#ödüllü filmler
drama / gerilim / kült-efsane / gizem
9.2 / 10
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

bu filmi defalarca izledim, her izlediğimde kaçırdığım bir yer olduğunu farkettim. ne kadar konsantre olmaya çalışarak izledimse de gözümden kaçan birşeyler olmuş mutlaka. aynı zamanda karakter arasında kalan milyonlarca insan olduğuna da eminim. mutlaka herkesin bir yanında edward norton diğer tarafında da brad pitt'lik vardır. brad pitt te de piçlik var ayrıca.
devamını gör...
#2061323
ben bu filmin o ütopik halini seviyorum ama en çok gizli bir örgüt oluşunu ve her kesimden insan katılımını seviyorum.
insanın bir örgüt kurup tüm kötülükleri bitirmek gibi insanlara refah sunmak gibi isyan etmek gibi hayalleri vardır ya...
filmde bir lokanta da sinemada benzinlikte vs her yerden bu örgütün elemanları çıkıyor.
birbirlerini tanıyorlar ama bir taraftan tanımıyorlar. gözleri mor en belirgin tanıma şekli bu.
bunların bir düşüncesi de potansiyellerini kullanamamış olmaları. potansiyelleri ne o da belli değil.
örgüt büyüyüp ne olacaktı tüm dünyayı kaos içinde bırakacaklardı. bunun sonu yoktu. sonuçta yine birileri sistem dışında kalacaktı. tüm örgüt üyeleri insanlar refaha eremeyeceğine göre.
şehri patlatıp bırakma fikri bu yüzden.
demek ki başroldeki adamında kavgası yine kendisiyle. bunca insanın kavgası önce kendisiyle.
devamını gör...
böyle iki tane adam var birbirini dövüyor kulüp falan kuruyorlar. güzel aksiyonlu bir film ama sonuna doğru kafam karıştı anlamadım çok. rüya görüyo biretpit galiba
devamını gör...
chuck palahniuk'un aynı adlı romanından uyarlanan film. kaç defa izledim hatırlamıyorum bile, ama sahneleri hatırladığımda gözlerimin önünde oynayacak kadar olduğu kesin. anlatacaklarım kesinlikle spoiler içerir. bu bir kapitalizm, sistem eleştirisi içeren film değildir. zira chuck palahniuk'un son birkaçı hariç tüm eserlerini okuyan, tarzını deliler gibi seven, okurken düşünceden düşünceye, duygudan duyguya sürüklenen biri olarak hiç şüphe etmeden net olarak söyleyebilirim. fight club insan doğasına, yalnızlığa, insanın kimlik sorunlarına, topluma dair pek çok soru sorar, pek çoğunu cevaplar, bazısını okura bırakır. filmde bu doğrudan verilmese de dolaylı olarak verilir aslında. anlatıcı bir ayrı uçtadır, tyler bir diğer uçta, ikisi de doğru olan değildir. temelde hangisinin doğru olduğunu bile umursamaz fight club, chuck. chuck palahniuk eserlerinde bir karakter içinde ikincil bir karakter yaratır, bir diğeri hiç görmediği dış dünyada kimliğini arar, biri boğulma taklidi yaparak biraz ilgi görmeye çalışır, biri mastürbasyon bağımlılığından kurtulmak için amaçsızca taş taşır, biri yazar diğeri çizer, bir grup bir araya gelip geçmişi unutmak için çarpışma partisi düzenler, o esnada chuck palahniuk gider pahalı şeyler satın alır, fight club tişörtü, kupası satar. hayat kimlikleri kıyafet gibi giyip robot gibi yaşamak için değildir çünkü ve insan deneyimlediği şeyin kötü yanlarını bilir, eleştirir. (evet film kitap karışık takıldım ama olur öyle)
dövüş kulübü sana puanım dohuz kanka, çünkü filmi olmasa da gösteri peygamberi on.
devamını gör...
sabreyleyem seyredem diyorum da ...
sonra isyan edesim geliyor:
neden dünya bunları (90 dakikalık laf ya da seyahat salataları) izleyenlerle dolu diye...
aynı "felsefe"yi ben yapsam adım "felsefe yapma" oluyor..
devamını gör...
neredeyse bütün akranlarıma aşağıdaki gibi bir görsel şölenle facebook kapak fotoğrafı kazandırmış david fincher filmi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

1999 yapımı filmin senaryosu jim uhls tarafından yazılmakla birlikte, chuck palahniuk'un aynı adlı romanından uyarlamadır.

brad pitt, edward norton, helena bonham carter başrolleri paylaşmışlardır. kitap ile mukayese bir değerlendirme yapmayacağım şu an, zira kitabı okumadım. tamamen sinema üzerinden değerlendireceğim.

ilk kuralı görmezden gelip* dövüş kulübü hakkında konuşmaya başlıyorum; ama önce "gelmiş geçmiş en iyi film" olarak değerlendiren akranlarıma gözlüklü düşünür ibrahim tatlıses capsini hediye etmek istiyorum.

film, modern bireyinn kimlik yorgunluğuna, kapitalizmin endüstriyel sterilizasyonuna, marka takıntısı ve satın alma dürtüsünün insan ruhunu ele geçirmesine ve maskülenlik krizinin bastırılmış gölgesine ışık tutuyor. tyler durden, sistemin içinde kaybolan adamın, kendi zihninin ürettiği bir kaçış fantezisidir. bu açıdan bakıldığında fight club, tarihin ortanca çocuklarının varoluş krizini teşrih masasina yatıran en yaratıcı işlerden biridir. üstelik bunu gayet tatmin edici görsel efektler ve temalarla işliyor. bu açıdan film, izlemesi keyifli ve ortalama üstü bir film kabul edilebilir.

ancak bunlar filmi ne yazık ki kusursuz yapmıyor. filmde aslında çok değerli bir twist var, fakat bunu çokça hissettiriyor izlerken. marla'nın sürekli "ne anlatıyorsun sen ya?" bakışı, tyler durden'in kimseyle iletişim kurmaması, dövüş kulübü'nün liderlik dinamiğindeki absürtlük... bunların hepsi dissosiyatif kimlik bozukluğu twistini neredeyse ele verecek abartıda işleniyor. aslında bu hastalık o kadar basite indirgeniyor ki, sonda bir anda normale dönmesi vb gibi durumlar biraz komik kalıyor filmin genel kalitesine göre. dissosiyasyon ve kimlik bölünmesi, filmde sadece estetik bir twist gibi kullanılıyor ve bu da gerçekte cok daha yıkıcı olabilecek bu hastaligin ciddiyeti den uzaklaştırarak "coolluk katmanı" olarak yansıtıyor.

burada eleştirilen şey kapitalizm. modern kölelik, marka takıntısı, satın alma arsızlığını evire çevire tokatlıyor. "eşya alma, özgür ol". tamam, peki yerine ne koyuyor? kaos? yıkım? terör?...
koca bir belirsizlik.

marla singer... potansiyeli bu kadar yüksek bir karakteri filmin dramatik omurgasında dekor niteliğine indirmeyi nasıl başardılar hiçbir fikrim yok. anlatıcı ve tyler arasındaki çatışmanın psikolojik katalizörü olmaktan öteye geçemiyor marla. hikayenin eleştirdiği sistemdeki kadın temsili sorununu, farkında olmadan yeniden üretiyor. aynı absürt durum, tyler durden'in karizmatikleştirilmesinde de var. bu film bir yandan her şeyden özgürleşmeyi inşa ederken bir yandan da havalı bir lider yaratıyor.

çok güzel soru soruyor ama tatmin edici bir cevap sunmuyor. sunmak zorunda da değil ama o kadar sistem elestirisi, toksik maskülenlik eleştirisi, kimlik krizi, tüketim kültürü falan filan derken finalde bomba patlatmasa da olurdu. son derece derin bir problemi çok yüzeysel bir çözümle işliyor. aslında bir bakıma kurmak istediği felsefi çatıyı kendi kendine yıkan bir yapıda.

çok daha ironik olan kısım ise, gösterime girdiği yıl kimse ciddiye almıyor filmi. eleştirmenler kararsız kalıyor, gişe başarısı yakalayamıyor; ama sosyal medya yaygınlaşıp bizim jenerasyonun kutsal kitabı moduna girince, film tam da eleştirdiği tüketim çarkının içinde yeniden paketlenip ikonlaşıyor. yukarıda da bahsettiğim gibi saygımız solumuz, onumuz arkamız tyler durden tarafından sobeleniyor, "the things you own end up owning you" yeterince marijinal olanlara dövme, henüz büyük sulara açılmamış kişilere de durum güncellemesi olarak miras kalıyor.

film, hem çok değerli bir modernite eleştirisi hem de kendi paradokslarını yaratan, sosyal medya miti ile parlamış, bir yonuyile kült bir yönü ile kusurlu bir yapim. tıpkı eleştirdiği insan gibi.

filmde eleştirilen tüketim şuursuzluğuna konu olan markaların da filmin sponsoru olması başka bir derinlik katıyor :d.

benim filme puanım 7.
devamını gör...
bence filmin amacı kapital sermayeye hizmet etmek. insanların bilinçlenmesini önlüyor. gençlerin gevşek takılmasını sağlıyor. bir şeylerin peşinde koşmamalarını empoze ediyor. çoğu şey bizim gözümüzde boş, mücadele anlamsız ve film bunu öyle bir vurguluyor ki olayı bitiriyor.
yüzeyde anti-kapitalist bir öfke ve isyan var gibi gösteriyor ama aslında insanı eylemsizliğe ve tembelliğe itiyor. hatta gençlerin filmde çalan şarkıları beğenmesi bile bunun bir parçası gibi; onları o atmosferin içine çekiyor ama gerçek bir mücadeleye yönlendirmiyor.
şiddet sahneleri de gençlerde şiddeti normalleşme veya her şeye duyarsızlaşma etkisi yaratıyor. bu filmi izleyip anlamlı bulan gençler karamsar, esrarengiz triplere giriyor; hayatın amacı ve gayesinden uzaklaşıyor. 30, 40, 50 yaşlarında hâlâ bir halt yapamamış bireyler oluyorlar çünkü film aslında içten içe seni eleştirdiği kalıba sokuyor. yani özgürlük, kimlik arayışı ve sistem eleştirisi var gibi duruyor ama bir yandan motivasyonu kırıp eylemsizliği ve duyarsızlığı normalleştiriyor.
bence kapitalizm de işte bunu kullanıyor, izleyicinin beynine sinsi bir ders işliyor.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"fight club" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim