zaman tüneli

gece yarısı sözleri

söyleyemediklerim gece konuşur

saat üçte uyanır, adını mırıldanırım;
pencere camı soğuk, elim yavaş ısınır.
bir mum gibi eridim, bilmeden, fark etmeden;
sen uyurken ben hâlâ seni düşünürüm.
gündüz saklarım bunu, içime gömerim;
gece gelince her şey ağzımdan dökülür.
kâğıda yazdım seni, sonra yırttım, yaktım;
kül oldu o satırlar, içimde kök saldı.
bir şey söylemek istedim, tam da o an sustum;
o sessizlik hâlâ aramızda dolaşır.

gece yarısı güvercini

seni en çok gece severim, kimse görmez diye,
karanlık bir sığınak olur, sığınırım içine.
lambayı söndürünce adın dolup taşar odaya,
duvarlar bile bilir artık bu gizli sevdayı.
seni en çok gece severim, kimse görmez diye.
sabah olunca her şey yerine oturur, ben de susar,
yüzüme bir maske takar, çıkarım kapıdan usul usul.
seni en çok gece severim, kimse görmez diye,
karanlık bir sığınak olur, sığınırım içine.

uzak ışık

uzakta bir ışık yanar, gözlerim orada kalır;
sen misin, yoksa yalnız bir yıldız mı, bilemem artık.
avuçlarım boş, ama sıcaklığını taşır içim;
dokunmadın, yine de izin derinde saklı.
usul usul büyür bu özlem, durduramam, durmaz;
gece uzar, sabah gelmez, ben hâlâ buradayım.
adını sormadım hiç, ama dudaklarım bilir;
bir türlü geçmeyen o an, içimde hâlâ yanar.
uzakta bir ışık yanar, gözlerim orada kalır;
sen misin, yoksa yalnız bir yıldız mı, bilemem artık.

karanlığın kıyısında

gece bu kadar ağır basar mı her zaman omuzuma,
adını fısıldamak için büzülürüm kendi içimde bir köşeye, usulca, yalnızca,
perdeler kapalı, saat durmuş, ses yok odama,
yalnız senin hayalin dolanır bu dört duvarın arasında, sessizce, yanıma.
yazdım seni deftere, sildim, yine yazdım aynı satıra,
mürekkep kurumadan pişman oldum her bir harfi ne, her virgülüne, her boşluğuna,
söz vermek kolay gelirdi sabahları, güneş varken, insanlar varken aramıza,
ama gece yarısı gerçek konuşur, yalın ve sert, doğruca yüzüme, doğruca kalbime.
sevdim seni sessizce, kimse duymadan, hiçbir şeye söylemeden bu sırrı,
bir lokantanın camından izledim yağmuru, aklım sendeydi, elim boştu, bardağım soğumuştu,
gülüşünü hatırladım, tam ortasında o gürültünün, o kalabalığın, o yorgunluğun,
sıkıştı nefesim göğsümde, çıkamadı, kaldı orada, senin adınla birlikte, içimde.
belki sabah her şey daha kolay görünür, belki ışık değiştirir bu ağırlığı,
belki söylerim sana, belki susmam, belki ikisi arasında kalırım yine yarıda,
ama şu an gece ve gece beni ele verir kendime, bütün itiraflarıma,
seninle bitmemiş her cümlem asılı duruyor karanlığın tam ortasında, bekliyor, sabaha.
devamını gör...

kavuşmanın sarhoşluğu

seninle açılan sabah

kapıyı çaldın, ben hâlâ uykudaydım,
elinde ıslak bir demet yabangülü.
güldüm, utandım, saçlarım dağınıktı,
sen baktın, sanki gördün en saf hâlimi.
kahve koyduk, bardaklar buğulandı,
konuştuk, sustuk, yine konuştuk.
pencerenin önünde durdu zaman,
seninle açılan sabah beni buldu.
söyleyemedim o gün ne hissettiğimi,
ama elim elini aradı kendiliğinden.
seninle açılan sabah beni buldu,
artık geceyi saymıyorum gündüzden.
bir şey değişti o anda içimde,
ağırlığım gitti, yerine sen doldu.
seninle açılan sabah beni buldu,
her şey bu kadar basitmiş, anladım sonunda.

bahar sende yâr

bir şarkı gibi geldin, durdu rüzgâr,
avuçlarımda eridi geçen kışın karı.
seninle tanıştım, öğrendim baharı,
çiçek açtı içimde en kurak diyar.
gözlerin konuştu, ben sustum bir an,
kalbim o sessizlikte ne çok şey söyledi.
seninle her yer aydınlık, her yol şen,
yüzün güldükçe dünya renk büründü.
seni buldum, buldum kendimi de,
bahar sende yâr, sen bende mevsim.
ışık gibi yayıldın her yerime,
seninle doldu bu dar, eski nefesim.
söz mü arıyorsun, işte en saf söz:
seninle olmak, başlı başına bir şiir.
bahar sende yâr, sen bende mevsim,
gerisini bilmiyorum, bilmek de gerekmez.

sarhoşluk

elini tuttuğumda titredi parmakların,
ya da benim ellerimdi, bilemiyorum.
sesin bir yerde asılı kaldı odada,
ben hâlâ o seste dolaşıyorum.
güldüğünde bir şey devrildi içimde,
o devrilişten kalktım, daha hafif.
gözlerinin içine baktım uzun uzun,
derin bir su gibi, durgun ve latif.
sarhoşluk bu olsa gerek, dedim,
ne şarap ne de uyku, sen yetersin.
yanımda duruyorsun, bu kadar,
dünya dönsün, ben seninle döneyim.

sesin düşer içime

sesin düşer içime, tüm o gürültü biter,
yanında durmak yeter, başka ne arar gider.
gözlerin bir ışık ki söndürmek bilmez onu,
baktıkça büyür içim, küçülür her kaygı, her keder.
gülersin, güler sanki oda da seninle,
kahven soğur masada, ben yanıyorum seninle.
«gel» dersin, tek hecede bütün bir mevsim açar,
kalırım, kalır zaman, durur her şey seninle.
elini tuttuğumda eller ısınır mıdır?
benim elim ısınır, içim de dinginleşir bir.
«biter mi?» diye sorma, bitmez bu sarhoşluk,
sende bir şey var ki hep yeniden başlar, derin.
devamını gör...

ilk çarpıntı

adını bilmediğim şey

gözlerin geçti üstümden, duraksadım bir an,
içimde bir şey kırıldı mı, yoksa mı doldu birdenbire.
söyleyemem; yalnızca bildim ki bu, sıradan
bir bakış değildi, geçip gitmedi öylece.
duruyordum orada, ellerim cebimde soğuk,
sen konuşuyordun başkasıyla, ben duyamıyordum.
sesin mi, yoksa sessizliğin mi vurdu bana o soluk,
anlayamadım; sadece biliyordum, biliyordum.
adını koyamadım o gün içimde biriken şeye,
ne hüzün tam, ne sevinç, ne de tanıdık bir ağırlık.
belki de adlandırmak yeterdi onu silmek için, diye
düşündüm; ama kelime gelmedi, kaldı o karanlık.
şimdi o an durur bir yerde, ne geçmiş ne de şimdi,
gözlerin geçti üstümden, ben hâlâ oradayım, hâlâ o derin sessizlikte.

çay soğurken

masanın karşısında otururken fark ettim seni,
elindeki bardak buğulanıyordu, bense donup kaldım.
bir şey söylemek istedim, bulamadım sözcüğü,
içimde bir ses çıktı, dışarıya çıkmadan yutup kaldım.
saçın yüzüne düştü, süpürmedin bile,
okuyordun bir şeyleri, dünyanın haberi yoktu.
ben oturdum öylece, nefesim dar, içim dile
gelmez bir ağırlıkla doldu, hiçbir şey yoktu.
çayın soğuduğunu gördüm, uyarmadım seni,
belki de o an bitmesin diye uzatmak istedim.
bir yabancıydın, bilmiyordum adını, sesini,
ama kalbim bir şeyi tanıdı, ne olduğunu bilmedim.
kalktın giderken, sandalye hafifçe çizdi taşı,
ben kaldım orada, soğumuş çayımla, o tarif edilmez sıkışıyla.

fark ediş

kalabalığın ortasında duruyordun, uzak,
ben seni gördüm önce omuzlarından, sonra yüzünden.
bir şey oldu içimde, ne tarif etsem eksik kalacak,
kalbim bir adım attı öne, ben durmadan, bilmeden.
güldün birine, ben işitmedim sesini,
ama o gülüşün ağırlığı geldi üstüme yavaşça.
tanımıyordum seni, bilmiyordum ismini,
yine de bir yerde tanıdım seni, tuhaf ve yavaşça.
sonra döndün, gözlerin bir saniye geçti üstümden,
bir saniye yetti, içimde bir şey yerinden oynadı.
ne aşktı henüz bu, ne de sıradan bir his benden,
sadece bir çarpıntıydı, adı yoktu, bir şey başladı.
o an hâlâ durur içimde, silinmez ve yerli yerinde,
kalabalık dağıldı, sen gittin, ben kaldım o fark edişin içinde.

kıyı

gözlerin geçti üstümden, bir dalga gibi sessiz,
kaldım orada, ıslak bir taş gibi, yerinde.
ne sormak bildim adını ne de geçmek yanından.
yanından geçmek ne demek, bilmez misin şimdi,
bir rüzgâr dokunur bazen, iz bırakmaz görünürde,
ama içeride bir kapı kapanır, usulca.
usulca kapanan o kapı benim değildi artık,
sen açmıştın onu, farkında olmadan, yanlışlıkla.
durdum eşikte, ne içeri ne dışarı, öylece.
devamını gör...

konudan bağımsız. geçenlerde çocukluk arkadaşım arkadaş ortamına geldi. ben de tamamen iyi niyetle, espri olsun diye oooooo grubun en güzel kızı geldi dedim. kocamın yanında böyle şeyler söyleme dedi. açıkçası bozuldum. kocası da çocukluk arkadaşım sonuçta. ne ima var ne başka bir niyet, dümdüz bir iltifat, o kadar.

o yüzden boş verin abi kimseye güzel müzel demeyin. bazı insanlara iltifat bile ağır geliyor. susmak en iyisi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


aşkın yedi hâli üzerine şarkı sözleri

adını bir kez duyduğunuzda her şeyin yeniden başladığını hisseden herkese.

«aşk, söylendiği anda değil, içinde tutulduğu o uzun sessizlikte yaşar.»



bazen bir bakış yeter; tüm kelimeleri silip atmaya. bazen bir sessizlik, yüz cümleden ağır basar. yarım kalan nefes, aşkı tanımlamaya değil, onu hissetmeye çalışan bir kitap. ilk görüşün o tuhaf sarsıntısından, kavuşmanın sarhoş mutluluğuna; ayrılığın boğuk acısından, geride kalan anıların ılık tesellisine kadar her hâl bu sayfalarda bir kıtaya, bir nakarat çizgisine dönüşüyor. okurken kendinizi bir şarkının ortasında bulacaksınız; sözler size ait, beste ise o an içinizde doğacak.


ilk bölüm: ilk çarpıntı
ikinci bölüm: kavuşmanın sarhoşluğu
üçüncü bölüm: gece yarısı sözleri
dördüncü bölüm: kıyıda durmak
beşinci bölüm: ayrılığın rengi
altıncı bölüm: anının ağırlığı
yedinci bölüm: yeniden nefes
devamını gör...

başkalarının karılarının dış görünüşü hakkında yorum yapmak ne zamandan beri normal bir şey oldu acaba?

mesela iş yerinde gidip; "muhsin, senin karın çok çirkin ya da çok güzel" diyebilir misin? anca sözlükte, hayal aleminde.

bu ahlaksızlığı sözlük yazarlarının vicdanına bırakıyorum. başkasının karısına dost değil, düşman bile olsa sulanmak ne adice bir şeydir. kimse bu kadar yoklukta ve abaza olmamalı. ozbir çek, onurunla yaşa.
devamını gör...

got (bkz: game of thrones) spin -off dizisi. egg'in (bkz: aegon v targaryen) maceraları ve ejderhaları uykudan nasıl uyandırırız adlı yapım. yumurta sevdiğim karakter oldu, amaç izleyicide buydu zaten. hanedanlığın pisliklerinden illet ettiğinden kafasını kel etmiş uşak.

diğer yan sanayi (bkz: house of the dragon)

diziler iyi hoş lakin sezon arası 2 sene nedir yani?
unutup unutup tekrar başlıyoruz.
devamını gör...

dedirtmeye çalışsalar da dememek lazım gelir.
yoksa üçüncü sözlük savaşı başlar. aslında zararsız bir iltifattır lakin ortalığı ayağa kaldırıp ortalığı velveleye verebilirler.

tuzağa düşmek yoook.
devamını gör...

başkalarının karılarını puanlayan kişilerden iyi niyet dersi alacak birisi var mı acaba? ahlak, namus dersi vermekten de utanmıyor ki adam.

hangi erkeğin karısının başka bir erkek tarafından puanlanması hoşuna gider? var mı öyle birisi? yukarıdaki hanımsız ve asla hanımı olmayacak kişilere değil sorum tabii. kendisi hayatında hiçbir hanımla münasebeti olmadığı için durumu kavrayamıyor olabilir. kendi başına gelmedikten sonra her şey normal gelebilir insana.
devamını gör...

güzel güzeldir. evli olunca güzel olmaktan mı çıkıyor kadınlar. biz kimseye yan gözle bakmayız. güzel buldugumuz kadına güzel deriz.
bunda bi art niyet aranmamalı.
zihinlerinizin karasıyla bakıyorsunuz her şeye.
devamını gör...

bilezik istemem mesela. ya da herhangi bir aksesuar. mutlu olmak istemiştim, saldım.
devamını gör...

bu devirde zor bulunur, evet.
devamını gör...

bana tuhaf gelen erkektir. bizim kültürümüzde başkasının değil karısının, sevgilisinin bile dış görünümü hakkında en ufak bir yorum yapılmaz. biz kafkaslarda öyle gördük.

yengemize yapabileceğimiz iltifat; "eline sağlık, yemeğin çok güzel olmuş." diye yemeğine ettiğimizden öte geçmez. kimse daha fazlasına kalkışmaz, hoşta görmez. maşallah burada puanlayacak seviyeye gelmiş hadsizler türemiş.

burada bakıyorum yan gözle bakmak değil, onu itiraf etmek bile gayet olağan. ben mesela parmağında yüzük görsem bir kızın, ya da sevgilisi olduğunu duysam uzak dururum. burada sevgilini elinden alırım falan diye övünen lavuklar var.

siz nasıl bu hale geldiniz beyler? hepsi önüne gelen karıyı, kızı düdükleme sevdasında ama kızları namussuzlukla falan suçlarlar. kimse de kendi karısına kızına sulanmasın ama. herkes birisinin karısı, kızı değil mi? bu nasıl matematik beyler?

tengri başkasının karısının dış görünüşüne iltifat etmekten sakınsın beni. bu ne aymaz varoluştur?
devamını gör...

salı pazarına o hafta hangisi gelirse o işte.
devamını gör...

#4079984 yağını suyunu hep kendim doldurdum. teker de değiştirdim. sayılır mı abi? * elisabeth değil ama kraliçeyim, evet.
devamını gör...

tanıtım ve pr için okul saldırısı düzenleyebilecek akpli reklamcılar tanıdığımı hatırlatan haber.
devamını gör...

40 küsur yaşında adamım ben bile sarıyorum o sarmayı, "sevdiğiniz" insana karşı fedakarlık yapmak o arkasına sığındınız "güçlü kadın personanıza" ağır geliyor ama hayat böyle bir şey değil.
devamını gör...

alma verme dengesi korunduğunda her türlü ilişkiyi istediğin kadar uzun süre yürütebilirsin, alma verme dengesini sağlamayı beceremiyoruz bizim asıl problemimiz bu.
devamını gör...

arkadaşlığın şirket ortaklığına benzediğini ve bir son kullanma tarihinin olduğunu fark ettim. örneğin, lise arkadaşı lisede, üniversite arkadaşı üniversitede, mahalle arkadaşı mahallede, iş arkadaşı iş yerinde kalıyormuş.

arkadaş ile kardeşliğin farklı şeyler olduğunu. birbirine hiç benzemediğini fark ettim. arkadaşlık, menfaat işiymiş. iki tarafın birbirini kullandığı bir sözleşmeymiş. denk kişiler arasında olmuyormuş. aynı yaş, aynı eğitim, aynı ekonomik düzey... yoksa kıskançlık başlıyormuş.
menfaat vermeyi bir kere reddedince de bitiyormuş.

ve arkadaşlık, bir zorunluluk değilmiş. yanlış arkadaştansa yalnızlık sultanlıkmış.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

temsili değil!
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim