cem adrian
sesi ve kişiliği güzel sanatçı
devamını gör...
iorek byrnison (yazar)
tanımlarını gördüğümde istemsiz şekilde aklıma börek düşüren, tanımlarını beğenmeden geçmediğim sözlüğün klas yazarlarından biri.
devamını gör...
bonobo
pan paniscus. ancak 1929 yılında neredeyse eş zamanlı olarak alman ve amerikalı iki anatomistin ayrı ayrı keşfedip dünyaya ilan ettikleri, bugün yaşayan canlılar arasında anatomik -ve yakın zamandaki araştırmalara göre genetik- olarak insana en çok benzeyen tür. şempanzelerle birlikte ortak kuzenimiz ve hatta yine bu üç türün ortak atası olan ardipithecus'a -ilk bipedal hominin- da anatomik olarak en yakın tür.
etolog ve psikolog robert yerkes; henüz bu türe bir ad verilmemişken yazdığı almost human adlı eserinde bonobolardan şempanze diye söz ederek onları uzun uzun anlatmıştır.
aslında bonoboları insanlar açısından özellikle önemli kılan bir nokta var. frans de waal'in de bir kitap (bkz. bonobo ve ateist) boyunca anlattığı üzere bonobolar şempanzelerle kıyaslandığında muazzam bir zıtlık ortaya çıkıyor. teşbihte hata olmaz notunu düşerek bonobolar melek ise şempanzeler şeytandır diyerek bu zıtlığı özetleyelim.
felsefi antropolojide de epey karşılık bulmuş olan insanın vahşi ve kötücül bir tür olduğu fikrine destek olurcasına yakın zamana dek haberdar olduğumuz en yakın akrabalarımız olan şempanzeler akıl almaz derecede şiddete eğilimli bir tür. de waal'in kitaplarında anlattığı sayısız örneklerden birine bakalım: biri alfa olma mücadelesi veren diğeri ise eskiden alfa olan iki şempanze, bir geceyarısı güçten düşmekte olan mevcut alfayı çıplak elleriyle cinsel organını parçalayarak öldürürler. işte insanın doğuştan savaşçı, vahşi ve hatta patriarkal düzende yaşamaya daha uyun bir tür olduğunu iddia edenler için böylesi örnekler her zaman destekleyici olmuştur.
bonobolara bakıldığındaysa çatışmaların çoğunlukla barışçıl bir biçimde çözümlendiği görülmekte. fiziksel temas ve seksin bonoboların yaşamının en önemli parçalarından olduğu bilinmekte. hatta bonobolar en yakın akrabalarının aksine matriarkal bir düzende yaşamaktalar.
en yakın akrabalarımızdan birinin şiddete meyilli diğerininse böyle barışçıl olmasından çıkaracağımız çok önemli bir ders var kanımca. bir türün örgütlenme/yaşama biçimi için biyolojik deterministik kurallar belirlemeye çalışmak ve buradan da meşruiyet devşirmeye çalışmak yersiz. biz insanlar için şempanzeler gibi yaşayabilmek kadar bonobolar gibi yaşayabilmek de mümkün. uzun lafın kısası, bizi bonobolar kurtaracak!
dipnot: belki belirtmeye gerek bile yok ama ne yazık ki nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir tür.
etolog ve psikolog robert yerkes; henüz bu türe bir ad verilmemişken yazdığı almost human adlı eserinde bonobolardan şempanze diye söz ederek onları uzun uzun anlatmıştır.
aslında bonoboları insanlar açısından özellikle önemli kılan bir nokta var. frans de waal'in de bir kitap (bkz. bonobo ve ateist) boyunca anlattığı üzere bonobolar şempanzelerle kıyaslandığında muazzam bir zıtlık ortaya çıkıyor. teşbihte hata olmaz notunu düşerek bonobolar melek ise şempanzeler şeytandır diyerek bu zıtlığı özetleyelim.
felsefi antropolojide de epey karşılık bulmuş olan insanın vahşi ve kötücül bir tür olduğu fikrine destek olurcasına yakın zamana dek haberdar olduğumuz en yakın akrabalarımız olan şempanzeler akıl almaz derecede şiddete eğilimli bir tür. de waal'in kitaplarında anlattığı sayısız örneklerden birine bakalım: biri alfa olma mücadelesi veren diğeri ise eskiden alfa olan iki şempanze, bir geceyarısı güçten düşmekte olan mevcut alfayı çıplak elleriyle cinsel organını parçalayarak öldürürler. işte insanın doğuştan savaşçı, vahşi ve hatta patriarkal düzende yaşamaya daha uyun bir tür olduğunu iddia edenler için böylesi örnekler her zaman destekleyici olmuştur.
bonobolara bakıldığındaysa çatışmaların çoğunlukla barışçıl bir biçimde çözümlendiği görülmekte. fiziksel temas ve seksin bonoboların yaşamının en önemli parçalarından olduğu bilinmekte. hatta bonobolar en yakın akrabalarının aksine matriarkal bir düzende yaşamaktalar.
en yakın akrabalarımızdan birinin şiddete meyilli diğerininse böyle barışçıl olmasından çıkaracağımız çok önemli bir ders var kanımca. bir türün örgütlenme/yaşama biçimi için biyolojik deterministik kurallar belirlemeye çalışmak ve buradan da meşruiyet devşirmeye çalışmak yersiz. biz insanlar için şempanzeler gibi yaşayabilmek kadar bonobolar gibi yaşayabilmek de mümkün. uzun lafın kısası, bizi bonobolar kurtaracak!
dipnot: belki belirtmeye gerek bile yok ama ne yazık ki nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir tür.
devamını gör...
yazar mahlaslarının öteki dünya versiyonu
araftakiyalnizdusakabin*))
devamını gör...
delalet ehli
sözlük karşılığı "sapık, sapkın" olarak çevirilse de, biz bu terimin islami literatürde ki karşılığını inceleyeceğiz.
tevbe suresi 102.ayette bahsedilen; "salih bir amel ile kötü olan bir ameli birbirine karıştıranlar" delalet ehli olarak, kur ani bir yaklaşım ile tanıtılmıştır. fatiha suresinin son ayetinde geçen "dallin" (delalette olanlar) kelimesi de, tevbe suresinde ki 102.ayeti destekler niteliktedir.
bu kavramın yani delalet ehlinin kafir kavramından farklı bir kavram olduğunu varsayıyoruz. çünkü; tevbe 102. ayetin devamında; "umulur ki allah, onları affeder. allah çok merhametli çok bağışlayıcıdır." der. allah ın adalet sıfatının tecellisi, sadece doğru ve yanlışın apaçık ortada olduğu durumda tecelli eder. yani açık bir kabulleniş (iman), ya da açık bir karşı çıkış (küfür) olması gerekir.
delalet ehli kendi içinde iki gruba ayrılır;
1) kasır; doğru ve yanlış kavramının apaçık ortaya çıkması, kişinin iradesi dışında ise (yani hakim olan güç, doğru ve yanlışın apaçık ortaya çıkmasını engelliyorsa) bu durumda kişinin sorumluluğu yoktur. bu kişi allah katında sorumlu değildir.
mekasır; doğru ve yanlışın apaçık ortaya çıkması, kişinin iradesi dahilinde ise(yani hakim olan güç, doğru ve yanlışın ortaya çıkmasına engel olmadığı halde) kişi tembelliğinden, üşengeçliğinden bunu araştırmıyorsa bu kişinin sorumluluğu vardır. yani bu kişi allah katında sorumludur.
birçok insanın kafasına takılan soru; "acaba allah; müslüman olmayan, islami tebliğin ulaşmadığı toplumları, cehenneme mi atacak?", "eğer cehenneme atacak ise, bu allah ın adil sıfatına aykırı değilmidir?" gibi soruların cevabı, delalet ehlinin akıbeti ile ilgilidir. delalet ehli (dal ehli) eğer "kasır" ise, umulur ki tevbe suresinin 102.ayetinin sonunda yer alan allah ın affettiği grup içindedir. eğer mekasır ise; işlediği günahlardan ötürü belli bir sorumluluğu vardır.
tevbe suresi 102.ayette bahsedilen; "salih bir amel ile kötü olan bir ameli birbirine karıştıranlar" delalet ehli olarak, kur ani bir yaklaşım ile tanıtılmıştır. fatiha suresinin son ayetinde geçen "dallin" (delalette olanlar) kelimesi de, tevbe suresinde ki 102.ayeti destekler niteliktedir.
bu kavramın yani delalet ehlinin kafir kavramından farklı bir kavram olduğunu varsayıyoruz. çünkü; tevbe 102. ayetin devamında; "umulur ki allah, onları affeder. allah çok merhametli çok bağışlayıcıdır." der. allah ın adalet sıfatının tecellisi, sadece doğru ve yanlışın apaçık ortada olduğu durumda tecelli eder. yani açık bir kabulleniş (iman), ya da açık bir karşı çıkış (küfür) olması gerekir.
delalet ehli kendi içinde iki gruba ayrılır;
1) kasır; doğru ve yanlış kavramının apaçık ortaya çıkması, kişinin iradesi dışında ise (yani hakim olan güç, doğru ve yanlışın apaçık ortaya çıkmasını engelliyorsa) bu durumda kişinin sorumluluğu yoktur. bu kişi allah katında sorumlu değildir.
mekasır; doğru ve yanlışın apaçık ortaya çıkması, kişinin iradesi dahilinde ise(yani hakim olan güç, doğru ve yanlışın ortaya çıkmasına engel olmadığı halde) kişi tembelliğinden, üşengeçliğinden bunu araştırmıyorsa bu kişinin sorumluluğu vardır. yani bu kişi allah katında sorumludur.
birçok insanın kafasına takılan soru; "acaba allah; müslüman olmayan, islami tebliğin ulaşmadığı toplumları, cehenneme mi atacak?", "eğer cehenneme atacak ise, bu allah ın adil sıfatına aykırı değilmidir?" gibi soruların cevabı, delalet ehlinin akıbeti ile ilgilidir. delalet ehli (dal ehli) eğer "kasır" ise, umulur ki tevbe suresinin 102.ayetinin sonunda yer alan allah ın affettiği grup içindedir. eğer mekasır ise; işlediği günahlardan ötürü belli bir sorumluluğu vardır.
devamını gör...
darman durman
eski turkcede (8.-11. yy. orta asya) tar-: yay-(mak), dağıt-(mak) fiilinden, daha sonra turkiye turkcesinde (13-14. yy.dan sonrasi) dar-/-dart- kokleriyle dagit-/dagil- fiillerine vardigimiz;
darmadagan, darmadagin sozcugunun darma durman ikilemesine donustugu ve ozellikle izmir (ege) civarinda halk arasinda darman durman halini aldigi ve soylendigi, artik deyimlesmis guzelim ikileme.
farsca tar+mar sozcuklerinin birlesmesinden olusan tarumar sozcuguyle de hem ses hem de anlam olarak iliskili.
bu sozcuk sozlugu okuyanlara ne kadar tanidik gelecektir bilmiyorum, ben izmir ve manisa disinda kullanimina pek sahit olmadim.
farkinda olmadan cok kullandigim bir sozcuktur. her turlu karisikligi -buna kafa karisikligi da dahil- anlatmak icin kullanilir.
nedense bu son gunlerde cok kullandigimi fark edince yazmaya karar verdim.
ortaligin darman durman olmasi bazi insanlari hic ama hic rahatsiz etmezken, bazi insanlari da hayattan sogutacak kadar rahatsiz ediyor.
baskalarinin daginikliklarini toplaya toplaya, oyle bir noktaya geliyorsunuz ki, 'lanet olsun, benden bu kadar!' diyeceginiz, dediginiz noktaya sonunda ulasiyorsunuz.
bu tur durumlarda, hayatin geciciligi, kisaligi, susu busu, her seyi tek tek akliniza geliyor hatta sizden ve hatta hatta insanliktan sonrasi bile.
o zaman yapilacak tek bir sey kaliyor; oturup wall-e'yi seyretmek. cidden iyi geliyor, tavsiye ederim.*
(not: bu yazı ben yurt dışındayken ve türkçe klavye kullanamadığım zaman yazılmıştı. düzelteyim dedim, zor geldi. bu nedenle bağışlanmayı diliyorum.)
darmadagan, darmadagin sozcugunun darma durman ikilemesine donustugu ve ozellikle izmir (ege) civarinda halk arasinda darman durman halini aldigi ve soylendigi, artik deyimlesmis guzelim ikileme.
farsca tar+mar sozcuklerinin birlesmesinden olusan tarumar sozcuguyle de hem ses hem de anlam olarak iliskili.
bu sozcuk sozlugu okuyanlara ne kadar tanidik gelecektir bilmiyorum, ben izmir ve manisa disinda kullanimina pek sahit olmadim.
farkinda olmadan cok kullandigim bir sozcuktur. her turlu karisikligi -buna kafa karisikligi da dahil- anlatmak icin kullanilir.
nedense bu son gunlerde cok kullandigimi fark edince yazmaya karar verdim.
ortaligin darman durman olmasi bazi insanlari hic ama hic rahatsiz etmezken, bazi insanlari da hayattan sogutacak kadar rahatsiz ediyor.
baskalarinin daginikliklarini toplaya toplaya, oyle bir noktaya geliyorsunuz ki, 'lanet olsun, benden bu kadar!' diyeceginiz, dediginiz noktaya sonunda ulasiyorsunuz.
bu tur durumlarda, hayatin geciciligi, kisaligi, susu busu, her seyi tek tek akliniza geliyor hatta sizden ve hatta hatta insanliktan sonrasi bile.
o zaman yapilacak tek bir sey kaliyor; oturup wall-e'yi seyretmek. cidden iyi geliyor, tavsiye ederim.*
(not: bu yazı ben yurt dışındayken ve türkçe klavye kullanamadığım zaman yazılmıştı. düzelteyim dedim, zor geldi. bu nedenle bağışlanmayı diliyorum.)
devamını gör...
film noir
fransızca bir kavram, türkçeye karanlık film olarak çevirilebilir bu film türünün genel özellikler makyaj ve dekora önem verilmesi, filmin genelde kasvetli bir havada olması * ve sonunun genelde tahmin edilemez oluşudur. türkiyede kavram olarak pek yaygın olmadığından, ülkemizde film noir sınıflandırmasında birçok farklı görüş mevcut olabilmektedir.
devamını gör...
fırında bir şey pişerken başında beklemek
an itibariyle yaptığım, şekerpare'lerin başını bekleme eylemi.
genelde kek kurabiye tarzı, hassas ürünlerin yanmaması için yapılır bu. her ne kadar suresi, derecesi ayarlanabilen bir fırın kullanılıyor olsa da, güvenilmez/guvenemem.
genelde kek kurabiye tarzı, hassas ürünlerin yanmaması için yapılır bu. her ne kadar suresi, derecesi ayarlanabilen bir fırın kullanılıyor olsa da, güvenilmez/guvenemem.
devamını gör...
niels henrik abel
talihsiz norveçli matematikçidir. cebire olan katkılarıyla anılır. (bkz: abel grubu) (bkz: grup teorisi)
devamını gör...
17 oy ve 3 fav alan mutfaktaki sarı bez entrysi
size inat gidip artı oy ve fav attım.
tamam bu entry bile değil böyle oy alması tamamen anlamsız ama şurada atıp tutanların yazdıklarını da görüyoruz sanki kendiniz manas destanı yazıyorsunuz *.
tamam bu entry bile değil böyle oy alması tamamen anlamsız ama şurada atıp tutanların yazdıklarını da görüyoruz sanki kendiniz manas destanı yazıyorsunuz *.
devamını gör...
normal sözlük belgesel veri tabanı
kudüs, filistin, israil ile ilgili tarihi bir belgesel, izlemeniz tavsiye olunur!!!
büyük felaket: nakba 1.bölüm
büyük felaket: nakba 2.bölüm
büyük felaket: nakba 3.bölüm
büyük felaket: nakba 4.bölüm
büyük felaket: nakba 1.bölüm
büyük felaket: nakba 2.bölüm
büyük felaket: nakba 3.bölüm
büyük felaket: nakba 4.bölüm
devamını gör...
hayatının sonuna kadar tek bir kitap okuma şansın olsaydı
şeker portakalı.
devamını gör...
zed's dead baby
doğum günü çocuğu olan yazar.
yeni yaşın keyif, sağlık, mutluluk getirsin sana.
yeni yaşın keyif, sağlık, mutluluk getirsin sana.
devamını gör...
seri oylayıp favlayan ardından takibe alıp mesaj atan yazar
içinde bulunduğu sürecin "şu tanım güzelmiş.", "bir dakika bu tanımı da iyiymiş bu yazarın.", "yahu bu yazar enikonu güzel yazıyormuş aslında, ben en iyisi takibe alayım." şeklinde işlediğini tahmin ettiğim, mesaj atıp boş konuşmadığı sürece "yap koçum! sana serbest..." dediğim kişi.
devamını gör...
gereksiz romantize edilen kavramlar
bunlardan biri de ayrılıktır. zaten insanlar için zor ve hatta travmatik olacak bir süreci olabildiğinde sağlıklı atlatmak varken olaya daha gerçeklikten uzak ve dramatik bakmaya neden olur. kişi bu olayı büyüterek ne sağlıklı bir şekilde yas tutabilir ne de yeni hayatına adapte olabilir. evet ayrılık çok yoğun duyguları barındırır ama bu duyguları romantikleştirmek gereğinden fazla acı çekmeye neden olur.
devamını gör...
hatay
özellikle yemek kültürleriyle damak zevkime fazlasıyla hitap eden şehrimizdir. oraya bir süre gidip kilo almadan dönmek gerçekten zor. bir de bayaa meze kültürleri vardır. hataylı arkadaşım bizim yediklerimizin meze olmadığını iddia eder. gidilip görülmesi, gezilmesi, en çok da yemeklerinden yenilmesi gereken bir şehirdir. ayrıca birçok kültüre ev sahipliği yapmanın izlerini de hala taşır. sokaklarda yarı arapça yarı türkçe konuşan insanlar çoktur.
devamını gör...



