şehvet
yedi ölümcül günahtan bir tanesi. kişisel cinsel ihtiyaçlara yönelik isteklerin tamamına şehvet denir. şehvet bir duygudan çok cinsel isteklerin genellemesine verilen bir addır. başa çıkmak bir erdemlik gerektirir
devamını gör...
şimdiki çocuklar harika
aziz nesin tarafından kaleme alınmış ve çocukluğumdaki iyi ki okumuşum dediğim bir eser.çocukların gözünden ebeveynleri gözlemleyen ve iki çocuğun arkadaşlığını kaleme alıyor.çocukken okunması gereken eserlerden bir tanesidir.
devamını gör...
yazarların salaklığı ile kaybettiği şeyler
(bkz: gençlik)
gerçi biyolojik açıdan bakarsak hâlâ bir 15 yılım var ama yine de şu geç kalmışlık hissi gitmiyor bir türlü. hoş, bütün bunlar hep türkiye'de yaşamaktan kaynaklı.
tanım: zamanında müdahale edilmediği takdirde kaybedilmesi ağır sonuçlara yol açabilecek şeylerdir.
gerçi biyolojik açıdan bakarsak hâlâ bir 15 yılım var ama yine de şu geç kalmışlık hissi gitmiyor bir türlü. hoş, bütün bunlar hep türkiye'de yaşamaktan kaynaklı.
tanım: zamanında müdahale edilmediği takdirde kaybedilmesi ağır sonuçlara yol açabilecek şeylerdir.
devamını gör...
karma puan hediye etmek
bence acilen gelmesi gereken olay.
devamını gör...
üzgünken dinlenen şarkılar
ajda pekkan şarkıları.
sıralamasıda tam şöyle;
hoş gör sen affet gitsin aldırma,
kimler geldi sorma sakın kimler geçti,
ben tanrı misafiriyim.
finalde ağlıyorum ve uyuyorum.
sıralamasıda tam şöyle;
hoş gör sen affet gitsin aldırma,
kimler geldi sorma sakın kimler geçti,
ben tanrı misafiriyim.
finalde ağlıyorum ve uyuyorum.
devamını gör...
çocukluğa dair özlenen şeyler
topluca oturulan hoşsohbetli sofralar.
geçen gün abime gittim yeğenlerimi görmeye."yemek saatleriymiş".neyse oturdum ben de onlarla,bol kahkahalı, güzel bir yemek oldu.yemeğin sonunda yaşlı nine gibi başladım."biz küçükken,evimizde henüz birkaç televizyon yokken ya da babamın emekli olmayıp çalıştığı,akşam yemeği için hala onu beklediğimiz zamanlar çok güzelmiş."biraz daha devam etsem ağlardım herhalde.aynı evin içindeki tanıdık yabancılara dönüşmek aslında pek de zor değilmiş.geçen yıllar, değişen görüşler bunun için gayet yeterliymiş...
geçen gün abime gittim yeğenlerimi görmeye."yemek saatleriymiş".neyse oturdum ben de onlarla,bol kahkahalı, güzel bir yemek oldu.yemeğin sonunda yaşlı nine gibi başladım."biz küçükken,evimizde henüz birkaç televizyon yokken ya da babamın emekli olmayıp çalıştığı,akşam yemeği için hala onu beklediğimiz zamanlar çok güzelmiş."biraz daha devam etsem ağlardım herhalde.aynı evin içindeki tanıdık yabancılara dönüşmek aslında pek de zor değilmiş.geçen yıllar, değişen görüşler bunun için gayet yeterliymiş...
devamını gör...
normal sözlük için öneriler
bilgisayardan görsel yükleyebilme seçeneği olursa tadından yenmez. linkler kırılıp dökülüyor bazen. geriye dönüp hepsini tek tek kontrol etmek gibi bir şansımız olmadığından çirkin bir görüntü ortaya çıktığı gibi, resim üzerinden anlatılmış bir konu varsa o da boşa gitmiş oluyor.
devamını gör...
travail opium unique
travail, opium unique
"çalışma, biricik afyon" anlamına gelen ifade. ingilizcede "work, (a) unique opium" anlamına gelir. "work, the one and only drug" olarak da ifade edilebilir.
richard sennett'in zanaatkâr adlı kitabı bu ifadeyle başlar. olumlu anlamda kullanılmıştır.
farklı anlamda muadil bir betimlemeyi karl marx yapmıştır. marx "die religion ... ist das opium des volkes" (din, toplumların afyonudur) derken, afyonu sınıflararası tahakküm aracı olarak olumsuz anlamda kullanmıştır.
diğer taraftan homeros, zanaarkârların usta tanrısı hephaistos için yazdığı destanda zanaati topluma mal etmiştir. destanda zanaatkâr için, demioergos kelimesi kullanılır. bu da demios (kamu) ve ergon (üretken) kelimelerinden oluşur. bu açıdan marx'ın toplumun afyonu olarak nitelediği din'den farklı olarak, biricik afyon olarak çalışma toplum için uygarlaştırıcıdır.
farklı bir ifadeyle inanç merkezli yaşayanlara şöyle denilebilir: "tanrıyı düşünmek yerine, tanrının yarattığı dünya ve toplum için tanrı adına çalış!"
sonuç olarak marx'ın din için kullandığı afyon kavramı ile ve travail, opium unique ifadesinde çalışma kavramına aftedilen afyon kavramında farklı anlamlar vardır. fakat bu, yalnızca tasvirdeki farklılıktan kaynaklanır. çünkü marx da çalışma kavramını, benzer bir açıdan yaklaşarak, "kişinin kendisini yarattığı" bir eylem olarak tanımlamıştır.
"çalışma, biricik afyon" anlamına gelen ifade. ingilizcede "work, (a) unique opium" anlamına gelir. "work, the one and only drug" olarak da ifade edilebilir.
richard sennett'in zanaatkâr adlı kitabı bu ifadeyle başlar. olumlu anlamda kullanılmıştır.
farklı anlamda muadil bir betimlemeyi karl marx yapmıştır. marx "die religion ... ist das opium des volkes" (din, toplumların afyonudur) derken, afyonu sınıflararası tahakküm aracı olarak olumsuz anlamda kullanmıştır.
diğer taraftan homeros, zanaarkârların usta tanrısı hephaistos için yazdığı destanda zanaati topluma mal etmiştir. destanda zanaatkâr için, demioergos kelimesi kullanılır. bu da demios (kamu) ve ergon (üretken) kelimelerinden oluşur. bu açıdan marx'ın toplumun afyonu olarak nitelediği din'den farklı olarak, biricik afyon olarak çalışma toplum için uygarlaştırıcıdır.
farklı bir ifadeyle inanç merkezli yaşayanlara şöyle denilebilir: "tanrıyı düşünmek yerine, tanrının yarattığı dünya ve toplum için tanrı adına çalış!"
sonuç olarak marx'ın din için kullandığı afyon kavramı ile ve travail, opium unique ifadesinde çalışma kavramına aftedilen afyon kavramında farklı anlamlar vardır. fakat bu, yalnızca tasvirdeki farklılıktan kaynaklanır. çünkü marx da çalışma kavramını, benzer bir açıdan yaklaşarak, "kişinin kendisini yarattığı" bir eylem olarak tanımlamıştır.
devamını gör...
artı oy veren yazarın profilini incelemek
yazarları tanımama vesile olan pozitif bir durumdur.
devamını gör...
memento mori
ölümlü olduğunu unutma.
bununla ilgili güzel bir menkıbe vardır. hz. ömer bir adam tutmuş. adam her gün gelip huzura çıkıp, ölüm var ya ömer diyip 1 altını da alıp gidiyormuş.
yine bir gün eleman gelmiş. sonra hz ömer sen daha gelme artık diyince adam ne oldu diye sormuş. hz ömerde bu sabah sakalımda bir ak gördüm demiş.
bu hesaba göre ben çoktan öldüm.
bununla ilgili güzel bir menkıbe vardır. hz. ömer bir adam tutmuş. adam her gün gelip huzura çıkıp, ölüm var ya ömer diyip 1 altını da alıp gidiyormuş.
yine bir gün eleman gelmiş. sonra hz ömer sen daha gelme artık diyince adam ne oldu diye sormuş. hz ömerde bu sabah sakalımda bir ak gördüm demiş.
bu hesaba göre ben çoktan öldüm.
devamını gör...
uzay heparı
sezen aksu’nun büyük aşkıdır. yıldız tilbe ile sezeni aldatınca sezen aksu onu alma beni al şarkısını yıldız tilbe için yazmıştır şarkının sözler ağır taşlama içerir. levent yüksel’e ait türk popunun dönüm noktası olan med cezir albümündeki tüm şarkıların düzenlemesi uzay heparı imzası taşımaktadır. özellikle albümdeki tövbe isimli şarkı tarkan’ın kış güneşi şarkısı ile birlikte türk popu için devrim niteliğindedir daha iyisi yapılamamıştır.
ölümünden sonra yıldız tilbe delikanlım albümünü yayınlamış ve uzay heparıya yazdığı delikanlım şarkısı ile şöhreti yakalamıştır.
demet akbağ’ın park halindeki arabasına motorsikleti ile çarparak aramızdan ayrılmıştır. zeynep tunuslu ile evliliği bile ayrı bir hikayedir. zeynep tunuslu ile tanıştıktan kısa bir süre sonra evlenme teklif etmiş “vaktim yok hemen evlenelim” demiş ve evlenmişlerdir. uzay kanat heparı adında bir oğlu vardır. zamansız ölümünün bedelini türk popu çok ağır ödemiştir.
ölümünden sonra yıldız tilbe delikanlım albümünü yayınlamış ve uzay heparıya yazdığı delikanlım şarkısı ile şöhreti yakalamıştır.
demet akbağ’ın park halindeki arabasına motorsikleti ile çarparak aramızdan ayrılmıştır. zeynep tunuslu ile evliliği bile ayrı bir hikayedir. zeynep tunuslu ile tanıştıktan kısa bir süre sonra evlenme teklif etmiş “vaktim yok hemen evlenelim” demiş ve evlenmişlerdir. uzay kanat heparı adında bir oğlu vardır. zamansız ölümünün bedelini türk popu çok ağır ödemiştir.
devamını gör...
arp
çok sakinleştirici bir sesi olan, videodaki ürkek geyiğe bile huzur veren müzik aleti.
sanat tüm canlılara iyi gelir.
sanat tüm canlılara iyi gelir.
devamını gör...
üç kelimede türkiye
patinaj yapan ülke.
devamını gör...
erdoğan'ın israfa kesinlikle tahammülümüz yok açıklaması
dedikleriyle yaptıkları bu kadar çok çelişen başka bir siyasetçi var mıdır acaba?
devamını gör...
avokado
yiyene kadar, havalı olan adı yüzünden, bir şey sandığım, en az ejder meyvesi kadar lezzetsiz, uzak diyarların meyvesi.
kurban olayım elmamıza, portakalalımıza.
kurban olayım elmamıza, portakalalımıza.
devamını gör...
sözlükteki kan aranıyor duyuruları
up.
devamını gör...
ayrılığı anlatan en güzel şiir
(bkz: şükrü erbaş)'ın (bkz: senin korkularını benim inceliğimi) şiiridir. her bir dizesini sindire sindire, içinizde derin oyuklar aça aça okur ve hissedersiniz.
ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi
ne kapanan kapılar
ne yıldız kayması gecede, ne güz
ne ceplerde tren tarifesi
ne de turna katarı gökte
insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken
duvarlara dalıp dalıp gitmesi
türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık
ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek
birdenbire büyümesi gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun
insanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde
saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin
parmaklarını sözüne pınar edememek
uzaklarda bir adamın üşümesi; bir kadın dağlara daldıkça
ışıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun
evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
ayrılık; yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
yalnızca gölge vermesi ağaçların
iyiliğin küfre dönmesi ayrılık
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
iki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı
hüznün arması, süren korkusu inceliğin
ayrılık, o küçük ölüm; usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan
şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını?
bir yaprak düşmesi kadar ancak acısı ve ağırlığı olduğunu
bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını
boşluğa bir boşluk katmadığını
kar yağdırmadığını yaz ortasında
ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı
ben bulutları gösterirken "bulmacanın beş harfli bir yemek sorusuna"
yanıt aramanla halkalanmış
aşkın şarabının ağzını açtım, yâr yüzünden içti murt bende kaldı
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş
dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını kenara itip
"bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?" dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan
ne mi yapacağım bundan sonra?
ayak izlerimi silmek için sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce
şiir okumayacağım bir süre
hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim
senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim
yeni bir yanlışlık yapmamak için telefonlara çıkmayacağım
ardı kuş resimli aynalar arayacağım mahalle pazarlarında
gençliğimi anımsamak için
emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak, sonumu görmeye çalışacağım
fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce solsun diye
içinde ay ışığı, iğde kokusu ve begonvil bulunan tüm resimleri duvarlardan indireceğim
mican türküsünü asacağım yerlerine
falcı kadınlara inanmayacağım artık
trafik polislerine adres sormayacağım
geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye
fesleğenden başka bir çiçek koymayacağım penceremin önüne
büyük kentlerin varoşlarında çırpınan üç milyon yurtsuza evimi açacağım
nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa bıraktığı acının yanına resmini asacağım
şaşırma! yetimi korumak için yeni aşklar bulacağım kendime.
ne yapacağımı sanıyorsun ki?
tenin tenime bu kadar sinmişken
ömrüm azala azala akarken önümde
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken
senin korkularını
benim inceliğimi doldurup yüreğime
bıraktığın boşluğu yonta yonta
binlerce heykelini yapacağım
ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi
ne kapanan kapılar
ne yıldız kayması gecede, ne güz
ne ceplerde tren tarifesi
ne de turna katarı gökte
insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken
duvarlara dalıp dalıp gitmesi
türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık
ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek
birdenbire büyümesi gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun
insanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde
saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin
parmaklarını sözüne pınar edememek
uzaklarda bir adamın üşümesi; bir kadın dağlara daldıkça
ışıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun
evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
ayrılık; yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
yalnızca gölge vermesi ağaçların
iyiliğin küfre dönmesi ayrılık
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
iki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı
hüznün arması, süren korkusu inceliğin
ayrılık, o küçük ölüm; usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan
şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını?
bir yaprak düşmesi kadar ancak acısı ve ağırlığı olduğunu
bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını
boşluğa bir boşluk katmadığını
kar yağdırmadığını yaz ortasında
ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı
ben bulutları gösterirken "bulmacanın beş harfli bir yemek sorusuna"
yanıt aramanla halkalanmış
aşkın şarabının ağzını açtım, yâr yüzünden içti murt bende kaldı
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş
dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını kenara itip
"bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?" dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan
ne mi yapacağım bundan sonra?
ayak izlerimi silmek için sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce
şiir okumayacağım bir süre
hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim
senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim
yeni bir yanlışlık yapmamak için telefonlara çıkmayacağım
ardı kuş resimli aynalar arayacağım mahalle pazarlarında
gençliğimi anımsamak için
emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak, sonumu görmeye çalışacağım
fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce solsun diye
içinde ay ışığı, iğde kokusu ve begonvil bulunan tüm resimleri duvarlardan indireceğim
mican türküsünü asacağım yerlerine
falcı kadınlara inanmayacağım artık
trafik polislerine adres sormayacağım
geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye
fesleğenden başka bir çiçek koymayacağım penceremin önüne
büyük kentlerin varoşlarında çırpınan üç milyon yurtsuza evimi açacağım
nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa bıraktığı acının yanına resmini asacağım
şaşırma! yetimi korumak için yeni aşklar bulacağım kendime.
ne yapacağımı sanıyorsun ki?
tenin tenime bu kadar sinmişken
ömrüm azala azala akarken önümde
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken
senin korkularını
benim inceliğimi doldurup yüreğime
bıraktığın boşluğu yonta yonta
binlerce heykelini yapacağım
devamını gör...


