20 yıl sonra elime bir kalem bir kağıt alarak katıldığım serüvendir. o zamanlar orta iki derdik şimdi 'ne diyoruz?' bilmiyorum. işte tam o sınıfta bir sene yeteneklerimi ölçmeye çalışıp bir iki yarışmaya katılıp sonra tam olarak neden olduğunu bilmemekle birlikte kendisine küstüğüm şeyler toplamıdır.
yeteneği olanlar devam etsin efem. ben her şeyden az az takıldığım için malum akılda beş karış havada hemde maymun iştahlı olunca bir hobi ya da yetenek vs üzerinde çok sebat edemiyorum.
siz benim gibi olmayın. saygılar, sevgiler.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çünkü neden sosyal mesafeli halay çekmeyelim dedik? ve neden olmasındı? sabaha karşı veya öğlenin bir vakti olması?



hazırlayalım mendilleri!

evet sayın seyirciler ben piyanist şantör* haymayayran ve halay başı hazall ile sizlerin karşısındayız.*
devamını gör...

galadriel.(u:o kadar güzel olabilir miyim bilmiyorum ama saçı sarıya boyatıp,lens takmak şart yalnız.)

ormanın hanımı
devamını gör...

on binlerce kitabın arasından, 25 kitaba inidirilmiş ankettir.
en çok oy alanı 125 yılın en iyi kitabı seçeceklermiş.

oylamanın bitmesine 9 gün var.

www.nytimes.com/interactive...
devamını gör...

kimsenin düşünceleri ve yaptıkları sorgulanamaz değildir amma velakin tarihi bugünün şartları ile değerlendirmeye kalkıp o günün şartlarında verilmesi gereken kararları vermiş bir insanı ve kararlarını sözde iyi kötü muhasebesi yaparak 'bugünün' şartları ile yargılayıp, ülkenin kurucusu olan bir insana, kıymetli bir lidere içten içe bilenmesini de bu sözde yargıların arkasına sığınarak haklı çıkarmaya çalışan sığırların olduğu bir yerde ne yazık ki oturup adam akıllı bunu şu sebepten ötürü yapmıştır, o şartlar altında verilmesi en uygun karar buydu diye bir takım şeyleri açıklamaya çalışınca anlamadıkları ve 'putlaştırıyorsunuz' diye sayıkladıkları için ne yazık ki bu konu hakkında söylenecek pek bir şey yok. öyle ya da böyle, mevcut şartlar altında ama doğru ama yanlış verilmesi gereken kritik kararlar vardı ve mustafa kemal atatürk bunların altından kalkmayı başardı. her ideolojinin, her düşüncenin yobazı vardır bu inkar edilemez bir gerçek ama siz daha iyi misiniz ki karşılığında daha iyisini görmeyi bekliyorsunuz? adam akıllı argüman sunan adamı zaten oturur dinlersin ama laf etmeye çalışanların yarısının dini inançlarından gözleri dönmüş olduğunu kalan yarısının da 'atatürk zamanında dizüstü bilgisayar bile yokmuş' gibi non-iq saçmalıklarla kendi kendilerini gaza getirdiğini düşünürsek oturup dinlenecek ve hak verilebilecek insan sayısı beşi zor geçer. salt nefretin de salt sevginin de yargılarımıza gölge düşürmemesi gerekiyor, iyi bir eleştiri ve kabul edilebilir bir argüman sunan insan da oturup yobaz bir insanla muhalefet etmez zaten.
devamını gör...

genelde altı boş iltifat sevmeyen insandır, bazı iltifatların gerçek olmadığını bilmek sanki teselli ediliyor hissi uyandırabilir. rahatsız edicidir. bir de iltifatın değeri kimden geldiğine bağlıdır.
devamını gör...

(bkz: yav he he)
devamını gör...

yine olmadığım listelerden biri. küstüm oynamıyorum.
devamını gör...

michael clark rockefeller 1938’de doğdu. dünyaya hükmeden bir ailenin, onlara göre biraz daha farklı bir üyesiydi.

babası nelson rockefeller, onun hanedanın zincir ticaret ağının bir zinciri olmasını beklese de o sanata ve tarihe aşık biriydi. rivayete göre, babası annesine ‘sana demiştim havyarı çok yeme diye, baksana bir garip oldu bu çocuk’ demiştir.

neyse efendim, michael harvard’dan mezun olduktan sonra ne yapayım ne edeyim, toplantılar iş dünyası çok sıkıcı diye düşünürken, babasının açtığı ilkel sanat müzesi’ne girince kafasında ampül yandı. aralarında aztek, maya ve afrika eserlerini gören michael, heyecanını yerinde görmek istedi. ha tabi para da var, eve ekmek götürme derdi yok, avustralya kıyılarına yolculuk yapmaya karar verdi.

asıl o zamanlar orası için gizem olan, asmat halkını incelemek istedi. bu asmad halkının değişik ritüelleri varmış tabi. misal düşmanlarının başlarının etini yerlermiş. keşke mecazen olaydı. gerçekten de öldürdükleri düşmanlarının kellelerini yiyorlarmış efendim. freud ‘totem ve tabu’ kitabında türlü kabilelere yer vermişti; bu kabile aralarında yoktu muhtemelen. ama freud buna benzer davranışları olan kabilelerin, düşmanlarını öldürdükten sonra pişman olduğu ve bir parçasını ruhuna katmak için yediklerini; düşmanların kafataslarını da saygı için yanlarında getirdiklerini yazmıştı. ben de olmaz olsun öyle saygı diyorum. başka yazımda(hanibalizm) hindistan’da bir kabilenin insan eti yediğini yazmıştım. bunlar ‘aghori rahipleri’dir.

ilk kabile ziyaretinden bir yıl sonra, michael, buraya ikinci bir ziyaret yapmak istedi. ilk ziyarette , onların yaptığı ayinler için kullandıkları el işleri oymaları vb satın almak istediğinde kabile buna izin vermemiş. para ilkinde kapıyı açmamış ama belki ikincide açar diye düşündüğünden belki de, 2.ziyaretini planladı. bu sefer yanında antropolog rene wassing vardı. ama kıyıya 12 mil kadar kala, fırtınadan tekneleri albora oldu.

michael, kıyıya yüzeceğini söyleyerek gruptan ayrıldı; ayrılış o ayrılış oldu. 2 hafta kadar aradılar tarafılar ama maalesef onun cesedine ulaşamadılar.

kimileri boğulduğunu, kimileri kıyıya vardığını ama kabile üyelerince yendiğini, kimi de köpek balıklarının saldırdığını söylemiştir. ne denirse densin, michael 23 yaşındayken orada kaybolmuş ve resmi ölüm ilanı yayımlanmıştır.
devamını gör...

diğer yazar arkadaşların yazdıklarını teker teker okuyayım önce dedim ancak ama uzun sürecek anlaşılan, birazcık bir şeyler karalayıp okumaya devam edeyim bari.

herkese katılıyorum, ha kafa sözlük, ha x sözlük, ha y sözlük. ad fark etmez, önemli olan ortamı, yazarları, başındaki insanların dünya görüşü vesaire vesaire. komunist sözlük falan olmadığı sürece ben burada zaman buldukça iç dökerim ve diğer yazar arkadaşlarım da aynı kafada. * ne mutlu yoldaş’a!

biz insanoğlu da ne melun canlılarız! şu telifiyle, noteriyle, hak yenmesiyle ne kadar cani insan işi illet varsa şu kısa ömründe karşılaşmış bir insan olarak söylüyorum ki, gerçekten bıktım şu tip insanlardan. * tanrıya inanıyorlarsa tanrıdan, inanmıyorlarsa da doğanın başlarına yıkılmasından hiç mi korkmuyorlar? hiç mi edepten nasiplerini alamamışlar?

amaaaan. her neyse. bir ortadan kaybolsam olaylar molaylar oluyor, ayıp yahu. aktifliğimin zirvesindeyken olsaydı olacaklar bari, daha güzelcene destek çıkardım tanımlarımla siteye. olduğu kadar artık.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
abd'li stephanie matto, çıkardığı gazı kavanozlayıp satarak haftalık 70 bin dolar ( 1 milyon tl ) kazanıyor.

matto, çıkarttığı gazı küçük kavanozlar halinde paketliyor. paketlemesinin kendisine özel olduğunu ifade eden matto, "çiçek yaprağı da koyuyorum. bu aslında kokuyu tuttuyor ve daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. sonunda kavanozla işim bittiğinde kişisel bir not ekliyorum" diye konuştu.

buradan
osuruğundan da para kazanman beee kadın.
devamını gör...

insanca özlemler dünyaya uymuyorsa, bozuk olan dünyadır; insanca özlemler değil.

(bkz: oruç aruoba)
devamını gör...

en en en favori yazarim. tanimlamalari kitap gibi ogretici. ya o kibarligi, naifligi ve hos sohbetine ne demeli? her anlamda dort dortluk biri. yazdiklarini okumakta, tanismakta zevkti benim icin. "guzel insanlar" listeme birini daha ekledim, mutluyum...
devamını gör...

yine hiç bir baslik ilgimi cezbedemedi ve yine sözlükten eli boş, klavyem işlevsiz gidiyorum.düşündüklerim bunlar esen kalınız.
devamını gör...

ülke açısından bakarsak, itibar.
devamını gör...

tanımlarımla destekleyeceğim etkinlik. hoş o kadar kitap, film ve bilgi girdisi yapan yazarların yanında kaplumbağa misali kalacağım ama olsun, en azından bu uğurda çabaladım derim*.
teşekkürler sözlüğün kanatsız savaşçıları.
devamını gör...

--- alıntı ---

"... senden rica ediyorum, beni dinleyeceğin bu çeyrek saat yüzünden yorulma, çünkü ben seni bütün bir hayat boyunca sevmekten yorulmadım."

--- alıntı ---
kısacık kitaplara (novella) koca duyguları sığdırmış bir yazar...
herkes her şeyi beğenecek diye bir kaide yok.
tabi ki bende bütün kitaplarını bir tutmuyorum.
ama bana sorarsanız duyguları anlatım ve ifade biçimi insan biyografisi üzerine muhteşem bir yazardır kendisi...

tek taraflı, karşılıksız bir aşkın hikayesi
devamını gör...

iktidar yalakası basın yayın organları...
devamını gör...

ellerinde valizleri düşmüştü yollara. terminali gördüğünde içinde kocaman bir boşluk hissetti. otobüsten kan ter içinde indi. kavurucu bir sıcak vardı ilçede. yürümeye başladı. yürüdükçe vücudunun uyuşmaya başladığını hissetti. sıcak havayı hiç sevmezdi. bu sıcak nereden çıkmıştı böyle. galiba baygınlık geçirecekti. karşıdan ona doğru gelen, siyah elbiseli, çok şık siyah bir şapkası olan bir kadın gördü. kadının bir elinde şemsiye bir elinde ise yelpaze vardı. elbisesi yerde sürünüyordu. yüzü bembeyazdı. teninin beyazlığı kara gözlerini iyice belirginleştiriyordu. kadına, pardon hükümet konağı nerede acaba biliyor musunuz diye sordu. kadının suratında hiçbir mimik olmadığını fark etti. robot gibi hareket ediyordu. kadının tarifine bire bir uyduğundan emin olmasına rağmen binayı bulamadı.

başka birine daha sormaya karar verdi. bu sefer karşısına genç bir adam çıktı. adam bu sıcakta üzerine ceket giymişti. adamı o şekilde görünce, eridi bitti. zorlanarak da olsa hükümet konağının yerini sorabildi. üzerindeki giysiler terden ıslanmıştı. durduramıyordu terini. genç adamın söylediğine göre şu an çıktığı yokuşun hemen başındaydı bina. yokuşu çıktığında binanın olmadığını gördü. artık korkmaya başlamıştı. burası neresiydi, bu sıcak nereden çıkmıştı? hemen yanı başındaki ağacın gölgesinde oturdu. o şekilde ne kadar vakit geçirdiğinin bile farkında değildi. bir süre sonra kaymakamlık binasının hemen karşısında durduğunu fark etti.

müftü ile görüşme ayarlamıştı. epey geç kalmıştı bu görüşmeye. tarihi ve bakımsız bir binaydı. etrafında pek yapılaşma yoktu. müftülük en üst kattaydı. merdivenleri çıkmaya başladı. yukarı çıktıkça iyice ısınıyordu vücudu. dermanı kalmamıştı hiç. müftünün odasına zor bela girmeyi başardı. müftü sen de kimsin dedi. çok sıcak diye cevap verdi yusuf. evet dedi müftü buralar birkaç gündür epey sıcak. alnındaki teri silerken, yeni atanan imam olduğunu söyledi.
-saatlerdir bekliyordum seni. nerde kaldın? al bakalım görevlendirme yazını. hayırlı uğurlu olsun honki ponki köyünde çalışacaksın.
-şaşkın bir şekilde zar zor teşekkür ederek odadan çıktı.

dışarı çıktığında havanın kararmaya başladığını gördü. sıcaklık biraz olsun azalmıştı. bir insan görünceye kadar yürüdü. gördüğü ilk kişiye honki ponki köyüne nasıl gideceğini sordu. zayıf kır saçlı adam bilmiyordu köyü. bilse zaten çok şaşıracaktı yusuf. tekrar terminale gitmeye karar verdi. zor da olsa buldu terminali. orada bıyıklı şişman bir adam yardımcı olmaya çalıştı, genç imama. imam duydukları karşısında şok olmuştu. taksi bile gitmiyordu bu yere. şişman adam bıyıkları ile oynarken, bir süre düşündü. sonra, sabah tekrar uğra bir şeyler yapmaya çalışacağım dedi. başka hiç kimse yoktu terminalde. nereye gideceğini hiç bilmiyordu.

tekrar yürümeye başladı. sessizlik ve karanlıktan başka bir şey yoktu ortalıkta. ne kadar süredir yürüdüğünün, nereye doğru gittiğinin hiç farkında değildi. birden önüne at arabaları çıktı. bu arabaların burada ne işi var diye düşünürken, birisinin nereye gitmek istiyorsun diye sorduğunu işitti. uzun kır saçlı, esmer tenli zayıf bir arabacıydı soruyu soran. honki ponki köyüne gitmek istiyorum dedi yusuf. atla hemen, yolumuz uzun.
-neden gitmek istiyorsun oraya?
-ben imamım, oraya görevlendirildim.
başka bir konuşma geçmedi aralarında. imam derin bir uykuya daldı. uyandığında hava aydınlanmıştı. köye varmışlardı. arabacı muhtarın evini tarif etti.

şiddetli bir rüzgar karşılamıştı imamı. terk edilmiş evlerin damlarını uçurmaya niyetliydi rüzgar. havaya kalkan tozdan ortalık görünmez olmuştu. yusuf bir köşeye sinerek öylece kaldı. rüzgar bittiğinde muhtarın evine doğru yürüdü. muhtarın evi olduğunu sandığı, evin kapısında durdu. kırmızıya boyalı kapı, biraz ittirseniz açılacak gibi duruyordu. kapıya yavaşça vurdu. kapı kendiliğinden aralandı. koşar adımlarla, bir adamın yaklaştığını gördü. yüzünde şaşkın bir ifade olan uzun sakallı adam, sen de kimsin nereden çıktın böyle diye sordu. ben imamım, bu köye tayinim çıktı diye cevap verdi yusuf. adam sarıldı imama ve kendinden epey küçük hocanın elinden öpmeye çalıştı. yusuf elini kaçırdı. artık seninle birlikte üç kişiyiz hocam dedi, mutlu bir şekilde. adam gülümsemesini durduramıyordu. imam beyninden vurulmuşa dönmüştü. terk edilmiş bir köyde iki kişiye mi imamlık yapacaktı. birden sıcak basmıştı, kendini kötü hisseden yusuf, olduğu yere yığıldı.

annesinin sesiyle uyanan yusuf, yastığının ıslanmış olduğunu fark etti. tüm bedeni ter içindeydi. gördüğü bu kabus yüzünden uzun bir süre kendine gelemedi.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim