sevgisi bol olsun usta - öne çıkan tanımları (1. sayfa)
1.
back to the future
2. filminde kitabı geri almak için geçmişe gideceklerine geleceğe gidip marty'den önce kitabı satan alsalar 2. film başlamadan bitecekti.
diğer yandan biff dayı kitabı çaldığı anda mevcut geleceğin değişmesi gerekiyordu. bu durum belki alternatif zamanla açıklanabilir bilemiyorum.
filmdeki absürd durumlardan birisi ise ellerinde zaman makinesi olmasına rağmen asla zamanlarının fazla olmamasıdır.
2. filmde 3. filmin spoilerine rastlanır sürekli. bunlardan birisi doktorun hep vahşi batıyı görmek istemesidir.
en iyi villain karakter benim için çılgın köpek tannen'dır. vahşi batıdaki bir pislik ne kadar pislik olabilirse o kadar pisliğin tekidir.
zman makinesini arabadan yapma fikri aslında her yerde bahsedidiği gibi "dolaptan yaparsak çocuklar içine girip mahsur kalabilir" korkusundan değildi. universal studio filmden 1 milyon dolar kesinti yapmış. yapımcılar nereden kısabiliriz diye düşünmüşler. normalde nükleer reaktörün de bulunduğu pahalı bir prodüksiyonmuş zaman makinesi. oradan kısmaya, daha basit bir şey tasarlamaya karar vermişler. araba fikri bu noktada akıllarına gelmiş. bu basit fikir aslında cok iyi oldu çünkü hareketli bir mekanizma daha eğlenceli. dmc arabanın seçilmiş olması da muhtemelen dmc firması battığı için telifle uğraşmayacakları için olabilir. zaten arabanın futuristik yapısı da cuk diye oturuyor olaya. olaya cuk diye oturan bir diğer konu ise zamanı göreceli yapan şey maddenin ivmesidir.
3. filmde 1955'deki doktorun marty'e giydirdiği kıyafetlerin üzerindeki atom motifi ilk tasarıma ithafendir.
ilk filmde marty pepsi free ister kafede. kafe sahibi pepsi istiyorsan para vermen gerekli der. bunun sebebi 1955 yılında pepsinin free diye bir ürünü olmaması ve free kelimesinin ücretsiz, bedava anlamlarına gelmesidir.
delorean üzerinde kullanılan aksesuarlar önceden tasarlanıp planlanan şeyler değildi. tasarım ekibinin uçak hurdalığından bulduğu şeylermiş.
film bir yandan da farkında olmadan kuantuma göz kırpıyor ama bunu bilinçli yaptıklarını sanmıyorum. meşhur foton deneyleri, kedi hayali deneyi gibi şeyler ile geleceğin her baktığında değişmesi gibi seyler paralellik gösterir.
özetle izleyin izlettirin. eğlencelidir.
diğer yandan biff dayı kitabı çaldığı anda mevcut geleceğin değişmesi gerekiyordu. bu durum belki alternatif zamanla açıklanabilir bilemiyorum.
filmdeki absürd durumlardan birisi ise ellerinde zaman makinesi olmasına rağmen asla zamanlarının fazla olmamasıdır.
2. filmde 3. filmin spoilerine rastlanır sürekli. bunlardan birisi doktorun hep vahşi batıyı görmek istemesidir.
en iyi villain karakter benim için çılgın köpek tannen'dır. vahşi batıdaki bir pislik ne kadar pislik olabilirse o kadar pisliğin tekidir.
zman makinesini arabadan yapma fikri aslında her yerde bahsedidiği gibi "dolaptan yaparsak çocuklar içine girip mahsur kalabilir" korkusundan değildi. universal studio filmden 1 milyon dolar kesinti yapmış. yapımcılar nereden kısabiliriz diye düşünmüşler. normalde nükleer reaktörün de bulunduğu pahalı bir prodüksiyonmuş zaman makinesi. oradan kısmaya, daha basit bir şey tasarlamaya karar vermişler. araba fikri bu noktada akıllarına gelmiş. bu basit fikir aslında cok iyi oldu çünkü hareketli bir mekanizma daha eğlenceli. dmc arabanın seçilmiş olması da muhtemelen dmc firması battığı için telifle uğraşmayacakları için olabilir. zaten arabanın futuristik yapısı da cuk diye oturuyor olaya. olaya cuk diye oturan bir diğer konu ise zamanı göreceli yapan şey maddenin ivmesidir.
3. filmde 1955'deki doktorun marty'e giydirdiği kıyafetlerin üzerindeki atom motifi ilk tasarıma ithafendir.
ilk filmde marty pepsi free ister kafede. kafe sahibi pepsi istiyorsan para vermen gerekli der. bunun sebebi 1955 yılında pepsinin free diye bir ürünü olmaması ve free kelimesinin ücretsiz, bedava anlamlarına gelmesidir.
delorean üzerinde kullanılan aksesuarlar önceden tasarlanıp planlanan şeyler değildi. tasarım ekibinin uçak hurdalığından bulduğu şeylermiş.
film bir yandan da farkında olmadan kuantuma göz kırpıyor ama bunu bilinçli yaptıklarını sanmıyorum. meşhur foton deneyleri, kedi hayali deneyi gibi şeyler ile geleceğin her baktığında değişmesi gibi seyler paralellik gösterir.
özetle izleyin izlettirin. eğlencelidir.
devamını gör...
2.
back to the future
bu yıl 40. yıl dönümü olan film. gelecek dediği gelecek bile geldi geçti. hayat tuhaf. doc. rolünü oynayan cristopher lyod çeşitli etkinliklere gidiyor bu sebeple. şehir şehir geziyomus adam. muhtemelen bttf fanlarıyla buluşuyordur. filmdeki en yaşlı rolünü oynayan adam hepsinden daha aktif çıktı valla.
devamını gör...
3.
ağır roman
normal sözlük'ün negatifini al, bu film olur işte. küfürse küfür, argoysa argo, müstehcenlikse o da var.
işin şakasını birakırsak kült bir filmdir, işini layığıyla yapmıştır. bunun anadolu versiyonu da "bir zamanlar anadolu" filmi. daha doğuya gidecek olursan vizontele olur bu film ortam kurgusunun doğallığı bakımından. bir yeraltı edebiyatı böyle anlatılabilirmiş böyle olmuş.
işin şakasını birakırsak kült bir filmdir, işini layığıyla yapmıştır. bunun anadolu versiyonu da "bir zamanlar anadolu" filmi. daha doğuya gidecek olursan vizontele olur bu film ortam kurgusunun doğallığı bakımından. bir yeraltı edebiyatı böyle anlatılabilirmiş böyle olmuş.
devamını gör...
4.
house md
hastaları öldürmek pahasına tanısını koyan kişi. hastasının ölüp ölmemesi umrunda değildir. hatta çok kafaya taktıysa hastanın daha önce ölmüş olması da umrunda değildir. (bkz: swh)
senaristleri olacak şabalaklar gerçek manada laf ebesidir. house amca da tabii ki hakkını vermiş. hatta nadir olarak türkçe dublaj'ını da ali gül denen vatandaş mükemmel yapmıştır.
ali gül için;
senaristleri olacak şabalaklar gerçek manada laf ebesidir. house amca da tabii ki hakkını vermiş. hatta nadir olarak türkçe dublaj'ını da ali gül denen vatandaş mükemmel yapmıştır.
ali gül için;
devamını gör...
5.
şirinler
senaristlerinin çocuklarla ve hatta büyüklerle sağlam dalga geçtiği çizgi film. "iyi bir çocuk olursanız şirinleri bile görebilirsiniz" derken aslında oradaki iyi bir çocuk olmakdan kasıt kafanın güzel olmasıdır. hayal gördüren mantar mevzusunu zaten biliyorsunuz.
yilların tartışması olan "şirinleri sadece iyi çocuklar görebiliyorduysa gargamel nasıl görebiliyor?" sorusunun cevabı, kastedilen iyi bir çocuğun aslında kafanın güzel olmasıdır. hepsinin erkek olduğu, hepsinin de bir görevinin olduğu topluluk mu olur lan zaten. böyle bir tanıma uyan tek bir grup var o da işid. (bkz: swh)
yilların tartışması olan "şirinleri sadece iyi çocuklar görebiliyorduysa gargamel nasıl görebiliyor?" sorusunun cevabı, kastedilen iyi bir çocuğun aslında kafanın güzel olmasıdır. hepsinin erkek olduğu, hepsinin de bir görevinin olduğu topluluk mu olur lan zaten. böyle bir tanıma uyan tek bir grup var o da işid. (bkz: swh)
devamını gör...
6.
vizontele
bana göre geleceğin ve şimdinin hababam sınıfı'dır bu film. konu köye ilk defa televizyon gelmesi olsa da espirilerin her biri ezbere bilinir. bu yönüyle tv'de denk gelsen başlangıcını kaçırdım endişesi yaratmaz. şu anki yılmaz erdoğan değil ama geçmişteki yılmaz erdoğan'ın en iyi yaptığı şeylerden biri karakter tasarımları sanırım. özellikle vizontele'de her karaktere baktığınızda bir kendine haslık durum var. oyuncu kadrosu zaten efsanedir. demet akbağ, cezmi baskın, altan erkekli, tolga çevik, tuncer salman, erkan can, erdal tosun ve daha bir sürü kıymetli insan vardır. sinemada ender görülen bir şekilde bütün oyuncular cuk diye o karaktere oturur ve bizi o kişi olduklarına fazlasıyla ikna eder.
efsane midir bilmem film hakkında bir de şöyle bir not vardır. bir sebepten ötürü bütün çekimlerin görüntüsü çamur gibi çıkmıştır. bu yüzden yurtdışındaki laboratuarlara gönderilip düzelttirilmiş de ancak kendine has o sarı ton verilebilmiş. o yüzden film sarı tonda imiş. sorunlar çıkmış olabilir fakat color grading yani tema rengi belirleme işi bu kadar tesadüfi doğunun sarı tonuna denk gelmemiştir herhalde. bana pek inandırıcı gelmedi açıkçası.
filmin güzel taraflarından birisi de birçok karakterin spin-off'u yapılsa yapılabilirmiş rahatlıkla. ilk aklıma gelen sarhoş evlat tuncer salman.

bu adamın sarhoşken namazında niyazında olmasına geçiş evresini işleyen bir filmi seyretmek isterdim. çok köşede kalmış bir yan karakter ama senelerce beni "saati ileri alalım" lafıyla güldürmüştür.
efsane midir bilmem film hakkında bir de şöyle bir not vardır. bir sebepten ötürü bütün çekimlerin görüntüsü çamur gibi çıkmıştır. bu yüzden yurtdışındaki laboratuarlara gönderilip düzelttirilmiş de ancak kendine has o sarı ton verilebilmiş. o yüzden film sarı tonda imiş. sorunlar çıkmış olabilir fakat color grading yani tema rengi belirleme işi bu kadar tesadüfi doğunun sarı tonuna denk gelmemiştir herhalde. bana pek inandırıcı gelmedi açıkçası.
filmin güzel taraflarından birisi de birçok karakterin spin-off'u yapılsa yapılabilirmiş rahatlıkla. ilk aklıma gelen sarhoş evlat tuncer salman.

bu adamın sarhoşken namazında niyazında olmasına geçiş evresini işleyen bir filmi seyretmek isterdim. çok köşede kalmış bir yan karakter ama senelerce beni "saati ileri alalım" lafıyla güldürmüştür.
devamını gör...
7.
interstellar
dandik bir virüs bile dünyayı karıştırmaya yetmişken dirençli bir küfün insanlığı yok etmesi o kadar da olasılıksız değil. bazen insanlık kendini çok fazla dev aynasında görüyor. çok klasik olacak ama dinozorları yok eden yerden kalkan toz bulutuydu sadece. tek sebep bu değildir muhtemelen ama anlatmak istediğim yaşamımızın aslında ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğu.
devamını gör...
8.
sağ salim
absürd komedinin en dengeli hallerinden biri. gerçekçi kafayla izlerseniz zevk alamazsınız. daha çok skeçler halinde devam eder. aralardan espiriler kalır aklında. yol filmlerimden çok hazzetmesem de bu biraz daha izlenebilir geldi.
devamını gör...
9.
back to the future
başlamadan önce müziği açın.
youtube.com/playlist?list=P...
ben ve benim gibilerin bilimi sevmesine hatta abartıp bazılarımızın elektronikçi olmasına sebep olan üçleme.
film yer yer gönderme yer yer de doğrudan saygı duruşu içerir.
dr. emmet brown zaman makinesi yapmakla kafayı bozmuş ve etrafında sadece 17 yaşında bir lise talebesi kalmış çılgın bir bilim adamıdır. köpeğinin adı einstein'dır.
filmin en önemli öğesi olan zaman makinesinin neden bir delorean'den yapıldığı sorulduğunda havalı olsun diye olduğunu söyler. tesadüf mü bilmiyorum ama delorean'ın tasarımcısı giorgetto giugiaro'dur ve nasa'nın uzay araçlarında da parmağı olan biridir. delorean'in gerçek hikayesi zaten çok acayiptir çünkü paslanmaz çelikten spor araba yapma fikri delicedir. üstelik üretimi de epey sıkıntılı olmuştur.
filme dönecek olursak diğer kahramınız 17 yaşında lise talebesi olan marty'dir. marty kendisine korkak tavuk denilince deliye dönen bir karakterdir. filmin ana kırılmaları da korkak lafından sonra olur. buna rağmen bir kayıt stüdyosuna kaset göndermekten de korkmaktadır. sevgilisi jennifer'a ya beğenmezlerse diye dert yanarken görürüz.
filmin bazı öğeleri vardır ki her çocuğun hayalidir. kaykay(ikinci filmdeki uçan kaykay özellikle), marty'nin yeleği, ikinci filmden kendi bağlanan ayakkabı, kapasitör, zaman makinesinin ikonik görünümü, telsizler, saatler sayılabilir.
filmin en bağlayıcı özelliği çok ciddi tonda ilerlememesidir. gerilimli yeri bile geyik tadındadır fakat müzikleri için dev bir orkestra kullanılmıştır. müziği zaten hababam sınıfı müziği gibi her duruma gider bir müziktir.
komedi unsuru çok ön plandadır. doc. geleceği gideceği vakit yanına pamuklu don almayı ihmal etmez mesela. marty geçmişteki doktora gittiğinde kamerayı gören doc. şerefsizim benim aklıma gelmişti tadında davranır.
bilimsel olarak çok detaya girilmez. nihayetinde bir filmdir fakat einstein, newton gibi bilim insanlarına saygı duruşu da ihmal edilmez.
benim kurgusal olarak en çok hoşuma giden kısım plutonun öyle kolayca bulunamaması olmuştu. şimdiki filmlerde bu olay komple tamam yaa yaptık işte diye geçiriliyor. oysa ki doc. ömrünü harcadı, bir servet kaybetti, adı deliye çıktı, pluton bulabilmek için teröristleri kandırmak zorunda kaldı. hatta bu yüzden ikinci filmde elma armut çöpüyle enerji üretebilmesine sinir olmuştum. adamlar füzyon teknolojisi deyince pısıp kaldım ama yine de plutonyumun açığa çıkardığı enerji ile kola, elma çöpü falan aynı olmamalı yav. (bkz: swh)
filmin bir önemli unsuru da zamanda yolculuk etmek için gereken hız 88 mildir. bu konuda çok çeşitli teoriler vardır. neden 88 mil? bir teoriye göre solucan deliğinin açık kalma süresi 0. 1702 saniye. yaptıkları matematik hesabında 88 mil olursa araç geçebiliyormuş. saniyede 39.33 metre. sekizleri yan yatırınca da sonsuz işateti oluyor. bob gale ise herkesin kolay ulaşamayacağı bir hız istedik diyor. hız bu noktada film için çok önemli. çünkü fizikle uğraşanlar bilir ki ivmenin zamanla çok büyük alakası vardır. bunu farkettiğinizde zaten kurgu olarak sabit kapalı bir kutu zaman makinesi yapmak tatsız oluyor. o yüzden hız ve ivme bizim için önemli.
filmin diğer öğesi ise yıldırım düşmesi ve saat kulesi. zaman makinesinin çalışabilmesi için 1.21 gigawatt lazımdır. plutonyum olmayınca gariplerim yıldırıma kalır. doktor marty'i tekrar geleceğe gönderebilmek için 1.21 gwatt hesaplayınca deliye döner. bu sahne komiktir.
filmde her operasyon öncesi maket yapılır ve bu maketler olabildiğince detaylıdır. hatta kurmalı araba yıldırımı temsilen verilen elektrikte yangın çıkartır. marty inşallah gerçeği de böyle yanmaz diye iç geçirir. zayen filmi ilk defa izleyenler marthy kömür olacak mı diye aklından geçirir.
bir başka klasik ise delorean'ın arada tutukluk yapmasıdır. bu genellikle aynı anda iki delorwan çalışamaz diye yorumlanır. bence sadece geyik ama eğlenceli.
filmin bir başka çok sevilen objesi zamanın ayarlandığı göstergeler ve tuş takımı. arabayı oluşturan sanat ekibi hurda uçak parçaları bile kullanmış arabada. muhtemelen bu tuş takımı ve göstergeler de bir uçaktan gelme. ben kendim de elektronikçi olduğum için o panelden bir ara yapmıştım çok eğlencelidir oynaması. ama ses yükleyemedim. filmdeki sesi de yükleyebilseydim on numara olurdu. zaten ona sinir olup dağıttım göstergeleri. (bkz: swh)
öyle ya da böyle türünün en güzel örneği desek yanlış olmaz bu film için.
youtube.com/playlist?list=P...
ben ve benim gibilerin bilimi sevmesine hatta abartıp bazılarımızın elektronikçi olmasına sebep olan üçleme.
film yer yer gönderme yer yer de doğrudan saygı duruşu içerir.
dr. emmet brown zaman makinesi yapmakla kafayı bozmuş ve etrafında sadece 17 yaşında bir lise talebesi kalmış çılgın bir bilim adamıdır. köpeğinin adı einstein'dır.
filmin en önemli öğesi olan zaman makinesinin neden bir delorean'den yapıldığı sorulduğunda havalı olsun diye olduğunu söyler. tesadüf mü bilmiyorum ama delorean'ın tasarımcısı giorgetto giugiaro'dur ve nasa'nın uzay araçlarında da parmağı olan biridir. delorean'in gerçek hikayesi zaten çok acayiptir çünkü paslanmaz çelikten spor araba yapma fikri delicedir. üstelik üretimi de epey sıkıntılı olmuştur.
filme dönecek olursak diğer kahramınız 17 yaşında lise talebesi olan marty'dir. marty kendisine korkak tavuk denilince deliye dönen bir karakterdir. filmin ana kırılmaları da korkak lafından sonra olur. buna rağmen bir kayıt stüdyosuna kaset göndermekten de korkmaktadır. sevgilisi jennifer'a ya beğenmezlerse diye dert yanarken görürüz.
filmin bazı öğeleri vardır ki her çocuğun hayalidir. kaykay(ikinci filmdeki uçan kaykay özellikle), marty'nin yeleği, ikinci filmden kendi bağlanan ayakkabı, kapasitör, zaman makinesinin ikonik görünümü, telsizler, saatler sayılabilir.
filmin en bağlayıcı özelliği çok ciddi tonda ilerlememesidir. gerilimli yeri bile geyik tadındadır fakat müzikleri için dev bir orkestra kullanılmıştır. müziği zaten hababam sınıfı müziği gibi her duruma gider bir müziktir.
komedi unsuru çok ön plandadır. doc. geleceği gideceği vakit yanına pamuklu don almayı ihmal etmez mesela. marty geçmişteki doktora gittiğinde kamerayı gören doc. şerefsizim benim aklıma gelmişti tadında davranır.
bilimsel olarak çok detaya girilmez. nihayetinde bir filmdir fakat einstein, newton gibi bilim insanlarına saygı duruşu da ihmal edilmez.
benim kurgusal olarak en çok hoşuma giden kısım plutonun öyle kolayca bulunamaması olmuştu. şimdiki filmlerde bu olay komple tamam yaa yaptık işte diye geçiriliyor. oysa ki doc. ömrünü harcadı, bir servet kaybetti, adı deliye çıktı, pluton bulabilmek için teröristleri kandırmak zorunda kaldı. hatta bu yüzden ikinci filmde elma armut çöpüyle enerji üretebilmesine sinir olmuştum. adamlar füzyon teknolojisi deyince pısıp kaldım ama yine de plutonyumun açığa çıkardığı enerji ile kola, elma çöpü falan aynı olmamalı yav. (bkz: swh)
filmin bir önemli unsuru da zamanda yolculuk etmek için gereken hız 88 mildir. bu konuda çok çeşitli teoriler vardır. neden 88 mil? bir teoriye göre solucan deliğinin açık kalma süresi 0. 1702 saniye. yaptıkları matematik hesabında 88 mil olursa araç geçebiliyormuş. saniyede 39.33 metre. sekizleri yan yatırınca da sonsuz işateti oluyor. bob gale ise herkesin kolay ulaşamayacağı bir hız istedik diyor. hız bu noktada film için çok önemli. çünkü fizikle uğraşanlar bilir ki ivmenin zamanla çok büyük alakası vardır. bunu farkettiğinizde zaten kurgu olarak sabit kapalı bir kutu zaman makinesi yapmak tatsız oluyor. o yüzden hız ve ivme bizim için önemli.
filmin diğer öğesi ise yıldırım düşmesi ve saat kulesi. zaman makinesinin çalışabilmesi için 1.21 gigawatt lazımdır. plutonyum olmayınca gariplerim yıldırıma kalır. doktor marty'i tekrar geleceğe gönderebilmek için 1.21 gwatt hesaplayınca deliye döner. bu sahne komiktir.
filmde her operasyon öncesi maket yapılır ve bu maketler olabildiğince detaylıdır. hatta kurmalı araba yıldırımı temsilen verilen elektrikte yangın çıkartır. marty inşallah gerçeği de böyle yanmaz diye iç geçirir. zayen filmi ilk defa izleyenler marthy kömür olacak mı diye aklından geçirir.
bir başka klasik ise delorean'ın arada tutukluk yapmasıdır. bu genellikle aynı anda iki delorwan çalışamaz diye yorumlanır. bence sadece geyik ama eğlenceli.
filmin bir başka çok sevilen objesi zamanın ayarlandığı göstergeler ve tuş takımı. arabayı oluşturan sanat ekibi hurda uçak parçaları bile kullanmış arabada. muhtemelen bu tuş takımı ve göstergeler de bir uçaktan gelme. ben kendim de elektronikçi olduğum için o panelden bir ara yapmıştım çok eğlencelidir oynaması. ama ses yükleyemedim. filmdeki sesi de yükleyebilseydim on numara olurdu. zaten ona sinir olup dağıttım göstergeleri. (bkz: swh)
öyle ya da böyle türünün en güzel örneği desek yanlış olmaz bu film için.
devamını gör...
10.
tabutta rövaşata
gerçek bir kişiden esinlenilerek yapılmış bir film olduğu için altyapısı bilinmediğinde sevilmemesi normal. zaten film pek de öyle beğeni kaygısı güden bir film değil. duygusal değil, romantik değil, kasvetli, bunaltıcı, görmek istemeyeceğiniz bir hayatın kesiti. hani savaşlarda ölen çocukları aklına getirmek istememek gibi. birileri var, evsiz. uyuşturucu bağımlısı bir kadın kendini satıyor. bunlar gerçek. eskort keyiften başka adamların altına yatıyor deyince kabullenilebilir oluyor ya da keyiften yaz günü sokakta içip sızmak keyifli görünüyor. ama kimsenin olmadığı ve onun bunun iti olmak kolay empati kurabileceğiniz bir şey değil. ezcümle gerçek birinin yeraltı edebiyatı ile yumuşatılmış halidir bu film. her ne kadar tavus kuşu kısmı komik olsa da içinde yeterince dram bile yok filmde.
devamını gör...
11.
uzay yolcuları
suyun yerçekiminden kurtulduğu sahneler güzel. bir ara kaptan'ın uyanıp geri ölmesi kötü kurgu bence. sonunu sevdim ama keşke sonunda orda bir aşiret falan olsaydı millet uyandığında. adem ve havva göndermesiyle efsaneler arasına girebilirdi. lawrence bacıyı seyretmek de iyi geldi. kadın tatlı abi yapacak bir şey yok.
devamını gör...
12.
beni gözünüzde büyütmeyin
gülse birsel'in yeni kitabı.

dün tv'leri gezerken bir programda denk geldim. gülse birsel de hayatta sevmez öyle röportajları falan. yaptığı tespitleri ile beni her zaman benden alıp beni bana bırakmayan bir kadın gülse birsel. örneğin muhtemelen kitapta da geçen bir konudan bahsediyordu. "insanlar başarılı olmak için her yola başvuruyor. 7 7 7 totemi, kişisel gelişim kitapları vs. başarılı olmak için çalışmak harici her şeyi deniyorlar. başarılı olmak için çalışın." dedi. tabi büyüsü olmayınca bu tek kelimelik tavsiye pek tutulmuyor. (bkz: swh)
kadına başka bir röportajda "nasıl yazıyorsunuz?" diye bir soru sormuşlar. o da kalemim kağıdım var ve helva yemeyi seviyorum gibi bir şeyler demiş. sen misin bunu diyen? birisi çıkmış" yazarken şunu şunu yapıyorum, artık helva da yiyorum" demiş. gülse birsel de diyor ki "ablacım o helvayla olan bir şey değil" kendisini de abartmıyor bu arada. ben "19 yıldır yazıyorum. öyle ilham perisi diye bir şey yok. bu bir iş. benim için yazmak her zaman kolaydı, yatkınlığım vardı. sen de 1 sene yazsan senin de olur bir noktadan sonra" şeklinde konuştu.
anladığım kadarıyla bizim türk milletinin bir kişiyi alıp ondan mucizeler bekleme sendromuna cevap olarak yazmış bu kitabı. sevdiğiminsanlardan erkcan özcan da bu bir kişiyi alıp onun her şeyi yapabileceğine olan inancın 19. yıl paradigması olduğunu söyler. ki gülse birsel de "beni iyi siyaset yapar zannediyor insanlar, ben öğlen birde uyanıyorum." diyor.
hayatı çok ciddiye almayanlardansanız, insanların hayatı ciddiye alacağım derken yaptığı absürtlüklerin farkındaysanız gülse birsel kitapları kesinlikle tavsiye ederim. benim bildiğim diğer kitapları gayet ciddiyim ve hala ciddiyim kitaplarıdır.

dün tv'leri gezerken bir programda denk geldim. gülse birsel de hayatta sevmez öyle röportajları falan. yaptığı tespitleri ile beni her zaman benden alıp beni bana bırakmayan bir kadın gülse birsel. örneğin muhtemelen kitapta da geçen bir konudan bahsediyordu. "insanlar başarılı olmak için her yola başvuruyor. 7 7 7 totemi, kişisel gelişim kitapları vs. başarılı olmak için çalışmak harici her şeyi deniyorlar. başarılı olmak için çalışın." dedi. tabi büyüsü olmayınca bu tek kelimelik tavsiye pek tutulmuyor. (bkz: swh)
kadına başka bir röportajda "nasıl yazıyorsunuz?" diye bir soru sormuşlar. o da kalemim kağıdım var ve helva yemeyi seviyorum gibi bir şeyler demiş. sen misin bunu diyen? birisi çıkmış" yazarken şunu şunu yapıyorum, artık helva da yiyorum" demiş. gülse birsel de diyor ki "ablacım o helvayla olan bir şey değil" kendisini de abartmıyor bu arada. ben "19 yıldır yazıyorum. öyle ilham perisi diye bir şey yok. bu bir iş. benim için yazmak her zaman kolaydı, yatkınlığım vardı. sen de 1 sene yazsan senin de olur bir noktadan sonra" şeklinde konuştu.
anladığım kadarıyla bizim türk milletinin bir kişiyi alıp ondan mucizeler bekleme sendromuna cevap olarak yazmış bu kitabı. sevdiğiminsanlardan erkcan özcan da bu bir kişiyi alıp onun her şeyi yapabileceğine olan inancın 19. yıl paradigması olduğunu söyler. ki gülse birsel de "beni iyi siyaset yapar zannediyor insanlar, ben öğlen birde uyanıyorum." diyor.
hayatı çok ciddiye almayanlardansanız, insanların hayatı ciddiye alacağım derken yaptığı absürtlüklerin farkındaysanız gülse birsel kitapları kesinlikle tavsiye ederim. benim bildiğim diğer kitapları gayet ciddiyim ve hala ciddiyim kitaplarıdır.
devamını gör...
13.
house md
polisiye hastane dizisi. tıp etiğine tepki olarak doğmuş bir doktorun içsel yolculuğudur anlatılan.
dizinin son bölümünde görülür ki bu hikaye wilson ile house'un hikayesidir.
everybody lies/everbody dies.
dizinin son bölümünde görülür ki bu hikaye wilson ile house'un hikayesidir.
everybody lies/everbody dies.
devamını gör...
14.
how i met your mother
arkadaşların how i fuck your mother diye adını çevirip dalga geçtiği dizi. (bkz: swh)
ben uzun süre oldu izleyeli fakat ismi ile çok alakası yoktu genelde. 200 bölüm çocukların anası kim diye beklemez millet.
o güzel olan at gibi hatun değil çocukların anası
ben uzun süre oldu izleyeli fakat ismi ile çok alakası yoktu genelde. 200 bölüm çocukların anası kim diye beklemez millet.
o güzel olan at gibi hatun değil çocukların anası
devamını gör...
15.
ruhsar
hep aynı konular işlenmesine rağmen 100 bölüm yine iyi götürmüştür. "trikotajla hiçbir ilgisi olmayan kader yine ağları örmüş.." gibi fantastik bir cümleye ev sahipliği yapar. sansürü ruhospu diyerek delmiştir. kanka lafını bu dizinin yaydığı söylenir.
devamını gör...
16.
zübük
zübük'ün başarısı siyasetçiyi anlatmasından gelmez. onu herkes yapıyor, yapmayan var mı? zübük'ün başarısı anlattığı halktan gelir. halktır zübük olan. ıbrahim zübük de bunu anladığında kendine "bir daha namuslu insanlarla çalışma" diye öğüt verir. ha filmi 7/24 ekranlarda göstersen, kitabını zorunlu ders olarak okullarda okutsan bir şey değişir mi? değişmez. zübüklük bir gen meselesidir. (bkz: zübük geni)
devamını gör...
17.
the matrix
(bkz: kırmızılı kadın)
her anlamda şaheser olsa da bana yine de bazı bölümleri kopuk geliyor. bu neo kardeşimizin eş dost hısım akrabası yok mesela. neden yok? hatta neo'nun gündelik yaşamına dair pek bir şey yok. çünkü seyircinin simülasyon dünyası ile bağ kurmasını istememişler. ama yine de neo'ya annesinin "oğluşum nerdesin?" demesi gerekiyordu bir noktada.
her anlamda şaheser olsa da bana yine de bazı bölümleri kopuk geliyor. bu neo kardeşimizin eş dost hısım akrabası yok mesela. neden yok? hatta neo'nun gündelik yaşamına dair pek bir şey yok. çünkü seyircinin simülasyon dünyası ile bağ kurmasını istememişler. ama yine de neo'ya annesinin "oğluşum nerdesin?" demesi gerekiyordu bir noktada.
devamını gör...
18.
yahşi cazibe
simge bacının yerden göğe kadar haklı olduğu dizidir. hakan denen şerefsiz 2 kadını aynı anda idare etmişir. cazibe ise sevgilisi olan bir adamla düşüp kalkmayı kendine hak görmüş kadınlık gururunu ayaklar altına almıştır. bu da yetmezmiş gibi simge'nin gözünün önünde işi pişirip dalga geçmekte hiçbir beis görmemiştir. barış denen zevzek ise hakan'a çanak tutarak işlerin bu noktaya gelmesine sebep olmuştur. simge'nin babası kızının yarım akıllı olduğunu bildiğinden koruyup kollamak istemiş ama bunun için en yaşlış kişiyi yani hakan'ı seçmiştir.
devamını gör...
19.
interstellar
sen kalk kızını dünyada bırak bu 1, hadi bıraktın öbür sulu gezegende kalkıp gitmek varken kadını bekleyip 20 yıl kaybedilmesine sebep ol 2, hadi orda vakit kaybettin, battı balık yan gider deyip karadeliğe dalmak nedir a ibine?
devamını gör...
20.
kahpe bizans
gani müjde'nin absürd komedisidir.
-erkek çocuk doğurdun doğurdun...
-ben kendimin babasıyım.
- kralı gelse, ki kendisi babam olur.
-pencereyi kapatın. kibrit bize gelene kadar sönüyor.
-onu bırak beni al.
absürd komedi sevenler için birebirdir.
-erkek çocuk doğurdun doğurdun...
-ben kendimin babasıyım.
- kralı gelse, ki kendisi babam olur.
-pencereyi kapatın. kibrit bize gelene kadar sönüyor.
-onu bırak beni al.
absürd komedi sevenler için birebirdir.
devamını gör...