zaman tüneli
bir kızın en güzel çeyizi bakılmamış falıdır
umarım kocan fal bakabilen biri olur, yoksa poine moine, eed.
devamını gör...
sözlüğü falcı bacı sanmak
ben geçen sözlükten birine baktım ağlayarak teşekkür etti.. harbi tuturmuşum. sonra salladığımı itiraf ettim kızıp gitti..
devamını gör...
bir kızın en güzel çeyizi bakılmamış falıdır
ilk önce kocama fal kapatcam, ewed.
devamını gör...
sözlüğü falcı bacı sanmak
ilgi çekme yöntemidir. işe yarıyor mu? ne yazık ki evet...
devamını gör...
sözlüğü falcı bacı sanmak
bacı değilim.
devamını gör...
alice doesn't live here anymore
bazen henüz çocukken öğretilir insana hayatla tek başına baş edemeyeceği. cesaretimiz daha yolun başında kırılır, un ufak olur. bir başkası olmadan yaşayamama düşüncesi, düzen bozulmasın, işler yürüsün diye kendi sesimizi kısarak yaşamamıza yol açar. aman ilişkiler sürsün, ağzımızın tadı kaçmasın kaygısı ya da işler kötü gitse bile bunun "böyle olması gerektiği" bilgisi, hayallerimizi kenara itmemize sebep olur.
scorsese’nin alice’i de bu insanlardan biri işte. the wizard of oz’a selam ettiği açılış sahnesinde, kızıl bir gökyüzünün altında şarkı söyleyerek evine yürüyen küçük alice’i görürüz. müzikle olan alakası, sırf iyi öpüştüğü için evlendiği kocasının mutfağına kadar sürer. evde memnun etmeye çalıştığı iki erkeğin istekleri, kendi hayatının önüne geçer. kabullenilmiş bir mutsuzluk içindedir ama bunu sorgulamak aklına bile gelmez. çünkü onun bildiği hayat zaten budur. her gün birbirlerini yeseler de kocasını terk etmek onun için hiçbir zaman bir seçenek değildir.
kocasının ani ölümüne verdiği tepki de acıdan ziyade, bildiği tek dünyayı kaybetmenin getirdiği o büyük dehşetle alakalıdır. oğlunun "babamın ölümüne üzülmedin mi?" sorusuna verdiği "acımı dışarı yansıtmıyorum" cevabı da verdiği tepkinin korkuyla alakalı olduğunu düşündürür. zira izleyici olarak biz de kocasını kaybetmiş bir kadının yasına şahit olmayız. ne yapacağını bilmez halde savrulan ve çareyi çocukluğunun geçtiği yere dönmekte bulan kayıp bir kadın vardır karşımızda. kaybolmuş hâlde yaşamaya ve anneliğin getirdiği sorumlulukları yerine getiren alice, yolculuk boyunca batar, çıkar, sonra yine batar ama bir şekilde ayakta kalmanın yolunu yine bulur.
üstelik "hayatımda bir erkek olmadan yaşamayı bilmiyorum" diye ağlayan alice’in, en hesapsız desteğinin yine kadınlardan geldiğini de görürüz. biri eski arkadaşı, diğeri ise lokantada birlikte çalıştığı flo. zaten o lokantada çalışırken hayatın kendisi için ne anlama geldiğini kavramaya başlar. aynı tozun toprağın içinde nefes alan başka bir kadının omuzu çok kıymetlidir. fakat ona, onun da çok kıymetli olduğunu, bir seçeneğinin olduğunu, kendi hayatını onun için geride bırakabileceğini söyleyen sevgilinin varlığı şüphesiz çok daha kıymetlidir.
yine dışardan gelen sınırlamalar ve baskı ile orada kalsaydı, monterrey’e ulaşıp ulaşmamanın çok da önemli olmadığını, asıl meselenin kendi hayatı üzerinde söz sahibi olduğunun farkında olmasıyla alakalı olduğunu bilmeyecekti. eski hâlini geride bıraktığında, nereye ne kadar uzak olduğunun da hangi adreste oturduğunun da bir önemi kalmıyor. alice artık başkalarının hayatının merkezinde kendine yer açmaya çalışarak yaşamıyor. nerede oturduğunun önemi yok, çünkü kendi hayatı üzerinde söz sahibi olduğunu ve dilediği zaman çekip gidebileceği cesarete sahip olduğunu artık biliyor.
scorsese’nin alice’i de bu insanlardan biri işte. the wizard of oz’a selam ettiği açılış sahnesinde, kızıl bir gökyüzünün altında şarkı söyleyerek evine yürüyen küçük alice’i görürüz. müzikle olan alakası, sırf iyi öpüştüğü için evlendiği kocasının mutfağına kadar sürer. evde memnun etmeye çalıştığı iki erkeğin istekleri, kendi hayatının önüne geçer. kabullenilmiş bir mutsuzluk içindedir ama bunu sorgulamak aklına bile gelmez. çünkü onun bildiği hayat zaten budur. her gün birbirlerini yeseler de kocasını terk etmek onun için hiçbir zaman bir seçenek değildir.
kocasının ani ölümüne verdiği tepki de acıdan ziyade, bildiği tek dünyayı kaybetmenin getirdiği o büyük dehşetle alakalıdır. oğlunun "babamın ölümüne üzülmedin mi?" sorusuna verdiği "acımı dışarı yansıtmıyorum" cevabı da verdiği tepkinin korkuyla alakalı olduğunu düşündürür. zira izleyici olarak biz de kocasını kaybetmiş bir kadının yasına şahit olmayız. ne yapacağını bilmez halde savrulan ve çareyi çocukluğunun geçtiği yere dönmekte bulan kayıp bir kadın vardır karşımızda. kaybolmuş hâlde yaşamaya ve anneliğin getirdiği sorumlulukları yerine getiren alice, yolculuk boyunca batar, çıkar, sonra yine batar ama bir şekilde ayakta kalmanın yolunu yine bulur.
üstelik "hayatımda bir erkek olmadan yaşamayı bilmiyorum" diye ağlayan alice’in, en hesapsız desteğinin yine kadınlardan geldiğini de görürüz. biri eski arkadaşı, diğeri ise lokantada birlikte çalıştığı flo. zaten o lokantada çalışırken hayatın kendisi için ne anlama geldiğini kavramaya başlar. aynı tozun toprağın içinde nefes alan başka bir kadının omuzu çok kıymetlidir. fakat ona, onun da çok kıymetli olduğunu, bir seçeneğinin olduğunu, kendi hayatını onun için geride bırakabileceğini söyleyen sevgilinin varlığı şüphesiz çok daha kıymetlidir.
yine dışardan gelen sınırlamalar ve baskı ile orada kalsaydı, monterrey’e ulaşıp ulaşmamanın çok da önemli olmadığını, asıl meselenin kendi hayatı üzerinde söz sahibi olduğunun farkında olmasıyla alakalı olduğunu bilmeyecekti. eski hâlini geride bıraktığında, nereye ne kadar uzak olduğunun da hangi adreste oturduğunun da bir önemi kalmıyor. alice artık başkalarının hayatının merkezinde kendine yer açmaya çalışarak yaşamıyor. nerede oturduğunun önemi yok, çünkü kendi hayatı üzerinde söz sahibi olduğunu ve dilediği zaman çekip gidebileceği cesarete sahip olduğunu artık biliyor.
devamını gör...
mümkünlerin kıyısı
“mümkünlerin kıyısı” deyince insanın aklına gerçekleşmesi mümkün olduğu halde bir türlü cesaret edemediği şeyler geliyor. bazen bir adım atsan hayatının tamamen değişebileceğini biliyorsun ama o kıyıda durup ihtimalleri düşünmek daha kolay geliyor. gerçekleşmemiş ihtimallerin, “acaba”ların ve henüz yaşanmamış hayatların bir sınırı gibi aslında. belki de insanın en çok merak ettiği yer tam olarak orası.
devamını gör...
ipad 11
apple'ın a16 işlemcili ve 11 inç tabletidir. bana 128gb yeter diye bunu aldım ama 256gb ve 512gb seçenekleri de var. ayrıca pembe mavi gibi birçok renk seçeneği olması da güzel.
bence öğrenciler ve ipad'e ile çalışmaya yeni başlayanlar için çok çok yeterli ve fiyatı uygun bir model.
en uygun pozitif teknoloji'den öğrenci indirimiyle 24.000 tl'ye bulabildim. 1 aydır da kullanıyorum hiçbir takılma donma yaşamadım. kesinlikle bu modeli tavsiye edebilirim.
bence öğrenciler ve ipad'e ile çalışmaya yeni başlayanlar için çok çok yeterli ve fiyatı uygun bir model.
en uygun pozitif teknoloji'den öğrenci indirimiyle 24.000 tl'ye bulabildim. 1 aydır da kullanıyorum hiçbir takılma donma yaşamadım. kesinlikle bu modeli tavsiye edebilirim.
devamını gör...
kendini ana karakter sanmak
hepimizin hayatında bir dönem “bu hikâyenin başrolü benim” triplerine girdiği oluyor.
devamını gör...
sevgilisini sevilebilme becerisi için kullanmak
annelik "hormonlar ile güdülenmiş bir süreç" ve bu süreç "sevginin temel tanımı".
evcil hayvanların, sokak hayvanlarının annelik güdülerinin bir "yanardağ gibi yükselmesi"ne sonra "hiç olmamış" gibi sönmesine bakarak anlayabilirsiniz.
söylemim şu; annemiz bizi sevdiği için kendimizi "sevilebilirlik garantisinde" sanmamız büyük ama yaygın yanılgılardandır.
seçimden önce yüksek zam alan memur memnuniyeti. üç ay sonra uçacak o gelen. haberi yok.
sen yuvadan ayrışınca sevgi sorunsalın ne olacak? cıscıbıl ortada kalacaksın ya da annemi rahmetli olunca ne olacak?
işte bazen ilişkileri ve partnerimizi bizim "kendi sevilebilirliğimizi test etmek için" kullanırız. iki yüzlüce, sevgisiz, saygısız bu davranışımızı lanetliyorum. nerden mi biliyorum? yaptım da ordan...
evcil hayvanların, sokak hayvanlarının annelik güdülerinin bir "yanardağ gibi yükselmesi"ne sonra "hiç olmamış" gibi sönmesine bakarak anlayabilirsiniz.
söylemim şu; annemiz bizi sevdiği için kendimizi "sevilebilirlik garantisinde" sanmamız büyük ama yaygın yanılgılardandır.
seçimden önce yüksek zam alan memur memnuniyeti. üç ay sonra uçacak o gelen. haberi yok.
sen yuvadan ayrışınca sevgi sorunsalın ne olacak? cıscıbıl ortada kalacaksın ya da annemi rahmetli olunca ne olacak?
işte bazen ilişkileri ve partnerimizi bizim "kendi sevilebilirliğimizi test etmek için" kullanırız. iki yüzlüce, sevgisiz, saygısız bu davranışımızı lanetliyorum. nerden mi biliyorum? yaptım da ordan...
devamını gör...
yazarların parfümleri
size söz, aranızdaki 10-15 kişi de* dahil olmak üzere her gün övgü alan imza parfümümü sözlüğü bırakacağım gün buraya yazacağım.
valla bak, ciddiyim.
valla bak, ciddiyim.
devamını gör...
sallama kan icen vampir
#4074757 işte o video’yu bende gördüm senin yüzünden ahahahhahah. ben beğenmedim, ojeleri bordo olsaymış belki.
üstüne bir de sapıklı sayfaları takip ediyorum şuan, bakmadım bile. korktum kapadım hemen ahahhahdhdhdh
üstüne bir de sapıklı sayfaları takip ediyorum şuan, bakmadım bile. korktum kapadım hemen ahahhahdhdhdh
devamını gör...
damada arkadaşları tarafından egzotik hayvanlar takılması
sopa böceği, iguana, kertenkele gibi hayvanların damada düğün gününde arkadaşları tarafından hediye edilmesi hadisesi, ak parti döneminde gerçekleşmiştir. haydi hepsini anladım da sopa böceği ne olm, sopa böceği nee, ewd?
devamını gör...
fatih terim
ülke fon kriziyle çalkalanırken,
fatih terim fonu'nun kahramanının maç yorumcusu olarak o gün yayına çıkartılması muazzam bir ofansif mizah örneğidir.
fatih terim fonu'nun kahramanının maç yorumcusu olarak o gün yayına çıkartılması muazzam bir ofansif mizah örneğidir.
devamını gör...
sallama kan icen vampir
#4074751
sen yine şanslısın, bu video tesadüfen benim time düştü. allah var kadının ayakları da güzel. beğendim. beğenmez olaydım. timeline porno film setine döndü. iki kaydırıyorum başka bir şey çıkıyor. kapatacam hesabı. ahahahahaaha
sen yine şanslısın, bu video tesadüfen benim time düştü. allah var kadının ayakları da güzel. beğendim. beğenmez olaydım. timeline porno film setine döndü. iki kaydırıyorum başka bir şey çıkıyor. kapatacam hesabı. ahahahahaaha
devamını gör...
15 agustos2026 vietnam havayolları münih
(boeing uçaklarında ayakla fren yapabilirsin !!)
airbus uçaklarında da ayakla fren yapabilirsin. hatta bütün uçaklarda fren ayakla yapılır. ilave olarak motorlarda ters itki (reverse thrust) ile de frenlemeye yardımcı olursun.
ayrıca kara kutular uçaktaki tüm bilgileri ve kokpit konuşmalarını kaydeder. kaptanın kalkış adındaki tüm müdahaleleri kayıtlıdır. çok saçma ama resmi ön kayıt ise doğru kabul edilmesi gerekir. ama çok saçma. insan kaptan pilot oluyor diye manyak olmayacak diye birşey olmuyor.
devamını gör...
üniversite kantininde bir double espresso'nun 100 tl olması
nereden bildin ewd yanında da mahmood aile mesciti mevcut.
devamını gör...
mümkünlerin kıyısı
bazı şeylerin gerçekleşmesi için yalnızca istemek yetmez. bazı ihtimaller vardır; kapının önüne kadar gelir, fakat içeri girip girmeyeceğine bir türlü karar veremez. insan da tam o sırada, olmuş olanlarla olabileceklerin arasında bir yerde bekler. mümkünlerin kıyısı tabiri de bence tam olarak böyledir.
kıyı, karayla denizin birbirine değdiği yerdir. ne tamamen karadır ne de bütünüyle deniz. bir ayağın bastığı yer bellidir ama gözün hep karşıya, suyun ötesine gider. "gerçekleşmemiş ama gerçekleşme ihtimalini henüz kaybetmemiş şeylerin durduğu yer."
orada söylenmemiş cümleler vardır.
gidilmemiş şehirler, çalınmamış kapılar, verilmemiş kararlar..
ve belki de en çok, başka türlü yaşanabilecek hayatlarımız vardır.
insan bazen kendi hayatını düşünürken yalnızca yaşadıklarını hatırlıyor oysa geçmiş sadece yaptıklarından oluşmuyor. insanın yapmadıkları/yapamadıkları da geçmişinin bir parçası.
söylemediği bir söz, gitmediği bir yer, aramadığı bir insan, vazgeçtiği bir ihtimal…
hepsi bir yerlerde insanın içinde yaşamaya devam ediyor.
ve bence büyümek biraz, mümkünlerin kıyısında kalanları kabullenmek demek.
çünkü hayat bize bütün ihtimalleri yaşama şansı vermiyor. bir seçim yaptığımız anda başka seçeneklerden vazgeçiyoruz. bir yola girdiğimizde diğer yollar arkamızda kalıyor. bir insanı seçtiğimizde, başka biriyle yaşanabilecek ihtimal sessizce hayatımızdan çıkıyor. yine de hiçbir şey tamamen yok olmuyor. bazen yıllar sonra, hiç beklemediğimiz bir anda aklımıza geliyor:
“acaba?”
işte o “acaba”, mümkünlerin kıyısında duran en küçük ama en güçlü kelime olabilir.
çünkü “acaba”nın içinde hem umut hem pişmanlık vardır. hem merak hem kayıp. yaşanmamış bir şeyin yasını tutmak mümkün müdür, bilmiyorum*. ama insanın hiç yaşamadığı bir hayatı özleyebildiğini biliyorum.
hayatın en acı taraflarından biri de bu galiba; hangi ihtimalin bizim için daha iyi olduğunu, onu yaşamadan bilemiyoruz.
bu yüzden mümkünlerin kıyısı yalnızca umutlu bir yer değil, biraz da hüzünlü çünkü orada gerçekleşebilecek her şeyin yanında gerçekleşmeyecek olanlar da var.
bazı ihtimaller zamanla eskir, bazılarının zamanı geçer. bazıları ise insanın içinde yıllarca aynı yaşta kalır.
bir şarkı duyarsın, yıllar önceki bir ihtimal yeniden belirir. bir koku gelir, hiç yaşanmamış bir günün özlemini duyarsın. bir sokaktan geçersin ve bir anlığına başka bir hayatın eşiğindeymişsin gibi hissedersin.
o hayat gerçekten var mıydı?
hayır.
ama bir zamanlar mümkündü.
yine de yıllar sonra dönüp baktığımızda şunu fark ediyoruz, her ihtimali yaşayamazdık. her yolu seçemezdik. her insanla aynı hikâyeyi kuramazdık.
insan olmak, biraz da yaşayamadığı ihtimallerle barışmayı öğrenmek demek değil midir ya?
mümkünlerin kıyısında uzun süre beklemek güzel olabilir ama sonsuza kadar orada kalmak mümkün değil çünkü hayat, kıyıda durup denizi seyretmekten ibaret değil.
bir yerden sonra insanın seçmesi gerekiyor.
gitmek ya da kalmak.
söylemek ya da susmak.
sevmek ya da vazgeçmek.
ve belki de bütün meseleye karşı duruşumuz deniz tekin'in neyse isimli şarkısındaki gibi olmalıdır,
"mümkünlerin kıyısında mateme razı olmam."
kıyı, karayla denizin birbirine değdiği yerdir. ne tamamen karadır ne de bütünüyle deniz. bir ayağın bastığı yer bellidir ama gözün hep karşıya, suyun ötesine gider. "gerçekleşmemiş ama gerçekleşme ihtimalini henüz kaybetmemiş şeylerin durduğu yer."
orada söylenmemiş cümleler vardır.
gidilmemiş şehirler, çalınmamış kapılar, verilmemiş kararlar..
ve belki de en çok, başka türlü yaşanabilecek hayatlarımız vardır.
insan bazen kendi hayatını düşünürken yalnızca yaşadıklarını hatırlıyor oysa geçmiş sadece yaptıklarından oluşmuyor. insanın yapmadıkları/yapamadıkları da geçmişinin bir parçası.
söylemediği bir söz, gitmediği bir yer, aramadığı bir insan, vazgeçtiği bir ihtimal…
hepsi bir yerlerde insanın içinde yaşamaya devam ediyor.
ve bence büyümek biraz, mümkünlerin kıyısında kalanları kabullenmek demek.
çünkü hayat bize bütün ihtimalleri yaşama şansı vermiyor. bir seçim yaptığımız anda başka seçeneklerden vazgeçiyoruz. bir yola girdiğimizde diğer yollar arkamızda kalıyor. bir insanı seçtiğimizde, başka biriyle yaşanabilecek ihtimal sessizce hayatımızdan çıkıyor. yine de hiçbir şey tamamen yok olmuyor. bazen yıllar sonra, hiç beklemediğimiz bir anda aklımıza geliyor:
“acaba?”
işte o “acaba”, mümkünlerin kıyısında duran en küçük ama en güçlü kelime olabilir.
çünkü “acaba”nın içinde hem umut hem pişmanlık vardır. hem merak hem kayıp. yaşanmamış bir şeyin yasını tutmak mümkün müdür, bilmiyorum*. ama insanın hiç yaşamadığı bir hayatı özleyebildiğini biliyorum.
hayatın en acı taraflarından biri de bu galiba; hangi ihtimalin bizim için daha iyi olduğunu, onu yaşamadan bilemiyoruz.
bu yüzden mümkünlerin kıyısı yalnızca umutlu bir yer değil, biraz da hüzünlü çünkü orada gerçekleşebilecek her şeyin yanında gerçekleşmeyecek olanlar da var.
bazı ihtimaller zamanla eskir, bazılarının zamanı geçer. bazıları ise insanın içinde yıllarca aynı yaşta kalır.
bir şarkı duyarsın, yıllar önceki bir ihtimal yeniden belirir. bir koku gelir, hiç yaşanmamış bir günün özlemini duyarsın. bir sokaktan geçersin ve bir anlığına başka bir hayatın eşiğindeymişsin gibi hissedersin.
o hayat gerçekten var mıydı?
hayır.
ama bir zamanlar mümkündü.
yine de yıllar sonra dönüp baktığımızda şunu fark ediyoruz, her ihtimali yaşayamazdık. her yolu seçemezdik. her insanla aynı hikâyeyi kuramazdık.
insan olmak, biraz da yaşayamadığı ihtimallerle barışmayı öğrenmek demek değil midir ya?
mümkünlerin kıyısında uzun süre beklemek güzel olabilir ama sonsuza kadar orada kalmak mümkün değil çünkü hayat, kıyıda durup denizi seyretmekten ibaret değil.
bir yerden sonra insanın seçmesi gerekiyor.
gitmek ya da kalmak.
söylemek ya da susmak.
sevmek ya da vazgeçmek.
ve belki de bütün meseleye karşı duruşumuz deniz tekin'in neyse isimli şarkısındaki gibi olmalıdır,
"mümkünlerin kıyısında mateme razı olmam."
devamını gör...

