sessiz sakin bir yolda yaya yürüyorsanız ve önünüzde yakın mesafede bir kadın yürüyorsa, adımlar hızlandırılıp o kadın geçilir.
devamını gör...

acaba şair dönülmez akşamın ufkundayız derken bunu mu kast ediyordu? sonuç olarak bu bir şiir ve şiirlerde birden çok anlam çıkar. ben de böyle bir anlam çıkardım.
devamını gör...

habertürk'e yaptığı açıklamada "ben hard rock, metallica dinleyen bir rektörüm." demiş kişi. açıkçası konuşulan konularla verdiği bu cevabın ilgisini çözemedim. sempatik olmaya çalışırken iğreti gözüken kişidir kanımca. tüm açıklamalarına ulaşmak isteyen şuraya tıklayabilir.
devamını gör...

bayram temizliği felsefesi henüz bulunamamış bir ritüeldir. evin var olmayan köşeleri keşfedilir. temizliğin vücuda olan etkileri test edilir. kim ne der fikri için yapılmadığı pandemi sürecinde kanıtlanmıştır. peki milyonların kafasında tek soru, madem öyle neden yapılır ve neden bayramdan önce, hiç bir fikrim yok. ben atalar olsam herkes gelsin gitsin, ev iyice batsın normale dönmek için bayram temizliğini sona koyardım.

ya da bayramda bir farklılık olsun kim kime gidip gelecekse karşılıklı birbirinin evini temizlesin. aynı eşyalara sürekli temizlik yapmak evden soğutuyor insanı. yalnız temizlikten vazgeçemiyorum, o temizlik olacak...
devamını gör...

viyana kapılarına dayanmak bu olsa gerek.
devamını gör...

ihtiyacım olan tavsiyelerdir. kitap yazan, kitabı yayımlanan bir insan değilim. ancak, böyle güç bir işe soyunacak olsaydım, kendime okuyucuyu eğlendirmek için mi yoksa okuyucuya bir fikri, sosyolojik bir tespiti ya da herhangi bir ruh hâlini vermek amacıyla mı yazmak istediğimi sorardım. bu sorunun cevabı, yazacağım şey her ne ise ona giydireceğim elbisenin ana ölçülerini ve esas vasfını belirlerdi.
devamını gör...

ayna nöronları sayesinde empati yapabilmemizle ilgili durum. ayna nöronları çalışmayan kişilere antisosyal diyoruz zaten. dindar insanların da dinsizleri ahlaksız ve kötü sanmaları yanılsamadan ibaret bence yarın kendisi de ateist olsa millete saldırmaz büyük bir ihtimalle ama dışarıdan bakınca öyle görünüyor. kendisi kötü olan bir insana istersen en sevgi içeren dini yarat o yine de kötülük yapar.
devamını gör...

blade runner gibi sapına kadar bilim-kurgu özellikleri taşıyan, ancak sin city kadar karanlık, insanı düşünmeye iten, dönüp dolaşıp "insan" ve "ruh" kavramının üzerinden çıkarımlar yapan harika bir yapım... hayatınızın merkezinde, sizi yöneten neler var hiç düşündünüz mü? dark city bambaşka yaklaşıyor bu olaya..

rufus sewell. william hurt. jennifer connelly, 24 ve lost boys'dan tanıdığımız kiefer sutherland...

karşınızda alex proyas denilen deha'nın yönettiği, dark city.

dark city hakkında ne düşünüyorum...

en başta bu filme saygı duyuyorum.. zira film, amerikan film endüstrisinin hoşuna gidecek ve hayvanlar gibi para kazandıracak şekilde klişe de yapılabilirdi. işlenen konu bok edilmeye çok ama çok müsait bir çizgide..

kesinlikle kolaya kaçılmamış. binlerce kez aynılarını dinlediğimiz diyalog satırları yerine sadece seyirciyi düşünmeye iten diyaloglarla bezenmiş.

bu film, yaşadığımız ve "gerçeklik" olarak addettiğimiz şeyi irdelemek konusunda matrix gibi bir yapıma esin kaynağı olmuştur. hem de milyonlarca kurşun, binlerce dövüş hareketi katmadan, nokia - duracell reklamları yapmadan (ki yanlış anlaşılmasın, matrix bence hiç de kötü bir yapım değildir, sadece "olmamış" diyebileceğim noktalara da sahiptir)

çağrışımlar yapmama neden oldu dark city..

hepimiz arada sırada düşünürüz, neyiz biz, amacımız ne, nereye gidiyoruz? film içten içe sadece yaşadığım hayatı, bulunduğum, nefes aldığım, acılar çektiğim, sevindiğim, seviştiğim, yani bir şekilde kendisiyle etkileşimde bulunduğum hayatı değil, bunun amacını düşünmemi sağladı.

bizi insan yapan neydi?

farklı olmamızı sağlayan şey?

hani deli gibi aradıkları ruh var ya, keşfederlerse insanı neyin insan yaptığını bulabileceklerini düşündükleri,

onun gerçekten zihnimde, hatıralarımda, tecrübelerimde mi şekillendiğini, yoksa insan olarak dünyaya gelmenin bir getirisi mi olduğunu düşündüm..

hepimiz farkedemediğimiz şeylerden bir şekilde çekiniriz ya, hayatımızın bize söylenmeyen bir amacı olabilir miydi?

belki de dark city'de bulunan "yabancı" (bilerek uzaylı kelimesini kullanmıyorum, çünkü gerçekten tam anlamıyla "yabancı" portresi çizilmiş..) teması sadece yönetmenin elinde bir enstrumandı?

bilemiyorum, belki de amerikan sinemasının yöntemlerini sorgulamaya başladım bu aralar. ancak;

eğer bugün "dark city" deyince aklımıza "ghost in the shell", "blade runner" hatta "donnie darko" gibi isimler geliyorsa,

izlemeye değerdir bu film.
devamını gör...

-seni seviyorum
-bn de
-seni bırakmicam hep sevecem
-biz ayrılmicaz
ve ayrıldılar
devamını gör...

benim, okuduğum anda haksız en ufak bir yanı olmadığını düşündüğüm cümledir.

çünkü bilmemkaç milyar yıldır kendi halinde dönmekte olan dünyanın bilmemkaç katı yaşında ve büyüklüğünde bir evrenin içinde yaşıyor oluşumuz kendimizi önemsememizi ve dünya üzerinde geçirdiğimiz zaman ciddiye almamızı anlamsız kılıyor. hayatımız dünya ve evren için kısa bir andan ibaret. dünya göz açıp kapayıncaya kadar biz onun bedeninde çürümeye başlamamış oluyoruz bile.

ama belki de cümlenin anlatmaya çalıştığı şey bu değildir. belki cümle bu kadar katı ve somut bir gerçekliğe dayanmıyordur. belki de farklı anlamlara sahiptir bu cümle.

hayatımız kısa bir andan ibarettir. kısacık bir an. en küçük zaman parçasının içine sığışmaya çalışan bize kocaman gibi gelen bir yaşamak. o an belki de doğum anımız. doğduğumuz o an yaşamın tamamı belki de. ciğerimize dolan ve bizi cayır cayır yakan o havanın getirdiği feryat figan ağlama belki de hayatımız boyunca sürüyor. ya da ilk kez aşık olduğumuz o büyülü an. sadece o insanı düşünmeye başladığımız, kimi sevsek o olan, suratı sırat olsa gözlerinden geçemeyeceğimiz o kişiyle göz göze geldiğimiz, vazgeçmek için çok uzun yollar aştığımız, her haliyle sevdiğimizi hissettiğimiz o an. belki de hayatımız o andan ibarettir.

hayatımız o kadar uzun olmayan bir zaman boyunca sürerken onu sadece bir anın içinde yaşıyor olmanın verdiği sıkışık heyecanla ölene kadar yaşamaya devam ederken ve ölene kadar ölümsüz olduğumuzu düşünmeye devam ederken geniş zamanlar düşlüyoruz belki de.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
origami.
devamını gör...

normalde bir caminin hocası imamı sesinin güzelliği ile hadi bilemedin teravih namazını kıldırma süresi ile bilinir ama bu seferki hocamız cami içi icraatlerinin dışında her şey hakkında yorum yapmasıyla bilinen biri oldu ve bugün istifa etti.
umarım buna da twitter'dan yorum yapar ki yaparsa büyük ihtimalle "rızkımı veren hüda'dır kula minnet eylemem" tarzı bi paylaşım yapacağını düşünüyorum.


ayasofya camii imamı prof. dr. mehmet boynukalın, istifa etti ve marmara üniversitesi ilahiyat fakültesi'ndeki akademik görevine geri döndü.

aa'nın aktardığına, geçici görevlendirme ile ayasofya camii'nde imamlık vazifesini yürüten mehmet boynukalın, bu görevinden ayrılma talebinde bulundu. boynukalın'ın talebi olumlu yanıt buldu.

boynukalın, marmara üniversitesi ilahiyat fakültesi'nde akademik kariyerine devam edecek.


buradan
devamını gör...

kaşarlı tost
sadece tereyağlı mantı
kıymalı makarna
çekirdek
pizza
hamburger
devamını gör...

endüstri öncesi toplumu yeniden canlandırmayı savunan anarşist bir ekoldür. bu ekolün temel eleştiri noktası, insanların ilerleme ve teknolojik gelişmeler ile doğal yaşama yabancılaşmasıdır. bunun en büyük sebebi olarak endüstri görülür. hatta bazı yeşil anarşistler, tamamen doğal yaşama dönüşü yani göçebe avcı-toplayıcı hayat tarzını savunur.

yeşil anarşizmin odak noktası insanın doğa üzerindeki egemenliğine bir tepkidir. özellikle ikinci dünya savaşı sonrası ortaya çıkan fabrika çiftçiliği ve endüstriyel hayvan deneylerinin artışı hayvan hakları konusunda da bir farkındalık oluşturmuştur. yeşil anarşizm de işte bu noktada insanın bu egemenliğine son vermesi gerektiğini savunur.
devamını gör...

hepimizi heyecanlandıran olaydır. avrupa birliği uyum yasaları hasebiyle revize edilmiş telif yasasına göre, bir eser; yazıldığı andan itibaren 70 yıl sonrası telifini kaybeder ve halka ait olur. ve yahut, eser sahibinin ölümünün üstünden 70 yıl geçtiğinde telif kaybolur.

2021, malumunuz george orwell'ın ölümünün 70. yıl dönümü... uzunca yıllardır ülkemizde can yayınları esareti altında kalan bu klasik eserleri artık tüm yayınevleri basabilecek.

bu durumun artıları ve eksileri nedir?

artıları: rekabet ortamı yaratacağı için inanılmaz ucuz fiyatlara kitaplarını temin edebileceğiz. istediğimiz gibi alıntı yapıp, istediğimiz amaçla bu metinleri kullanabileceğiz... çeviri konusunda işinin ehli olanların çeviri yapmasına olanak sağlayacak. kolay ulaşılabilir olacak.

tekrar can yayınları'nı tercih edecekler için; rekabete girecek can yayınları fahiş fiyat uygulamasından cayacaktır. win-win bir durum.

eksileri: öğrenci işi ucuz çevirileri ortaya çıkacak. tüm yayınevleri hızlıca bastırıp dağıtmak için yarış içine girdiği için en azından yılın ilk iki çeyreğinde çirkin çeviriler çıkacak. bazı yayınevleri eserleri tek kitapta birleştirme yoluyla ve yahut tek haldeyken isimleri değiştirip yeni ürün gibi pazarlayabilecekler. buna bir çözüm yok mu? elbette var: araştırmak.

şimdiden adını henüz gördüğüm bir yayınevinin animal farm (kitap)'ın 10 liraya listelendiğini gördüm.

haber kaynağı: bbc türkçe

edit: hayvan çiftliği kitabına "animal farm" olarak yönlendirme verdim.
devamını gör...

cembersel hareket bir nesnenin dairesel bir yörünge boyunca bir çemberin çevresinde yaptığı harekettir.
devamını gör...

filozof atakanın bu başlığa tanım girmesini her şeyden çok isterdim.
nihilizm kısaca hiççilik yokçuluktur efenim.
devamını gör...

çok uzun olması. diyalogların gereksiz olması.
devamını gör...

deniz tekin'in huzur veren şarkısıdır. dinlerken acaba elimi uzatsam değer mi yıldızlara? diye düşünüyorum. dinlemenizi tavsiye ederim.*

sözleri:
balıklar uçar, kuşlar yüzer
gökyüzü yemyeşil
ben de seni düşünmeyi bıraktım
bu yoldan dönen utansın

ortaköy'den beşiktaş'a giden ağaçlı yolda
artık hiç aklıma gelmiyorsun
balmumcu'dan dolanıyorum

elimde değil, denemedim de değil
biliyorum bu yaptığım hiç hoş değil

önümde tütün kokan sokaklar
ve sana dair her anıda
bana acı veren bir şey var

içimde kayıp giden yıldızlar
ve sana dair tuttuğum bir dilek
hiç sönmeyen bir ışık var
içimde
içimde

sonsuz mavilikler altında
bir rüyaya daldım
anlatamam görmen lazım
ben hâlâ bir an bile uyanmadım

korktum gözlerimi açmaktan
kaçtım gerçekten
ama seni her gördüğümde
başüstü düşüyorum dünyaya

elimde değil, denemedim de değil
biliyorum bu yaptığım hiç hoş değil

önümde tütün kokan sokaklar
ve sana dair her anıda
bana acı veren bir yan var

içimde kayıp giden yıldızlar
ve sana dair tuttuğum her dilek
hiç sönmeyen bir ışık var
içimde
içimde
içimde
içimde
içimde
içimde
devamını gör...

(bkz: mak mazel)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim