yalvaç
kendine bağlı bir kumdanlı beldesi vardır.
devamını gör...
kimin kiminle birlikte olduğu belli olmayan dizilerin türk toplumunda karşılık görmesi
toplum neyi görmek istiyorsa diziler de tam olarak bunu gösteriyor, çünkü o diziler toplumun kendi benliklerini yansıtıyor.
devamını gör...
nikolay gavriloviç çernişevski
benim için çok kıymetli bir yazardır çernışevskiy. ilk gençliğimde okumuştum önce nasıl yapmalı'yı. etkilemişti ama çok iz kalmamıştı zihnimde.
derken hayat akıyordu, biz bir şeyler yapıyorduk, bir şeyler düşünüyor, kuruyorduk. aradan uzun zaman geçti, belki bir on sene, emin değilim. bir gün tekrar aldım elime kitabı. kapakta yine veroçka'nın düşünceli yüzü vardı sanıyorum. sonra, sayfaları geçtikçe hayrete düşmeye başladım. bunlar benim cümlelerimdi sanki. aradan geçen sürede kendi aklımda türettiğimi, var ettiğimi sandığım pek çok şeyi aslında önce bu kitapta hissetmiş, pek çoğunda bu kitaptan esinlenmiştim, şimdi onu anlıyordum. aklıma kazınmıştı, çünkü çok sahiciydi. yaşam yolumdaki sorularıma gerçek yanıtlar verebilmişti. üstelik bunları bir öğreti gibi tepeden sunmadan.
sonradan düşündüm de, kitabı tekrar elime almam dahi rastlantı değildi. ben aslında tekrar özümü arıyordum, yollar ona çıkıyordu, ben bileyim bilmeyeyim.
dünyaya benzer bir pencereden bakıyorsanız, işte böyle fark ettirmeden yüreğinize girebilen yazardır çernışevskıy. üstün insan olduğu için değil, en temeldeki öze, en dürüst ve hesapsız şekilde bakabildiği için becerir bunu. bana yaşamın sadece özünü verin, boşlukları bırakın ben doldurayım.
derken hayat akıyordu, biz bir şeyler yapıyorduk, bir şeyler düşünüyor, kuruyorduk. aradan uzun zaman geçti, belki bir on sene, emin değilim. bir gün tekrar aldım elime kitabı. kapakta yine veroçka'nın düşünceli yüzü vardı sanıyorum. sonra, sayfaları geçtikçe hayrete düşmeye başladım. bunlar benim cümlelerimdi sanki. aradan geçen sürede kendi aklımda türettiğimi, var ettiğimi sandığım pek çok şeyi aslında önce bu kitapta hissetmiş, pek çoğunda bu kitaptan esinlenmiştim, şimdi onu anlıyordum. aklıma kazınmıştı, çünkü çok sahiciydi. yaşam yolumdaki sorularıma gerçek yanıtlar verebilmişti. üstelik bunları bir öğreti gibi tepeden sunmadan.
sonradan düşündüm de, kitabı tekrar elime almam dahi rastlantı değildi. ben aslında tekrar özümü arıyordum, yollar ona çıkıyordu, ben bileyim bilmeyeyim.
dünyaya benzer bir pencereden bakıyorsanız, işte böyle fark ettirmeden yüreğinize girebilen yazardır çernışevskıy. üstün insan olduğu için değil, en temeldeki öze, en dürüst ve hesapsız şekilde bakabildiği için becerir bunu. bana yaşamın sadece özünü verin, boşlukları bırakın ben doldurayım.
devamını gör...
kitap kazanmak için kendini kasmayan yazar
eğer kabul ederse 101. kişiye ben hediye etmek istiyorum. içimden geldi.
devamını gör...
midye dolma
nasıl yaşadığını, su habitatında ne iş yaptığını, nasıl çıkarıldığını, nasıl satıldığını düşünmeden yenmesi gereken yiyeceklerin en başında gelen, yanına bira da olursa insanı zevkten dört köşe eden naaalet güzel deniz mahsulü. nedense sağlıksız şeyler hep böyle lezzetlidir.
devamını gör...
hayata dair iç burkan detaylar
emekçilerin gözlerindeki korku ve haksızlığa uğramışlık. bir mağaza çalışanı özelinde, evine ekmek götürmeye çalışan bir insanın uğradığı muameleden, gözlerindeki çaresizlik ve öfke dolu bakıştan bahsedeceğim.
bir mağazadan alışveriş yaptıktan sonra kasada sıraya girdik. üç kasanın iki tanesi açık. bir tanesi de nedenini bilmediğimiz bir şekilde kapalıydı. sosyal mesafeye uyulmadığı için kasaya bakan arkadaşlardan bir tanesi " lütfen sosyal mesafeye uyalım" şeklinde bir çağrıda bulundu. sıradakilerden hayvandan bozma biri hemen sert bir tonda "o zaman üçünü de açın, dışarıya kadar mı çıkalım" dedi. kasadaki arkadaşın gözlerindeki öfkeyi ve çaresizliği gördüm. belki tartışsa kafasının gözünün kırılmasından korkuyor, belki de işinden olmaktan korkuyordu. diğer müşterilere bakarken o adama hep kaçamak bakışlar attı.
kibar bir tonda söylense gayet makul bir tepki olabilecekken, sert tonda bir emekçiyi aşağılamış oldu. hareketleriyle de öfkeyle dolu olduğunu gösteriyordu. o arkadaşın hali, iç burkan bir detaydır işte. saatlerdir orada sıcaktan bunalmış bir halde insanlara hizmet etmenin karşılığında gördüğü şey bu işte. bir günde belki de bu tip kaç tane olayla karşılaşıyorlar. belki dayak yiyorlar, işten atılıyorlar. en önemlisi de gözlerdeki o bakışlar. burayı konuşmak lazım.
bir sahil klübünde yaşıtları şımartılırken, varoş bir semtin cadde üzerinde eksi birinci katta terden kıpkırmızı olmuş bir insansın. üç kuruşa çalışıyorsun. hayal kurarken bile seçiyorsun. düşünsene, hayalin sınırı yok demişler sana ama bir yere kadar ulaşıyor. klimalı bir odada oturarak çalışmaktan öteye gidemiyor. en fazla sırf içindeki doluluğu boşaltmak için çaresizce bir arayış olarak bir süperkahramam olup karşındakini buharlaştırmayı düşünüyorsun. mucizelerden bahseden insanlara inancını, dayanışma ruhuna olan inancını yitirmişsin.
belki topluma katkısı senden çok daha az olan bir leş kargasından azar yiyorsun. hakkını kimse güvence altına almamış. insanların kıçında dolaştığı siyasetçiler, sırf koltukları için maaşı bilmem kaç on bin olan meslekleri, tatili bilmem kaç ay olan memurları, ne bileyim taksicileri falan korumaya çalışıyor. mesai saati içinde çay kahve için hasta bekleten birinin etrafına yüz tane güvenlik koymuşlar, seni de asgari düzeyde yaşatacak şartlara bağlamışlar, bir ucubenin insafına kalmışsın. ağzını burnunu kırsa etrafta seni koruyacak kimse yok. o yüzden aşağılanıyorsun ve bunu yutmak zorunda kalıyorsun. çok acı çok.
önemli bir nokta da insan psikolojisinin bu tip travmalardan çok etkilendiği. düşünün, ne yaparsanız yapın toplum tarafından takdir görmüyorsunuz ve üzerine ara sıra aşağılanıyorsunuz. bunlar birike birike bu insanlarda özgüven kaybına neden olacaktır. bir insana "ben basit bir x parçasıyım" dedirten hayatın zalimliğine bakmak lazım. bu insanların sosyal hayatlarında psikolojiai normal bir birey olarak tutunmaları imkansız. belki o insan, haklı da olsa bir konuda ondan daha iyi etiketi olan birilerine karşı koyamayacak. belki ad homineme maruz kalacak. belki bu adam felsefeden konuşmak isteyecek ama "sen bir xsin. önce aç karnını doyur, felsefe senin neyine" diyecek kendisine. ya bu noktayı ciddi ciddi düşünmemiz lazım. birilerinin acılarına ortak olmamız lazım. madden hiçbir şey yapamayız belki ama en azından manevi olarak destek olmalıyız.
kafamızı kaldırıp bakmadığımız için göremiyoruz. market kasiyerleri, kuryeler, garsonlar ve diğer tüm emekçiler. çoğu bu aşağılanmaları yaşıyor. birileri sırf üç dakika daha fazla bekledi diye deli gibi işini yapmaya çalışan insanlar toplum içinde rencide ediliyor. bu insanların gururları zedeleniyor, topluma olan inançları kayboluyor ve arkalarında duran kimse yok. işte bunlar iç burkan detaylar.
ben kendi özelimde, sizleri seviyorum gençler. yüzünüze söyleyemiyoruz belki ama bize çay getirdiğiniz için, bozduğumuz kıyafeti topladığınız için, kirlettiğimiz tabağı yıkadığınız için size minnettarız. işini yapmadan tonla para alan parazitlerin de farkındayız. o bakışlarınızı, içinizdeki öfkeyi anlayabiliyoruz. size bu dünyada her şeyin daha güzel olacağının garantisini veremem ama inançlı bir insan olarak bir şekilde hak ettiğinizi göreceğinizin garantisini verebilirim.
bir mağazadan alışveriş yaptıktan sonra kasada sıraya girdik. üç kasanın iki tanesi açık. bir tanesi de nedenini bilmediğimiz bir şekilde kapalıydı. sosyal mesafeye uyulmadığı için kasaya bakan arkadaşlardan bir tanesi " lütfen sosyal mesafeye uyalım" şeklinde bir çağrıda bulundu. sıradakilerden hayvandan bozma biri hemen sert bir tonda "o zaman üçünü de açın, dışarıya kadar mı çıkalım" dedi. kasadaki arkadaşın gözlerindeki öfkeyi ve çaresizliği gördüm. belki tartışsa kafasının gözünün kırılmasından korkuyor, belki de işinden olmaktan korkuyordu. diğer müşterilere bakarken o adama hep kaçamak bakışlar attı.
kibar bir tonda söylense gayet makul bir tepki olabilecekken, sert tonda bir emekçiyi aşağılamış oldu. hareketleriyle de öfkeyle dolu olduğunu gösteriyordu. o arkadaşın hali, iç burkan bir detaydır işte. saatlerdir orada sıcaktan bunalmış bir halde insanlara hizmet etmenin karşılığında gördüğü şey bu işte. bir günde belki de bu tip kaç tane olayla karşılaşıyorlar. belki dayak yiyorlar, işten atılıyorlar. en önemlisi de gözlerdeki o bakışlar. burayı konuşmak lazım.
bir sahil klübünde yaşıtları şımartılırken, varoş bir semtin cadde üzerinde eksi birinci katta terden kıpkırmızı olmuş bir insansın. üç kuruşa çalışıyorsun. hayal kurarken bile seçiyorsun. düşünsene, hayalin sınırı yok demişler sana ama bir yere kadar ulaşıyor. klimalı bir odada oturarak çalışmaktan öteye gidemiyor. en fazla sırf içindeki doluluğu boşaltmak için çaresizce bir arayış olarak bir süperkahramam olup karşındakini buharlaştırmayı düşünüyorsun. mucizelerden bahseden insanlara inancını, dayanışma ruhuna olan inancını yitirmişsin.
belki topluma katkısı senden çok daha az olan bir leş kargasından azar yiyorsun. hakkını kimse güvence altına almamış. insanların kıçında dolaştığı siyasetçiler, sırf koltukları için maaşı bilmem kaç on bin olan meslekleri, tatili bilmem kaç ay olan memurları, ne bileyim taksicileri falan korumaya çalışıyor. mesai saati içinde çay kahve için hasta bekleten birinin etrafına yüz tane güvenlik koymuşlar, seni de asgari düzeyde yaşatacak şartlara bağlamışlar, bir ucubenin insafına kalmışsın. ağzını burnunu kırsa etrafta seni koruyacak kimse yok. o yüzden aşağılanıyorsun ve bunu yutmak zorunda kalıyorsun. çok acı çok.
önemli bir nokta da insan psikolojisinin bu tip travmalardan çok etkilendiği. düşünün, ne yaparsanız yapın toplum tarafından takdir görmüyorsunuz ve üzerine ara sıra aşağılanıyorsunuz. bunlar birike birike bu insanlarda özgüven kaybına neden olacaktır. bir insana "ben basit bir x parçasıyım" dedirten hayatın zalimliğine bakmak lazım. bu insanların sosyal hayatlarında psikolojiai normal bir birey olarak tutunmaları imkansız. belki o insan, haklı da olsa bir konuda ondan daha iyi etiketi olan birilerine karşı koyamayacak. belki ad homineme maruz kalacak. belki bu adam felsefeden konuşmak isteyecek ama "sen bir xsin. önce aç karnını doyur, felsefe senin neyine" diyecek kendisine. ya bu noktayı ciddi ciddi düşünmemiz lazım. birilerinin acılarına ortak olmamız lazım. madden hiçbir şey yapamayız belki ama en azından manevi olarak destek olmalıyız.
kafamızı kaldırıp bakmadığımız için göremiyoruz. market kasiyerleri, kuryeler, garsonlar ve diğer tüm emekçiler. çoğu bu aşağılanmaları yaşıyor. birileri sırf üç dakika daha fazla bekledi diye deli gibi işini yapmaya çalışan insanlar toplum içinde rencide ediliyor. bu insanların gururları zedeleniyor, topluma olan inançları kayboluyor ve arkalarında duran kimse yok. işte bunlar iç burkan detaylar.
ben kendi özelimde, sizleri seviyorum gençler. yüzünüze söyleyemiyoruz belki ama bize çay getirdiğiniz için, bozduğumuz kıyafeti topladığınız için, kirlettiğimiz tabağı yıkadığınız için size minnettarız. işini yapmadan tonla para alan parazitlerin de farkındayız. o bakışlarınızı, içinizdeki öfkeyi anlayabiliyoruz. size bu dünyada her şeyin daha güzel olacağının garantisini veremem ama inançlı bir insan olarak bir şekilde hak ettiğinizi göreceğinizin garantisini verebilirim.
devamını gör...
akraba evliliği
"kız yabancıya gitmesin'" mottosuyla yola çıkılan, bu birleşmeden vuku bulacak bebeklerin zihnen sağlık durumlarının ilk nesilde olmasa bile ilerleyen nesiller için endişe verici olduğu tıp alemi tarafından bas bas bağırılan ve fakat yine de tınlanmayan, kendi evine girme olayı.
devamını gör...
almanca
agresif bir dil gibi algılanmasının sebebi kelime sonlarına gelen ht vurgusunun agresif bir algıya yol açmasıdır. mesela ingilizce not almanca nicht'dir ve niht diye okunur. buradaki h harfi çok sinirlenmiş bir insanının dişlerinin arasından çıkardığı h sesine benzer. mesela bir sakarlık yaptınız ve karşınızdakinden özür dileyeceksiniz. "enşuldigun ih habe das niht abziht getan!" (entschuldigung ich habe das nicht absicht getan) diyorsunuz. aslında söylediğiniz şey "afedersin, bilerek yapmadım" dır. içerik olarak alttan alıyorsunuz ama fonetik sanki karşınızdakine meydan okuyormuş gibi görünüyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
jose saramago
(bkz: kabil)
(bkz: kabil)
devamını gör...
kim bunlar
kaliteli skeçleri barındıran program.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ne güzel. * şu başlığı okurken duygulanmamak namümkün. ne güzel insanlar var sözlüğümüzde.
herkesin yaşanmışlıkları kendine göre ağırlığı var, bir yer kaplıyor.
böyle güzel insanlar, güzel gönüller var oldukça bir umut vardır yaşamaya.
