macar sineması tarihinin en usta yönetmenlerinden olan bela tarr üstadın andrey tarkovski biçiminde kendisine has bir üslüpla çektiği 2000 yılına ait şaheser. laszlo krasznahorkai‘nin ”the melancholy of resistance” kitabından ustaca senaryolaştırdığı ve bohem bir havada siyah beyaz olarak çektiği filmde öylesine sessiz ama bir o kadar da vurucu açılış yapar ve bu sizi daha filmin ilk dakikalarında içine çeker. valuska'nın barda anlattığı hikayeler anlatım biçimi kişilere biçtiği roller hiç bitmesin istersiniz. çünkü aslında bitmesini istemediğimiz umuttur yönetmen bunu senaryoda o kadar güzel yedirmiştir ki izlerken bir gotik masalın içerisinde bulursunuz kendinizi ve o bar hiç kapanmasın istersiniz. filmin ikinci yarısında valuska'nın yaşamında gördüklerine giriş yaparız aç gözlü insanları, savaşın yıkımlarını, açlığı, yağmayı, aşkı ve terkedilmeyi . hele hastane sahnesi son sahne umudun valuska'nın çıplak bedeninde sokaklarda yeşerdiği o son sahneyi anlatmak için kelimeler kiyafyetsiz kalır. bilmeden tanımadan saygı duyulan güya yüksek rütbeliler olmayan sirk hep bir umut dolu olan valuska.


werckmeister harmoniak için tanımsız konusuz konunun kişinin kendisi olduğu bir film diyebiliriz. varoluşun ne olduğu ve insanın bu varoluştaki yerinin bilinmediği ve düşünülmediği kara olmasına rağmen bembeyaz bir film, izleyen herkesin her izlediğinde kendinden başka başka şeyler bulabileceği farklı unsurlara şahit olacağı her sahnesini tekrar tekrar yorumlayacağı bir film.

yönetmenin ustalık işi olan bu film macar sineması sevenler için mükemmel bir deneyim olacaktır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ben çok çile çekiyorum en zoru ayrılık
çok yalnızlık gördüm ben
en zoru sensizken olanı
gözlerinde bulduğum ışığı ayda bile bulamadım
elindeki sıcaklığı güneşte bile bulamadım
yakıp kavurduğun kalbi ateş bile yakaladı
gözlerimdeki sevgiyi senden başkası göremedi
biliyor musun sevgilim
beni senden başkası sevemedi


ha manita abartmış ama olsun. bilin lan değerimizi*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sözlüğü bir kent olarak düşünürseniz şayet bu değerli yazar arkadaşımızın, kentin her sokağını usulca dolaştığını, adımlarını sessizce atmasına rağmen geçtiği her sokakta iz bıraktığını görürsünüz.

ne sokaklarla kavgalıdır, ne de o sokakların müdavimleriyle. okunası tanımlarını yapar, okunmaya değer bulduğu yazıları okur ve ortadan kaybolur.

çizgisini hiç bozmamasını temenni ederim...
devamını gör...

tasarımı mükemmel olan araç serisidir.

sahip olmak istediğim arabalardan biridir.
devamını gör...

2-3 gündür boş olan ya da oldurulan bütün vakitlerimin sözlükte geçmesi sonucu dâhil olduğum bağımlılık türüdür. kafa sözlük'e kaydolduğumdan beri sabaha karşı 5 gibi yatıp en geç 9 da "hadi hadi kalk, daha sözlüğe bakacaksın" diye kaldırıyorum kendimi. üstüne bir de artık rüyalarıma girmeye başladı. mesela bu gece* gördüğüm rüya şöyleydi, belli bir miktar tanım girebilmek için önce belli bir miktar artılamak ya da favorilemek gerekiyordu. çok tanım girmek isteyen rastgele artılayıp geçmesin diye çözüm olarak da hangi tanımı neden artıladığımızı liste halinde gerekçelerini yazıyorduk. fakat olay yöneticilerinin* tanımlarını artılıyorsak gerekçe göstermeye gerek yok. çünkü onlar zaten formata uygun tanım girdiklerinden artılanmalarında sorun olmazmış* evet ben önceden de normal rüyalar görmezdim, uçuk kaçık olurdu ama canım sözlük hakkında daha 2. günden böyle komplike bi rüya görmek açıkçası hoşuma gitti. bilinçaltımın sözlük ve sorunlarıyla dolduğunu fark ettim resmen. yol kurucumuz yoldaş benjamin frankline* selam olsun.
devamını gör...

gül
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

gül & mavi hindiba
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mavi hindiba
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ciguli - binnaz.
devamını gör...

elinize sağlık. gayet güzel olmuş.

film baştan sona bir duygu fırtınası içerisinde geçiyor. bir ara vay arkadaş be! adamın çektiklerine bak diyerek duygulandım. gözümden bir iki damla yaş süzüldü. şükür ki tam o anda büyük resmi gördüm. bir aydınlanma geldi ama gülmedim. yahu dedim senin bu adamla sorunun var. senin bu adama dair müsbet iki kelamın yok. sana bile böyle hissettiren bir film çekmişler demek ki bu işin içinde başka bir iş var, bu film kesin propaganda filmidir diyerek tespitin dibine vurdum.

aklıma direkt olarak leni riefenstahl geldi. hoop oradan bağlantıyı kurdum. kadıköy beyefendisi bu kesitte goebbels inceliğinde çalışmıştı. sonra filmi tekrar tekrar izleyerek haklı olduğumu gördüm. tam bir nazi propaganda filmine maruz kalmıştık. yaratılan süper kahraman aynı zamanda hollywood'a da selam çakıyordu. bu güzel harmanlama karşısında ağzım açık kaldı. algı yönetiminde yoldaş karakterinin nasıl etkin kullanıldığını ise bütün film boyunca iliklerime kadar hissettim.

en son sahne ise verilen mesaj anlamında tüylerimi diken diken etti. bu nasıl adanmışlık? bu nasıl birliktelik? bu nasıl beraber yürüdük biz bu yollarda mesajı? bilinçaltım bu mesaj bombardımanını kaldıramadı ve güüüüm!

evvela o sahne gerçekçi değil. yazar dediğin kitle, orada yoldaş'ı parça pinçik imbik etmeli! bizi kurtardın sağ ol dememeli, aksine ''ulan sen bizden yüzünü niye sakladın!'' diyerek tekme tokat girişmeli. sözlük yazarlığının fıtratında bu var. ama film gerçekçilik üzerinden hareket etmediği ve propaganda filmi olduğu için bunu anlayışla karşılıyorum. filmi izleyiniz izlettiriniz ama gaza gelmeyiniz. büyük resmi görünüz. görmeseniz dahi görmüş gibi yapınız. yoksa demir yumruk tepenize iner ona göre *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

duygulanım bozukluğu şizofreninin habercisi de olabilir. ağır bir depresyonda olduğunuzu da gösterebilir.
her depresyon hastası ağlayıp zırlamıyor veya o safhaları çoktan geçmiş oluyor...

tek duygu mutluluk değildir. üzülemiyorum, sevinemiyorum, sevemiyorum. bütün duygulardan soyutlandım. ya da bir olay karşısında vermem gereken duygusal tepkiyi veremiyorum diyorsanız ve bu sık sık oluyorsa acilen bir psikiyatriste gitmelisiniz...
bende de vardır bu duygu kaybı. bazen bu yüzden kendimi çok kötü hissediyorum.
yalandan tebessüm etmeniz gerekiyor. veya üzülmüş gibi yapmanız gerekiyor. çok zor geliyor...

allahtan şarkılar var... kendimi oralarda bulunca, ''tamam, iyisin, henüz ölmedin, bak gözlerinden yaş bile geliyor.'' diyerek rahatlıyorum. duygularını kaybeden insan ölmüş demektir. ruhsuz kalmış demektir.

ve bu ruhsuzluk hissi ölümden beterdir.
devamını gör...

sanılanın aksine alevileri konu alan patavatsızlığı sebebiyle kariyeri bitmemiştir. doksanların ortalarında yaşanan mevzubahis olayın ardından birkaç yıl kızağa alınmış ardından yine turnike programıyla ekrana dönmüş, bir süre devam ettirdiği program istediği reytingi almayınca yayından kaldırılmıştır. tam da 90'ların sonu ve 2000'lerin başında beyaz gibi daha genç, daha sempatik ve yakışıklı sunucuların sahneyi devralmaya başlamasıyla bir daha dikiş tutturamamıştır.

aleviler ile ilgili yaptığı edepsizlik de şöyle bir şeydi. o dönemde turnike isimli program tvlerin en çok izlenen yarışma programıydı. çarkıfelek'in sunuculuğuna mehmet ali erbil gelmemiş ve ekranların fırlama sunucusu güner ümit'tir. yarışmada sorulacak olan soru kategorisi ile ilgili ilk önce o konuyla ilgili giyinmiş manken kızlar sahneye çıkar, güner bey bunlarla zıpır muhabbetler yapardı. hatta bir keresinde hayvanlarla ilgili sorulacak sorular için sahneye inek mi ne bir hayvan çıkarılmıştı da hayvan stüdyonun orta yerine potur potur bırakmıştı posayı.

neyse işte, bir gün gebelikle kategorisinden sorular sorulacak. sahneye hamile kılığında hostes geldi. güner ümit yine zıpır muhabbetlere daldı. ve sordu:

- kimden kız bu çocuk? kocandan mı?
+ yok babamdan!
- aaa, yoksa siz alevi misiniz?

kıyamet bundan sonra koptu. programın yayınlandığı kanalı hatırlamıyorum, ya interstar ya da kanal 6'ydı. binayı taşladılar. baya protestolar filan yapıldı. derken güner ümit şutu yedi. o günkü infiali anlamak için biraz da döneme bakmak gerekiyor. bu hadiseden birkaç yıl önce madımak katliamı gerçekleşmişti ve yarası hala tazeydi. aynı dönemde yanlış hatırlamıyorsam refah partisi* milletvekillerinden birisi, sürekli aydınlık için bir dakika karanlık protestolarına katılanlar hakkında "bunlar mum söndü oynuyor" demişti. bunlara benzer bir çok vaka sebebiyle aleviler zaten sürekli teyakkuz halindeydi. böyle bir dönemde de kabak güner ümit'in başına patladı işte. beni güner ümit'le ilgili en çok şaşırtan şey ise tıpkı mehmet ali erbil gibi çok yetenekli, kültürlü ve kariyerli bir tiyatrocu olmasına rağmen m.ali ile beraber türkiye'de şaklaban sunucu ekolünü yaratıp para için potansiyelini harcamış olmasıdır.

işte bu mum söndü imâsı olayı için türkiye'deki ilk cancel culture vakası desek yanlış olmaz muhtemelen.
devamını gör...

körü körüne inanan biri değilim. neye inanıp neye inanmadığımı; neye, ne kadar inanmam gerektiğini de bilmiyorum. benim inanç sistemime göre iyi bir insan olmak her şeyden daha mühim. tüm dinlerin özünde bu olmalı. kendim için hep “işine geldiğinde ve işine geldiğince müslüman” diye düşündüm.

yine de beni yönlendiren bi iç ses hep oldu. ciddi hatalar yapmaktan uzaklaştıran, birini üzmemeye, kırmamaya, hep hoş tutmaya çalışan bir iç ses. beni iyi insan olmaya iten, sevme duygusu aşılayan, enerji veren bir iç ses. buraya kadar her şey normal.

kendim için çok bir şey istemedim. insanın kendi için bir şeyler isteme aşaması; dua kısmı olmalı. kendim için dua etmeyi çoğu zaman unuttum. etsem bile sınırlı, standart, olması gereken şeyleri diledim.

ben bu kadar eksikken etrafımdaki insanların benim için dua etmesi bana tuhaf geliyor. iş yerine inanma sınırları belli olan biri geliyor, “yine çok güzel olmuşsun (ki o olay öyle değil. güzel gören kendisi) allah senin karşına senin gibi güzel, nahîf, iyi ve kibar bir insan çıkarsın.” diyor.

o kişiyi boynum bükük uğurluyorum. durup düşünüyorum. imkansızlıklara gebeyim. mutlulukla karışık bir hüznüm var. ve bu mevsime en çok hüzün yakışıyor…

ortaya karışık bir şeyler çıkarttım. yazdıklarımdan daha karışık olmalıyım.

ve aklımda tüm gün boyunca dolaşan cemal süreya şiiri…


fotoğraf

“durakta üç kişi
adam kadın ve çocuk

adamın elleri ceplerinde
kadın çocuğun elini tutmuş

adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

kadın güzel
güzel anılar gibi güzel

çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel…
devamını gör...

“ yoruldum, patron. yollarda yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum. yanımda hiç arkadaş olmamasından bıktım. nereye gideceğimizi, nereden geldiğimizi söyleyecek biri. insanların birbirine kötü davranmasından bıktım. her gün dünyada hissettiğim ve duyduğum acılardan bıktım.
çok fazla var, sanki her an için kafama cam parçaları batıyor. anlıyor musun?
hepimiz hakkında düşünüyorum. kendi yeşil yolumuzda yürüyoruz, her birimiz kendi zamanında...

karanlıktan korkuyorum patron lütfen ışığı kapatma.... ”

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

an itibariyle şerbet gibi havasıyla, hafif esintisiyle içinde bulunmaktan mutlu olduğum şehir.
devamını gör...

başrolünde javier bardem'in oynadığı 2002 yapımı film ispanya’nın bir liman kentinde işten çıkarılan bir grup tershane işçisinin işsizlik öyküsünü anlatıyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
filmde dram sahneleri gerçekçi bir şekilde anlatılıyor. zaten dramatik bir olayın seyirciyi etkilemek için daha fazla dramatize edilmesine katlanamıyorum. keşke türk filmleri de olayı daha fazla dramatik hale getirmeye çalışmadan olduğu gibi anlatmayı tercih etse.

santa bakıcılık yaptığı evin çocuğuna karınca ve ağustos böceği hikayesini okuduğunda, karıncanın ağustos böceğini çalışmamakla ve tembellikle suçlamasına tepki gösterir. filmin ilerleyen kısımlarında santa’nın tepkisine yol açan durumun daha düşük ücretle çalışmayı ve ücretsiz fazla mesaide çalışmayı bile kabul edebileceklerini söylemelerine rağmen işten çıkarılmalarına olduğunu anlıyoruz. grubumuz tembel olduğu için degil ilerleyen yaşları nedeniyle iş bulamamakta.

filmde beni en çok etkileyen sahneler; beleş tepeden izlenen maç sahnesi, bıkmadan iş aramaya devam eden lino'nun çocuğunun elbisesini giyinip saçlarını boyatıp iş görüşmesine gitmesi, jose'nin karısı için kredi çekmeye gittiklerinde kendini işe yaramaz hissettiği sahne ve santa'nın sarhoş amador'u evine bıraktığında bardakları yıkamaya gittiği ama suların akmadığı ve havlunun olması gereken yerde olmadığı sahneler. az kalsın unutuyordum 8000 pesatanın santa için değerinin tartışıldığı sahne de gayet hoştu.

bugün günlerden ne?
devamını gör...

ibrahim erkal - canısı

voca.ro/15sG52QQReCd
devamını gör...

babasını ve/veya anasını hiç hazetmediğin sevimli bir çocuğun yanından geçerken kafasını okşamaya benzer, onun hiç bir suçu yoktur da işte...
devamını gör...

hiçbir korkuluğu kurt, ayı ve leopar şeklinde yapmamışlar. zannediyorum ki insanlardan daha korkunç bir varlık bulamamışlar. sözünün sahibidir.
devamını gör...

ilk başta şaka olduğunu düşündüğüm ama detayı okumamla beni dumura uğratan başlık.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim