zaman tüneli

evrenin insanlarla iletişim kurduğuna inanan biri değilim... ama diyelim ki gerçekten bi şekilde iletişim kuruyo, o zaman kendisine ciddi bi şikayetim var... gönderdiği işaretlerin kalitesi çok düşük...

çünkü insan ister istemez hayatında bazı şeylerin bi anlamı olduğunu düşünmek istiyo... bi şey üst üste denk gelir, aynı insanla beklenmedik şekilde birkaç kere karşılaşırsın, hiç alakan olmayan bi yerde yıllardır duymadığın bi şarkıyı duyarsın... bunlar güzel işaretler. insan bi durup “hmm...” der... şaşırır...

benim başıma gelenlere bakıyorum, sanki evren iletişim işini kafalar youtube kanalına vermiş galiba...

geçen gün bütün gün aklımda aynı şarkı vardı mesela... yani nereden takıldıysa ağzıma takıldı, tüm gün söyledim onu... akşama doğru markete girdim, kapanışına 20 dakika falan var, kızlar erken başlamışlar temizliğe, birisi şarkı açmış... evet, o şarkı... gerçekten o şarkı çalıyordu. bi an durdum. etrafa baktım... “nihayet” dedim. belki hayatımda bi şeyler değişecekti o an... belki bu şarkının bi anlamı vardı... belki yıllardır fark etmediğim bi şeyin cevabı buydu bilmiyorum...

sonra daha üst rütbeli bi çalışan ''defne kapatsana şu müziği, abi mesai saatleri içinde müzik açmayın dedim size...'' diye azarladı kızcağızı... evrenin bana verdiği mesajın bütün mistik atmosferi mesai saatlerine yenildi lan...

başka bi gün yolda yürürken sürekli aynı sayıyı görmeye başladım... otobüsün numarası, önümdeki arabanın plakası, bi dükkanın adresi... üç kere aynı sayı karşıma çıktı... normalde böyle şeylere inanmam ama insan da üç kere görünce “herhalde bi şey söylüyo” diyo... eve kadar düşündüm. bu sayı neyin sembolü olabilir? yeni bi başlangıç mı? geçmişle yüzleşme mi? hayatımın yönünü değiştirecek bi karar mı?

eve gelince fark ettim ki doğum günüm lan bu...basbayağı doğum günümün günü... sağ ol evren kardeş, doğduğumu hatırlattın bana müthişsin...
devamını gör...

(bkz: evrenin yapısı)
devamını gör...

güya rotring ile hava atıyorduk. o zamanlar ekonomiyi zorluyordu. nasıl bir eziklik psikolojiyse çoğumuz sahip olmak isterdik. şimdi gülüp dalga geçiyoruz.
devamını gör...

kurban'ın kendi ismini taşıyan albümü. dönem 90'lar.
devamını gör...

en sevdiğim filmler genelde senaryosunda müthiş bi plot twist barındıran filmler oluyo... mesela herkesin sandığı kişi aslında başka biriymiş... ne bileyim... adam bütün film boyunca kendisini takip eden gizemli kişiden kaçıyo, finalde takip eden kişinin aslında kendisi olduğu ortaya çıkıyo... ama neden kendisini takip ettiğini o da bilmiyo...

neyse, bi noktadan sonra bu filmlerdeki plot twistleri izlemek beni çok etkilmeye başladı... insan etkilenince ister istemez kendi hayatında da bi noktada hasss diyeceği bi olay bekliyo...

mesela sabah evden çıkarken bugün bi şey olacakmış gibi hissediyodum diyorum kendi kendime.. öyle hayatımı değiştirecek bi olaydan bahsetmiyorum, en azından küçük bi gizem bekliyorum... mesela yolda yıllardır görmediğim birine denk gelmek, hiç tanımadığım birinin gelip bana ismimle seslenmesi, yanlışlıkla çok önemli bi telefon konuşmasına şahit olmak falan... olmuyo, çok normal bi gün geçiriyorum...

bi gün özellikle evden biraz erken çıktım. “bugün olacak” dedim. kaldırımda yürüyorum, etrafa bakıyorum, normalden daha dikkatliyim... bi tane küçük çocuk önce bana baktı gülümsedi, sonra yaklaştı bana doğru, ''abla sırtına kuş sıçmış...'' dedi... çıkardım eşofman üstünü, bi baktım kuş ciğerini bırakmış yani...

ama ilk anda bunu bile bi işaret olarak algıladım... sonuçta kuşun gelip tam benim sırtıma sıçması öylesine olamazdı. sinema bilgim burada devreye girdi. “tamam” dedim kendi kendime, “bu bi işaret... muhtemelen ileride bunun bi karşılığı olacak...'' dedim, insan hayatında böyle bi olay yaşayınca “kuş sıçtı” deyip geçmemeli, senaryo mantığıyla düşünmeli diyerek kendi kendimle konuştum ama inanın hiçbir şey olmadı... üzerime sıçıldığıyla kaldı...

artık plot twist beklemekten çok yoruldum ama bırakamıyorum da... çünkü insan bir kere hayatının bi noktada sinematik bi anlam kazanacağına inanırsa sıradan yaşamaya devam edemiyo... başlık açtınız ya kendini ana karakter sanmak diye, ben direkt ana karakter sanıyorum kendimi özür dilerim çarmıha germeyin beni... her sabah uyanıyorum, “bugün olabilir” diyorum. akşam oluyo, hiçbir şey olmuyo. ertesi gün yine “bugün olabilir” diyorum. yine olmuyo...

belki de benim hayatımda gerçekten büyük bi olay olmayacak... belki kimse gelip bana “aslında sen...” diye başlayan bi cümle kurmayacak... belki yıllardır aradığım o gizli oda aslında yok... belki peşimden gelen gizemli adam da yok... belki bütün bunların sonunda ortaya çıkacak tek şey, benim gereksiz yere kaldırımda dolaşıp evrenin bana bi işaret vermesini beklemem...

belki de plot twistim budur, kim bilir?
devamını gör...

taylıhot derler
devamını gör...

bence daughtry ve lp'nin tüm albümleri rahat bu kulvardadır. son zamanlarda bu fikrime david kushner ve chance pena'da dahil oldu. yeni nesil sanatçılar daha yaratıcı özellikle bir çoğu kendi şarkılarını kendisi yazıyor ve belirli bir ritime oturtuyor.

benim için "tüm albümüne abonman ol" kategorisinde daima daughtry, lp , david kushner, chance pena var.
devamını gör...

eskiden modern olmanın kanıtıydı ilkokulda haahahahah kurşun kalem kullanana fakir derdik hahahsshjs
devamını gör...

sınav
devamını gör...

çünkü "tanrı'nın benimle ilgili bir planı var."
devamını gör...

içindeki duygu yoğunluğunu müziğine bu kadar güçlü yansıtan başka bir isimle karşılaşmadım. şarkılarına gönlünden geçtiği güzellikleri de konu etmesini dilerim ama çabuk çöktü, hüzünden başka bir şeye yetecek kadar ömrü kalmadı ne yazık ki.
devamını gör...

öncelikle nedir bu fore bilmem ne kardeşim diyen dostlar, foreshadowing, senaristin seyirciye spoiler vermeden spoiler vermenin yolunu bulmasıdır.... filmde ilk gördüğümüzde “ne alaka” dediğimiz, iki saat sonra “hasss” diye ayağa kalktığımız detaydır...

normalde sinemada ve edebiyatta kullanılır... ben günlük hayata uygululuyorum ve artık çok yoruldum bundan...

her şey birisinin anlatacağı hikayeyi dinlerken ufak detayları önceden fark etmemle başladı... mesela
karşımdaki insan konuşmanın başında “zaten ben normalde kahve içmem” diyorsa, içimden hemen “hımm... bu ileride dönecek” dediğim zaman başladı bu musallatın gerçekleşmesi...

geçenlerde arkadaşım konuşmanın ortasında “ben aslında çocukken yüzme biliyodum...” dedi... ortada yüzmeyle ilgili hiçbir konu yoktu... kadın bana iş yerindeki müdürününün mobbingini anlatıyodu... ben o andan sonra anlatılan hiçbir şeyi dinlemedim, sadece bunun ileride nasıl kullanılacağını bekledim... kadın kırk dakika boyunca müdürünün mobbinginden, ofisteki klimadan, birbirleriyle sevişen evli çalışanlardan bahsetti... ben de salak gibi bu yüzme meselesi nereye bağlanacak acaba diye içimden delirdim... hiçbir yere bağlanmadı...

sonra fark ettim... birisi geçen hafta bir anahtar buldum diyorsa anahtarın hangi kapıyı açacağını düşünüyorum... ne bileyim, yarın annemle dışarı çıkacağım diyorsa annesinin üçüncü perdede neden önemli olduğunu merak ediyorum...

daha da kötüsü artık gelecek zamanlı bi şeyler bekliyorum insanlardan... bu aralar çok mutluyum dedikleri zaman karakterin başına gelecek felaketi bekliyorum... yarın erkenden kalkıcam hehehe diyen arkadaşlarıma içimden “nah kalkarsın, senaryoda böyle bişi yok...'' diyorum...
devamını gör...

(bkz: benlik)
devamını gör...

tıpkı adı gibi; çok gerekli, vazgeçilmez, olmazsa olmaz...
devamını gör...

bilmem. belki de hayatın bana bir borcu vardır.
devamını gör...

tıpkı ağır roman gibi başarılı bir alaturka film. filmin kurgusu en önemli özelliği. zorlu bir kurgu. izleyiciye panaromik bir şekilde ve adeta bir empati sarmalı yaşatabilmek adına, konudan ayrı bir şekilde düşünülmüş. bu tür zorlu kurgular yorucudur. izlediğiniz filmi anlamakta zorluk çekersiniz. size ne ifade etmeye çalıştığına karar vermeniz için tekrar tekrar ben ne izledim diye düşünmeniz gerekebilir. bu açıdan bakarak bir sanat filmi ile karşı karşıya olduğunuzu da söyleyebiliriz. belki de teknik açıdan bir takım benzerlikler vardır sadece. bilemiyorum. sinema eleştirmeniliği yapabilecek biri değilim.

film aslında insanları özel bir takım sosyal/psikolojik/dramatik/trajik durumların içerisinde resmetmekten başka bir şey yapmıyor. * bu tür filmler siyasi yaklaşımlardan özellikle uzak durur fakat bir o kadar da siyaset ve felsefe yaptırır kafaların içerisinde. kubrick filmleri verebileceğim en iyi destekleyici örneklerdir. kubrick'in siyasi bir takım manifestolar oluşturmak adına film yaptığına yeminler edebilirsiniz. ideolojik güdülü yapıtlar traflı olmak ve taraflı bir bakış açısıyla yapılmak zorundadırlar. * hayat görüşü denilen şey de siyaset/ideoloji yerine geçebilir eser oluştururken. kubrick'in de bir hayat görüşü olduğunu biliyoruz. mükemmele güdülenmiş sanat yapıtları ideolojik yaklaşımları sancı olarak algılayacak ürünler oldukları için insanları hiçbir yere varmayan düşüncelere gark etmekte oldukça başarılıdırlar.

insanları, çözünürlüğü yüksek bir şekilde anladıktan sonra düşündükleriniz/hissettikleriniz hep sizin kendi güzelliklerinizidir.
devamını gör...

çünkü bir tabancam yok.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kitabın sonunda pkk da, faiz lobisi de, siyonist de, fetö de, darbeci de, dış mihrak da bizzat kendisi çıktı. biz biliyorduk ama aktroller şok!
devamını gör...

evet arkadaşlar, ben resmi olarak ekonovich hocamın öğrencisiyim... seçmeli ders olarak iki seçeneğim vardı, ya izlanda sinemasında zaman, mekan ve gay karakterlerin 17 dakika boyunca hiçbir şey söylememesi üzerine kurgu dersini alacaktım ya da ekonovich abimden uygulamalı kaos ve sözlük içi kriz yönetimi dersini... her vizyoner insanın yapacağını yaptım, ikincisini seçtim...

hocamız sınıfa gelir gelmez direkt olarak tahtaya şunu yazarak başladı: “amacımız sadece kaosu yaratmak değil, yaratılan kaosun kendi kendine büyümesini de sağlayacak mimariye erişmesi....”

özellikle ekonovich hocam müthiş bi müfredat oluşturmuş... ilk olarak sözlük içerisindeki olası ittifak ve yer bulma çabaları kısmıyla başladık, bu kısımlar biraz sıkıcı geçti aslında ama inanın çok öğretici oldu benim için...

daha sonra bir tartışmanın içine girmeden tartışmanın merkezine yerleşme tekniklerini işledik. bu ders benim için dönüm noktası oldu... çünkü insanın kavga etmeden de olayların ortasında kalabileceğini öğrendim... hatta hocam bize uygulamalı olarak gösterdi. derste hiçbir şey söylemedi, sadece bi anket açtı ama ders bitiminde sınıftaki herkes birbirine düştü...

sonraki hafta kaos çıktıktan sonra sorumluluk almadan ortamı gözlemleme konusuna geçtik. bu derste hocamız özellikle asla ilk tepkiyi veren olmamamızı önerdi...

şimdilerde kaos çıkarmanın en etkili yöntemlerini işliyoruz, gelecek hafta da konu olarak kaosun ortasında masum görünme ve olaylardan habersizmiş gibi davranma tekniklerini işleyeceğiz... bunlardan çok yüksek not alacağımı inanıyorum..

arada öyle şeyler söylüyo ki direkt not alıyorum... hatta özlü sözlerini paylaşayım sizinle altını
çizmişim çünkü...

mesela demiş ki, “sözlükte en tehlikeli insan en çok konuşan değil, konuşması için doğru anı bekleyendir... bu insanları asla karşınıza almayın...''

sonra diğer bi sözü de: ''bir anket açtığınızda artık sorumluluk sizin değil, seçeneklerindir...''

ama benim favorim şu dostlar: ''normal sözlükte herkesin birbirini yanlış anlaması için yeterince malzeme vardır, ekstra üretip düşünmek yerine enerjinizi keşfetmeye kullanın...''
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim