zaman tüneli

buna katılmıyorum. kişi gayette kötü olabilir. buna karar veren şey içki içmesi değil, "şahsiyeti ve haysiyetidir."

ben ne alkolikler gördüm elini öpersiniz.
ne iyilik kumkumaları gördüm, bulundukları odaların eşiklerini geçmezsiniz.
devamını gör...

olasıdır. messselllaaaaaaaaaaaaaaaaaa.....

iyi ve kötü kavramlarını birbirinden bağımsız değerlendirmek, insanlığın yüzyıllardır sürdürdüğü epistemolojik bir hatadır. zira iyilik, kötülüğün yokluğunda anlamını yitirdiği gibi, kötülük de iyiliğin varlığından haberdar olmadığı sürece kendi kötülüğünün bilincine varamaz. bu durum kuantum fiziğinde süperpozisyon olarak adlandırılan ilkeyle açıklanabilir. bir insanın aynı anda hem iyi hem kötü olması, ancak kendisine bakılmadığı sürece mümkündür. dolayısıyla ahlaklı bir toplum yaratmanın ilk koşulu, insanların birbirine bakmasını engellemektir.

burada kuantum döngü kütleçekimi, yani quantum loop teorisinin toplumsal önemine değinmek gerekir. uzay ve zamanın en temel yapısının ayrık olabileceğini öne süren bu yaklaşım, havyarın neden bu kadar pahalı olduğunu anlamamız açısından önemli ipuçları sunmaktadır. zira havyar da birbirinden bağımsız küçük taneciklerden oluşur. ancak bu taneciklerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan ekonomik değer, uzay-zamanın dokusuyla doğrudan ilişkilendirilememiştir. bilim dünyasının bu konudaki sessizliği düşündürücüdür.

öte yandan yedi kollu ahtapotun varlığı, doğanın kusursuzluğu üzerine geliştirilmiş bütün düşünce sistemlerini yeniden değerlendirmemizi zorunlu kılmaktadır. sekiz kollu bir ahtapotun yedi kollu bir ahtapottan daha iyi olduğunu ileri sürmek, yalnızca sayısal üstünlüğe dayanan ilkel bir ahlak anlayışının sonucudur. oysa yedi kollu ahtapot, eksik olan sekizinci kolunun yokluğunda kendi varoluşunu tamamlamaktadır. burada eksiklik, tamamlanmışlığın bir başka biçimi olarak karşımıza çıkar. nitekim yedi kollu bir ahtapotun sekizinci kolunu araması, insanın mutluluğu dış dünyada aramasından farklı değildir.

bu noktada havyarın yeniden ele alınması gerekmektedir. çünkü havyar, balığın henüz balık olmamış hâlidir. dolayısıyla her havyar tanesi, potansiyel olarak hem iyi hem kötü bir balığı içinde barındırmaktadır. süperpozisyon ilkesini ahlaki bir metafor olarak değerlendirdiğimizde, havyar tüketiminin henüz gerçekleşmemiş kötülükleri önleme ihtimali üzerinde durulabilir. ancak bu yaklaşımın gastronomik etik açısından tartışmalı olduğu açıktır.

insanlık tarihi boyunca iyi ile kötünün mücadelesi, esasen yedi ile sekiz arasındaki matematiksel gerilimin farklı biçimlerde ortaya çıkmasından ibarettir. yedi kollu ahtapotun sekiz kollu olma ihtimali, quantum loop teorisinin döngüsel yapısıyla birlikte düşünüldüğünde, eksik olan kolun başka bir uzay-zaman geometrisinde varlığını sürdürüyor olabileceği sonucuna ulaşılır. bu durumda ahtapotun gerçekten eksik olup olmadığı sorusu önemini yitirir. asıl mesele, sekizinci kolun ahlaki sorumluluğunun kime ait olduğudur.

sonuç olarak iyilik ve kötülük, güzel ve çirkin, varlık ve yokluk gibi kavramların birbirine karşıt değil, birbirinin tamamlayıcısı olduğu açıktır. havyarın pahalı, ahtapotun ise yedi kollu olması bu gerçeği değiştirmez. aksine evrenin temelinde yatan matematiksel düzenin, ekonomik eşitsizlikler ve deniz canlılarının anatomik özellikleri aracılığıyla kendisini görünür kıldığını düşündürür.

önemli olan, sekizinci kolun yokluğuna üzülmek değil, mevcut yedi kolla havyar yiyebilmenin değerini bilmektir.

çünkü insan, sahip olmadığı kolun değil, yiyemediği havyarın esiridir.
devamını gör...

diyetkolik- eğer günlük besinlerinizi takip ediyorsanız, günlük mikro ve makro değerlerinizi hesaplıyorsanız, harika bir kayıt tutucudur.

moovit- toplu taşıma araçlarının listesini, güzergah bilgilerini- kalkış saatlerini listeler.

weight- kilo takibinizi yapıyorsanız, kilonuzu kayıt edebileceğiniz ve kilo geçmişinizi takip edebileceğiniz bir uygulamadır.

picture insects bugs& spider: haşerat tespit edicidir. gördüğünüz böceğin resmini çekip yüklediğinizde, size ne olduğunu söylüyor.

todoist - yapılacaklar listesi hazırlamak ve görevleri zamanında hatırlatmak için en popüler araçlardan biridir.

google keep- sesli, resimli veya yazılı hızlı notlar almak ve cihazlar arası senkronize etmek için kullanılır.

sleep cycle- uyku düzenini analiz eden ve en dinç uyanılacak ana göre akıllı alarm kuran bir uygulamadır.

photomath- matematik problemlerinin kamera ile fotoğrafını çekerek çözüm adımlarını gösterir.
devamını gör...

dave gahan da zargana gibi. ama mesele sessizlik üzerine konuşmaksa...

sessizliğin hukuki sonuçları

annemle üç gündür konuşmuyorduk. bunun aramızdaki bir anlaşmazlıktan kaynaklandığını söyleyemem. daha çok, sessizliğin insan ruhu üzerindeki olumlu etkilerini araştırdığımız deneysel bir süreçti. ancak annem bu süreçten haberdar değildi.

salı sabahı mutfağa girdiğimde kahvaltı masasının üzerinde bir mahkeme celbi buldum. annem beni sessizliğimi izinsiz kullandığım gerekçesiyle dava etmişti.

dava dilekçesinde sessizliğin altın olduğu belirtiliyor, dolayısıyla üç gündür evde biriktirdiğim sessizliğin aile bütçesine dahil edilmesi talep ediliyordu.

annemin ekonomik konulardaki hassasiyetini biliyordum. ancak bu kez biraz ileri gittiğini düşündüm.

— anne, dedim, sessizlik altındır sözü mecazi bir ifadedir.

— sen önce şu üç günlük sessizliğin vergisini öde, sonra konuşuruz.

bu cevap beni şaşırttı. çünkü konuşmamız, üç gündür devam eden sessizlik deneyini teknik olarak sona erdirmişti. üstelik annem bunun farkında değildi.

durumu açıklamaya çalıştım ama sözümü kesti.

— ben senin yaşındayken günde sekiz saat susardım. babanla evlendiğimizde biriktirdiğim sessizlikle bu evin peşinatını ödedik.

babamın hayatı boyunca neden bu kadar az konuştuğunu o an anlamıştım. adam aile ekonomisine katkıda bulunmaya çalışıyordu.

ertesi gün mahkemeye gittik.

hâkim dosyayı inceledikten sonra uzun süre hiçbir şey söylemedi. önce bunun yargı sürecinin doğal bir parçası olduğunu düşündüm. ancak sessizlik on yedi dakikayı geçince avukatım kulağıma eğildi.

— kaybediyoruz, dedi.

— neden?

— hâkim çok zengin.

gerçekten de adamın susuşunda aristokratik bir rahatlık vardı. önündeki dosyaya bakıyor, ara sıra gözlüğünü düzeltiyor, sonra yeniden susuyordu. bu sırada zabıt kâtibi hesap makinesiyle bir şeyler hesaplıyordu.

sonunda hâkim konuştu.

— davacının talebini kısmen kabul ediyorum. davalının üç günlük sessizliğinin yarısı anneye devredilecek, kalan yarısı ise kamu yararına kullanılacaktır.

— nasıl yani? dedim.

— belediyenin sessizliğe ihtiyacı var. özellikle pazartesi sabahları.

karara itiraz ettim. ancak avukatım konuşmamamı tavsiye etti. her kelimenin aleyhime delil olarak kullanılabileceğini söyledi.

mahkemeden çıktığımızda annem oldukça mutluydu.

— gördün mü, dedi, sessizlik altınmış.

— evet anne, dedim. ama sen bütün altınları aldın.

annem bir süre düşündü.

— olsun, dedi. hiç değilse babanın mezarının taksitlerini bitiririz.

babamın mezarının taksitle alındığını bilmiyordum.
devamını gör...

tadını hiç sevemediğim, çocukkende nadir yediğim bir şekerleme türüdür. kendisini hiç lezzetli bulmazdım. elinize aldığınız anda yok olan, yapış yapış yapısıyla sizi fazlasıyla garip hissettiren bir şeker türüdür. daha yerken, üründe bir şeylerin yanlış olduğunu seziyorsunuz. çok garip bir pembe bileşen. bana hep "sentetik" hissi veriyor.


cocuklarınızdan uzak tutun ve uzak durun. hele şu an, şu ekonomide nasıl yapıldıkları asla belli değil.
devamını gör...

önemli olan yazarla yapmak istediğim hadise.
devamını gör...

peki size şimdi mesaj atsam, yapay zekayla mı cevap vereceksiniz sayın yazar?
devamını gör...

#4102812

hatçe-put yazsaydı o da böyle bomboş yazardı.

hatçe-put: beyaz toros, sarı torba sevici...
devamını gör...

bir kaç cümle benden birkaç cümle yapay zekadan.

# karpuzların muhasebesi

babamın cenazesine buzdolabıyla gelmemin aile içinde bu kadar büyük bir sorun yaratacağını açıkçası tahmin etmemiştim. üstelik fişini bile çekmiştim.

kırk iki metrelik kabloyu evden mezarlığa kadar çekmem bir hayli problem olmuştu. ama esas sorun bizim evimizin neden mezarlığa bu kadar yakın olduğunda yatıyordu.

belediyeye defalarca dilekçe vermiştik. mezarlığın evimizden en az üç kilometre uzağa taşınmasını talep ediyorduk. ancak belediye başkanı, ölülerin taşınmaz mal statüsünde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda hukuki bir görüş alınması gerektiğini söyleyerek meseleyi sürekli erteliyordu. üstelik mezarlık müdürüyle annemin arasında, içeriğini hâlâ öğrenemediğim bir husumet vardı. annem adamı her gördüğünde, "sen önce 1987'de gömdüğün karpuzların hesabını ver!" diye bağırıyordu.

karpuzların muhasebesini kırk bir sene kafasında tuttuğuna göre bayağı ciddi bir meseleydi. bir gün oturma odasının penceresinden mezarlığa bakıp kahvelerimizi yudumlarken konuyu açtım anneme.

— nedir bu karpuzların olayı? dedim.

annem kahvesinden bir yudum aldı. kırk bir senedir bu soruyu sormamı bekliyormuş gibi bir hâli vardı. önce perdeleri kapattı. sonra yeniden açtı. mezarlığı görmeden bu meseleyi anlatamayacağını söyledi.

— o karpuzlar bizim değildi, dedi.

— kimin karpuzlarıydı anne?

— bilmiyorum. zaten mesele de bu. insan sahibi olmadığı kırk yedi karpuzu neden bir mezarlığa gömer?

bir süre sessiz kaldık. annem gözlerini mezarlığın girişindeki çöp konteynerine dikmişti.

— üstelik, dedi, otuz ikisi kavundu.

— anne, kırk bir senedir karpuz diyorsun.

— kavun desem kimse ciddiye almazdı.

kavunların karpuzların karşısında gerçekten bir değerinin olmadığını düşünen kim var ki?

— ama aynı familyadan gelen meyveleri birbiriyle yarıştıran zihniyetlere karşıyım ben! diye bağırdım birden.

o sırada fazla heyecanlanmış olmalıyım ki elim kolum hareket etti ve kahveyi döktüm. annem de sinirlendi.

— ben de tam olarak bundan bahsediyorum zaten, dedi.

— neden bahsediyorsun anne? kavunların toplumsal statüsünden mi, dökülen kahveden mi?

— ikisinin birbirinden ne farkı var? dedi. sen de tıpkı baban gibisin. her meseleyi sınıfsal bir çatışmaya dönüştürüyorsun. babanın mezarlık müdürüyle kavgası da bu yüzden çıkmıştı zaten.

— babamın mezarlık müdürüyle kavga ettiğini bilmiyordum.

— babanın öldüğünü de üç gün sonra öğrendin. senin dünyadan haberin yok.

bu haksız bir suçlamaydı. babamın öldüğü gün evde değildim. üstelik cenazesine buzdolabıyla katılarak aileme karşı sorumluluklarımı fazlasıyla yerine getirdiğimi düşünüyordum.

— neyse, dedi annem. şu kahveyi sil. sonra sana babanın neden otuz iki kavunu nüfusuna geçirmeye çalıştığını anlatacağım.
devamını gör...

özellikle yetişkin olduktan sonra inanılmaz bir dönüşüm geçirdim. daha sakin, her şeyin rutin olarak sorunsuz yürüdüğü, iklimin ve insani ilişkilerin temiz/ sevgi dolu olduğu bir hayat istiyorum. yıllar ilerledikçe, toplumsal olarak gelişmek yerine daha da çöktük. gelebilecek her türlü kötülükten sıyrılmış biçimde yaşamak lazım. yani kararlı biçimde, bir "uzak durma" tutumu içerisinde olmak gerekiyor. bu noktada küçük deniz kenarı şehirlerine veya toplumu kirlenmemiş bölgelere/ dünya ülkelerine taşınmak makul bir çözüm gibi geliyor.

kısaca: evi, yolu, aileyi bu tarz deliliklerden korumak lazım.
devamını gör...

bence çok sert ve ırkçı bir başlık bu. her topluluk veya millet kendi ulusal kimliğinin ve kültürünün devam etmesini, asimile olmamayı ister fakat teori de pürüzsüz yürüyen bu husus, pratikte acayip maraz çıkarıyor çünkü odağımız yanlış.

bir topluluğun varlığını ve kültürünü sürdürebilmesinin yolu illa kendisine has bir toprağının olmasına bağlı değildir. kültür, toprakla perçinlebilir ama bağlılığın ve devamın koşulu "toprak" değildir. dünyanın her yerinde sayısız göçmen var. kendilerine ait olmayan sınırlarda yaşasalarda, varlıkları- kültürleri hala devam ediyor. bu o grubun kendi dinamiklerine bağlıdır. eğer değerler kaybedilmezse, kaybedilmez. kültürü ve ulusal kimliği onu taşıyan insanlar korur. devletler size bunu paket program dahilinde vermez.

ayrıca sunu da eklemeden geçmek istemiyorum: ulusal kimliğin devamı adına güdülen çok garip bir evlilik politikası var. her grup, kendi ulusal kimliğinin devamını sağlayabilmek amacıyla( milliyetçi açıdan soy), kendi grubunun içerisinde evlenmeye zorlanıyor. kendi grubuna dahil olmayan, ayrı etnik kökenden kimseyi sevemiyorsun ve evlenemiyorsun. evlendiğin zaman soyun kırıldığını, soyun bulanıklaştığını, soyun bozulduğunu düşünüyorlar.

çok fazla farklı etnik kökenden gelen arkadaşım var.

mesela alevilerde durum bu şekilde( her alevi değil ama çok katı olanları var). asla sünni veya başka bir dini mezhepten gelen biriyle evlenmene izin verilmiyor. bu konuda kadınlar üzerinde baskı daha ağır. müslümanlıkta mezhep erkekten geldiği için, alevi bir kadının başka biriyle evlenme şansı yok. evlenirse, evlendiği kişinin soyunu devam ettirdiği için içinde bulunduğu çevreden dışlanıyor.

süryaniler

ulusal kimlik algısının ağır bastığı diğer etnik gruptur. özellikle süryaniler asimile olmamak için , sadece süryani olan kişilerle evlenirler. süryani bir kadının/ adamın başka biriyle evlenme şansı yoktur. evlenirse, bulunduğu toplumdan dışlanır. sayısız süryani arkadaşım var. maalesef, hepsinde senaryo aynı. kolektif baskı çok şiddetli. üst jenerasyonlardan( aile büyükleri) dayatılan inanılmaz bir itaat beklentisi var. aksini yapan, bu baskıya direnenler var ama bedeli toplumsal olarak dışlanmak, izole bırakılmak oluyor.


( süryani arkadaşlarımızı kötülemek için yazmadım. sadece var olan kültürel değerlerin ve soyun korunmasında izlenen yanlış politikayı dile getirmek istedim. her etnik köken değerlidir, hepinizi seviyorum.)


gelelim sonuca:

bir etnik kökenin korunması ne toprağa ne de yapılacak evliliklere bağlı değildir. nerede yaşarsanız yaşayın, kiminle evlenirseniz evlenin geldiğiz milleti/ içine doğduğunuz topluluğun kültürünü yaşatmak size bağlıdır. ırk algısı/ grup kültürü jenerasyonlara aktarılır. kendi çocuklarınıza değerlerinizi aktarırsanız, ulusal kimliğinizde/ kültürünüzde devam eder. bunlar için katı katıya kurallar izlemeye, hayatı zindan etmeye gerek olmadığını düşünüyorum. ayrıca insanları istemedikleri evlilikleri yapmaya zorlamamakta gerekiyor. kimsenin özel hayatını ve sevebileceği insanları biçimlendiremezsiniz. kimseyi de limitleyemezsiniz.

1 kürt vatandaşımız türkiye sınırlarında yaşayarak gayet kendi kimliğini/ kültürünü koruyabilir. bir hristiyanla veya çerkezle evlendiğinde de korumaya devam edebilir. bu işler düşünüldüğü gibi katı ayrımlarla yürümüyor. günün sonunda sevgiyle aynı masayı ve yatağı paylaşabiliyorsan, olay bitmiştir. hedefimiz insani olarak sadece bu olmalıdır.

kişisel olarak benim en sevdiğim soy multi- kültürel olandır. anne başka bir etnik kökenden, baba başka bir etnik kökenden geldiğinde kültürel anlamda ve dilsel olarak inanılmaz zenginleşiyorsunuz. düşünsenize evde 2 ayrı dil, 2 ayrı dini inanış, 2 ayrı kültür var. alın size ideal sosyal bilimci.


herkes birbirini sevsin ve birbirinin geçmişini/ kültürünü korusun. hepimiz birbirimiz için hediyeyiz.
devamını gör...

#4102807

insanın anasından babasından öğrendiği dili, rüyalarında bile gördüğü dili yasaklayan zihniyetin ben te awına koyayım.

sen önce elitisit cumhuriyetin, devamnda gelen iktidarların ahbap çavuş kapitalizminden elde ettiklerini sorgula küçük yabgu.
devamını gör...

şu yapay zekayı düzgün kullanın kardeşim.

kapanış üzerine

buzdolabının kapağını kapatamadım. bunun teknik bir arıza mı yoksa varoluşsal bir tercih mi olduğu konusunda henüz kesin bir yargıya varmış değilim. zira her kapanış, beraberinde bir açılışın sorumluluğunu da getirir. nitekim rahmetli dedem de buzdolabının kapağını açık bıraktığım bir gün, elindeki terlikle bana doğru yürürken benzer bir düşünceden hareket etmişti.

dedemin terliği ile jim morrison'ın 1968 yılında verdiği konser arasında doğrudan bir ilişki kurmak mümkün görünmeyebilir. ancak her ikisinin de havada belirli bir süre asılı kaldığını göz önünde bulundurursak, meselenin yalnızca fiziksel olmadığını anlayabiliriz.

burada mevlana'nın ne söylediğini bilmiyorum. ancak mutlaka bir şey söylemiştir.

buzdolabının motoru çalışmaya devam ediyordu. bu durum bana 1976 yapımı assault on precinct 13 filminin müziklerini hatırlattı. filmi izlemedim. yine de buzdolabının çıkardığı sesin dönemin toplumsal enerjisini yansıttığını rahatlıkla söyleyebilirim.

tam bu sırada mutfağa annem girdi.

— kapat şu buzdolabının kapağını, dedi.

işte o an anladım ki her son, yeni bir başlangıcın habercisiydi.

ama elektrik faturası babamın üzerineydi.
devamını gör...

böyle değil
devamını gör...

eşit olmak istiyorlar.

ha buradaki eşitlikten kasıt ne onu ben de bilmiyorum. mesela ben kaçakçılık yapsam beni silkerler ama onlar için oranın da geçim kaynağı gözüyle bakılıyor, o buraya gelip rahatça iş kurarken ben o bölgeye tursuz gezmeye bile gidemiyorum, onlar burada her iş kolunda mafyalaşıp tekelleşiyorlar ben iş kuramıyorum ama eşit olmak istiyorlar çok ilginç.
olm salak misiniz siz burjuvayken avam olmayı istemek niye ? ewd.
devamını gör...

sabahları kahve içmeden uyanamıyorum diyen insanlarla gönül bağları vardır. gerçi kahve yani kafein merkezi sinir sistemini uyarır.

beyindeki adenosin reseptörlerini bloke ederek uyarıcı bir etki yaratır ve bu da uyanıklık, enerji ve dikkat artışına neden olur.

bu etkinin niteliği ve niceliği kişinin kahve ile kurduğu geçmiş ilişkisi kadar başka bir çok faktörlerden de etkileniyor.

içilen günlük kahve sayısı ve alınan kafein miktarı biraz da kahve çekirdeğinin özelliği ile kavurulması ve demlenme şekli gibi detaylarla değişiyor.

günün ilk kahvesi belki güne başlamak ve açılmak için tüketilir ama gün içinde yoksunluk belirtileri gösteriyorsanız başlığa yaklaşıyor gibisiniz.
devamını gör...

bugünlerde bir tweet dolanıyor. iddiaya göre bir ayfon sahibinin bilgi ve rızası dışında 400'den fazla resmini çekmiş. sayıda yanılıyor olabilirim.
bu şu demek, elinizdeki o telefon bile haberiniz olmadan sizi kayıt altına alıyor.
mesela;
yazdıklarınız ise silseniz bile denizler altındaki devasa server ortamlarında bir yerlerde image şeklinde saklanıyor.
yani, sen istediğin kadar temizle, kafaya takan birileri yazdıklarını bulup senin karşına koyabilir.
aynısı benim için de geçerli.
cok şükür pusula sadece kuzeyi gösteriyor bizde; birileri gibi vantilatör hesabı minik ve tatlı bir meltem estirmiyor.
ha başlık;
ne istediklerini tam bilmiyorum ama muhakkak onları savunma lakırdılarıyla edebiyat parçalayıp maçası yemediği için yazdıklarını silen korkakları istemiyorlardır.
devamını gör...

#3563397

tantrum senin karakterini, yutup kanalını, yutup kanalındaki oyuncaklarını, ecdanını silksinler emi.
devamını gör...

adalet arayan acılı bir annedir. allah ciğer acısını kimseye vermesin denir buralarda.
katlanmak zorunda olduğu ciğer acısıdır ve aynı yeri dağlayanlarla mücadele etmektedir.
ona özellikle de sözde hümanizm özde ise ultra faşist ve çakma neon*zi saiklerle saldıran kim varsa ne olduğu da bellidir kim olduğu da bellidir.
konuyu kendini ayrı bir millet olarak tanımlamaktan terörizm boyutuna hep aynı kelimelerle çekmeye çalışanlar bir gün anlamak zorunda kalacaklar böyle giderse.
en büyük korkum budur.
tabi onlar adina.
devamını gör...

(bkz: trentemoller) remixi şahane olan (bkz: the do) parçası.
why won't you let me go.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim