1.
çakılan hede. sahte ve bir o kadar cazip.
devamını gör...
2.
son zamanlardaki çalışmalarım beni türlü unsurların bir araya getiriliş çeşitleri, sentez (bireşim), eklektizm (eklektisizm de olur, ya da gelin türkçesiyle “seçmecilik” diyelim) ve senkretizm (bağdaşımcılık) üzerine okumaya ve düşünmeye sevk ediyor. tarih boyu verilen örneklerden yola çıkarak toplumumuzun, kültürümüzün birtakım ürünlerini bu kavramların kapsamında değerlendirmek mümkün elbette. ama ben, bir araya getirmenin türklere özgü bir versiyonunu geliştirdiğimizi öne sürme cüretini gösterecek ve bu akıma çakmacılık diyeceğim.
önce çerçevemizi belirleyelim: gündelik hayatta sıkça kullandığımız “çakma” sözcüğü, tdk büyük türkçe sözlüğü’nde de “taklit, sahte” anlamıyla yer alır. fakat çakma kavramı, kopyaladığı ürüne kendinden hiçbir şey katmayan, aslına kılı kırk yararcasına sadık kalmayı kendine hedef edinen, adına “salt taklitçilik” diyeceğim anlayışın ortaya koyduklarından farklıdır. bireyi ve çabasını normalize eden totaliter bir toplumun karşısında naif bir yaratıcılığın çırpınışıdır çakmacılık; önündeki örneğin “aynısını yapma” zorunluluğuna karşı fiziksel imkansızlığın körüklediği bir direniştir; kopyaladığı tabloya imzasını atamayacağını bilen, o yüzden tuvalin bir köşesine kendinden başka kimsenin fark edemeyeceği iki üç nokta koyan ressamın, “zaten bu fırçalarla bu boyalarla ancak bu kadar olur” dediği noktadaki hazzıdır. çakmacılık, birbirinden ayrı unsurların ortak bir amaç için uyumlu bir bütün oluşturduğu ama kendi kimliklerini yitirmediği bağdaşımcılıktan da, parçaların kendi yaratılış amaçları ve işlevlerini yitirip bir araya getiren kişinin zevki doğrultusunda yeniden şekillendiği seçmecilikten de nasibini almıştır ama onlardan farklıdır. bağdaştırır ama bağdaşımcılık değildir, seçmecidir fakat seçmecilik değildir.
şimdi birkaç farklı örnekte çakmacılığı somutlaştıralım:
vaka bir: yıldızlar savaşı
bu vakamız, hepimiz için kült mertebesine erişmiş olan star wars ile ilgili. 80’li yılların başında, kenner ve parker firmalarının lucasfilm lisansıyla üretmekte olduğu star wars figürleri revaçtaydı. o dönemlerde ekonomimiz böyle serbest olmadığından, ya ithal malları merkezlerinde bulabilirdiniz bu oyuncakları, ya da tahtakale’deki büyük oyuncakçılardan. fiyatları da el yakardı hani, yılbaşında bir tane alınabilirse bir sonraki yıla kadar şanslı sayardı insanlar kendini.
altı üstü birkaç plastik parçasının bu kadar para ediyor olması önce sahtecilerin, sonra çakmacıların dikkatini çekmiş olacak ki (belki de bir evrim söz konusuydu ve sahteciler, ifade yeteneklerini kullanmayı öğrenerek çakmacıya dönüştüler) çok geçmeden “stars war” markalı türk malı oyuncaklar boy gösterdi. orijinal oyuncakların kalıbı alınıyor, aynı kalıba dökülen plastikten üretilen oyuncaklar asıllarını andıracak fakat aynı olmayacak şekilde boyanıyor ve akıl almaz yaratıcılıktaki ambalajlarla piyasaya sürülüyordu. zaten kalıp alma işlemi sırasında detaylarını yitiren bu oyuncakların %90’ı için, kendi tanımlarımıza bağlı kalarak sahte demek mümkün; çünkü yaratıcılığın dokunuşu asla bir iki yerde boya farklılığından öteye geçmiyordu. sahtecilerin çakmacıya dönüşmesi, bu seriye star wars’ta olmayan iki yeni ürün kattıkları zaman gerçekleşecekti.
bunlardan ilki için, the empire strikes back filminin hemen başında, hoth’taki asi üssüne yapılan imparatorluk baskınında gördüğümüz bembeyaz (kar kıyafetli)ımperial stormtrooperları almış, beyaz yerine çivit mavisine boyadıktan sonra mavi yıldızlar anlamına gelen (bkz: blue stars) adını vermişlerdi. bu olay, o güne kadar sahte üretimlerin isimlerini telif yasasından kaçmak için kasten yanlış yazmakla yetinenlerin kendilerini aştıkları noktadır. bir ikincisi, üzerindeki kan kırmızı cüppesiyle son derece korkutucu görünen ımperial guardların cüppenin altında afrikalı bebeler gibi cılız tasarlanmış olmasından duydukları hoşnutsuzluk ve bunu gidermek için, tüm star wars figürleri arasında en tıknazlarından olan tıe fighter pilot’tan uzuv nakli yapmalarıdır. (bu çakmacılığın edebiyattaki yansıması, kemal tahir ve ertem eğilmez’in çağlayan yayınları’nda bilimkurgu kitaplarını çevirdikten sonra araya aşk ve savaş sahneleri serpiştirmeleridir.) ortaya çıkan şeyin george lucas’tan çok kendilerine ait olduğunu fark ettikleri noktada ise çakmacılarımız durmak bilmeden yola devam etmiş, böylelikle gem vurmaktan sakındıkları yaratıcılıkları şahlanmış ve yarattıkları karakteri farklı şekilde silahlandırmaya, bursa kılıç kalkan ekibine döndürmeye kadar götürmüştür onları. söz konusu figüre verdikleri isim, çakmacılığın tekkesi bir gün açılacak olursa, dervişlerinin başının ofisine yazılmalıdır: head man, yani kafa adam. bu serinin övgüye layık bir diğer başarısı ise, ımperial gunner figürünün kartonetinde ışıkları yanıp sönen bir konsol yerine, güneş enerjisiyle çalışan bir hesap makinesi, chewbacca’nın arkasına ise egzotik görünümünden ötürü kudret narı ve saksı çiçeği resmi koymalarıdır.
vaka iki: üç dev adam
ilk uzun metrajlı uzay yolu filmini abd’den önce çeviren yeşilçam, 1973 tarihli bu düşük bütçeli film için de kaptan amerika’yı, örümcek adam’ı ve meksikalı güreşçi santos’u bir araya getirmiş. bu filmdeki örümcek adam, çakmaların ilahıdır.
örümcek, çizgi romanlarından kanıksadığımız üzere bileğinden ağ atıp kötüleri pataklasa, cins-i latifle ilişikilerinde sürekli başarısız olsa, meteliğe kurşun atsa pekala “sahte” olabilirdi. nitekim filmdeki santos ve kaptan amerika öyle sayılabilir. ancak alıştığımız mavi kırmızı kostüm yerine yeşil kırmızı bir kıyafet giyen (muhtemelen kontrast renkler mevzuunu hiç duymamış olan) türk örümcek’in kaşları fırça gibidir ve maskesinin göz deliklerinden dışarı fışkırmaktadır. bu örümcek adam tepelerde bacalarda gezinmektense jant kapağı eksik bir arabaya binmeyi ve yürümeyi tercih eder. kabadayı ağzıyla konuşur, kadın döver, uluslararası bir sahtecilik çetesinin başındadır, kalp para basar, uyuşturucu kaçırır, rakiplerini çakıyla keser; boynuna kadar kuma gömdürdüğü bir kadının suratına bir sandalın dıştan takma motorunun pervanesini değdirir, gözlerine plastik boru dayadığı bir adama bu borulardan aç fareler gönderir ve hayvanları adamın gözleriyle besler. üstelik kendisine kurşun işlemez ve öldüğü zaman tekrar dirilme yeteneğine sahiptir.
netice itibariyle;
çakmacılık, yabancı kökenli içeriği içten içe çürütmeyi, bunu yaparken de kâr etmeyi amaçlayan bilinçli bir çabadır. bu açıdan, mesaj kaygısı içerir. sulandırılmış milliyetçilik içerir.
yerlileştirme ve yerelleştirme, çakmacılığın dönüşümsel enstrümanlarıdır.
toplumsal kabul görmeyen bireysel yaratıcılığın tezahürüdür ve kitlesel eleştiriden çekindiği içindir ki kendine alt kültürü (bilimkurgu, fantezi, çizgi roman vb.) mecra seçebilmiştir.
önce çerçevemizi belirleyelim: gündelik hayatta sıkça kullandığımız “çakma” sözcüğü, tdk büyük türkçe sözlüğü’nde de “taklit, sahte” anlamıyla yer alır. fakat çakma kavramı, kopyaladığı ürüne kendinden hiçbir şey katmayan, aslına kılı kırk yararcasına sadık kalmayı kendine hedef edinen, adına “salt taklitçilik” diyeceğim anlayışın ortaya koyduklarından farklıdır. bireyi ve çabasını normalize eden totaliter bir toplumun karşısında naif bir yaratıcılığın çırpınışıdır çakmacılık; önündeki örneğin “aynısını yapma” zorunluluğuna karşı fiziksel imkansızlığın körüklediği bir direniştir; kopyaladığı tabloya imzasını atamayacağını bilen, o yüzden tuvalin bir köşesine kendinden başka kimsenin fark edemeyeceği iki üç nokta koyan ressamın, “zaten bu fırçalarla bu boyalarla ancak bu kadar olur” dediği noktadaki hazzıdır. çakmacılık, birbirinden ayrı unsurların ortak bir amaç için uyumlu bir bütün oluşturduğu ama kendi kimliklerini yitirmediği bağdaşımcılıktan da, parçaların kendi yaratılış amaçları ve işlevlerini yitirip bir araya getiren kişinin zevki doğrultusunda yeniden şekillendiği seçmecilikten de nasibini almıştır ama onlardan farklıdır. bağdaştırır ama bağdaşımcılık değildir, seçmecidir fakat seçmecilik değildir.
şimdi birkaç farklı örnekte çakmacılığı somutlaştıralım:
vaka bir: yıldızlar savaşı
bu vakamız, hepimiz için kült mertebesine erişmiş olan star wars ile ilgili. 80’li yılların başında, kenner ve parker firmalarının lucasfilm lisansıyla üretmekte olduğu star wars figürleri revaçtaydı. o dönemlerde ekonomimiz böyle serbest olmadığından, ya ithal malları merkezlerinde bulabilirdiniz bu oyuncakları, ya da tahtakale’deki büyük oyuncakçılardan. fiyatları da el yakardı hani, yılbaşında bir tane alınabilirse bir sonraki yıla kadar şanslı sayardı insanlar kendini.
altı üstü birkaç plastik parçasının bu kadar para ediyor olması önce sahtecilerin, sonra çakmacıların dikkatini çekmiş olacak ki (belki de bir evrim söz konusuydu ve sahteciler, ifade yeteneklerini kullanmayı öğrenerek çakmacıya dönüştüler) çok geçmeden “stars war” markalı türk malı oyuncaklar boy gösterdi. orijinal oyuncakların kalıbı alınıyor, aynı kalıba dökülen plastikten üretilen oyuncaklar asıllarını andıracak fakat aynı olmayacak şekilde boyanıyor ve akıl almaz yaratıcılıktaki ambalajlarla piyasaya sürülüyordu. zaten kalıp alma işlemi sırasında detaylarını yitiren bu oyuncakların %90’ı için, kendi tanımlarımıza bağlı kalarak sahte demek mümkün; çünkü yaratıcılığın dokunuşu asla bir iki yerde boya farklılığından öteye geçmiyordu. sahtecilerin çakmacıya dönüşmesi, bu seriye star wars’ta olmayan iki yeni ürün kattıkları zaman gerçekleşecekti.
bunlardan ilki için, the empire strikes back filminin hemen başında, hoth’taki asi üssüne yapılan imparatorluk baskınında gördüğümüz bembeyaz (kar kıyafetli)ımperial stormtrooperları almış, beyaz yerine çivit mavisine boyadıktan sonra mavi yıldızlar anlamına gelen (bkz: blue stars) adını vermişlerdi. bu olay, o güne kadar sahte üretimlerin isimlerini telif yasasından kaçmak için kasten yanlış yazmakla yetinenlerin kendilerini aştıkları noktadır. bir ikincisi, üzerindeki kan kırmızı cüppesiyle son derece korkutucu görünen ımperial guardların cüppenin altında afrikalı bebeler gibi cılız tasarlanmış olmasından duydukları hoşnutsuzluk ve bunu gidermek için, tüm star wars figürleri arasında en tıknazlarından olan tıe fighter pilot’tan uzuv nakli yapmalarıdır. (bu çakmacılığın edebiyattaki yansıması, kemal tahir ve ertem eğilmez’in çağlayan yayınları’nda bilimkurgu kitaplarını çevirdikten sonra araya aşk ve savaş sahneleri serpiştirmeleridir.) ortaya çıkan şeyin george lucas’tan çok kendilerine ait olduğunu fark ettikleri noktada ise çakmacılarımız durmak bilmeden yola devam etmiş, böylelikle gem vurmaktan sakındıkları yaratıcılıkları şahlanmış ve yarattıkları karakteri farklı şekilde silahlandırmaya, bursa kılıç kalkan ekibine döndürmeye kadar götürmüştür onları. söz konusu figüre verdikleri isim, çakmacılığın tekkesi bir gün açılacak olursa, dervişlerinin başının ofisine yazılmalıdır: head man, yani kafa adam. bu serinin övgüye layık bir diğer başarısı ise, ımperial gunner figürünün kartonetinde ışıkları yanıp sönen bir konsol yerine, güneş enerjisiyle çalışan bir hesap makinesi, chewbacca’nın arkasına ise egzotik görünümünden ötürü kudret narı ve saksı çiçeği resmi koymalarıdır.
vaka iki: üç dev adam
ilk uzun metrajlı uzay yolu filmini abd’den önce çeviren yeşilçam, 1973 tarihli bu düşük bütçeli film için de kaptan amerika’yı, örümcek adam’ı ve meksikalı güreşçi santos’u bir araya getirmiş. bu filmdeki örümcek adam, çakmaların ilahıdır.
örümcek, çizgi romanlarından kanıksadığımız üzere bileğinden ağ atıp kötüleri pataklasa, cins-i latifle ilişikilerinde sürekli başarısız olsa, meteliğe kurşun atsa pekala “sahte” olabilirdi. nitekim filmdeki santos ve kaptan amerika öyle sayılabilir. ancak alıştığımız mavi kırmızı kostüm yerine yeşil kırmızı bir kıyafet giyen (muhtemelen kontrast renkler mevzuunu hiç duymamış olan) türk örümcek’in kaşları fırça gibidir ve maskesinin göz deliklerinden dışarı fışkırmaktadır. bu örümcek adam tepelerde bacalarda gezinmektense jant kapağı eksik bir arabaya binmeyi ve yürümeyi tercih eder. kabadayı ağzıyla konuşur, kadın döver, uluslararası bir sahtecilik çetesinin başındadır, kalp para basar, uyuşturucu kaçırır, rakiplerini çakıyla keser; boynuna kadar kuma gömdürdüğü bir kadının suratına bir sandalın dıştan takma motorunun pervanesini değdirir, gözlerine plastik boru dayadığı bir adama bu borulardan aç fareler gönderir ve hayvanları adamın gözleriyle besler. üstelik kendisine kurşun işlemez ve öldüğü zaman tekrar dirilme yeteneğine sahiptir.
netice itibariyle;
çakmacılık, yabancı kökenli içeriği içten içe çürütmeyi, bunu yaparken de kâr etmeyi amaçlayan bilinçli bir çabadır. bu açıdan, mesaj kaygısı içerir. sulandırılmış milliyetçilik içerir.
yerlileştirme ve yerelleştirme, çakmacılığın dönüşümsel enstrümanlarıdır.
toplumsal kabul görmeyen bireysel yaratıcılığın tezahürüdür ve kitlesel eleştiriden çekindiği içindir ki kendine alt kültürü (bilimkurgu, fantezi, çizgi roman vb.) mecra seçebilmiştir.
devamını gör...
3.
orijinal markaların taklidi olan sahte ürünleri tabir eden bir kelime.
devamını gör...
4.
ne yazık ki, güzel türkçemizde, "sahte, taklit" kelimeleri yerine kullanımı o kadar yaygınlaşmıştır ki, bir programda ilber ortaylı'nın da ağzından duyularak, üzmüştür.
devamını gör...
5.
çakma şeyler, gerçeklerinin yerini tutamazlar. mesela, bir çakma rolex saatiniz olabilir, ama o saati takan insanların gerçekten de zamanı yönetebilip yönetemediklerinden emin olamazsınız.
devamını gör...