zaman tüneli
yaş aldıkça kendini bedenen güçlü hissetmemek
insan ancak yaşladığı zaman gençliğinde vücudunda dolaşan gerçek gücün farkına varıyor. istediğiniz kadar kendinizi kandırın "şunu, bunu yapıyorum" diye gençlikteki güce ne yaparsanız yapın erişemezsiniz.
devamını gör...
40'tan sonrası yokuş aşağı
56 olmuştur o artık, 60 olmadıysa.
devamını gör...
40'tan sonrası yokuş aşağı
halk arasında kullanılan bir ifade..
yaş almayla birlikte fiziksel enerjinin azalması, vücudun daha çabuk yorulması ve zamanın çok daha hızlı akıp gitmesi anlamında kullanılır.
yokuş aşağı hızlı gider araç o yüzden.. hayat da kırktan sonra hızlı akar, beden daha hızlı deforme olur, yorulur.
yaş almayla birlikte fiziksel enerjinin azalması, vücudun daha çabuk yorulması ve zamanın çok daha hızlı akıp gitmesi anlamında kullanılır.
yokuş aşağı hızlı gider araç o yüzden.. hayat da kırktan sonra hızlı akar, beden daha hızlı deforme olur, yorulur.
devamını gör...
normal sözlük'ü mahveden yazarlar sıralı liste
sözlüğü ancak yazmayan yazarlar mahvedebilir. kötü de yazsan bir etkileşim alıyorsun sonuçta.
devamını gör...
o sene bu sene
nasıl yani, bu sene de mi değil?
ciddi olamazsınız (!)
aa ama merkebin vajinasına su kaçırdınız?
(bkz: fenerbahçe)
kih kih kih.
ciddi olamazsınız (!)
aa ama merkebin vajinasına su kaçırdınız?
(bkz: fenerbahçe)
kih kih kih.
devamını gör...
yaş aldıkça kendini bedenen güçlü hissetmemek
(bkz: 40'tan sonrası yokuş aşağı)
devamını gör...
31 ekim 2026 fenerbahçe göztepe maçı
yıllardır başarılı şekilde devam eden gülmekten öldüren sitcomun yeni bölümü.
bu bölümde, çok komik şekilde son dakikada gelen slavia prag beraberliği sonrası derbide ezilerek yenilen fenerbahçe, hocası gittikten sonra reaksiyon verecek diye beklerken kendi evinde göztepe’den 2 dakikada 2 gol yiyerek kahkaha attırmıştır.
bölüme gelen yeni konuk oyuncu kuyt çok başarılı bir performans sergiledi. top ayağındayken sürekli ıslıklanan tribünlere el kol yapan kerem aktürkoğlu güldürmeye devam etti.
bakalım çarşamba günü bizi nasıl bir bölüm bekliyor.
bu bölümde, çok komik şekilde son dakikada gelen slavia prag beraberliği sonrası derbide ezilerek yenilen fenerbahçe, hocası gittikten sonra reaksiyon verecek diye beklerken kendi evinde göztepe’den 2 dakikada 2 gol yiyerek kahkaha attırmıştır.
bölüme gelen yeni konuk oyuncu kuyt çok başarılı bir performans sergiledi. top ayağındayken sürekli ıslıklanan tribünlere el kol yapan kerem aktürkoğlu güldürmeye devam etti.
bakalım çarşamba günü bizi nasıl bir bölüm bekliyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
dokuz rakamında bir hikmet yok. gözün takılıyor sadece tıpkı bire ya da on bire ya da yirmi beşe takıldığı gibi. konumuz rakamlar mı? evet.
çünkü algılamıyoruz daha doğrusu algılayamıyoruz. beşin otuz iki bin olmasını algılayamadığımız gibi.
bütün bu olanlar içinde bir kalem bir a4 kağıt yetiyor. çiziyorsun ve rahatlıyorsun. sanki katkın oldu dünyaya, sanki o çizik bir şeylerin ifadesi gibi.
kimsenin birbirini iplediği yok oysa.
inceden bir kelimenin birilerine dokunmasını bekliyorsun.
bir kelime....
yavşaklar.
yok lan değil.
çünkü algılamıyoruz daha doğrusu algılayamıyoruz. beşin otuz iki bin olmasını algılayamadığımız gibi.
bütün bu olanlar içinde bir kalem bir a4 kağıt yetiyor. çiziyorsun ve rahatlıyorsun. sanki katkın oldu dünyaya, sanki o çizik bir şeylerin ifadesi gibi.
kimsenin birbirini iplediği yok oysa.
inceden bir kelimenin birilerine dokunmasını bekliyorsun.
bir kelime....
yavşaklar.
yok lan değil.
devamını gör...
araç bozulunca kaputunu açıp motora boş boş bakmak
buzdolabının kapağını açıp boş boş bakmakla yarışır.
devamını gör...
mıknatısın ruhu
madde madde mi ki.
devamını gör...
mıknatısın ruhu
"tamam kabul; küçükken mıknatıs yutmuş olabilirim, peki ama bütün salaklar da demir mi yuttu?" *
devamını gör...
mıknatısın ruhu
tuz ruhu öyle birşey yapmıyor. demek ki mıknatısın ruhu yok.
lan yine bilim kazandı.
lan yine bilim kazandı.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarından yarım kalmış öyküler
saksıların içindeki sardunyaların kendi aralarındaki sohbetini dinlemek çok ayıp değil mi? şimdi soracaksınız, sardunyalar hiç sohbet eder mi? bu sanrıları olmayan biri için oldukça şaşırtıcı olabilir.
işte bu yüzden bir pazar akşamı balkonunda yıldızları seyrederken üç saksısında çiçekleri patlamış sardunyaların bir anda konuşmaya başlamaları aklı başındaki hülya’yı fazlasıyla endişelendirmişti. elindeki koca şarap kadehini masanın üzerine koymadan önce büyük bir yudum aldı. demir masanın cam kadehle buluşmasından tok bir ses çıkmasına çıktı ama sardunyaların konuşmaları arasından bunu duymadı.
eh sonunda kafayı yedim ve sesler duymaya başlıyorum, lanet olsun bu rakamlara dedi kendi kendine.
masanın üzerinde kül tablasının yanında duran "integralin ruhunu reddeden adamın öyküsü" adlı matematik kitabının kapağını kapattı biraz dikkatini toplamak, birazda kitabın artık saçmalamasından dolayı.
konuşmalar devam ediyordu saksıların içinde.
sence de hava güzel değil mi diyordu soldaki sardunyanın yaprakları.
ah bence de çok iyi diyordu ortadaki çiçekleri artık balkondan dışarı çıkan saksı.
üçüncüsü, erkek olan. amma da abarttınız tabi ki de güzel olacak yaz gelmedi mi artık diyordu.
bu sıradan ve havadan sudan muhabbetin nereye gideceğini merak etti hülya.
zaten hep meraklı bir kadın olmuştu. ortaokulda ölümü merak ettiğinden dolayı kendini beşinci kattan atınca doktor bu merakı kendisine zarar verdiği için bir takım ilaçlar yazmıştı ama onları içememenin daha mantıklı olacağını düşünmüş ve bir hafta sonra bırakmıştı küçük mucize hapları almayı. belki de ölümü merak etmeyi ölüme bırakmak gerek diye düşünmüştü ki bu oldukça aklı başında bir yaklaşımdı.
sonra ya da önce
psikiyatrın muayenehanesinin havası sakindi, aydınlık bekleme salonuna giren güneş usul usul ısıtıyordu hastaları.
burak sakızı çıkardı ağzından. zaten o tatlı karpuz aroması kaybolmuştu. sırtını dayadığı duvarın üzerine yapıştırdı. tek ayağını indirdi ve dimdik durdu. bekleme koltuklarında oturan kimse bunu fark etmemişti. herkes elindeki cep telefonlarıyla sabah olanları takip ediyordu. dişlerinin arasından belli belirsiz bir cümle döküldü tekli kırmızı koltukta oturan adamın.
tanrı birilerini cezalandırmış işte dedi.
ve telefonundaki videoyu tekrar izledi.
ne fark ederdi
pasaport lütfen dedi güvenlik kulübesinde duran orta göbekli adam.
hortiga gözlerini kıstı. hatırlamıştı. pasaportunu çantanın dibine sokmuştu ve çanta bagajdaydı.
çok özür dilerim. bagajı açmam lazım dedi ve arabadan çıktı. uzun bacakları karıncalanmıştı sekiz saatlik yoldan. o sırada adam da kulübeden çıktı ve yanına geldi.
bagaj açılır açılmaz temmuz sıcağının havasına kesif bir baharat kokusu yayıldı.
a demek kriop’dan geliyorsunuz. bu baharat kokusunun başka açıklaması olamaz.
evet ama biliyorsunuz eski adı kriop. şimdiki adını söylemeniz daha doğru olur.
tanrı korusun o ismi ağzıma alamam dedi güvenlik sorumlusu.
burası da eskiden ardilya idi ama biz hala alışamadık yeni adına.
eh her değişiklik beraberinde direnci de getiriyor dedi hortiga.
çantasının ağzını açtı ve pasaportunu çıkardı. o sırada güvenli görevlisi kafasını iyice bagajın içine sokmuştu. doğrulurken, yalnız bu baharatları buraya alamam.
gerekli belgelerim var dedi hortiga. ve arka cebinden sararmış bir kağıt çıkardı.
güvenlik görevlisi gözlüklerini takarak inceledi kağıdı.
tamam o zaman dedi ve kağıdı hortiga’ya geri uzattı.
pasaportunuza işlem yaptıktan sonra geçebilirsiniz dedi. hortiga baharat kokusundan adamın kafasının güzel olduğunu tahmin ediyordu.
yarım saat sonra eski ardilya’nın sokaklarında park yeri bulmakla uğraşıyordu.
en son 40 sene önce gelmişti şehre. o zamanlar kıvırcık saçları boynuna dökülüyordu siyah siyah.
o şehirden eser kalmamıştı tabi.
insanlarından da. güvenlik kulübesindeki adam tipik örneğiydi. ağzının yarısı dikişlerle tutturulmuştu.
burnunun yarısında dövme.
şehrin sokaklarında dolaşan herkesin burnunda aynı dövmeden vardı. oturanları on sekiz yaşına bastıklarında bu dövmeyi ve ağızlarının yarısını diktirmekle yükümlüydüler. inanır mısınız bunun için bir referandum bile yapmışlardı. şehrin ismini değiştirdikten sonra.
kırk senede insanlar nasıl mutasyona uğrar konulu çalışmanın başarılı bir örneğiydi eski ardilya’lılar
yarım ağızlarından çıkan kelimeler kesik kesik geliyordu kulağa. otoritenin bir denemesi.
değişiklik sadece insanlarda değildi.
şehrin kendisinin üzerine atılan bombalardan sonra o elle, cetvelle disiplinle çizilen şehrin sokakları darmadağın olmuştu.
kaostan beslenen yeni yönetim geriye kalan insan sayısını hesaplayarak eski şehrin merkezinden otuz kilometre öteye dikdörtgen bir çadır kurmuşlardı. şehir buradan genişleyecekti. ama genişleyeceği yönü belirlememekte ısrar ediyorlardı. geleneksel yöntemlerin hepsini reddediyorlardı.
bu mimariye de sirayet etmişti tabi. zaten politik olmayan mimari mi vardı?
arabayı park ederken hortiga tam da bunu düşünüyordu.
sorunun cevabı belliydi. otelin önüne gelmişti. bagajdan çantasını ve baharat torbalarını taşıyabildiği kadar aldı.
otelin kapısından içeri girdi ve yeni mimarinin iç mekan anlayışı yüzüne tokat gibi çarptı.
işte bu yüzden bir pazar akşamı balkonunda yıldızları seyrederken üç saksısında çiçekleri patlamış sardunyaların bir anda konuşmaya başlamaları aklı başındaki hülya’yı fazlasıyla endişelendirmişti. elindeki koca şarap kadehini masanın üzerine koymadan önce büyük bir yudum aldı. demir masanın cam kadehle buluşmasından tok bir ses çıkmasına çıktı ama sardunyaların konuşmaları arasından bunu duymadı.
eh sonunda kafayı yedim ve sesler duymaya başlıyorum, lanet olsun bu rakamlara dedi kendi kendine.
masanın üzerinde kül tablasının yanında duran "integralin ruhunu reddeden adamın öyküsü" adlı matematik kitabının kapağını kapattı biraz dikkatini toplamak, birazda kitabın artık saçmalamasından dolayı.
konuşmalar devam ediyordu saksıların içinde.
sence de hava güzel değil mi diyordu soldaki sardunyanın yaprakları.
ah bence de çok iyi diyordu ortadaki çiçekleri artık balkondan dışarı çıkan saksı.
üçüncüsü, erkek olan. amma da abarttınız tabi ki de güzel olacak yaz gelmedi mi artık diyordu.
bu sıradan ve havadan sudan muhabbetin nereye gideceğini merak etti hülya.
zaten hep meraklı bir kadın olmuştu. ortaokulda ölümü merak ettiğinden dolayı kendini beşinci kattan atınca doktor bu merakı kendisine zarar verdiği için bir takım ilaçlar yazmıştı ama onları içememenin daha mantıklı olacağını düşünmüş ve bir hafta sonra bırakmıştı küçük mucize hapları almayı. belki de ölümü merak etmeyi ölüme bırakmak gerek diye düşünmüştü ki bu oldukça aklı başında bir yaklaşımdı.
sonra ya da önce
psikiyatrın muayenehanesinin havası sakindi, aydınlık bekleme salonuna giren güneş usul usul ısıtıyordu hastaları.
burak sakızı çıkardı ağzından. zaten o tatlı karpuz aroması kaybolmuştu. sırtını dayadığı duvarın üzerine yapıştırdı. tek ayağını indirdi ve dimdik durdu. bekleme koltuklarında oturan kimse bunu fark etmemişti. herkes elindeki cep telefonlarıyla sabah olanları takip ediyordu. dişlerinin arasından belli belirsiz bir cümle döküldü tekli kırmızı koltukta oturan adamın.
tanrı birilerini cezalandırmış işte dedi.
ve telefonundaki videoyu tekrar izledi.
ne fark ederdi
pasaport lütfen dedi güvenlik kulübesinde duran orta göbekli adam.
hortiga gözlerini kıstı. hatırlamıştı. pasaportunu çantanın dibine sokmuştu ve çanta bagajdaydı.
çok özür dilerim. bagajı açmam lazım dedi ve arabadan çıktı. uzun bacakları karıncalanmıştı sekiz saatlik yoldan. o sırada adam da kulübeden çıktı ve yanına geldi.
bagaj açılır açılmaz temmuz sıcağının havasına kesif bir baharat kokusu yayıldı.
a demek kriop’dan geliyorsunuz. bu baharat kokusunun başka açıklaması olamaz.
evet ama biliyorsunuz eski adı kriop. şimdiki adını söylemeniz daha doğru olur.
tanrı korusun o ismi ağzıma alamam dedi güvenlik sorumlusu.
burası da eskiden ardilya idi ama biz hala alışamadık yeni adına.
eh her değişiklik beraberinde direnci de getiriyor dedi hortiga.
çantasının ağzını açtı ve pasaportunu çıkardı. o sırada güvenli görevlisi kafasını iyice bagajın içine sokmuştu. doğrulurken, yalnız bu baharatları buraya alamam.
gerekli belgelerim var dedi hortiga. ve arka cebinden sararmış bir kağıt çıkardı.
güvenlik görevlisi gözlüklerini takarak inceledi kağıdı.
tamam o zaman dedi ve kağıdı hortiga’ya geri uzattı.
pasaportunuza işlem yaptıktan sonra geçebilirsiniz dedi. hortiga baharat kokusundan adamın kafasının güzel olduğunu tahmin ediyordu.
yarım saat sonra eski ardilya’nın sokaklarında park yeri bulmakla uğraşıyordu.
en son 40 sene önce gelmişti şehre. o zamanlar kıvırcık saçları boynuna dökülüyordu siyah siyah.
o şehirden eser kalmamıştı tabi.
insanlarından da. güvenlik kulübesindeki adam tipik örneğiydi. ağzının yarısı dikişlerle tutturulmuştu.
burnunun yarısında dövme.
şehrin sokaklarında dolaşan herkesin burnunda aynı dövmeden vardı. oturanları on sekiz yaşına bastıklarında bu dövmeyi ve ağızlarının yarısını diktirmekle yükümlüydüler. inanır mısınız bunun için bir referandum bile yapmışlardı. şehrin ismini değiştirdikten sonra.
kırk senede insanlar nasıl mutasyona uğrar konulu çalışmanın başarılı bir örneğiydi eski ardilya’lılar
yarım ağızlarından çıkan kelimeler kesik kesik geliyordu kulağa. otoritenin bir denemesi.
değişiklik sadece insanlarda değildi.
şehrin kendisinin üzerine atılan bombalardan sonra o elle, cetvelle disiplinle çizilen şehrin sokakları darmadağın olmuştu.
kaostan beslenen yeni yönetim geriye kalan insan sayısını hesaplayarak eski şehrin merkezinden otuz kilometre öteye dikdörtgen bir çadır kurmuşlardı. şehir buradan genişleyecekti. ama genişleyeceği yönü belirlememekte ısrar ediyorlardı. geleneksel yöntemlerin hepsini reddediyorlardı.
bu mimariye de sirayet etmişti tabi. zaten politik olmayan mimari mi vardı?
arabayı park ederken hortiga tam da bunu düşünüyordu.
sorunun cevabı belliydi. otelin önüne gelmişti. bagajdan çantasını ve baharat torbalarını taşıyabildiği kadar aldı.
otelin kapısından içeri girdi ve yeni mimarinin iç mekan anlayışı yüzüne tokat gibi çarptı.
devamını gör...
jartiyer
ucuz kadını tanımak istiyorsanız jartiyerini analiz edin.
devamını gör...