iyi ki varsınız, iyi ki sizin gibi kocaman yurekli insanlar var, iyi ki yazıyorsunuz.
bu garibin gönlüne dokunanlar; siz çok büyüksünüz, gerçekten çok büyük.*
herkesin yaşanmışlıkları kendine göre ağırlığı var, bir yer kaplıyor.
böyle güzel insanlar, güzel gönüller var oldukça bir umut vardır yaşamaya.
iyi ki varsınız, iyi ki sizin gibi kocaman yurekli insanlar var, iyi ki yazıyorsunuz.
bu garibin gönlüne dokunanlar; siz çok büyüksünüz, gerçekten çok büyük.*
devamını gör...
black
(bkz: pearl jam)' in aşmış eseri. eddie'nin sesine sağlık.
mtv unplugged
albüm kaydı
konser dk 2.00 ye dikkat
bir kadına yazılabilecek en iyi şarkıyı yazmışlardır kendileri
mtv unplugged
albüm kaydı
konser dk 2.00 ye dikkat
bir kadına yazılabilecek en iyi şarkıyı yazmışlardır kendileri
devamını gör...
sözlüğün medar-ı iftiharı kadın yazarlarımız
iyi ki varız.. hepinizi seviyorum..
devamını gör...
google play music'in kapatılması
bir işe yaramıyordu zaten, yokluğunu hissettirmez bence. çok daha güzel alternatifler var az bir ücretle sahip olabileceğiniz.
tanım: bir uygulamanın kapandığı haberidir.
tanım: bir uygulamanın kapandığı haberidir.
devamını gör...
üslup
bir kalbi kazanma ile kaybetme arasında ince bir çizgi var bunun adı "üslup".
devamını gör...
seni seviyorum
"ben gidiyorum," dedi. "ve geri geleceğimi bilmeni istiyorum. seni seviyorum, çünkü..."
"hiçbir şey söyleme," diyerek sözünü kesti fatima. "insan sevdiği için sever. aşkın hiçbir gerekçesi yoktur."
ama, gene de yanıtladı delikanlı:
"seni seviyorum, çünkü bir düş gördüm, sonra bir krala rastladım, billuriye sattım, çölü geçtim, kabileler savaşa tutuştular ve bir simyacının oturduğu yeri öğrenmek için bir kuyunun yanına geldim. seni seviyorum, çünkü bütün evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı."
paulo coelho - simyacı
tanım: hissedildiği taktirde söylenmesi gereken en güzel ve yalın sözdür. imtina etmeyiniz efendim sık sık söyleyiniz azalmaz bilakis artarsınız. sevildiğini bilmeyen insan vaktinde su verilmemiş çiçeğe benzer, kaybedersiniz.
"hiçbir şey söyleme," diyerek sözünü kesti fatima. "insan sevdiği için sever. aşkın hiçbir gerekçesi yoktur."
ama, gene de yanıtladı delikanlı:
"seni seviyorum, çünkü bir düş gördüm, sonra bir krala rastladım, billuriye sattım, çölü geçtim, kabileler savaşa tutuştular ve bir simyacının oturduğu yeri öğrenmek için bir kuyunun yanına geldim. seni seviyorum, çünkü bütün evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı."
paulo coelho - simyacı
tanım: hissedildiği taktirde söylenmesi gereken en güzel ve yalın sözdür. imtina etmeyiniz efendim sık sık söyleyiniz azalmaz bilakis artarsınız. sevildiğini bilmeyen insan vaktinde su verilmemiş çiçeğe benzer, kaybedersiniz.
devamını gör...
sarılık
kanda bilirubinin aşırı miktarda birikmesi sonucu deri mukoza ve göz akının sararması ile belirgin durumdur.
devamını gör...
türk gencinin ömrünü mahveden üç şey
1- ekonomi
2- aile baskısı
3- eğitim sisteminde sistem hariç her şeyin olması
2- aile baskısı
3- eğitim sisteminde sistem hariç her şeyin olması
devamını gör...

