victor hugo’nun bir idam mahkumunun son günü isimli kitabında geçen bir cümledir. büyük yazar bu cümleyi idamını bekleyen bir adamın ağzından yazmış. hücresinde ölümü, daha doğrusu öldürüleceği anı bekleyen adam için baktığı, etrafında olan her şey bir hapishaneye dönüşüyor ister istemez.

rahat rahat söyleyebiliriz ki biz o idam mahkumundan ya da herhangi bir idam mahkumundan daha iyi durumda değiliz. ana rahmine düştüğümüz andan itibaren ölüme mahkumuz. bizim cezamızın infazı için sürenin belirsiz olması bizi ne zaman öleceği belli olan bir adamdan daha şanslı yapmaz.

biz de o idam mahkumu gibi etrafımızdaki her şeyi bir hapishane gibi görürüz ya da görmeliyiz, en azından ben öyle yapıyorum.

çevremde olan insanların çoğunun çevremde olmasından memnun değilim. varlıkları beni mutlu etmiyor, mutlu olmak peşinde de değilim aslında ama varlıklarından rahatsızım. bu da tüm insanları benim için etten bir hapishaneye çeviriyor. içinde dolaştığım ormanlar ahşap hapishanelere, binalar betondan hapishanelere evriliyor zihnimde. böyle ferah ferah bir meydanda yürüsem açık hava hapishanesi gibi hissediyorum.

sanırım kötü ruhlu bir kaplumbağa gibi hapishanemi peşim sıra taşıyorum.
devamını gör...
aslında hapishane olarak nitelenmesi gereken şey; insanoğlunun kendisi değil. o'nun asırlar boyunca yaratmış olduğu bir takım algılar ve değer yargılarıdır. hapishane'nin temelini ve omurgasını kanımca bu zihinsel harç oluşturuyor. insanoğlu denen mahlukatsa, o'nun etten ve kemikten yapılmış parmaklıkları olmaktan öteye gitmez/gidemez. siz bu parmaklıkları kolayca aşabilirsiniz. onların sizi durdurabilme kabiliyeti çok da yüksek değildir. ama aştığınız her parmaklık sonrasında bir yenisi ile karşılaşmanız olasıdır. labirent gibi bir hücre sistemi mevcuttur. bunun sebebiyse bizatihi bu parmaklıkları besleyen ve semirten zihinsel alt yapıdır. kâh soysuzlar hücresinin parmaklıklarını darmadağın edersiniz, kâh kibir yolcuları koğuşunun parmaklıklarını kırarsınız... sonra karşınızda dalkavuklar kapısı çıkar. etiyle tırnağıyla, kemiğiyle kanıyla direnir... bunlar söylediğim gibi bir şekilde halledilir. tüm kapıları ve parmaklıkları biraz mücadeleyle kırar geçersiniz. asıl mesele; özgürlüğü duyumsayacağınızı düşündüğünüz hapishane avlusunda çınlayan siren sesidir. işte kitlelerin dehası orada devreye girer. düşünmeyen, sorgulamayan, sadece tek merkezden yönetilen bir zombi sürüsü salınır üzerinize. uzaklaşmanız gerekir. tek bir ısırık dahi bilinçaltınızda bir dönüşüme sebep olabilir. tüm gücünüzle koşarsınız, kaçarsınız...

hapishane kapısına geldiğinizde yemyeşil çayırların ve mavi bir gökyüzünün sizi karşılayacağını düşünürsünüz. ne de olsa, onca mücadele verilmiş, onca engel alt edilmiştir. başka türlüsü mümkün müdür? arkanıza dönüp bakarsınız ve o devasa hapishanenin gri ve korkutucu görüntüsü kazınır zihninize. yolunuza tek başınıza devam edersiniz. hava yağışlı ve pusludur. yollar çamurlu... sizse artık bir firarisinizdir. firari olmak özgür olduğunuz anlamını taşımaz. o hapishane her daim peşinizden gelecektir. kavafis'in ''kent'' şiirinin dizeleri dökülür dilinizden;

başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin.
bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa.
sanki bir hükümle yazgılanmış bir çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın."
yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.
hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. dolaşacaksın
aynı sokaklarda. ve aynı mahallede yaşlanacaksın
ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların.
hep aynı kente varacaksın. bir başka kent bekleme sakın,
ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde.


firari de her daim mahkumdur. yeniden o hapishaneye tıkılma korkusu ile yaşar. onun parmaklıkları zihnindedir artık. fiziki olarak dışarıdaymış gibi gözükse de zihinsel olarak yeni duvarlar örmüştür kendisine. ve yine kavafis'ten bir şiir fısıldar sessizliğe;

düşünmeden, acımadan, utanmadan
kocaman yüksek duvarlar ördüler dört yanıma.

ve şimdi oturuyorum böyle yoksun her umuttan.
beynimi kemiriyor bu yazgı, hep bu var aklımda;

oysa yapacak bunca şey vardı dışarda.
ah, önceden fark etmedim örülürken duvarlar.

ama ne duvarcının gürültüsü, ne başka ses.
sezdirmeden, beni dünyanın dışında bıraktılar.


etrafta birbirinden habersizce dolanan yüzlerce, binlerce, milyonlarca firari vardır. bir hazin hürriyet öyküsünün birbirinden habersiz kahramanları olarak dolaşırlar boşlukta. sırtlarında taşıdıkları yük, bir kaplumbağanın kabuğunda taşıyabileceğinden fazlasıdır. kaplumbağalar kötü ruhlu değildir efendiler! * taşınan o yük asırlardır ilmek ilmek örülen ve sizi bu noktaya getiren algının, zihninizi tutsak etmiş olduğu gerçeğidir. ve beyler/bayanlar kurtuluş ne yazık ki, tek başına olmaz. firari olmaktan kurtulmanın tek yolu vardır; devrim! orada devreye ursula abla girer ve şöyle der; 'vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. devrim'i satın alamazsınız. devrim'i yapamazsınız. devrim olabilirsiniz ancak. devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir...''

siz devrim olamadıkça, hapishane sınırlarını genişletmeye devam edecek. siz devrim olmadıkça, o hapishaneye tekrar gireceğiniz korkusuyla yaşamaya devam edeceksiniz. oysa kaplumbağalar uçabilir. sürüngen olan insandır... insanoğlunun şerefine kaldıralım kadehlerimizi!

* bu arada güzel başlık olmuş. sevdim. * şöyle başlıklara yazın yahu! parmaklarınızı korkak alıştırmayın. fotoğraf yerine bakış açısı görelim. salt alıntı görmek yerine özgün düşünceler okuyalım. başkalarının fotoğrafları ve aforizmaları ile kendinizi hapsettiğiniz zihinsel duvarlarınızı yıkmakla başlayın işe. en kötüsünü bile yazsanız yazdığınız sizin olsun. başkalarının sözleri ve çektiği fotoğraflar ile alacağınız beğenilerdense, kendinizi ifade ederek gerekirse linçe uğrayın. özgünlük anlamında ve düşünsel anlamda kendiniz olmanız her şeyden yeğdir! hiçbir şey yapamıyorsanız, alıntılarınızın altını doldurun. sizin olmayan şeylerin takdir edilmesi, kendinizi hapsettiğiniz küçük hücrelerden başka bir şey değil. mutlu olduğunuzu sanıyorsunuz, beğenildiğinizi ve onaylandığınızı. ama onlar sizin değil cancağızlarım. siz de değilsiniz. kabuk dolusu selamlar size. verdik yine son tahlilde kamu spotunu *
devamını gör...
"kainatın sığabildiğine insan, insanın sığmadığına kainat derim!"*

üstad ateist kaplumbağa* her ne kadar alıntı yapmadan yorum yapmanın daha verimli olacağını söylemiş olsa da, konu ile ilgili olduğu için alıntı ile başladım.

hapishanede olup olmadığımızı anlayabilmemiz için, özgürlüğü tanımlamamız gerekir. tarih boyunca cevabı bulunamayan bir kavramdır özgürlük.

nedir özgürlük?

ideolojik kimliklere takılmadan, hangi ideal olursa olsun; bütün devrimlerin ve devrimcilerin vaad ettiği ve uğruna canını vermekten kaçınmadığı özgürlük kavramının, devrim gerçekleştikten ve hakimiyet kurulduktan sonra; muhafazakarlaşması, kurallar silsilesine mahkum olması; özgürlük kavramı için tezat oluşturmuştur.

insan; ya mahkumiyeti tanımlamış, özgürlüğü tanımlayamamıştır; ya da özgürlüğü tanımlamış, mahkumiyeti tanımlayamamıştır.

kişisel düşüncem;

evet insan kainata sığmamıştır. çünkü kainatın sınırlılığı, insanın içinde bulunan sınırsızlık özlemini karşılamaktan acizdir.
devamını gör...
hapishane olan şey nefsimiz. nefsimizin bize gösterdiği dunya.
yapay zeka uygulamalarının bize sunduğu algoritmalar gibi "etrafımız" dediğimiz şeyi oluşturan da kendi nefsimizin seçimleri. en mutlu olduğumuz anda bile içimizde yasattigimiz o yetersizlik, boşluk, anlamsızlık hissi yaşadığımiz her yeri bir hapishaneye dönüştürüyor.
yalnız hapishaneler de aynı değildir. bir sürü çeşidi var. kapalı, yarı açık, açık, denetimli serbestlik... yine hapishane içinde koğuş ağası var, hücre cezası var, zincirli gezinenler var, turuncu üniforma giyenler, çizgili üniforma giyenler var... hayatın her anında başka bir hapishane bölümüne geçiyoruz. kimi zaman toplum yararına parklarda çalıştırılıyor kimi zaman boncuklardan cüzdan bileklik yapıyoruz. tüm günü bir hücrede gecirmiyorum. kendimle başbaşa kalmayarak,
esaretin bedeli filminde gün batımında buz gibi soğuk bira içme sözü karşılığında gardiyanla anlaşan mahkum gibiyim. iyi bir mahkum olursam, topluma yararlı işler de çalışırsam benim de zaman zaman "unutma" ödülüm oluyor. hapishanede olduğumu yani nefsimin isteklerini unutma ödülü.
bu hapishaneden bir gün çıkacağım. ya cehenneme atılıp idam edilmiş olacağım ya da cennete girip özgürlüğüne kavuşacağım. umrumda olan sey bu hapishaneden hep birlikte cikacagimiz gün sevdiklerim yanımda olacak mı?
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"etrafımdaki her şey hapishane" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim