hazarlar
başlık "yazarlığı sizden öğrenecek değiliz" tarafından 13.11.2020 22:34 tarihinde açılmıştır.
1.
batısında yer alan bizans'ın etkisi altında kalmamak için hristiyanlığı, doğusunda yer alan arapların etkisinde kalmamak için de islamı seçmeyip museviliği seçmiş büyük bir türk kavmidir. hazar denizi'ne ismini veren kavimdir ayrıca.
devamını gör...
2.
avrupa'daki aşkanaz yahudilerinin atası olan kavim.
devamını gör...
3.
akp ya da chp'ye oy vermemek için vatan partisine oy vermek gibi birşey yapan kavim.
devamını gör...
4.
göktürk devleti yıkılınca hazar denizi'nin kuzeyindeki bozkırlarda bağımsız oldular.
hazar devleti yöneticileri türk olmakla birlikte etnik olarak çeşitli unsurlardan oluşmuştur.
yönetici tabaka musevilik dinini benimsemiştir. halk arasında hristiyan, müslüman, zerdüşt ve şamanist inancına sahip olanlar da vardı. bu durum inanç özgürlüğünü göstermektedir.
kafkaslarda müslümanlarla savaşarak ilerlemelerini engellemişlerdir.
hazar devleti yöneticileri türk olmakla birlikte etnik olarak çeşitli unsurlardan oluşmuştur.
yönetici tabaka musevilik dinini benimsemiştir. halk arasında hristiyan, müslüman, zerdüşt ve şamanist inancına sahip olanlar da vardı. bu durum inanç özgürlüğünü göstermektedir.
kafkaslarda müslümanlarla savaşarak ilerlemelerini engellemişlerdir.
devamını gör...
5.
trakya tarafına doğru göç ettikten sonra "azarlar" adını almış ve azar azar kaybolmuş millet.
tamam ya vurmayın.
tamam ya vurmayın.
devamını gör...
6.
aslen özbek olmakla birlikte, çok kısmi akrabalığımız olduğu söylenirdi. hiç hazar türküyle tanışmadım sanki efsane gibiler, tek yüz yüze gelemediğim türk kavmidir. varsa aranızda hazar türkü yeşillendirsin nerden buluruz sizi hahamım?
devamını gör...
7.
cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldızdan birini temsil eden türk kavmi.
devamını gör...
8.
(bkz: hazar kağanlığı)
devamını gör...
9.
hazarlar, 7. ve 11. yüzyıllar arasında varlığını sürdürmüş türklerin ve yahudilerin birlikte yaşadığı bir türk devletidir.
rusya’nın güneyi ve kafkasya’ya yayılmış olan hazar kağanlığında gök tanrıcılık ve hristiyanlık dinleri fazlasıyla yaygındı. 7. yüzyılların başlarında hikayesi başlayan, hazar devleti kurucusu ise isminden de anlaşılacağı üzere hazar kağan idi.
rusya’nın güneyi ve kafkasya’ya yayılmış olan hazar kağanlığında gök tanrıcılık ve hristiyanlık dinleri fazlasıyla yaygındı. 7. yüzyılların başlarında hikayesi başlayan, hazar devleti kurucusu ise isminden de anlaşılacağı üzere hazar kağan idi.
devamını gör...
10.
yönetici sınıfı musevi dinini benimsediği için üvey evlat muamelesi gören, türkçe konuşan kavimlerin kurduğu en uzun ömürlü bozkır devletidir. 7. yüzyılın ortalarından 10. yüzyılın ortalarına kadar kafkasya ve don-volga havzasında etkin güç olmuşlardır. yönetici ailenin aşina sülalesinden olması sebebiyle batı göktürk devleti'nin devamı olarak adlandırılabilir.
devletin kurucusu olduğu düşünülen böri şad, batı gök türk devleti'ne en parlak dönemini yaşatan tong yabgu kağan'ın yeğeni veya kuzeniydi.
devletin kurucusu olduğu düşünülen böri şad, batı gök türk devleti'ne en parlak dönemini yaşatan tong yabgu kağan'ın yeğeni veya kuzeniydi.
devamını gör...
11.
göktürkler özellikle mukan kağan ve amcası istemi yagbu döneminde sınırlarını gelişletmiş cengiz han dönemine kadar görülmeyecek bir toprağı yönetmeye başlamışlardı. bu dönemde devletin sınırları yanlış bilmiyorsam eğer karadeniz'den kore'ye kadar uzanmaktaydı ve bu yeni alınan yerlere türk boyları göç etmeye başladı. hazarlar'da bu boylardan birisiydi ve hazar denizinin kuzey taraflarına göç etmişlerdi. zamanla göktürklerin doğu ve batı olarak ikiye ayrılması ve batı göktürklerinde zayıflamalası ile bağımsız oldular. sonra yanlış bilmiyorsam eğer daha bağımsız değilken bile iletişimde bulundukları bizans ile ilişkilerini geliştirdiler ve uzun süre müttefik olarak kaldılar.
devamını gör...
12.
hazarlarla ilgili musevi türkler terimini kullanırken aslında bir noktayı atlıyoruz; hazar türkleri topyekûn museviliğe geçmiş değildir. devletin üst kademesi ve önde gelen boy liderleri museviliği tercih etmiş olsalar dahi bu tercihin halk nezdinde pek bir itibar görmediğini, tengricilik inancının ve şamanist geleneklerin sürmekte olduğu görülüyor. aslında bu durum hazar yöneten sınıfının baskıcı bir tutum göstermediğinin işaretidir. aynı zamanda devleti yönetenlerin bu tercihi biraz politiktir ve harun reşit'in halife olduğu döneme denk gelir. öte yandan bizans, o dönem içerisinde hazarların hristiyanlığı tercih etmeleri için sürekli elçiler göndermiştir ki bunlardan en bileneni aziz kiril'dir. kendisi hazar ileri gelenleri tarafından ağırlanmış ve enteresan bir hoşgörü ile dönemin türk hahamları ile konuyu münazara etmiştir. iki büyük semavi dinin hazarlara olan bu yoğun ilgi ve alakası sebebiyle hazar yöneten sınıfının üçüncü bir yola meyletmiş olması aslında stratejik bir hamledir. bu sayede dönem bazında, birbirini egemenlik alanı ve yayılma anlamında rakip olarak gören iki dini grubun baskısından kurtarmayı başarmışlardır.
tabii hazar devleti bu seçimiyle baskı gören yahudilerin ilk tercihi haline gelmiş ve hazar ülkesine çok sayıda yahudi sığınmıştır. baktığınız zaman tam bir hoş görü hali mevcuttur. halkın çoğunluğu tengricidir. tüccar sınıfı müslümandır, azımsanmayacak sayıda hristiyan vardır ve yukarıda bahsettiğimiz gibi kağan dahil yöneten sınıf musevidir. aslında hazar devleti türklerin farklı dini mensubiyetlere sahip olduğu ama ulus kimliklerini ön planda tuttukları özel bir yapıdır. bunu yaparken de boy farkı gözetmemişlerdir. çünkü hazar topraklarında uygur, hazar, bulgar, peçenek gibi farklı boylardan topluluklar bir arada yaşamıştır. yani türklüğü çatı kimlik olarak inşa etmeyi başardıklarını görüyoruz.
ama inşa ettikleri bu yapıyı yanlış bir tercihle tehlikeye soktular. abbasilerin bizans kuşatması esnasında bizans'ın yardım talebini kabul ederek, abbasileri karşılarına aldılar. sonrasında arap baskıları ve saldırıları iyice arttı. bizans'ın da sonrasında hazarlara karşı aldığı tavır vesaire derken başlangıç ayarları yerle yeksan oldu. o dönemi incelediğinizde hazar kağanlığı sanki orada bir masal kahramanıymış gibi duruyor. tutumu, tavırları ve yarattığı düzen gerçekten özenilesi. eh güzel şeylerin de malumunuz olduğu üzere sonu çabuk geliyor...
bir kaç alıntı bırakıp kaçayım;
yıl 965, kiev rus prensi svyatoslav, hazarlar’a saldırmış ve don’un büyük dirseğinde yer alan başkentleri sarkel’i almıştır. buna rağmen, hazar devleti aşağı idil, kuban bozkırı ve dağıstan topraklarını ellerinde tutmuşlar. bizans imparatoru 2.basileus, hazarlar’a karşı 1016 yılında, rus ordusunun da desteğiyle bir donanma göndermiştir.
müttefikler taman yarımadası’nı ve kırım’daki hazar topraklarını ele geçirmişler, böylece 1030 yılında hazarlar siyasi güç olmaktan çıkmışlardır. geniş bir alana yayılmış hazarlar, kıpçaklar, peçenekler ve oğuzlar gibi türk boylarına karışıp, hazar adını ayakta tutan siyasi sahneden çekilmişler. hazarlar’dan kalan en büyük hatıra hazar denizi’nin adıdır.
aslında bizanslılar, en medenileşmiş müttefikleri olan hazarlar’ı ruslar’ın yardımıyla yok etmekle yanlış yapmışlardır. hazarlar’ın yerine, onları daha çok rahatsız edici başka göçebeler yerleşecektir.”
iklil kurban/yaşlı tarihin yankısı sy.42
“hazarlar’ın, kendilerinden daha az uygarlaşmış bazı başka göçebe türkler’e karşı, kuşkusuz uzun bir süre korudukları bozkırlardaki politikaları nasıl bir politika olursa olsun, tıpkı dunlop gibi onları, müslümanlık’ın en ateşli olduğu gençlik döneminde, müslümanlık’la mücadelede oynadıkları role, çok zaman gereken önem ve değerin verilmemiş olduğunu kabul etmek gerekir.
hazarlar, bizans kuvvetlerini büyük ölçüde rahatlatarak, bu kuvvetlerin direnme gücünü artırmış ve sonuç olarak konstantinopolis’i ve hıristiyanlık’ı kurtarmalarını sağlamıştır.
şayet, cereyan etmemiş herhangi bir şey konusunda sorulacak herhangi bir soru boşuna olmasaydı, insan kendi kendine, hazarlar türkler’in bizans’a karşı, o her zamanki saldırgan politikalarının eşi bir politika sürdürse ve bu nedenle de müslümanlar’ın müttefiki durumuna gelselerdi ne olacak olduğunu sorabilirdi.
hazarlar’la araplar birbirine düşmandı. daha ömer devrinde (644-656), müslüman birlikleri kafkasya’ya girerek, kuzeyindeki ovalarda kendilerine pazar aradı. daha sonraki yıllarda (722-723), baskıları arttı ve hazarlar’ın başkentini yakıp yıkarak kağanlarını bu tehlikeli bölgeden uzaklaştırıp volga’nın ağzında yeni bir kent, itil kentini, daha sonra da don ırmağı’nın orta ya da aşağı çığırında bir başka kent kurmak zorunda bıraktılar. bu arada hazarlar 731’de kafkasya’yı aştıklarında karşı saldırıya geçti ve 779’da halife harun-ür reşid (786-809) döneminde ırak’a kadar ilerlediler.
ama yine de hazarlar’ın tarihinin esasını askeri başarılar değil, tersine bizans’la ittifakın yanı sıra, barış ve dini siyaset oluşturur.
‘pax khazarica’ (hazar barışı) ülkeye belirli bir istikrar ve kültürde gelişme getirdi. bir kısmı ileride rusya’nın kara toprakları olacak olan topraklar henüz işletilmemekteydi. eldeki tüm bilgiler, ülkede hiçbir şey yetişmediği yolundadır.
ama ülkede zenginlik olduğu da bir gerçektir. bu zenginlik, insanların ticari etkinliklerine, dış alımcı ve dış satımcı olarak oynadıkları role ya da şayet böyle söylenmesi gerekirse aracı olarak oynadıkları role dayanıyordu.
konaklama yerlerine, kentlerine, tüm ortadoğu’dan akın akın gezginler ve tacirler geliyordu. ve birlikte, yabancı tarzlar, zevkler, fikirler getiriyorlardı. bizans’la ilişkileri hazarlar’ı bir ölçüde, yunan anlayışına soktu; ama bizans etkisini, islam etkisi dengeliyordu. hatta öyle ki, islam etkisi, kısa sürede, yoğun bir biçimde yayılan çok yüksek bir uygarlık düzeyine ulaştı.
tüm öbür türk devletleri gibi, hazarlarınki de dıştan gelebilecek herhangi bir etkiye açık görünüyordu. ama pek çoğundan farklı olarak, eski ve köklü geleneklerin yer aldığı bir toprak üzerine, yoğun bir nüfus merkezine yerleşmiş olmadığı için, kimliğini yitirmedi: dili türkçe, yaşam biçimi göçebelik olarak kaldı. kurulan kentler yanıltmamalıdır. bunlar sadece birer kasaba, bizanslılar tarafından iyileştirilmiş olsalar bile, sadece iyileştirilmiş konaklama yerleriydi ve buralarda belki kimileri tüm yıl boyunca yaşıyorsa da büyük çoğunluk kışı geçirmekle yetiniyordu.
j.p.roux/ türkler’in tarihi/ sy 78-83
tabii hazar devleti bu seçimiyle baskı gören yahudilerin ilk tercihi haline gelmiş ve hazar ülkesine çok sayıda yahudi sığınmıştır. baktığınız zaman tam bir hoş görü hali mevcuttur. halkın çoğunluğu tengricidir. tüccar sınıfı müslümandır, azımsanmayacak sayıda hristiyan vardır ve yukarıda bahsettiğimiz gibi kağan dahil yöneten sınıf musevidir. aslında hazar devleti türklerin farklı dini mensubiyetlere sahip olduğu ama ulus kimliklerini ön planda tuttukları özel bir yapıdır. bunu yaparken de boy farkı gözetmemişlerdir. çünkü hazar topraklarında uygur, hazar, bulgar, peçenek gibi farklı boylardan topluluklar bir arada yaşamıştır. yani türklüğü çatı kimlik olarak inşa etmeyi başardıklarını görüyoruz.
ama inşa ettikleri bu yapıyı yanlış bir tercihle tehlikeye soktular. abbasilerin bizans kuşatması esnasında bizans'ın yardım talebini kabul ederek, abbasileri karşılarına aldılar. sonrasında arap baskıları ve saldırıları iyice arttı. bizans'ın da sonrasında hazarlara karşı aldığı tavır vesaire derken başlangıç ayarları yerle yeksan oldu. o dönemi incelediğinizde hazar kağanlığı sanki orada bir masal kahramanıymış gibi duruyor. tutumu, tavırları ve yarattığı düzen gerçekten özenilesi. eh güzel şeylerin de malumunuz olduğu üzere sonu çabuk geliyor...
bir kaç alıntı bırakıp kaçayım;
yıl 965, kiev rus prensi svyatoslav, hazarlar’a saldırmış ve don’un büyük dirseğinde yer alan başkentleri sarkel’i almıştır. buna rağmen, hazar devleti aşağı idil, kuban bozkırı ve dağıstan topraklarını ellerinde tutmuşlar. bizans imparatoru 2.basileus, hazarlar’a karşı 1016 yılında, rus ordusunun da desteğiyle bir donanma göndermiştir.
müttefikler taman yarımadası’nı ve kırım’daki hazar topraklarını ele geçirmişler, böylece 1030 yılında hazarlar siyasi güç olmaktan çıkmışlardır. geniş bir alana yayılmış hazarlar, kıpçaklar, peçenekler ve oğuzlar gibi türk boylarına karışıp, hazar adını ayakta tutan siyasi sahneden çekilmişler. hazarlar’dan kalan en büyük hatıra hazar denizi’nin adıdır.
aslında bizanslılar, en medenileşmiş müttefikleri olan hazarlar’ı ruslar’ın yardımıyla yok etmekle yanlış yapmışlardır. hazarlar’ın yerine, onları daha çok rahatsız edici başka göçebeler yerleşecektir.”
iklil kurban/yaşlı tarihin yankısı sy.42
“hazarlar’ın, kendilerinden daha az uygarlaşmış bazı başka göçebe türkler’e karşı, kuşkusuz uzun bir süre korudukları bozkırlardaki politikaları nasıl bir politika olursa olsun, tıpkı dunlop gibi onları, müslümanlık’ın en ateşli olduğu gençlik döneminde, müslümanlık’la mücadelede oynadıkları role, çok zaman gereken önem ve değerin verilmemiş olduğunu kabul etmek gerekir.
hazarlar, bizans kuvvetlerini büyük ölçüde rahatlatarak, bu kuvvetlerin direnme gücünü artırmış ve sonuç olarak konstantinopolis’i ve hıristiyanlık’ı kurtarmalarını sağlamıştır.
şayet, cereyan etmemiş herhangi bir şey konusunda sorulacak herhangi bir soru boşuna olmasaydı, insan kendi kendine, hazarlar türkler’in bizans’a karşı, o her zamanki saldırgan politikalarının eşi bir politika sürdürse ve bu nedenle de müslümanlar’ın müttefiki durumuna gelselerdi ne olacak olduğunu sorabilirdi.
hazarlar’la araplar birbirine düşmandı. daha ömer devrinde (644-656), müslüman birlikleri kafkasya’ya girerek, kuzeyindeki ovalarda kendilerine pazar aradı. daha sonraki yıllarda (722-723), baskıları arttı ve hazarlar’ın başkentini yakıp yıkarak kağanlarını bu tehlikeli bölgeden uzaklaştırıp volga’nın ağzında yeni bir kent, itil kentini, daha sonra da don ırmağı’nın orta ya da aşağı çığırında bir başka kent kurmak zorunda bıraktılar. bu arada hazarlar 731’de kafkasya’yı aştıklarında karşı saldırıya geçti ve 779’da halife harun-ür reşid (786-809) döneminde ırak’a kadar ilerlediler.
ama yine de hazarlar’ın tarihinin esasını askeri başarılar değil, tersine bizans’la ittifakın yanı sıra, barış ve dini siyaset oluşturur.
‘pax khazarica’ (hazar barışı) ülkeye belirli bir istikrar ve kültürde gelişme getirdi. bir kısmı ileride rusya’nın kara toprakları olacak olan topraklar henüz işletilmemekteydi. eldeki tüm bilgiler, ülkede hiçbir şey yetişmediği yolundadır.
ama ülkede zenginlik olduğu da bir gerçektir. bu zenginlik, insanların ticari etkinliklerine, dış alımcı ve dış satımcı olarak oynadıkları role ya da şayet böyle söylenmesi gerekirse aracı olarak oynadıkları role dayanıyordu.
konaklama yerlerine, kentlerine, tüm ortadoğu’dan akın akın gezginler ve tacirler geliyordu. ve birlikte, yabancı tarzlar, zevkler, fikirler getiriyorlardı. bizans’la ilişkileri hazarlar’ı bir ölçüde, yunan anlayışına soktu; ama bizans etkisini, islam etkisi dengeliyordu. hatta öyle ki, islam etkisi, kısa sürede, yoğun bir biçimde yayılan çok yüksek bir uygarlık düzeyine ulaştı.
tüm öbür türk devletleri gibi, hazarlarınki de dıştan gelebilecek herhangi bir etkiye açık görünüyordu. ama pek çoğundan farklı olarak, eski ve köklü geleneklerin yer aldığı bir toprak üzerine, yoğun bir nüfus merkezine yerleşmiş olmadığı için, kimliğini yitirmedi: dili türkçe, yaşam biçimi göçebelik olarak kaldı. kurulan kentler yanıltmamalıdır. bunlar sadece birer kasaba, bizanslılar tarafından iyileştirilmiş olsalar bile, sadece iyileştirilmiş konaklama yerleriydi ve buralarda belki kimileri tüm yıl boyunca yaşıyorsa da büyük çoğunluk kışı geçirmekle yetiniyordu.
j.p.roux/ türkler’in tarihi/ sy 78-83
devamını gör...
13.
adlarını, bir iç deniz olan hazar gölü*'nden alan türk kavmi.
devleti için (bkz: hazar devleti)
yönetici kadrosu museviliği* kabul etmişken, halk içerisinde totemizm, taoizm, şamanizm, hristiyanlıkve yeni yeni yayılan islam dini gibi çeşitli dinler kabul edilmistir. ancak ne halk, yönetime ne de yönetim, halkın dini değerlerine müdahalede bulunmadığı için o dönem türk tarihinde; hazar barışı adıyla anılır. yani din konusunda yüksek bir hoşgörü ortamı hakimdir.
bu, bilinçsiz olarak anılabildigi gibi bilinçli bir strateji de diyebiliriz. çünkü dönemin islam devleti düşünüldüğünde, hayli sınırlarını genişletmiş ve daha da genişletmekte olduğu görülüyor. hatta son olarak sıranın, hazarların yaşadığı bu bölgeye geldiği de baz alınırsa; konunun, stratejik bir yaklaşımdan başka bir şey olmadığı anlaşılmaktadır.
ve batı'da, balkan milletleri ile türk kavimlerinin düşmanı, onları yutmayı bekleyen, hristiyan bizans etkisi...
bu, nedendir? diyecekler için türk devletlerinde , boy ve kabile anlayışı olması, milli duyguları artırdığı gibi göçebelik kavramının tetiklediği bağımsızlık duygusunun, islam kabul edildiğinde ortadan kalkacağı, islam devleti'nin boyunduruğuna girileceği endişesi ileri gelmektedir. keza batı'da hristiyan bizans vardır ve o da, aynı konuda* endişe yaratmaktadır. her devlet gibi hazar kavmi de, soyunun devamının - bugün avrupa'daki gibi - tehlikeye girmemesi için yönetim kadrosunun museviliği benimsemesiyle onu, korumaya almıştır. bu durum, kimine göre yersiz bir çabanın ürünü iken, kimine göreyse oldukça yerinde ve doğru bir karardır.
bugün avrupa da, orta doğu'dan gelen göçmenleri kabul etmezken bunu düşünüyor. yani bi yerde hazar yaklaşımı zamanla, dünyanın birçok medeni ülkesine yayılmıştır diyebiliriz. fakat hazar barışı konusunda emin değilim. onun için daha çok yol kat etmemiz lazım.*
devleti için (bkz: hazar devleti)
yönetici kadrosu museviliği* kabul etmişken, halk içerisinde totemizm, taoizm, şamanizm, hristiyanlıkve yeni yeni yayılan islam dini gibi çeşitli dinler kabul edilmistir. ancak ne halk, yönetime ne de yönetim, halkın dini değerlerine müdahalede bulunmadığı için o dönem türk tarihinde; hazar barışı adıyla anılır. yani din konusunda yüksek bir hoşgörü ortamı hakimdir.
bu, bilinçsiz olarak anılabildigi gibi bilinçli bir strateji de diyebiliriz. çünkü dönemin islam devleti düşünüldüğünde, hayli sınırlarını genişletmiş ve daha da genişletmekte olduğu görülüyor. hatta son olarak sıranın, hazarların yaşadığı bu bölgeye geldiği de baz alınırsa; konunun, stratejik bir yaklaşımdan başka bir şey olmadığı anlaşılmaktadır.
ve batı'da, balkan milletleri ile türk kavimlerinin düşmanı, onları yutmayı bekleyen, hristiyan bizans etkisi...
bu, nedendir? diyecekler için türk devletlerinde , boy ve kabile anlayışı olması, milli duyguları artırdığı gibi göçebelik kavramının tetiklediği bağımsızlık duygusunun, islam kabul edildiğinde ortadan kalkacağı, islam devleti'nin boyunduruğuna girileceği endişesi ileri gelmektedir. keza batı'da hristiyan bizans vardır ve o da, aynı konuda* endişe yaratmaktadır. her devlet gibi hazar kavmi de, soyunun devamının - bugün avrupa'daki gibi - tehlikeye girmemesi için yönetim kadrosunun museviliği benimsemesiyle onu, korumaya almıştır. bu durum, kimine göre yersiz bir çabanın ürünü iken, kimine göreyse oldukça yerinde ve doğru bir karardır.
bugün avrupa da, orta doğu'dan gelen göçmenleri kabul etmezken bunu düşünüyor. yani bi yerde hazar yaklaşımı zamanla, dünyanın birçok medeni ülkesine yayılmıştır diyebiliriz. fakat hazar barışı konusunda emin değilim. onun için daha çok yol kat etmemiz lazım.*
devamını gör...
14.
bazı yahudi/musevi alimlere göre tevrat'ın yaratılış (genesis) 9:27 kısmında atıf yapılan türk kavmi.
yaratılış 9:27
"tanrı yafet'e[a] bolluk versin,
sam'ın çadırlarında yaşasın,
kenan yafet'e kul olsun.”
burada yafet(s)'in soyundan gelenlerden hazar türkleri olduğunu iddia etmişlerdir.
eh haksız da değil zira yehova/yahveh'in şanını yaşatan en büyük musevi krallığını türkler kurdu.
yaratılış 9:27
"tanrı yafet'e[a] bolluk versin,
sam'ın çadırlarında yaşasın,
kenan yafet'e kul olsun.”
burada yafet(s)'in soyundan gelenlerden hazar türkleri olduğunu iddia etmişlerdir.
eh haksız da değil zira yehova/yahveh'in şanını yaşatan en büyük musevi krallığını türkler kurdu.
devamını gör...
15.
ingilizcesi "khazars" ya da "khazar turks" olarak geçer.
bir teoriye göre hanlık yıkıldıktan sonra avrupaya göç etmiştir, avrupadaki aşkenazi yahudilerinin ataları ortadoğu yahudileri değil hazar türkleridir. bu teorinin daha ileri boyutundaysa avrupada zenginleşip güçlenen bu zümrenin bugün iluminati olarak bilinen gizli örgütün temellerini attığını iddia eder.
bir teoriye göre hanlık yıkıldıktan sonra avrupaya göç etmiştir, avrupadaki aşkenazi yahudilerinin ataları ortadoğu yahudileri değil hazar türkleridir. bu teorinin daha ileri boyutundaysa avrupada zenginleşip güçlenen bu zümrenin bugün iluminati olarak bilinen gizli örgütün temellerini attığını iddia eder.
devamını gör...