21.
şarkı zaten çok iyi de klibi yeni gördüm, klip de güzelmiş. ama zombi ve bu klip. içeri alınmamaları tuhaf. müzik zevkleri buraya erişmediği için henüz keşfetmediler muhtemelen.
devamını gör...
22.
güzel başladı, öyle devam etmiyor hikayem.
güzele dönsün değil, güzel bitsin tek gayem.
güzele dönsün değil, güzel bitsin tek gayem.
devamını gör...
23.
rubato'nun seslendirdiği parçanın adı.
devamını gör...
24.
“tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.”
bakınız budala nasıl başlıyor: "kasım sonlarında, karların eridiği bir sabahın saat dokuzunda varşova-petersburg treni hızla petersburg’a yaklaşmaktaydı."
bakınız genç werther'in acıları nasıl başlıyor: "oradan ayrıldığım için öyle mutluyum ki!"
bakınız budala nasıl başlıyor: "kasım sonlarında, karların eridiği bir sabahın saat dokuzunda varşova-petersburg treni hızla petersburg’a yaklaşmaktaydı."
bakınız genç werther'in acıları nasıl başlıyor: "oradan ayrıldığım için öyle mutluyum ki!"
devamını gör...
25.
mesaj taşıması gereken olaylar bütünüdür.
devamını gör...
26.
bütün hikayeler insanların elindedir.
devamını gör...
27.
size verdiği sözleri tutmayan insanların size bir şey anlatma çabaları.
devamını gör...
28.
bir süreliğine yalnız kalmak tehlikelidir ve bağımlılık yapar. çünkü ne kadar huzurlu olduğunu görünce artık insanlarla uğraşmak istemezsin." çehov demiş bunu.
aslında bütün hikayeler birbirine bağlıydı. birisinin iyi bir anısı diğerinin hatırlamak istemeyeceği bir acı olabiliyordu.
bütün hikayeler aynı yerde geçiyordu yani dünyada.
bütün hikayeler birbirinin benzeriydi.
hepsi farklı bakış açılarıyla anlattı olayı.
bütün hikayeler güzel bitsin istendi ama olmuyor olamazdı.
bütün hikayeler yarım kalıyordu ve bir ölümle bitiyordu.
aslında bütün hikayeler birbirine bağlıydı. birisinin iyi bir anısı diğerinin hatırlamak istemeyeceği bir acı olabiliyordu.
bütün hikayeler aynı yerde geçiyordu yani dünyada.
bütün hikayeler birbirinin benzeriydi.
hepsi farklı bakış açılarıyla anlattı olayı.
bütün hikayeler güzel bitsin istendi ama olmuyor olamazdı.
bütün hikayeler yarım kalıyordu ve bir ölümle bitiyordu.
devamını gör...
29.
insanın başına gelen şeylerden çok, onlara nasıl anlam verdiğinin toplamı. aynı olayı iki kişi yaşar, biri anlatacak bir şey bulamaz. diğeri ömür boyu akılda kalacak bir hikaye çıkarır.
yani mesele yaşamak kadar bakmayı ve aktarmayı bilmekte.
yani mesele yaşamak kadar bakmayı ve aktarmayı bilmekte.
devamını gör...
30.
hergün birinin hikayesini yazacağım, belki en son kendimi ifşalayacağım başlıktır artık. umrumda değil, yani şey, henüz, höm, neys’…
karşımda on biraya göt olmuş bir marcus var.
gözleri masmavi, ama ilk aşkımın ki gibi değil. dandik. neys’ konu da bu değil zaten.
bahtının karasını silemeyen bir ben bir de marcus ve daha nicelerini ekleyeceğim buraya. ulan adam ya… insan kendini unutur harbiden. ateşsiz de yanar.
gün 1
marcus, öğlen 12 sularında geldi, yeşilimtrak/mavi gözleri var. benim gibi kocaman gözlükleri var. babasıyla birer bira içti. yemeklerini götürdüm. henüz kimse cennetten kovulmadı.
gün 2
marcus ve babası birer bira aldı, yemeklerini yedi. adımı öğrendi.
gün 3
marcus dedim neden yalnızsın?
- biram bitene kadar arabada bekleyecek babam.
- neden burada oturmuyor da araba da bekliyor?
- çünkü onun acelesi var, benimse biramı bitirmem gerek.
(kaşlarımı çattım) peki.
gün 4
marcus ve babası her zamanki gibi, keyifler yerinde. baba gitti.
- bi bira daha sudok’
- tm.
14 bira şişesinden sonra…
- gözlerin doldu, neyin var marcus?
- sana aşık oldum sudok’
…
- bence yeterince içtin marcus! sana su harici bir şey yok!
- bilsen…
- neyi?
- çok güzelsin, mimiklerin, nezaketin, her şeyinle.
- danke, marcus.
- programcıyım ben. batırdım şirketimi.
- ağlama, beni de üzüyorsun. suyunu iç.
- şarampole yuvarlandım, arabamı, ehliyetimi kaybettim. camları indirdim. haneye tecavüzden mahkemem var yarın. hesabı yarına bıraksak olur mu?
- olur marcus. seni almaya gelecek biri var mı?
…
- ağlama lütfen! 36 yaşındasın, toparlarsın.
- sarılalım mı?
- hayır.
arkadaşı geldi. niye bu kadar içirdiniz? dedi. normal görünüyordu, kendi istedi, dedim.
- kaçtan beri burada?
- öğlenden beri.
- bir daha bu kadar vermeyin.
- tm.
- bana da birtane meyve suyu lütfen, marcus’un hesabına yaz.
- ok.
gün 5
telefon çaldı dükkanın.
- efendik?
- merhaba sudok’ dün garip davrandıysam özür dilerim. hesabımı yarın ödesem olur mu?
- olur marcus, dert etme. yarın görüşürüz.
normalde müşterilerimi dinlerim ve merak etmem, marcus mahkemeyi kazandımı merak ediyorum. sick sayko, bir yandan masum.
karşımda on biraya göt olmuş bir marcus var.
gözleri masmavi, ama ilk aşkımın ki gibi değil. dandik. neys’ konu da bu değil zaten.
bahtının karasını silemeyen bir ben bir de marcus ve daha nicelerini ekleyeceğim buraya. ulan adam ya… insan kendini unutur harbiden. ateşsiz de yanar.
gün 1
marcus, öğlen 12 sularında geldi, yeşilimtrak/mavi gözleri var. benim gibi kocaman gözlükleri var. babasıyla birer bira içti. yemeklerini götürdüm. henüz kimse cennetten kovulmadı.
gün 2
marcus ve babası birer bira aldı, yemeklerini yedi. adımı öğrendi.
gün 3
marcus dedim neden yalnızsın?
- biram bitene kadar arabada bekleyecek babam.
- neden burada oturmuyor da araba da bekliyor?
- çünkü onun acelesi var, benimse biramı bitirmem gerek.
(kaşlarımı çattım) peki.
gün 4
marcus ve babası her zamanki gibi, keyifler yerinde. baba gitti.
- bi bira daha sudok’
- tm.
14 bira şişesinden sonra…
- gözlerin doldu, neyin var marcus?
- sana aşık oldum sudok’
…
- bence yeterince içtin marcus! sana su harici bir şey yok!
- bilsen…
- neyi?
- çok güzelsin, mimiklerin, nezaketin, her şeyinle.
- danke, marcus.
- programcıyım ben. batırdım şirketimi.
- ağlama, beni de üzüyorsun. suyunu iç.
- şarampole yuvarlandım, arabamı, ehliyetimi kaybettim. camları indirdim. haneye tecavüzden mahkemem var yarın. hesabı yarına bıraksak olur mu?
- olur marcus. seni almaya gelecek biri var mı?
…
- ağlama lütfen! 36 yaşındasın, toparlarsın.
- sarılalım mı?
- hayır.
arkadaşı geldi. niye bu kadar içirdiniz? dedi. normal görünüyordu, kendi istedi, dedim.
- kaçtan beri burada?
- öğlenden beri.
- bir daha bu kadar vermeyin.
- tm.
- bana da birtane meyve suyu lütfen, marcus’un hesabına yaz.
- ok.
gün 5
telefon çaldı dükkanın.
- efendik?
- merhaba sudok’ dün garip davrandıysam özür dilerim. hesabımı yarın ödesem olur mu?
- olur marcus, dert etme. yarın görüşürüz.
normalde müşterilerimi dinlerim ve merak etmem, marcus mahkemeyi kazandımı merak ediyorum. sick sayko, bir yandan masum.
devamını gör...
31.
dede’m
derdim kendisine. her geldiğinde bira veya şarap içerdi. banada mutlaka iki kadeh ısmarlardı. o gün yardımcısı ne pişiriyorsa evinde, ona göre doldur sudoku derdi. geçmiş zaman diliminde yazıyorum çünkü eski iş yerimle kapandı franz’ın dönemi.
canım dedem niye şimdi bu saatte aklıma geldi bilmiyorum. sanırım atlamak istemedim. 2030’da geri dönüp okuyacağım bunları.
dedelerim ölü, rip. franz ise dünya tatlısı bir yaşlı. bende onu öyle sevdim. bana karşı hep kibardı, sohbetimiz sarıyordu. bir gün rezervasyon yaptırdı, doksanbir’inci yaşını kutlamak için. 8 kişi geldiler. benim bile o kadar arkadaşım yok şu genç yaşımda. helal lan yusufi, güzelinden biriktirmişsin. neys’ …
moruğun kötü yanlarıda vardı tabii, mesela kendisinden altmış yaş küçük bana yürümek gibim. ahahahahhaha, dedem ya lütfen! sadece bana değil diğer garson arkadaşıma, bazı güzel müşterilerimize de yürüyordu ama ben onun trollüğüne veriyordum.
sohbetimiz sarıyordu. sürekli gençliğinde kendisinin de bir türkle çalıştığını ve ismini söylüyordu bana. yumuşak g telaffuzuda iyiydi şirifsizin.
benimle birlikte önce eskiden yaşadığım şehire, sonrasında istanbula gitmek istediğini söyledi. dizlerinin kötü olduğunu, artık eskisi gibi çalışmadıklarını söylüyordu. tamam dedim, seneye yaz götürürüm seni. iyi diyor yemekleri sen ısmarla. oldu hımını, sen onca zenginliğe rağmen bana ödet, üffff, he he dedim ne diyeceğim?
o gitmemiz gereken yıl bu yaz aylarında doldu, gidemedik franzi ile.
bir gün bana senden bir şey rica edebilir miyim dedi. söyle dedoş dedim. iç çekti ve;
- evimde benle ilgilenen bir yardımcım olmazsa beni yaşlı bakım evine kapatıcaklar sudoku.
- nasıl yani?
- mektup geldi. kendi kendime bakmakta zorlandığım için kapatacaklar beni huzur evine.
- offff. n’apcaksın?
- senden rica ediyorum şu formları dolduralım, senin bakıcım olduğunu söyleyelim?
… sustum, kal geldi.
- yalan söyleyemediğini biliyorum, o yüzden için rahat etsin diye evimi temizlemeye gelsen, iki saat, iki haftada bir?
- düşüneyim.
bu arada beni kessen başkasının evini temizlemem. aileminkini bile. hayatta en nefret ettiğim meslek. aşırı yorucu. sözüm temizlikçilere değil tabii ki, yanlış anlaşılmasın. ben yapamam. neys’ …
franz’ın evini temizlemeye gittim 2 hafta sonrasında 2 saatliğine. evi de kendi gibi şahsına münhasır mübareğin. * tabii ki de orada bir çıplak kadın posteri asılı olacaktı. ama neden mutfakta? ve bir takvimin üstünde? pis. yaş yetmiş iş bitmemişlerin doksanbir hali franz! ulan ne adamsın ya ahahahhaha.
- önce bir kahve yapayım sana.
- tamam dedoş, nasıl istersen.
- asıl sen nasıl içersen?
- sütlü, şekersiz lütfen.
- tabii ki de önce keyif çatacağız. seni yormayacağız, bu da petra.
- hi petra.
- hallo sudoku, memnun oldum.
sonra balkonunda keyfimizi çattık. franz, petra ve ben. petra onun kız kardeşi gibi sevdiği komşusu, arada evini temizlemeye ve yemek yapmaya gelen yardımcısı. franz evden çıktıktan sonra temizledik, petra bana beyaz şarap doldurdu. franz’ın rahmetli eşini ve köpeğinin resimlerini gösterdi.
hiç aldatmadım ama arada lazım böyle şeyler, ilişkiyi ateşli tutar kafasında olan franz’ın neşesini, hüznünü gördüm resimlerde. evinde de bir sürü madalyası vardı. çabalamış demek ki dedoşum. içime bir şeyler oturdu. döndü geldi bana 2 saat için 70 euro verdi. bu çok, saçmalama al dedim. almadı. çocuklara harcarsın dedi. eşşek herif sürekli yüreğimi burkuyor.
yüzünü görsen ütü yapmak isteyeceğin, gözleri boncuk mavisi bu neşeli adam bir gün stadyumda düşmüş. bara girdim, onu mosmor gördüm. kendim kalp krizi geçiriyordum o an. ya senin neyine doksanbir yaşında tribünlerde maç falan ha? eşşşeeekkksin franz.
- noldu sana?
- düştüm. ambulansla hastaneye götürdüler.
- :(
- iki santim daha yan denk gelseymişim ölecekmişim biliyor musun?
- bir daha tribüne gitte göriyim. arkandan ağlamam bile. hak etmiş derim haberin olsun.
- öyle deme sudoku
…
bir gün istifa ettim, viyanaya, o dönemki sevgilimin yanına gittim. franz’ı da yarı yolda bırakmış gibi oldum. aramıştım, açmadı.
yine içime oturdu. hay senin…
neys’ bir gün eski çalıştığım yere ziyarete gittim, oturmaya. herkes aaa, oo, arkadaşıma selam verdim, bahçeye çıktım, franz! yanına gittiğimde bir adamla konuşuyordu, gönderdi.
- moruk yeni karısını arıyo sudokuuuuuuu
- selam franz, nasıl yani?
- selam gel, gel seni bir öpeyim bordo dudaklarından
- ne?
neeeeeeeeeeeeee? çıldırıcammmm. neeeee? restorandan içeri girdim, eski patron arkadaşıma ispikledim hemen. aynen öyle. sen benim dedemdin lan göt! dur sende okurken yargılama hemen. franz hala iyi biri, yani umarım öyledir.
- kafası gitti onun sudoku.
- nasıl yani?
- baya alzheimer oldu sanırım. artık her geldiğinde müşterileri rahatsız ediyor.
- noldu ki ona?
- galiba eskisi gibi normal davranamıyor, aklını kaybediyor sanırım.
franz gözümden düşerek bitiyordu, içimi burkarak bitti hikayemiz.
derdim kendisine. her geldiğinde bira veya şarap içerdi. banada mutlaka iki kadeh ısmarlardı. o gün yardımcısı ne pişiriyorsa evinde, ona göre doldur sudoku derdi. geçmiş zaman diliminde yazıyorum çünkü eski iş yerimle kapandı franz’ın dönemi.
canım dedem niye şimdi bu saatte aklıma geldi bilmiyorum. sanırım atlamak istemedim. 2030’da geri dönüp okuyacağım bunları.
dedelerim ölü, rip. franz ise dünya tatlısı bir yaşlı. bende onu öyle sevdim. bana karşı hep kibardı, sohbetimiz sarıyordu. bir gün rezervasyon yaptırdı, doksanbir’inci yaşını kutlamak için. 8 kişi geldiler. benim bile o kadar arkadaşım yok şu genç yaşımda. helal lan yusufi, güzelinden biriktirmişsin. neys’ …
moruğun kötü yanlarıda vardı tabii, mesela kendisinden altmış yaş küçük bana yürümek gibim. ahahahahhaha, dedem ya lütfen! sadece bana değil diğer garson arkadaşıma, bazı güzel müşterilerimize de yürüyordu ama ben onun trollüğüne veriyordum.
sohbetimiz sarıyordu. sürekli gençliğinde kendisinin de bir türkle çalıştığını ve ismini söylüyordu bana. yumuşak g telaffuzuda iyiydi şirifsizin.
benimle birlikte önce eskiden yaşadığım şehire, sonrasında istanbula gitmek istediğini söyledi. dizlerinin kötü olduğunu, artık eskisi gibi çalışmadıklarını söylüyordu. tamam dedim, seneye yaz götürürüm seni. iyi diyor yemekleri sen ısmarla. oldu hımını, sen onca zenginliğe rağmen bana ödet, üffff, he he dedim ne diyeceğim?
o gitmemiz gereken yıl bu yaz aylarında doldu, gidemedik franzi ile.
bir gün bana senden bir şey rica edebilir miyim dedi. söyle dedoş dedim. iç çekti ve;
- evimde benle ilgilenen bir yardımcım olmazsa beni yaşlı bakım evine kapatıcaklar sudoku.
- nasıl yani?
- mektup geldi. kendi kendime bakmakta zorlandığım için kapatacaklar beni huzur evine.
- offff. n’apcaksın?
- senden rica ediyorum şu formları dolduralım, senin bakıcım olduğunu söyleyelim?
… sustum, kal geldi.
- yalan söyleyemediğini biliyorum, o yüzden için rahat etsin diye evimi temizlemeye gelsen, iki saat, iki haftada bir?
- düşüneyim.
bu arada beni kessen başkasının evini temizlemem. aileminkini bile. hayatta en nefret ettiğim meslek. aşırı yorucu. sözüm temizlikçilere değil tabii ki, yanlış anlaşılmasın. ben yapamam. neys’ …
franz’ın evini temizlemeye gittim 2 hafta sonrasında 2 saatliğine. evi de kendi gibi şahsına münhasır mübareğin. * tabii ki de orada bir çıplak kadın posteri asılı olacaktı. ama neden mutfakta? ve bir takvimin üstünde? pis. yaş yetmiş iş bitmemişlerin doksanbir hali franz! ulan ne adamsın ya ahahahhaha.
- önce bir kahve yapayım sana.
- tamam dedoş, nasıl istersen.
- asıl sen nasıl içersen?
- sütlü, şekersiz lütfen.
- tabii ki de önce keyif çatacağız. seni yormayacağız, bu da petra.
- hi petra.
- hallo sudoku, memnun oldum.
sonra balkonunda keyfimizi çattık. franz, petra ve ben. petra onun kız kardeşi gibi sevdiği komşusu, arada evini temizlemeye ve yemek yapmaya gelen yardımcısı. franz evden çıktıktan sonra temizledik, petra bana beyaz şarap doldurdu. franz’ın rahmetli eşini ve köpeğinin resimlerini gösterdi.
hiç aldatmadım ama arada lazım böyle şeyler, ilişkiyi ateşli tutar kafasında olan franz’ın neşesini, hüznünü gördüm resimlerde. evinde de bir sürü madalyası vardı. çabalamış demek ki dedoşum. içime bir şeyler oturdu. döndü geldi bana 2 saat için 70 euro verdi. bu çok, saçmalama al dedim. almadı. çocuklara harcarsın dedi. eşşek herif sürekli yüreğimi burkuyor.
yüzünü görsen ütü yapmak isteyeceğin, gözleri boncuk mavisi bu neşeli adam bir gün stadyumda düşmüş. bara girdim, onu mosmor gördüm. kendim kalp krizi geçiriyordum o an. ya senin neyine doksanbir yaşında tribünlerde maç falan ha? eşşşeeekkksin franz.
- noldu sana?
- düştüm. ambulansla hastaneye götürdüler.
- :(
- iki santim daha yan denk gelseymişim ölecekmişim biliyor musun?
- bir daha tribüne gitte göriyim. arkandan ağlamam bile. hak etmiş derim haberin olsun.
- öyle deme sudoku
…
bir gün istifa ettim, viyanaya, o dönemki sevgilimin yanına gittim. franz’ı da yarı yolda bırakmış gibi oldum. aramıştım, açmadı.
yine içime oturdu. hay senin…
neys’ bir gün eski çalıştığım yere ziyarete gittim, oturmaya. herkes aaa, oo, arkadaşıma selam verdim, bahçeye çıktım, franz! yanına gittiğimde bir adamla konuşuyordu, gönderdi.
- moruk yeni karısını arıyo sudokuuuuuuu
- selam franz, nasıl yani?
- selam gel, gel seni bir öpeyim bordo dudaklarından
- ne?
neeeeeeeeeeeeee? çıldırıcammmm. neeeee? restorandan içeri girdim, eski patron arkadaşıma ispikledim hemen. aynen öyle. sen benim dedemdin lan göt! dur sende okurken yargılama hemen. franz hala iyi biri, yani umarım öyledir.
- kafası gitti onun sudoku.
- nasıl yani?
- baya alzheimer oldu sanırım. artık her geldiğinde müşterileri rahatsız ediyor.
- noldu ki ona?
- galiba eskisi gibi normal davranamıyor, aklını kaybediyor sanırım.
franz gözümden düşerek bitiyordu, içimi burkarak bitti hikayemiz.
devamını gör...
32.
#4058576 bitti sanıyorsun bitmiyor.
franz
yine kurtar beni diyor. tm gelirim yarın dedim. yarın bugün işte. süprizim var dedi.
ya yine çikolata - şarap yapacağız ya da mirasını bana bırakacağını açıklayacak. çünkü torunu belledi beni, ehe. uçlarda yaşamak değil benimkisi, uç beklentiler falan. neys’ dedeyi bir göreyim, editlenir süprizi neydiyse…
edit: süprizi mobilyaymış. taşımakla uğraşmak istemediğimden kibarca reddettim. 1,5 saat = 50€.
franz
yine kurtar beni diyor. tm gelirim yarın dedim. yarın bugün işte. süprizim var dedi.
ya yine çikolata - şarap yapacağız ya da mirasını bana bırakacağını açıklayacak. çünkü torunu belledi beni, ehe. uçlarda yaşamak değil benimkisi, uç beklentiler falan. neys’ dedeyi bir göreyim, editlenir süprizi neydiyse…
edit: süprizi mobilyaymış. taşımakla uğraşmak istemediğimden kibarca reddettim. 1,5 saat = 50€.
devamını gör...
33.
kel marcus
bir müşterim. her geldiğinde on bira içip, kalkar. muhabbeti en sarmayan kişilerden. bayılıyorum içimden ama kaçacak yerimde dar. terasta yemek yiyenler var, mutfakta keko patronlarım. diğer salonda başka müşteriler… mecburen barda dikiliyorum ve maruz kalıyorum bu kelin sohbetine. neys’ bugün her kaçacağım köşeyi dolandıktan sonra yerimdeyim yine, direkt konuya girdi bu.
sudok’ silahım var.
beni bir sevinç sardı, gözlerimden ateş fışkırıyor o an. anlatamam o an ki sevincimi. hehe.
ya ama mecbur normal davrancam falan, iş yerindeki masum, kibar sudok’un rolündeyim. korkmuş gibi davranayım…
gözlerimi berelttim, girdim role;
ne, nasıl yani? ciddi misin marcus?
- gerçekten bak!
- ama sen kullanmazsın ya ne diye aldın ki?
- n’olur n’olmaz eve hırsız girerse diye korunma amaçlı aldım. pşşşşşttt kaçak he.
- ay inanmıyoruuum.
merakımı çaktırmıyım o anlatsın istiyorum. o yüzden soru sormayı bıraktım. dayanılmaz sessizliği fırlattım kafasına ki, ötsün.
- ya bir gün öyle benzinlikte dışardayım, bi kamyon şöfürü indi. sohbete daldık. bir daha yolun düşerse bana 300 euroluk silah getir dedim.
- hmm.
- ya sudok’ mermileriyle birlikte getirdi, gelmez sanıyordum biliyor musun?
- e ama ruhsatta kimin adı yazıyor? illa bir isim yazmalı. nasıl kaçak aldın ki?
- o da başkasından almış, kıps, kıpssss.
- kullanma ya tehlikeli fln.
- yok, zaten saklı bir kutuda.
- hmm.
…
onuncu birasından sonra sendeleyerek gitti 56’lık, daha öncelerinde bana date teklif edip, numarasını vermiş olan kel marcus.
ihtiyaç halinde azmedersem her gün benzinlikte bekleyebileceğimin farkındayım. kendimi biliyorum. bulana kadar salmam peşini. kafaya takıyım yeter ki. her insan, bir fikir gözümde.
bir müşterim. her geldiğinde on bira içip, kalkar. muhabbeti en sarmayan kişilerden. bayılıyorum içimden ama kaçacak yerimde dar. terasta yemek yiyenler var, mutfakta keko patronlarım. diğer salonda başka müşteriler… mecburen barda dikiliyorum ve maruz kalıyorum bu kelin sohbetine. neys’ bugün her kaçacağım köşeyi dolandıktan sonra yerimdeyim yine, direkt konuya girdi bu.
sudok’ silahım var.
beni bir sevinç sardı, gözlerimden ateş fışkırıyor o an. anlatamam o an ki sevincimi. hehe.
ya ama mecbur normal davrancam falan, iş yerindeki masum, kibar sudok’un rolündeyim. korkmuş gibi davranayım…
gözlerimi berelttim, girdim role;
ne, nasıl yani? ciddi misin marcus?
- gerçekten bak!
- ama sen kullanmazsın ya ne diye aldın ki?
- n’olur n’olmaz eve hırsız girerse diye korunma amaçlı aldım. pşşşşşttt kaçak he.
- ay inanmıyoruuum.
merakımı çaktırmıyım o anlatsın istiyorum. o yüzden soru sormayı bıraktım. dayanılmaz sessizliği fırlattım kafasına ki, ötsün.
- ya bir gün öyle benzinlikte dışardayım, bi kamyon şöfürü indi. sohbete daldık. bir daha yolun düşerse bana 300 euroluk silah getir dedim.
- hmm.
- ya sudok’ mermileriyle birlikte getirdi, gelmez sanıyordum biliyor musun?
- e ama ruhsatta kimin adı yazıyor? illa bir isim yazmalı. nasıl kaçak aldın ki?
- o da başkasından almış, kıps, kıpssss.
- kullanma ya tehlikeli fln.
- yok, zaten saklı bir kutuda.
- hmm.
…
onuncu birasından sonra sendeleyerek gitti 56’lık, daha öncelerinde bana date teklif edip, numarasını vermiş olan kel marcus.
ihtiyaç halinde azmedersem her gün benzinlikte bekleyebileceğimin farkındayım. kendimi biliyorum. bulana kadar salmam peşini. kafaya takıyım yeter ki. her insan, bir fikir gözümde.
devamını gör...
34.
ben kalem tutamayan kolsuz şairlerin sözcüsüyüm. ben acı çığlıklarla yağan yağmura destek olan gök gürültülerinin haykırışlarıyım. ben kosova'da yetimim. ben bosnada öldürülen ve bedeni toplu mezarda çürüyen adamım. ben filistin'de hayatı yok olan onlarca çocuğun yok olan hayat sevinciyim. dün karabağ'da bir ermeni doktor üzerimde deneyler yaptı. bugün bir israilli bana ıslak ekmek verdi ve onu yedim. üç beş dalkavuk ile tozpembe anlatılan tarih derslerinde zarar gören sayılardaki insanlardanım. ben çok zaman sustum. bana susmayı öğretti çevrem. aynı çevre kendisine yönelik ufak bir iğne batırımında dünyayı yaktı. o dünyada benim evim yandı. benim dünyam sessiz ve yaşama çabasıyla dolu. her şeyi doğru yapsam bile birkaç güdümlü hain beni savaş ortamına soktu. beni bosna'da öldüren adam lahey'de duruşmalara giderken özel doktorlar tarafından tedavi edildi. acı çekmesin diye morfin verildi. karabağ'da üzerimde deney yapan doktora yılın doktoru ödülü verildi.
ben kim miyim? zarar gören. sayılardan ibaret olanlardan biri. soğuk bir matematik ifadesine sıkıştırılan kişi.
ben kim miyim? zarar gören. sayılardan ibaret olanlardan biri. soğuk bir matematik ifadesine sıkıştırılan kişi.
devamını gör...