yıllar önce barış manço'nun yaptığı, mehmet erdem' inde çok güzel yorumladığı
sarı çizmeli mehmet ağa şarkısı,

yeni türkü'nün
(bkz: cevriye hanım)

şarkısı gibi şarkılardır.
kıskandığım isimlerdir. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şu efsane diyaloğun geçtiği filmdir.
- merhaba mülayim abi
- merhaba canım. bu herifi de hiç sevmem.
devamını gör...

soundtrack’teki şarkılar tek tek çalarken kendi filminde başrol oynamak gibidir.

bazen spotify listemi açıp yürürüm. kulağımda kulaklık varsa o artık sıradan bir yürüyüş değildir, kendi filmimin kareleri akmaya başlar. otuz iki kısım tekmili birden. bazen iki süper film birden. müziğin türüne göre filmimin türü de değişir.

o zaman kulaklıkla müzik dinlerken yaşadıklarımı anlattığım sıradan bir gün:

the exorcist

çok büyük bir kafka hayranı olduğum için sabah kahvaltımı kargalarla birlikte yapıp ( bence çok iyi bir gönderme oldu) evden çıktığımda sözlük yazarlarının benden hoşlanmayacağını düşünüp yürürken kitap okumaktan vazgeçip kulaklığımı taktım. şansıma sabah sabah the exorcist theme song gelince ilk macera hemen hemen netleşti. şarkı başladıktan on beş yirmi saniye sonra karşıma dev bir köpek çıktı. üç başı olan köpek cehennemden fırlamış gibi üzerime atladı. yeşil pembe salyaları her yerime bulaşırken bir anda köpeği kaptığım gibi hancock’un çocuğu kapıp göğe uçtuğu gibi havalandım. ve yere inişte köpeği asfalta vurdum. köpek parçalara ayrılınca o parçalardan yüzlerce sıçan etrafa yayıldı. tam sıçanlarla savaşmak için bir yol ararken müzik yavaş yavaş azaldı ve bitti. korkunç bir andı. dev bir köpek. aslında dev değildi, normal bir köpekti. ama saldırdı bana, yani saldırmadı ama hırladı. burnumun dibinde hırlayan bir köpek. yani aslında o kadar yakın değildi ama köpek köpektir. fakat müzik bittiğine göre doğruyu söyleyebilirim. büyük siyah bir çöp poşeti idi gördüğüm ve korktuğum şey. yeni bir şarkı başlayana kadar etrafa saçtığım çöpleri toplamak zorunda kaldım.

unchained melody

ikinci şarkı unchained melody olunca film de bir anda yön değiştirdi. hafiften puslu böyle bir günde bu kadar güzel bir kadınla karşılaşmak çok büyük bir talihti benim için. kadının yemyeşil gözleri vardı. o kadar yeşildi ki gözleri daha önce yeşil gözlü kimseyle bakışmadığım için benzetme bile yapamıyorum. uzun uzun bakıştık, ben durak levhasına yaslanıp bir sigara yaktım. gözlerimi kısıp kadına bakmaya devam ettim. hayrettir ki o da gözlerini hiç ayırmıyordu benden. ama başka şeyler de oluyordu. bir iki adam daha bana bakmaya başlamıştı. dar siyah bir tişört giymiş, boynunda devasa bir zincir olan, pantolonu derisine nüfus etmiş gibi duran bir adam elinde makasla bana bakıyordu. yanında da yandaki nalbur ve çırağı. tam o anda müzik bitti ve adamların bana doğru koşmaya başlaması ile ben de seri depara kalktım. görseniz onyekuru’dan koşu var derdiniz. iki şarkı ile filmi yarılayıp bu arada posterdeki bir kadınla kısa süreli bir aşka yaşadıktan sonra telefonum çalınca filme on dakika ara vermek zorunda kaldım.

10 dakika ara

nothing’s gonna hurt you baby

aradan sonra ben de kaçmanın verdiği heyecan ve paniği atlatınca yeni bir şarkı açtım. cigarettes after sex’ten nothing’s gonna hurt you baby. bence duruma çok uygun bir şarkı idi. sonuçta poster de olsa bir seks imkanı yaşamıştım ve bu da bir sigarayı hak ediyordu ve beni kovalayan adamlara yakalanmadığım için de kimse beni incitmemişti. bu saçma düşüncelerden sıyrılıp şarkının içine girince kendimi bir pubda otururken buldum ve hemen kendime gelip etrafa öfkeli ama anlayışlı, hayattan vazgeçmiş ama mücadele etmeye hazır, umursamaz ama cinsel gücü yüksek bir şekilde baktım. müzik yükseldi. barmen elinde bir bezle bardağın içini yarınlar yokmuş gibi kurularken bana bakıp ne istediğimi sordu. ben de viskiden çatallaşmış sesimle her zamankinden dediğim an şarkı bitti. büfeci ile göz göze geldim. bana her zamanki nedir oğlum der gibi baktığını anlayınca hemen bir winston blue bir de clipper çakmak aldım ama sanırım yeterli olmayacaktı. o yüzden iki winston blue almaya karar verdim. parayı da tam verdim iki yirmilik. belki bu hatırlamasına yardımcı olur.

too close

günün son şarkısı alex clare’den too close oldu. ve şarkının başlaması ile etrafımı silahlı iki adamın sarması bir oldu. adamların yabancı olduğu çok belliydi, ağır bir italyan aksanı ile konuşuyorlardı ve benim düşünecek zamanım yoktu, hemen silahımı çektim ve benzer bir aksanla “ say hello to my little friend” dedim. adamların gözündeki korkuyu okudum ya da ben korku sandım. elim tetikte beklerken en ufak bir hamlede yakmaya niyetliydim adamları ve o hamle gelince hiç tereddüt etmedim. parmağımın bir hareketi ile şarkı bitti ve çakmağın alevli sesi parladı. yüzüme şaşkın şaşkın bakan adamlara iki de sigara ikram ettim bunun üzerine. ve başka bir şehirden çalışmak için geldiklerini ve geri dönmek için paraya ihtiyaçları olduğunu söyleyen bu iki sahtekarı dumanlı bir kalpazanlıkla bırakıp yoluma devam ettim.

kulaklıkla şarkı dinlerken ben ben değilim. and the oscar goes to
devamını gör...

nickaltında tanım olmayan yazar kalmayacak arkadaş. ben bu arkadaşımızın mahlas'ını sevdim ayrıca akıllıca düşünülmüş. daha önce nasıl farketmedim yahu? şaşkınlık işte.
devamını gör...

ilacın uzun süre özofagusta kalarak mukoza ile temas etmesi sonucu hasarlaması ile karakterize durumdur.
en çok yol açan ilaç doksisiklin'dir.
genellikle özofagusun en dar kısmı olan orta kısmında görülür.
semptom olarak odinofaji ve göğüs ağrısı görülür.
tanı amaçlı endoskopi yapmak gerekir.
devamını gör...

“ve piçler yani aşk çocukları”
diye tanımlamıştır bir şiirinde ismet özel
(bkz: senin olan yenilgi)
devamını gör...

insan kişisine dünyaya gözünü açtığında şişt demek için uydurulmuş seslenme şeysinin tuhaf seçilmiş halleri.

çok fazla tuhaf isim duymadım.

bir teyze vardı adı pamuk'tu. çok garibime gitmişti. her halde saçları beyaz diye pamuk diyorlar diyordum değilmiş.

isim demişken bana da hep tuba derler. yani şu yaşıma kadar yeni tanıştığım bir çok insan illa birkaç kere bu şekilde seslenmiştir bana. nedenini çözemedim. ne çağrıştırıyor hiç bilemedim. soruyorum hatta bilmem öyle anımsadım ismini diyorlar. kimisi özür falan diliyor. yok arkadaşım sorun değil ben sadece dünya halkı olarak bir araya gelip 'biz bu banu'ya tuba diyelim kafası karışsın, sorgulasın' diye bir karar mı aldınız? onu merak ediyorum. yoksa istersen cabbar de bana sorun olmaz.
devamını gör...

ankara karanfil sokak'ta bulunan bir kitabevidir. karanfil metro çıkışından yukarı doğru gidip merdivenlerden çıktığınızda sol tarafınızda kalır. birçok kişinin buluşma yeridir, çünkü yerini herkes bilir. karşı tarafı beklerken ya içinde gezinirsin ya önündeki banklara oturursun. kendisi aynı zamanda sabahattin ali'nin yıllar yıllar önce yaşadığı binadır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ne zaman kızılay'a gitsem uğramayı ihmal etmediğim yerlerdendir. bir şey almayacaksam bile girip gezinmeyi, kitaplara göz atmayı severim. bayaaa büyük bi kitabevi. ben genelde okuma kitaplarıyla ilgili olan kısımlarla ilgilensem de akademik anlamda da içeriği zengin. içinde arayıp da bulamayacağınız kitap yoktur sanırım. içinde birkaç oturma yeri de var, kitap alıp orada okuyan çok insan gördüm.

ama dost'a dair en en ennn sevdiğim şeylerden biri içinden geçen kocaman ağaçtır. oraya bir oluşum yapacağız diye ağacı kesmeyip aksine camla çevirip korumaya almışlar. buranın bir kitabevi olması da çok manidar oluyor bu yüzden. şu güzelliğe bakın hele.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
dost aşkım kabardı, gidiyorum..
devamını gör...

türk dil kurumuna göre bir şeyi yapmayı veya elde etmeyi çok istemek anlamına gelen deyimdir.

türk dil kurumunun ziyadesiyle tembel davranıp deyimi eksik anlattığı kanısındayım ve bu işe el atmayı bir görev biliyorum. bunun nedeni türk dil kurumundan daha çok bilgi sahibi olmam değil bu deyimi kullanmayı çok sevmemdir.

benim takıldığım kısım insanın sadece bir şeyi elde etmek için ya da bir şeyi yapmak istemek için içinin gitmediği sorunudur. bence bir insanın başka bir insanı görünce de içi gidebilir. ve o saniye deyim türk dil kurumuna inat yepyeni bir anlam kazanır. insanolunbiraz deyimler sözlüğüne de böylelikle girebilir zaten.

bir insana içiniz gidiyorsa onu gördüğünüz anda dünya üzerinde var oluşa kanıt olarak gösterilebilecek bütün her şey hükmünü yitirir. sizin için her şey o insan olmuştur artık. kalan her şey teferruattır. o insanla yaşayacağınız bütün gerçekler için bir dekor oluşturmak için vardır dünya ve dünya üzerindeki her şey.

bir insana içiniz gidiyorsa eğer onun bütün kusurları sizin için dünyanın yedi harikası ile boy ölçüşebilecek kadar güzeldir. onun kendiyle ilgili beğenmediği her şeyi siz her türlü estetik kaygıya kafa tutarak çok daha fazla sevmeye başlarsınız. sizin için lekeler o kadar lekeli olmaz, düz olmadığı düşünülen her şey dümdüz olur, küçük olan hiçbir şey o kadar küçük değildir.

bir insana içiniz gidiyorsa eğer o insan hiçbir şeyden korkmasın, hiçbir şey onu huzursuz etmesin, ayağına taş değmesin istersiniz. korkularını elini tutarak gidermek, huzursuzluklarını göğsünüzde yumuşatmak ve gerektiğinde ceketinizi yere serip geçeceği yerleri yumuşak bir hale getirmek gelir içinizden.

bir insana içiniz gidiyorsa eğer onu görmeden geçirdiğiniz zamanı hayattan saymaz, ömürden düşmezsiniz. onun yanındayken göz kırpmaktan bile imtina edersiniz. o kısa anlarda onu görmeyecek olmanın korkusuyla. ve onu her gördüğünüzde milan kundera’nın varolmanın dayanılmaz hafifliği diyerek neti kast ettiğini anlarsınız.

bir insana içiniz gidiyorsa eğer giden her parça o insana yöneliyor demektir. içinizde sakladığınız, nadasa bırakılmış her duygu yolları, dağları, boğazları aşıp o insana varıyordur bu anlarda.

bir insana içi gitmek eksiltili hissettiğiniz anların hepsinin mükafaatıdır.
devamını gör...

"okuyacak doğru dürüst bir şey bulamıyorum" diyen ve sol frame'deki tuhaflıklardan kafasını çıkarıp nefes almaya çalışan yazarların okuması gereken yazarlardan biri. en azından şahsi görüşüm bu yönde.

normalde film ya da roman konulu tanımlar pek bana göre değildir. hele uzunsa okumakta zorlanırım, pek ilgi alanım olmadığı için. fakat kaşkolnikov yazdığı zaman okumayı seviyorum çünkü kafayı yormuyor. edebiyatı seven biri olsam da bir eserle ilgili bir inceleme yapılırken orada ağdalı bir dille edebiyat parçalanmasından yana değilim. insanların sıkılmadan okuyacağı şekilde incelenmeli bence böyle konular.

bir de tabii dümdüz filmin ya da kitabın konusunu yazmaktansa kendi bakış açısından yaptığı değerlendirmeleri paylaşıyor oluşu, bu tanımları daha değerli yapıyor bence. sonuçta merak ettiğimiz şey sadece konu olsa google amca da yardımımıza koşar. daha çok "ben bu filme/kitaba bu gözle baktım, bunları bu şekilde değerlendirdim. acaba başka insanlar da böyle mi düşünüyor? farklı bakış açıları var mı?" diye düşünüyor bazılarımız. işte onu da bu tür tanımlarla öğreniyoruz diğer yazarlardan. denk geldiğim ya da takip ettiğim birkaç yazar daha var böyle. onlara da selam olsun! ellerine sağlık diyorum hepsine bu vesileyle.

ortak bir noktamız da var: bilim. bu nedenle farklı bir yönden kanım ısındı kendisine. bu konudaki bakış açısıyla hep aynı şekilde devam etmesini umuyorum hayata.

pek uzun nickaltı yazmam, hatta bir ara hiç yazmıyordum; bilenler bilir ama mademki son zamanlarda birçok kişi sözlüğün gidişinden şikayetçi, bence yeni gelecek olan yazarlara gerçekten düzgün yazan eski yazarları tanıtmak gerekiyor. en azından buraya bir şeyler okuyup başkalarının görüşlerinden yararlanmaya gelenlerin işini biraz olsun kolaylaştırmış oluruz.
devamını gör...

genelde kötü rüyalarda vuku bulan olay. uyanır, canınızı sıkan şey bitti sanırsınız ama rüya aslında bitmemiştir. sonra ondan da uyanmaya çabalarsınız.
devamını gör...

isminin anlamlarından biri dalgalı
ruh halim dengesizdir.
ayrıca resim yapmayı severim.
devamını gör...

insan vücuduna yerleştirilen biyomedikal cihazlara, piezoelektrik etkiyle enerji sağlayan sistemlerin mucidi fizikçi ve malzeme bilimci, ilk tanımda bahsedilen harvard üniversitesi akademi üyeliğine hak kazanmış ilk türk bilim insanı.

massachusetts institute of technology (mit) "media lab" bünyesindeki "conformal decoders"* araştırma grubunun başkanıdır. sonuncusu mart 2021'de, abd bilim vakfı*'ndan almış olduğu kariyer ödülü de dahil olmak üzere sayısız ödülün sahibidir.

yine mit laboratuvarı içerisinde, "yellowbox"* adını verdiği temiz odayı kendi başına kurmuştur. tamamen şeffaf ve ziyaretçilerin yalnızca dışarıdan bakarak bile inceleme yapmalarına olanak veren bir laboratuvar olması, onu benzersiz kılmaktadır. yellowbox, 2017 yılında kalite güvencesi kurumu tarafından "yeşil laboratuvar"* sertifikasını almış ve mit media lab tarihinde bu sertifikayı almaya hak kazanan ilk ve tek laboratuvar olmuştur.
devamını gör...

izlenmesi gereken hbo dizileri:
(bkz: band of brothers)
(bkz: chernobyl)
(bkz: westworld)
(bkz: game of thrones)
(bkz: the sopranos)
(bkz: oz)
(bkz: the wire)
(bkz: true detective)
(bkz: watchmen)
devamını gör...

gerçek olamayacak kadar ironik olaylar yaşadığımız bu dönemde şaşırtmayan olaylar bütünlerinden sadece biridir.
(bkz: aklımızla dalga geçen açıklamalar)
devamını gör...

bir şey beni öldürmüştü, ama yine de hayattaydım. fakat ne belleğim vardı ne de adım. zerre kadar umudum olmadığı gibi, en ufak bir pişmanlık ya da üzüntü duymuyordum. geçmişim yoktu, muhtemelen geleceğim de olmayacaktı; bana düşen yaranın oluşturduğu boşlukta diri diri gömülmüştüm. yaranın kendisiydim ben.

henry miller - oğlak dönencesi
devamını gör...

öncelikle
(bkz: kıymetli dostlarım)*
beraber kocaman, mutlu ve huzurlu bir aile olacağız. bana inanıyor musunuz? ben olsam inanmazdım.

şaka bir yana umarım çok iyisinizdir ve her şey yolundadır. *
devamını gör...

radikal karakterli bir kaç kişiden yola çıkıp büyük bir kitleyi zan altında bırakan bir tümevarım. çoğu tümevarımlar gibi çok kolay yanlışlanabilir olandır.
devamını gör...

bantu dilinde, dans ederken gelen giysileri çıkarma dürtüsü anlamına gelir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim