seni seviyorum demenin farklı şekilleri
başlık "yediyüzüncüelizabeth" tarafından 23.11.2020 13:31 tarihinde açılmıştır.
781.
3 aylık emekli maaşının 30 katı değerinde bir araba almaya çalışan bana, arabaya binerken;
- sen yine araba alırken bana haber ver, ben bir şeyler toparlamaya çalışırım..
- peki babacığım..
bir de söylenmeyeni var, çantadan çıkan 5 çeyrek altın.
- sen yine araba alırken bana haber ver, ben bir şeyler toparlamaya çalışırım..
- peki babacığım..
bir de söylenmeyeni var, çantadan çıkan 5 çeyrek altın.
devamını gör...
782.
düz fontunu bulduk da sanki. siz çoktan italik, kalın, bold moduna geçmişsiniz.
devamını gör...
783.
bana kalırsa, sıklıkla düşülen bir hatanın aksine, sevmenin önemli bir parçası mükemmel olma baskısı hissettirmemektir; zira günün sonunda bütün o debdebeli şiirlerin yanında yalnızca eylemler konuşur. neden mükemmel olma baskısı hissettirmemek diyorum buna? çünkü bazen bunu yapıyoruz. karşımızdaki insana duyduğumuz sevgi o kadar yüzeysel bir noktada tıkanıp kalıyor ki onu bir insan olmaktan çıkarıp bir figür hâline getiriyoruz. sanki nadir bir relikmiş gibi tapıyoruz ona. sırf bütün o büyük şairler, aslında içsel bir mazoşizme dönüşmüş sözüm ona yüce aşklarını böyle onore ediyor diye, birini fetişize ediyor; önce göklere çıkarıp sonra en ufak pürüzde yerlere çalıyoruz.
daha genç yaşlarımda birinin bana bunu öğretmiş olmasını dilerdim açıkçası. birini olduğundan daha büyük görmenin aslında dindarca bir kibir olduğuna inanıyorum. bir noktada insan, kafasındaki bu mitik, tanrısal figüre yaklaşamayacağına inanıp ya onu aşağıya, kendi insansılığına çekmek için zarar vermeye başlıyor ya da karşıdaki insanı kendi kafasındaki mite uyduramadığında, bunun öfkesiyle yakıp yıkmayı, tahakküm kurmayı kendine hak görüyor. bunun bir de karşı tarafı var üstelik. mükemmel olmak; ulaşılmaz, çocukça, toy bir arzudur. bu kadar değişken kavramlara müthiş bir katılıkla anlamlar yükleyip hayatınızı bu namümkün hedefe ulaşmak için paralarsanız, günün sonunda zemine çok sert çakılırsınız. bir zamanlar oradaydım; çakılacağınız yerde uslanmadan çarptığım onlarca duvar var, o yüzden biliyorum. insan bazen o kadar yüksekten düşmek dışında başka bir yolla inemiyor.
birini mükemmel varsaymak, ona bunu hissettirmek de onu bu kafese kapatır. sonra da orada, o imkânsız hedefe asla ulaşamadığı için kendini yetersiz hissedeceği bir cezayla baş başa bırakır.
hayır, sanıyorum ki birine seni seviyorum demenin en güzel yolu, onu mükemmel olma beklentisiyle cilalamak değil; hatalarının ne kadar insancıl olduğunu ve insanın gelişebilen bir canlı olduğunu ona yeniden hatırlatmaktır. kendine inancını kaybettiğinde, herkesin zaman zaman düşebileceğini; mükemmel olmanın tanımının kusursuz, insan olmaktan uzak bir hatasızlıklar bütünü olmadığını hissettirebilmek ve böyle; kırık, hatalar yapmış, yorgun, bitkin hâlinde bile sevilmeye değer olduğunu gösterebilmektir.
eğer bugün bunları bilmiyor olmasaydım, ki bunları öğrenmem, eşimin beni sabırla desteklediği oldukça uzun ve canımı acıtan gecelere mâl oldu, belki de hâlâ hem kendimi hem de bir başkasını o mükemmeliyet arzusu ile tüketiyor olurdum. o yüzden birini sevdiğini söylemenin, en azından bir parçasının, onu zehirleyen bir yücelik maskesine hapsetmemek olduğunu söyleyebilirim. sevginin tamamı bu değildir elbette; ancak mutlaka önemli bir parçasıdır. "olduğun insan, tıpkı benim sahip olduğum gibi birçok kusura sahip olabilir; bunlar yüzünden seni yetersiz hissettirmektense yol boyunca seninle birlikte büyümeyi istiyorum," diyebilmek de seni seviyorum demenin bambaşka bir yolu değil mi?
daha genç yaşlarımda birinin bana bunu öğretmiş olmasını dilerdim açıkçası. birini olduğundan daha büyük görmenin aslında dindarca bir kibir olduğuna inanıyorum. bir noktada insan, kafasındaki bu mitik, tanrısal figüre yaklaşamayacağına inanıp ya onu aşağıya, kendi insansılığına çekmek için zarar vermeye başlıyor ya da karşıdaki insanı kendi kafasındaki mite uyduramadığında, bunun öfkesiyle yakıp yıkmayı, tahakküm kurmayı kendine hak görüyor. bunun bir de karşı tarafı var üstelik. mükemmel olmak; ulaşılmaz, çocukça, toy bir arzudur. bu kadar değişken kavramlara müthiş bir katılıkla anlamlar yükleyip hayatınızı bu namümkün hedefe ulaşmak için paralarsanız, günün sonunda zemine çok sert çakılırsınız. bir zamanlar oradaydım; çakılacağınız yerde uslanmadan çarptığım onlarca duvar var, o yüzden biliyorum. insan bazen o kadar yüksekten düşmek dışında başka bir yolla inemiyor.
birini mükemmel varsaymak, ona bunu hissettirmek de onu bu kafese kapatır. sonra da orada, o imkânsız hedefe asla ulaşamadığı için kendini yetersiz hissedeceği bir cezayla baş başa bırakır.
hayır, sanıyorum ki birine seni seviyorum demenin en güzel yolu, onu mükemmel olma beklentisiyle cilalamak değil; hatalarının ne kadar insancıl olduğunu ve insanın gelişebilen bir canlı olduğunu ona yeniden hatırlatmaktır. kendine inancını kaybettiğinde, herkesin zaman zaman düşebileceğini; mükemmel olmanın tanımının kusursuz, insan olmaktan uzak bir hatasızlıklar bütünü olmadığını hissettirebilmek ve böyle; kırık, hatalar yapmış, yorgun, bitkin hâlinde bile sevilmeye değer olduğunu gösterebilmektir.
eğer bugün bunları bilmiyor olmasaydım, ki bunları öğrenmem, eşimin beni sabırla desteklediği oldukça uzun ve canımı acıtan gecelere mâl oldu, belki de hâlâ hem kendimi hem de bir başkasını o mükemmeliyet arzusu ile tüketiyor olurdum. o yüzden birini sevdiğini söylemenin, en azından bir parçasının, onu zehirleyen bir yücelik maskesine hapsetmemek olduğunu söyleyebilirim. sevginin tamamı bu değildir elbette; ancak mutlaka önemli bir parçasıdır. "olduğun insan, tıpkı benim sahip olduğum gibi birçok kusura sahip olabilir; bunlar yüzünden seni yetersiz hissettirmektense yol boyunca seninle birlikte büyümeyi istiyorum," diyebilmek de seni seviyorum demenin bambaşka bir yolu değil mi?
devamını gör...