin ortak özelliği akif bey bu hatalara ve doğrulara özgüvenli yönelişlerimiz. belki de hepimiz herkes kadar kötü, herkes kadar iyiyiz.

- hadi el ele tutuşalım, yeni bir psikoloğa gidelim. siz bana bir psikoloğun da ruhsal zaafları, iç manyaklaşmaları olabileceğini öğrettiniz. size minnettarım çetin bey.

- ne demek efendim, alt tarafı bir ikili delilik yaşadık :) gelin bu saçmalıkları yeni psikoloğumuza da anlatalım.

yaşadıkları benzer hikâyeler onları birer dosta dönüştürmüştü. bu iki kafadarın kendilerine ayarladıkları psikoloğa inançları tamdı. öyle ki yaşadıkları ölüm tehlikeleri bir anda kesilecekti ve kendilerini iyi veya kötü insan olarak net biçimde konumlandıracaklardı. randevu saatinde garip bir şekilde ikisi de herhangi bir aksiliğe uğramamış hâlde kliniğin içindeydi. gelin görün ki, ya da hiç o kadar yolu gelmeye zahmet etmeyin ki, roller değişmişti. bu anî rol değişikliğini klinik sekreteri şaşı bakıp şaşırarak iletecekti:

- ünlü ve pek bir saygıdeğer klinik psikolog serhan murat kesinçözer'e mi bakmıştınız efendim?

- kesinlikle sekreter hanım.

- o maalesef sabah saatlerinde bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesi'ne yatırıldı. sizinle ilgilenemeyecek.

- sebep?

- rüyasında ejderha saldırısına uğradı, rüyasını sabah korku ve dehşet içinde çevresine anlattı. yaşlıca bir teyze de "kötüye bir şey olmaz, iyiyi de allah korur" deyince bizimki kendisinin iyi mi kötü mü olduğunu anlayamayıp başladı delirmeye. zor tuttuk.

- eyvah, desenize bizim delilik islâmiyetten hızlı yayıldı?
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim