zaman tüneli

olaya felsefi yaklaşmak yerine biraz gerçekçi ve gün içinden yaklaşacağım bu konuya.

geçen aylarda bir fast food zincirinden sipariş vermiştim. siparişin içeriğinde toplam 4 hamburger, 4 patates kızartması, 2 kola, 1 soğan halkası, 1 nugget vardı. abi sipariş bir geldi, 3 hamburger, 2 patates, 1 kola, 1 nugget vardı. üşenmedim gittim dükkanına. "bu siparişi kim hazırladı?" diye sordum, oradan bir "delikanlı" atladı ben diye. gel dedim böyle. telefondan sipariş detaylarını açtım, adamın bana verdiği menüyü açtım. "sence de bir terslik yok mu burada?" dedim. "var abi kusura bakma çok yoğunuz" diye cevap aldım. "burası yoğun olmasa zaten sana ihtiyaçları olmaz, yoğunlar ki fazla fazla eleman var" dedim. suratını ekşilterek "haklısın abi" dedi. dedim müdürünü çağır. geldi kadın. "ya arkadaş, siz burada bu elemanlara atom parçalamayı falan mı öğretiyorsunuz?" diye sorduğumda, bana gülerek "hayır beyefendi de ne alaka?" dedi. tekrar telefonumdaki siparişi ve gelen siparişi gösterdim. "tamam beyefendi hemen eksikleri tamamlıyoruz" dedi. "yoook eksikleri tamamlamayacaksınız, kolalar sıcakacık oldu, hamburger ve patatesler de buz gibi oldu. ya yenisini hazırlayın ya da paramı iade edin" dedim. hemen yenisini hazırlayıp verdiler.

demem o ki; tamam hayatta bazı şeyler zor olabilir. ama kimseye okuduğunu anlamayacak kadar yoğun olamaz. ben de çok yoğun yerlerde çalıştım, hizmet sektöründe çalıştım, 630 ürünlük bir plastik fabrikasında depo sorumlusu olarak çalıştım, çok ünlü markalara takım elbise ve ceket diken tekstil fabrikasında depo sorumlusu olarak çalıştım. eve gelmeden 34 saat çalıştığımı biliyorum. ama hiç bir zaman bu kadar gevşek davranmadım...
devamını gör...

hem davacı, hem davalı, hem hâkim, hem de duruşma salonunun temizlik görevlisi.
devamını gör...

sözlükte millete yavşamak yerine, adam akıllı sözlüğün gerekleri yapılırsa, bir bok olmayacağı gerçeği...
devamını gör...

küsmenin ne kadar isabetli olduğunun işaretidir. böyle devam efem...
devamını gör...

hiç bir zaman adam akıllı tartışmıyor olması. tek tartışmasını ve uzun uzun yazılarını okan muhabbetinde gördüm. ötekilerde hep aşağılama, yukarıdan bakma tarzında, ana konusu "he ya he" olan şeyler yazıyor. karşısındaki de pasif biri olunca doğal olarak her tartışmanın galibi kendisiymiş gibi gözüküyor.*)
devamını gör...

kendi kendine konuşup, karşı tarafın cevabına sinirlenmek.
devamını gör...

böyle hüngür hüngür ağlamayalı çok uzun zaman oldu. 1 sene önce dayımı, 6 ay önce babamı kaybettim, o zaman bile hüngür hüngür ağlamadım. belki anneme destek olmak için psikolojik bir şeydi, tam bilemiyorum. ama genel olarak ağlamak iyidir ya. öyle aptal aptal sebeplerden (ayrılık vs) ağlama olayını hiç sevmem, ama kayıp olaylarında insanlar ağlamalı.
devamını gör...

ben bosandıktan sonra 7-8 sene bir kere bile aglamadım. biliyorum, bu da normal degil. o yas surecinde 'numb' derler ya, garip bir depresyon ve hissizlik halindeydim. bitkisel hayat gibi.
sonraki 4 sene de cok az agladım. bir elin parmagını gecmez aglamam.
ama son bir haftadır zırt pırt aglıyorum. bi de bi aglamaya baslayınca durduramıyorum. biraz duygusal ve hassas bir donemdeyim sanırım. aglamayı da hic sevmem. insanlar hep gülmeli hayatta bence. hayat guldursun, mutlu etsin.
devamını gör...

avusturyalı ressamı da anlamak lazım aynı zamanda.
devamını gör...

evet bunu yazarken saat 05:47... gözlerimden uyku akıyo ama sonunda sanıyorum ki o stratejiyi çözdüm...

gözlerimi kapatıp uyumayı denerken sudoku'nun nasıl oluyor da aynı anda altı cephede tartışabildiğini hayal ettim... sonradında uzun uzun analiz etmeye başladım, sahi, sudoku bunu nasıl yapıyor?

öncelikle karşısındaki insanı zamansızlıkla boğuyo... karşı tarafa düşünecek, soluklanacak, gardını alacak tek bir saniye bile tanımıyo. sen cevabı yazıp "oh" diyemeden, yeni bir argümanla tepene biniyo. karşında sinirlenen, eli ayağı titreyen bi insan değil, sıfır gerginlikle yazan birisi var... karşı taraf onun insansan çok makine gibi çalıştığını hissettiği an panikleyip analitik düşünme yeteneğini tamamen kaybediyo bu kısım bir...

rakip şöyle düşünüyo... tamam ya, bu kadın şu an 4 ayrı başlıkta 8 kişiyle kavga ediyo, gücü bölündü, dikkati dağıldı, bana tam odaklanamaz... işte en büyük hata bu! rakip bu sahte özgüvenle hamle yaparken bir bakıyo ki, kadın diğer başlıktalileri kaçırmaya başlamış, başlıklar ve kavga eden insanlar azalıyo ama sudoku hala saldırıyo... işte bu insanı nereye götürüyo? psikolojik yıkıma... yani kavga eden fark ediyo ki sudoku kavgayı hiç ciddiye almadan, rutin bi olay gibi yapabiliyo... kavga eden insan sayısı ve başlıkların en ufak önemi yok... rakiptlerde kavgaya geri dönüşü olmayan bi çöküş var bu da kısım iki...

işten o an anladım. kadın heinz guderian hayranı, çok açık... kadında blitzkrieg kumaşı var... sudoku normal sözlük yazarlarına fransa seferi uyguluyo...
devamını gör...

bir cismin başına "ücretsiz" de, sonra al çekirdeğini otur izle...
devamını gör...

bunun cevabını eko'ya bırakıyorum.
devamını gör...

nefret ederim. ışin varsa yürü git işini hallet, sonra mesajlaş.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

[email protected]

alınmamışsa ben alayım şunu ya.

[email protected]
devamını gör...

yıllardır önceleri içimden, sonraları öksürür gibi yaparak, son zamanlarda da hapşırırmış gibi yapıp insanlara ''sus lan'' diyorum.

başlarda gerçekten konuşmalardaki gereksiz ayrıntıları dinlerken yapmak istemiştim bunu... sonra kafamda konuşmanın ortasında sus lan diye bağırarak komik bi an yaratarak eğlenceli hale getirdim ama size yemin ediyorum ki bu olay bende bi bağımlılığa dönüştü... insanlarla yüz yüze muhabbet edemiyorum artık ben, bir konuşmada en az bir kere sus lan demeyince kendimi parçalama noktasına geliyorum... gözlerim kararıyo, kalp ritmim hızlanıyo, dişlerimi falan sıkıyorum... kendimi sıkıyorum, hani korkuyorum allah korusun çişim falan olsa yapıcam öyle bi sıkış...

bu kısım minik fısıltılarla başladı, şimdilerde öksürür gibi hafif yüksek bi tonla devam ediyo ama bu artık bana yetmiyo, ileride bi şekilde normal ses tonuyla sus lan diyecek bi hile bulacağım... mesela birisi markete gittiğini söylediği an elimi omzuna koyup ''sus lan biliyorum markete gittiğini eheheh'' diyerek konuyu yumuşatırım diye düşündüm ama ya bu da bana yetmezse? ya bağırmam gerekirse ne yapacağım ben?

hatta bunun için insanlarla konuşmadan önce prova yapmaya başladığımı bile hayal edebiliyorum... aynanın karşısına geçip farklı tonlarda “sus lan” demek... doğal mı oldu, fazla agresif mi, komik mi, karşı taraf bunu şaka olarak mı algılar yoksa hayatımın son konuşması mı olur diye değerlendirmek... yarından itibaren bunu kontrollü şekilde söylemenin yollarını araştıracağım... uyanır uyanmaz...

şimdilik kafamda şiddetli öksürüğün içine yerleştirmek, viking metal dinleyicisi hapşırmasıyla söylemek, burnumu çekerken denemek var...

beni korkutan ne biliyo musunuz? karşımdaki insanın ne anlattığını dinlemekten çok, ne zaman sus lan diyeceğimi düşünmeye başlamak...demek ki bağımlılık böyle bi şey... insan önce gereksiz bulduğu bi şeye tepki olarak başlıyo, sonra gereksiz bulduğu o şey olmasa bile tepkisiniı üretmeye devam ediyo... insan psikolojisi ne tuhaf ya...

şimdi ''sus lan...'' pratikleri yaparak uyumaya gideceğim... rahatsız etmeyen, samimi ve hatta yer yer sempatik bulunacak o tonu bularak uyuyacağım... uyuyabilirim umarım...
devamını gör...

benim inandığım hurafelerim var, kendime ait bizzat ben uydurdum. eğlenceli. ama mesela ciddi salak biri olmakla arasında çok ince çizgi var. yani bi yönüyle aşırı salak bi insan olmaya çok yakın. tehlikeli. eğlenceli herşey tehlikelidir zaten.
devamını gör...

en sevdiğim şeyin bu olduğuna karar verdim bu gece...

izlediklerim, okuduklarım ve hatta istemeden de olsa yaptığım şeyin bu olduğunu düşünüyorum... gavurların deadpan humor dediği şey... hayatın başıma getirdiği en korkunç şeyleri bile bir süre sonra son derece ciddi bir meseleymiş gibi ele alıp saçma bir noktaya taşıyabilmek... sanırım beni eğlendiren şey tam olarak bu...

bir insanın hayatının mahvolmasını izleyip “burada blackpink çalsa çok iyi olurdu” diye düşünmek, birinin ölümünün arkasında tamamen mantıksız bir komplo aramak, ortada hiçbir kanıt yokken iki olayı birbirine bağlayıp bundan sonra yaşanacak felaketleri tahmin etmeye çalışmak... bayılıyorum bunları yapmaya...

galiba ciddiyetle saçmalamak benim için mizah olmaktan çıkıp olayları algılama biçimine dönüşmüş durumda.... başıma kötü bir şey geldiğinde önce üzülüyorum, sonra biraz ağlıyorum, sonra düşünüyorum, sonra olayın içerisinde gereksiz derecede saçma bir bağlantı buluyorum ve nedense o noktadan sonra rahatlıyorum... kahkahalarla gülerek sonlanıyo kafamda...

belki de insanın aklını korumasının en ilkel yollarından biri budur yani bilemem, en azından benim için böyle... bir şey anlamını yitirirken ona yeni ve tamamen saçma bir anlam vermek... saçmalığın farkında olmak ama onu bozacak kadar yüksek sesle gülmemek. sanki gerçekten çok önemli bir şey konuşuyormuşuz gibi son derece ciddi bir yüzle dünyanın en saçma ihtimalini savunmak...
devamını gör...

tanımadığın birine, spontane bir şekilde, kendi videonu çekiyorsun, hayatında her gün varmışım gibi hayatından birinin ismini paylaşıp, yanına alkollü şekilde motor kullanarak gideceğini söylüyorsun ve benim tehlikeli olmadığıma eminsin. iyi özgüven valla. o gece geber deseydim mesela şuan bana yardıranlara like atmazdın heralde? neyin yarasıysa. *

neys’ ırkçıymışsın. bugün okudum. meh. normalde hüzüntü ve muz kabuğu derdim de, bu o da değil. enteresan bir sözlük hayatı.
devamını gör...

(bkz: şeffaflık yanılsaması) başlığında bahsettiğim o sessiz sabotajın ikili ilişkilerdeki en somut karşılığı. insan kendi içinde kopardığı kıyameti tek bir çatık kaşla ya da mesafeli bir kelimeyle apaçık ilettiğini varsayıyor. senin zihninde yeri göğü inleten o kırgınlık, karşı tarafın radarına bile girmiyor. bu masum habersizlik bir süre sonra zihin okuma bekleyen tarafta "beni bilerek umursamıyor, canımı yakmak istiyor" zannına dönüşüp ortalığı ateşe veriyor. ortada henüz kurulmuş tek bir açık cümle bile yokken, kendi kendine beslenen bir kriz masanın ortasına bomba gibi düşüyor.


kendi heyecanını, öfkeni veya kırgınlığını dışarısı için camdan bir akvaryum sanmak sadece yoruyor. dışarıya sızan tek şey en fazla buzlu cam arkasındaki bir gölgeden ibaret. zihnindekini harf harf telaffuz etmediğin sürece anlaşılmayı beklemek nafile bir çaba.
devamını gör...

sonra kendi kendinize barışmanız gerekir zaten.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim