121.
alohaaaaaa herkese.
geç olmakla birlikte bir beş on dakika sonra yayında olacağım arkadaşlar.
ne biçim efsane sorular soracağım demiyorum.
belki kelime oyunu oynarız.
şöyle oluyor...
ben beş tane rastgele kelime veriyorum. kelimelerin geçtiği kısa doğaçlama bir şeyler karalıyoruz birlikte ve okuyoruz efendim.
hatta siz de verebilirsiniz kelime. denerim yani bir şeyler yumurtlamayı.
dinlemek için buradan
katılım için başlık altından yaldır yaldır yazınız efenim.
geç olmakla birlikte bir beş on dakika sonra yayında olacağım arkadaşlar.
ne biçim efsane sorular soracağım demiyorum.
belki kelime oyunu oynarız.
şöyle oluyor...
ben beş tane rastgele kelime veriyorum. kelimelerin geçtiği kısa doğaçlama bir şeyler karalıyoruz birlikte ve okuyoruz efendim.
hatta siz de verebilirsiniz kelime. denerim yani bir şeyler yumurtlamayı.
dinlemek için buradan
katılım için başlık altından yaldır yaldır yazınız efenim.
devamını gör...
122.
zugra ustanın ''beş sözcüklü öykü''sü öyle güzeldi ki; eziklendim. oynamam zorlaştı bundan gayri...
devamını gör...
123.
akşamüstü sahil boyunca yürürken içini kaplayan yalnızlık duygusunu bastırmaya çalışıyordu. dalgaların sesi, gün boyu aklını kurcalayan izsu faturası kadar gerçekti; kaçsan da peşinden geliyordu. bir bankta durup nefeslendi, çantasından küçük bir defter çıkardı. hayatın tuhaf ayrıntılarını yazmayı severdi: markette “glüten içermez” etiketini yanlış rafta görmesi, parkta fındık kemiren bir sincapın ona uzun uzun bakması gibi.
akşam serinliği çökerken, yakınlardaki küçük kafeye girdi. garson masaya bir kadeh şarap ve yanında yerel peynir getirdi. hafif bir müzik çalıyor, pencereden sahilin ışıkları görünüyordu. yan masadaki kadının elbisesinin altından görünen koyu renkli jartiyer, kimseyi rahatsız etmeyen ama hikâyesi olan bir ayrıntı gibiydi; tıpkı herkesin hayatındaki küçük sırlar gibi.
kadeh boşalırken yalnızlık da biraz seyrelmişti. defterine son bir cümle yazdı: “bazen hayat, sahilde içilen bir şarap kadar sade; bazen de bir sincap kadar beklenmedik.” sonra kalktı, sözlüğe girip zugra'nın yayınında böyle saçmaladı*
akşam serinliği çökerken, yakınlardaki küçük kafeye girdi. garson masaya bir kadeh şarap ve yanında yerel peynir getirdi. hafif bir müzik çalıyor, pencereden sahilin ışıkları görünüyordu. yan masadaki kadının elbisesinin altından görünen koyu renkli jartiyer, kimseyi rahatsız etmeyen ama hikâyesi olan bir ayrıntı gibiydi; tıpkı herkesin hayatındaki küçük sırlar gibi.
kadeh boşalırken yalnızlık da biraz seyrelmişti. defterine son bir cümle yazdı: “bazen hayat, sahilde içilen bir şarap kadar sade; bazen de bir sincap kadar beklenmedik.” sonra kalktı, sözlüğe girip zugra'nın yayınında böyle saçmaladı*
devamını gör...
124.
hellöö. ben de geldim şimdi. temayı anladım. yeni sözcükleri beklemedeyim. ğğğğaaaa çoksel. kesin 0 veya 1 puan alacağım ama olsun *
devamını gör...
125.
şarkı için istek yapabiliyor muyuz
devamını gör...
126.
ya inş sincaplar da bizi görünce mutlu oluyorlardır.
yoksa onların gözünden çok salak gibi görünüyoruz.
düşünsene, bir canlı var ve seni görünce şebek gibi gülümsüyor*
yoksa onların gözünden çok salak gibi görünüyoruz.
düşünsene, bir canlı var ve seni görünce şebek gibi gülümsüyor*
devamını gör...
127.
kelımeleri tekrarlar mısın?
devamını gör...
128.
yeni kelimelerimiz.
kibir, açgözlülük, kıskançlık, tembellik, öfke...
yazınız arkadaşlar. aşdslkfşdslkfsşdl
kibir, açgözlülük, kıskançlık, tembellik, öfke...
yazınız arkadaşlar. aşdslkfşdslkfsşdl
devamını gör...
129.
sufleyi dinlemesek de yesek ya, öf hiç anlaşamıyoruz ada ben ayrılmak istiyorum
(güzel geceler, uzanmaya geçiyorum)
(güzel geceler, uzanmaya geçiyorum)
devamını gör...
130.
''tembellik etme'' dedi kendi kendine. ''tembellik etme!''
''kalkacağım, giyineceğim ve kibirim kırılsada ondan özür dilemeye gideceğim''.
zugra'nın ofisine girerken içeriden gelen gülüşmeler dikkatini çekti. içeride bir erkek vardı ve zugra kahkahalarla gülüyordu. kıskançlık içini kemirmeye başladı. öfkelendiğini hissediyordu. 'bu bir tuzak'' dedi. ''kaderin beni düşürdüğü bir tuzak''.
beni buraya getiren açgözlülüğümdü. şimdi daha iyi anlıyorum. zugra bir tuzaktı. sadece bir ses değil radyonun ta kendisiydi.
''kalkacağım, giyineceğim ve kibirim kırılsada ondan özür dilemeye gideceğim''.
zugra'nın ofisine girerken içeriden gelen gülüşmeler dikkatini çekti. içeride bir erkek vardı ve zugra kahkahalarla gülüyordu. kıskançlık içini kemirmeye başladı. öfkelendiğini hissediyordu. 'bu bir tuzak'' dedi. ''kaderin beni düşürdüğü bir tuzak''.
beni buraya getiren açgözlülüğümdü. şimdi daha iyi anlıyorum. zugra bir tuzaktı. sadece bir ses değil radyonun ta kendisiydi.
devamını gör...
131.
kibirli ve kıskanç insanları toplumda gördüğüm zaman içim acır. malesef toplumun tedavi edilmemiş,adı konmamış hastalığına sahipler.bu insanların rijit anlarında gözlerinde öyle bir öfke oluyor ki insan olmanın temel yapı taşlarından merhamet hiç uğramamış sanki onlara. karşısındakinin niyetine, sözüne ve hayattaki duruşuna bakmadan açgözlü bir barbar gibi girdikleri alanı talan ediyorlar. bu insanları kaybedemeyız, bu konuda tembellik edemeyız. çünkü bu insanlar belki çocugumun öğretmenı belki yan komşum. onlar istemeden hayatıma almak zorunda olduklarım. pusulası iyilik olanlarla zorlu ve zorunlu bir yolumuz var. saygılarımla gençler.
devamını gör...
132.
selam verdim girerken de böyle fark etmen daha iyi geldi asdghad
ben de ne mutlu canım benim kalpler...
bu arada sonkullanmatarihçisi arkadaş ile psişikte buluştuk. verdiği kelimeleri, özellikle kıskançlığı cumartesi yayınında konu etmeyi düşünüyordum.
ben de ne mutlu canım benim kalpler...
bu arada sonkullanmatarihçisi arkadaş ile psişikte buluştuk. verdiği kelimeleri, özellikle kıskançlığı cumartesi yayınında konu etmeyi düşünüyordum.
devamını gör...
133.
sabah evin içinde güneşin ilk ışıkları yayılırken koltuğa oturduğunda kibri gölgesinden önce yere düştü. omuzlarında yıllardır taşınan bir ceket gibiydi. dışarıyı değil de içeride eksik kalanları izlemeye başladı. şefkate karşı açgözlülüğü raflara sığmayan bir istek gibi büyürken kıskançlığı nefesinin ritmini bozuyordu. salonda uzanan üçüncü kişi hareketsizliği bir düşünme biçimi sanacak kadar yorgundu. tembellik vücuduna değil de zamana yayılmıştı sanki. kimse konuşmadı çünkü kelimeler birbirine değerse kırılacaktı.
geçen saatler sonrası gece çöktüğünde öfke, ağır bir koku gibi eve sindi. hiçbir şey değişmedi.
(valla sonunu bağlayamadım. sanırım başını da bağlayamadım. hikayede üç kişi var. çünkü yazarken aklıma mehmet akif ersoy gündemi ve ikiden fazla ilişki falan geldi fjdkgj)
geçen saatler sonrası gece çöktüğünde öfke, ağır bir koku gibi eve sindi. hiçbir şey değişmedi.
(valla sonunu bağlayamadım. sanırım başını da bağlayamadım. hikayede üç kişi var. çünkü yazarken aklıma mehmet akif ersoy gündemi ve ikiden fazla ilişki falan geldi fjdkgj)
devamını gör...
134.
bazen insanlar birbirinin mutluluklarını, sahip olamadıklarını kıskanır. her ne kadar öfkeyle bakarsa baksın kıskandığı şey aslında ona ait olamayacak kadar uzaktır.. sahip olduklarıyla yetinemez, hep daha fazlasını ister açgözlü insanlar.
kibir ve tembelliğe bir şey bulamadım..
kibir ve tembelliğe bir şey bulamadım..
devamını gör...
135.
konuk olarak gel, beraber yapalım yayını.
devamını gör...
136.
istek alıyor musun
devamını gör...
137.
kıskançlık en insani duygulardan biridir bu arada. kıskanmıyorum diyen ağır yalancıdır. dozu, çeşiti değişkenlik gösterir ama herkeste bir şekli mevcut bana göre.
devamını gör...
138.
çok keyifli bir uğraş bu. teşekkürler yayıncımıza...
devamını gör...
139.
çaldığınız tarza yakın bir şeyler isteyeyim dedim.. yasemin mori var dedin sanki, eğer listede varsa isteğimi değiştirebilirim *
devamını gör...
140.
imrenmek de kıskançlığın bir çeşididir, sahiplenmek ve kaybetme korkusu da. dolayısı ile alt başlıkları olan bir konu.
devamını gör...
141.
uzun uzun düşündüm ama bu kadar oldu..
yine de kıskançlık, açgözlülük ve öfkeyi kullandım az önce.
yine de kıskançlık, açgözlülük ve öfkeyi kullandım az önce.
devamını gör...