mersinli cihangir
izlemekten keyif aldığım bir internet ünlüsüdür.
iyi ki de ünlü olmuştur.
iyi ki de ünlü olmuştur.
devamını gör...
erkeklerin tahammül edilemeyen hareketleri
sahiplenme tribi. kadının bedenini kendisininmiş gibi sahiplenir. kadın cinayetlerinin altında yatan sebep.
devamını gör...
daddy (yazar)
döner döner canı sıkılmıştır.bir ara versin çok çalıştı burada maaş'ta vermedilerse ne yapsın.bir de zirve soğuk diyordu üşümüş de olabilir.
devamını gör...
rus edebiyatı klişeleri
bilmem kaçıncı dereceden memurluk?
devamını gör...
ex nihilo nihil fit
"nothing comes from nothing" - "hiçbir şey yoktan gelmez" anlamına gelen latince deyiş. yani "var olmayan bir dünya ile var olan bir dünya arasında hiçbir köprü yoktur."
peki ya nereden çıkmıştır?
hiçbir şeyin yoktan gelmediği fikri ilk olarak aristoteles tarafından dile getirilmiştir fizik adlı eserinde. aynı zamanda ilk kez parmenides tarafından tartışılmıştır. ve romalı şair ve filozof olan titus lucretius carus tarafından de rerum natura (kitap)'da (ingilizce: on the nature of things - türkçe: şeylerin doğası üzerine veya evrenin yapısı) ifade edilmiştir.
akıllara termodinamik yasalarını getirir. aynı zamanda shakespeare ve poe'yu da burada anmakta fayda var. neden diye sorarsanız: hiçbir zaman.
peki ya nereden çıkmıştır?
hiçbir şeyin yoktan gelmediği fikri ilk olarak aristoteles tarafından dile getirilmiştir fizik adlı eserinde. aynı zamanda ilk kez parmenides tarafından tartışılmıştır. ve romalı şair ve filozof olan titus lucretius carus tarafından de rerum natura (kitap)'da (ingilizce: on the nature of things - türkçe: şeylerin doğası üzerine veya evrenin yapısı) ifade edilmiştir.
akıllara termodinamik yasalarını getirir. aynı zamanda shakespeare ve poe'yu da burada anmakta fayda var. neden diye sorarsanız: hiçbir zaman.
devamını gör...
futbolu bırakmasına en çok üzüldüğünüz futbolcu
willy sagnol. oyun tarzını ve iki yönlü gidip gelmesini en çok sediğim sağ bek oyuncusuydu. aşil tendonu probleminden erken bırakmıştı futbolu.
devamını gör...
erkekler kadınları neden zor anlıyor sorunsalı
bilim adamlarinca yapilan arastirmalara gore,iki cinsinde beyinlerinin isleyis mekanizmalarinin oldukca farkli oldugu saptanmis. zihinsel olarak oldukca farkliyiz . bununla birlikte cinsiyetlerin getirdigi hormonel farkliliklarda soz konusu. ayrica biz kadinlar fıtrat itibariyle duygularimizi daha yogun sekilde yasariz, hatta cogu zaman mantik kadar hislerimizle de kararlar verebiliriz. bu noktada da erkeklerden ayriliriz kisacasi. cunku erkeklerde bu durum tam karsitidir,daha yuzeysel dusunurler,olaylara daha mantiksal yaklasirlar... iste bu gibi etkenlerin toplaminda zaman zaman iletisim de sorunlar yasayabiliyoruz .her iki cinsiyetinde artilari ve eksileriyle birbirlerini cok guzel tamamladiklarini dusunuyorum ben. ortak paydamiz aslinda cinsiyetlerimizden ote once insan oldugumuz. sonrasinda kendi cinsimizi digerinden ustun gormezsek eger, anlamak veya anlasilmak hic de zor olmayacak gibi...
devamını gör...
uyanış diriliş kuruluş dizileri
türk milletinin büyük resmi görebilmesi ve dış mihrakları daha anlayabilmesi için çekilmiş veya çekilmeye devam edilen yapımlardır. kemik izleyici kitlesi herkesin malumudur. ülkenin ne halde olduğuda bellidir. ayrıca bu diziler mantık hataları ile doludur, orası ayrı bir gerçek.
devamını gör...
düş kurma zamanı radyo yayını
selamlar, sevgiler. bugün sevgili moko'yu, yeni çıkaracağı albüm öncesi yayınıma davet edip biraz sohbet ederek şarkılarından çaldım, moko kim yahu diye soracak olur iseniz, izmir'den çıkmış tek kişilik bir bedroom pop müzik grubu kendisi.
biraz hasta olduğumdan dolayı sesim oldukça kısık ve enerjisiz olduğum bir yayın olduğu için öncelikle herkesten çok özür dilerim. saat 22:00'da, önemli bir işiniz yok ise, dinlemek ister iseniz çok mutlu olacağım.
kendinize güzel bakın!
biraz hasta olduğumdan dolayı sesim oldukça kısık ve enerjisiz olduğum bir yayın olduğu için öncelikle herkesten çok özür dilerim. saat 22:00'da, önemli bir işiniz yok ise, dinlemek ister iseniz çok mutlu olacağım.
kendinize güzel bakın!
devamını gör...
tahammül edilemeyen insan özellikleri
saygısız insanlar.
her şeyi bildiğini sanıp hiçbir şey bilmeyenler .
her fırsatta kendini öne çıkarmaya çalışanlar.
başka birinin başarısına tahammül edemeyenler.
gerekli gereksiz sürekli soru soran insanlar.
karşısındaki insanı salak yerine koymaya çalışanlar, daha kötüsü koyabildiğine inananlar.
bu bahsettiğim bütün özellikler sınıf arkadaşlarımda mevcut.
her şeyi bildiğini sanıp hiçbir şey bilmeyenler .
her fırsatta kendini öne çıkarmaya çalışanlar.
başka birinin başarısına tahammül edemeyenler.
gerekli gereksiz sürekli soru soran insanlar.
karşısındaki insanı salak yerine koymaya çalışanlar, daha kötüsü koyabildiğine inananlar.
bu bahsettiğim bütün özellikler sınıf arkadaşlarımda mevcut.
devamını gör...
yetti artık denilen şeyler
her şeyi dramaya dönüştüren, mıy mıy mıy konuşan, sürekli iyi şeylerin içindeki kötülükleri görüp kendimi sabote etmeme neden olan içimdeki drama queen. sus artık bi sus ya vallahi bıktım ya artık seni dinlemek istemiyorum..
devamını gör...
neşet ertaş dinlerken düşünülenler
tanımı zordur. kafa sözlük yazarları bir araya gelsek şöyle bir cümle kuramayız herhalde;
“cahildim, dünyanın rengine kandım.”
“cahildim, dünyanın rengine kandım.”
devamını gör...
türklerin uzman olarak doğduğu konular
(bkz: herbokolog)
devamını gör...
yönetim bizden kazandığı puanları ne yapıyor sorunsalı
128 milyar karma puan nerede?
devamını gör...
tütün yasağı
4.murad devri yasaklarından biridir. istanbulda 1555'ten ber kahve ve 1605'ten beri tütün yoğun şekilde kullanılmaktaydı. şehir, mükellef ve çok sayıda kahvehanelerle doluydu. bunların bir kısmı yeniçeriler tarafından işletilmekte ve pek çoğu zorbaların toplantı yeri konumundadır. 4.murad, yangına sebep olduğu gerekçesi ile 1633 yılınd bütün kahvehaneleri kapatır ve evlerde dahi tütün içilmesini yasaklar. bazı şairler bu duruma şu dizeler ile göndermede bulunmuşlardır.
zararsız bir duhan hakkında n'eyler bunca dikkatler
duhan-i ah-ı mazlumanı men'eylen hüner/oldur.
bu tarz birçok şiirle yasaklar protesto edilmesine karşın 4.murad han'ın tavrında katiyetle bir değişiklik olmadı. 4.murad henüz saltanatı'nın başında kin tuttuğu bu zorbaların kökünü kazımak için bu meseleyi bir koz olarak kullandı. yasağı bizzat padişah takip etmiş, her gece kılık değiştirerek celladı ile beraber şehrin en kuytu yerlerini gezmiş, yasağa riayet etmeyen zorbaları ve tabii bu arada birçok günahsız tiryakiyi idam ettirmiş, cesetlerini sabahleyin herkesin görebilmesi için en kalabalık meydan ve caddelere bıraktırmıştır.
not: yılmaz öztuna'nın büyük türkiye tarihi ansiklopedilerinden yardım alınarak yazılmıştır.
zararsız bir duhan hakkında n'eyler bunca dikkatler
duhan-i ah-ı mazlumanı men'eylen hüner/oldur.
bu tarz birçok şiirle yasaklar protesto edilmesine karşın 4.murad han'ın tavrında katiyetle bir değişiklik olmadı. 4.murad henüz saltanatı'nın başında kin tuttuğu bu zorbaların kökünü kazımak için bu meseleyi bir koz olarak kullandı. yasağı bizzat padişah takip etmiş, her gece kılık değiştirerek celladı ile beraber şehrin en kuytu yerlerini gezmiş, yasağa riayet etmeyen zorbaları ve tabii bu arada birçok günahsız tiryakiyi idam ettirmiş, cesetlerini sabahleyin herkesin görebilmesi için en kalabalık meydan ve caddelere bıraktırmıştır.
not: yılmaz öztuna'nın büyük türkiye tarihi ansiklopedilerinden yardım alınarak yazılmıştır.
devamını gör...
öz kızından çocuğu olan rezil insan
ahlak olarak çöktüğümüzün göstergesidir.
devamını gör...
yanlış anlaşılmak
en çok gönül işlerinde mesai yapar.
devamını gör...
elfen lied
"elfen lied" almancadır ve elf'in şarkısı anlamına gelir.
2004'te yayınlanmaya başlamasıyla birlikte o yıl çok konuşulan ve ses getiren animelerden biriydi, elfen lied.
konuya bakacak olursak;
yeni bir türün ilk bireyleri yavaş yavaş dunyaya adım atmaya başlamıştır, öyle ki bu daha tam olarak çıkmamış olan türün insan ırkının sonunu getireceği bile düşünülmektedir. bu yeni türün insanlara yaşatabileceği vahşetin kapasitesi gun geçtikçe açığa çıkarken uzmanlar, bilim insanları bu tür üstünde deneylerine başlamıştır bile, devlet de arkasındadır.
bu bahsedilen yeni türün, sırtlarından çıkan 'vektör' adı verilen 2 metre boyutunda elleri ve kafalarının üzerinde küçük bir çift boynuzları bulunmaktadır, fakat insanlar 'vektör' denen elleri goremezler. ayrıca bu turdekiler genelde kırmızı gözlere ya da pembemsi saçlara sahip olurlar. aynı zamanda bu 'vektör'lerin başka bir insana teması o virüsün yayılmasını sağlar, virüsün bulaştığı kişilerin doğacak çocukları da diclonius adı verilen yeni türe dahil olur.
tabi her ne kadar insanlığı "tehdit " edici olsalar da, animeler bu türün uzerinden işlenir, suçsuz olmasına rağmen işkencelere, acımasız deneylere maruz kalan, dışlanılan, sevilmeyen, masum küçük bir çocuk olsa dahi günah kecisi ilan edilen bu yeni türlerden.
öncelikle animenin kendisi kadar ünlü olan açılış müziği ile başlayayım, çünkü animedeki duyguyu gerçekten çok iyi aktarıyor. ayrıca klipteki görselleri de gustav klimt'in eserlerinden yola çıkarak yapmışlar. bunlarla birlikte latincenin güzelliği de olaya dahil edilince mükemmel bir opening çıkmış.
dinlemek için buradan
şimdi senaryoya gelecek olursak;
bir gün bu lablardan kaçmayı başaran bir diclonius, insanların arasına karışır. adı lucy olan bu diclonius, kaçarken başına aldığı bir kurşun darbesiyle hafızasını kaybetmiş ve kişiliği bölünmüştür...
sabaha karşı denizi izlemeye gelen iki kuzen yuka ve kouta, sadece "nyuu" diyebilen iki boynuzlu çıplak bir kızla karşılaşırlar. nyuu'yu evlerine götürürler ve onunla yaşarlar. ama nyuu'nun hafızası zaman zaman yerine gelir ve o zaman acımasız katil lucy'ye dönüşür,
ve insanlığın yok olmasını engellemek isteyen bilim insanları lucy'yi öldürmek zorundadırlar...
onu evine alan kouta'nın ise babası ve kız kardeşi öldürüldüğünden sonra aklı dengisi bozulmuştur, hastanede yattığı sırada aldığı ilaclar nedeniyle de geçmişini hatırlayamamaktadır. ve lucy ile zaman içerisinde unuttuğu bazı şeyleri hatırlayacaktır...
animenin konusu, senaryosu gayet güzel. lakin işleyiş konusunda da aynı şeyi diyemem, bolca mantık hatası ve boş sahne var.
öyle ki ana karakter ve mantıken animenin onun etrafında dönmesi gereken lucy, aksine nadir karşımıza çıkıyor. peki biz napıyoruz? 13 bölüm boyunca salak iki kuzenin (kouta ve yuka) hayatını, aşklarını, hiç durup düşünmeden sokakta görüp eve aldıkları kızları,cinsiyetler arasında yaşanan cinsel gerilimin yarattığı komiklikleri(!), ve gereksiz çıplaklığı izliyoruz. sonra son iki üç bölümde anime birden yine lucy'e odaklanıyor, allam lütfen sonu kötü bitmesin!!1!1! diye şükrediyoruz..
ama sonu da çok havada kalmıştı diyebilirim. yarıda kesilmiş gibiydi, gerçi animenin manga ile bir süre sonra yolları ayrılıyordu. yine de oradada benzer bir son vardı diye hatırlıyorum, gerisi spoiler, ona da gerek yok...
( japonya da kuzen ilişkisi normal karşılanıyormus bu arada, bunu da öğrenmiş olduk..)
mantık hataları da bolca var, ama benim kafama en çok takılan ve gözüme çarpan şey boynuzlardı. iyi tamam, evrim geçiriyorlar sonuçta, falan filan.. ama neden boynuz- daha doğrusu kedi kulağına benziyor- çünkü bizim gibi primat ailesine mensup olanların boynuzlarının olmamasının bir nedeni vardır, evrim geçiriyorlar ise, neden böyle birşeye ihtiyaç duyup da geçiriyorlar? animedeki çoğu şey ile birlikte bu soru da havada kalmıştı...
fakat bu animeye "duygu sömürüsü" demek yanlış. böyle diyen birçok kişi var. anime ilk bölümden, hayatın tüm acı gerçeklerini yüzünüze vuruyor. tüm mantık hatalarına ya da gereksiz sahnelere rağmen izlenilesi bir anime.
kısaca animede bolca dram var. acı, kan, vahşet, dehşet, kıskançlık, nefret, aşk, yalnızlık, travma. çok hassas iseniz, izlemenizi en başından önermiyorum. ama bunun dışında yine ne olursa olsun, izlenmeye değer bir anime diye düşünüyorum, öyle ki, sadece bir kaç dakikalık sahneleri için bile izlenir. bittikten sonra gerçekten üzerinizde bir etki bırakıyor, zaten izlerken de o hissi çok iyi yaşatıyor. isteyerek ya da istemeyerek sizi o havaya sokuyor. hiç değilse, sadece lucy'nin hikayesi için izleyin...
başka anime eleştirilerinde görüşmek üzere...
2004'te yayınlanmaya başlamasıyla birlikte o yıl çok konuşulan ve ses getiren animelerden biriydi, elfen lied.
konuya bakacak olursak;
yeni bir türün ilk bireyleri yavaş yavaş dunyaya adım atmaya başlamıştır, öyle ki bu daha tam olarak çıkmamış olan türün insan ırkının sonunu getireceği bile düşünülmektedir. bu yeni türün insanlara yaşatabileceği vahşetin kapasitesi gun geçtikçe açığa çıkarken uzmanlar, bilim insanları bu tür üstünde deneylerine başlamıştır bile, devlet de arkasındadır.
bu bahsedilen yeni türün, sırtlarından çıkan 'vektör' adı verilen 2 metre boyutunda elleri ve kafalarının üzerinde küçük bir çift boynuzları bulunmaktadır, fakat insanlar 'vektör' denen elleri goremezler. ayrıca bu turdekiler genelde kırmızı gözlere ya da pembemsi saçlara sahip olurlar. aynı zamanda bu 'vektör'lerin başka bir insana teması o virüsün yayılmasını sağlar, virüsün bulaştığı kişilerin doğacak çocukları da diclonius adı verilen yeni türe dahil olur.
tabi her ne kadar insanlığı "tehdit " edici olsalar da, animeler bu türün uzerinden işlenir, suçsuz olmasına rağmen işkencelere, acımasız deneylere maruz kalan, dışlanılan, sevilmeyen, masum küçük bir çocuk olsa dahi günah kecisi ilan edilen bu yeni türlerden.
öncelikle animenin kendisi kadar ünlü olan açılış müziği ile başlayayım, çünkü animedeki duyguyu gerçekten çok iyi aktarıyor. ayrıca klipteki görselleri de gustav klimt'in eserlerinden yola çıkarak yapmışlar. bunlarla birlikte latincenin güzelliği de olaya dahil edilince mükemmel bir opening çıkmış.
dinlemek için buradan
şimdi senaryoya gelecek olursak;
bir gün bu lablardan kaçmayı başaran bir diclonius, insanların arasına karışır. adı lucy olan bu diclonius, kaçarken başına aldığı bir kurşun darbesiyle hafızasını kaybetmiş ve kişiliği bölünmüştür...
sabaha karşı denizi izlemeye gelen iki kuzen yuka ve kouta, sadece "nyuu" diyebilen iki boynuzlu çıplak bir kızla karşılaşırlar. nyuu'yu evlerine götürürler ve onunla yaşarlar. ama nyuu'nun hafızası zaman zaman yerine gelir ve o zaman acımasız katil lucy'ye dönüşür,
ve insanlığın yok olmasını engellemek isteyen bilim insanları lucy'yi öldürmek zorundadırlar...
onu evine alan kouta'nın ise babası ve kız kardeşi öldürüldüğünden sonra aklı dengisi bozulmuştur, hastanede yattığı sırada aldığı ilaclar nedeniyle de geçmişini hatırlayamamaktadır. ve lucy ile zaman içerisinde unuttuğu bazı şeyleri hatırlayacaktır...
animenin konusu, senaryosu gayet güzel. lakin işleyiş konusunda da aynı şeyi diyemem, bolca mantık hatası ve boş sahne var.
öyle ki ana karakter ve mantıken animenin onun etrafında dönmesi gereken lucy, aksine nadir karşımıza çıkıyor. peki biz napıyoruz? 13 bölüm boyunca salak iki kuzenin (kouta ve yuka) hayatını, aşklarını, hiç durup düşünmeden sokakta görüp eve aldıkları kızları,cinsiyetler arasında yaşanan cinsel gerilimin yarattığı komiklikleri(!), ve gereksiz çıplaklığı izliyoruz. sonra son iki üç bölümde anime birden yine lucy'e odaklanıyor, allam lütfen sonu kötü bitmesin!!1!1! diye şükrediyoruz..
ama sonu da çok havada kalmıştı diyebilirim. yarıda kesilmiş gibiydi, gerçi animenin manga ile bir süre sonra yolları ayrılıyordu. yine de oradada benzer bir son vardı diye hatırlıyorum, gerisi spoiler, ona da gerek yok...
( japonya da kuzen ilişkisi normal karşılanıyormus bu arada, bunu da öğrenmiş olduk..)
mantık hataları da bolca var, ama benim kafama en çok takılan ve gözüme çarpan şey boynuzlardı. iyi tamam, evrim geçiriyorlar sonuçta, falan filan.. ama neden boynuz- daha doğrusu kedi kulağına benziyor- çünkü bizim gibi primat ailesine mensup olanların boynuzlarının olmamasının bir nedeni vardır, evrim geçiriyorlar ise, neden böyle birşeye ihtiyaç duyup da geçiriyorlar? animedeki çoğu şey ile birlikte bu soru da havada kalmıştı...
fakat bu animeye "duygu sömürüsü" demek yanlış. böyle diyen birçok kişi var. anime ilk bölümden, hayatın tüm acı gerçeklerini yüzünüze vuruyor. tüm mantık hatalarına ya da gereksiz sahnelere rağmen izlenilesi bir anime.
kısaca animede bolca dram var. acı, kan, vahşet, dehşet, kıskançlık, nefret, aşk, yalnızlık, travma. çok hassas iseniz, izlemenizi en başından önermiyorum. ama bunun dışında yine ne olursa olsun, izlenmeye değer bir anime diye düşünüyorum, öyle ki, sadece bir kaç dakikalık sahneleri için bile izlenir. bittikten sonra gerçekten üzerinizde bir etki bırakıyor, zaten izlerken de o hissi çok iyi yaşatıyor. isteyerek ya da istemeyerek sizi o havaya sokuyor. hiç değilse, sadece lucy'nin hikayesi için izleyin...
başka anime eleştirilerinde görüşmek üzere...
devamını gör...
erken boşanmak
günün sazan.avi başlığı köşemize alıyoruz arkadaşı ivedilik ile.
devamını gör...