gözlerime inanamadığım bir görme şekli.
aşı olurken, sıfır kol kıyafet giydiğinden mütevellit, bütün el kol bölgesini görmüş bulunmaktayım.
ilk ben gördüm , benden söylemesi.
devamını gör...

huzurlu sabahlar sözlük!
bak n'güzel örtüşüyor kuşlar, yazarlarımızın da ötüştüğü mis gibi bir gün olsun.
devamını gör...

insan, alıştığı gürültüyü bile arar.

(bkz: john steinbeck)
devamını gör...

bim açılmadan kuyruğu giren müşteri

bim aktüel ürünler kataloğu
devamını gör...

tuhaf tuhaf adamlar paso online.

napıyor bu adamlar, amaçları ne. dm'den hatun mu koparıyorlar 'çok incesin cnm' yüreğine sağlık gibisinden mesajlarla yoksa sadece bir oluşumun içinde saatlerce online kalma fetişine mi sahipler belli değil.

kimsiniz abicim siz? gizli bir tarikat mı var yav. 'online kalanlar derneği misiniz'

nesiniz lan siz. erkek olduğunuz için zaten kılım. ne ayaksınız bakim siz hee.
devamını gör...

cebimdeki yabancı filminde çok sağlam bir performans göstermiş olan oyuncudur.

şuan mevcut türk oyuncu skalası içinde, en yetenekli olanlardan biridir.
devamını gör...

önce şunu söyleyerek başlamalıyım ki kafka benim azizim. ona olan hayranlığımı yeteneksiz yazarlığım anlatmaya yetmez. kafka’nın yazdığı herhangi bir sözcüğü okurken bile içim titriyor. her ölüm yıldönümünde içimde bir hüzünle geçiririm o günü. sanki yaz günü değilmiş gibi. kafka’nın okumadığım tek bir kitabı kaldı. okumayacağım o kitabı çünkü eğer okursam kafka’nın okumadığım hiçbir kitabı kalmayacak ve sanki gerçekten ölmüş olacak benim için. belki bir gün, iyice yaşlanınca, hafızam kaybolmaya başladığında çok sevdiğim birinden o kitabı bana okumasını isteyeceğim. eğer kabul ederse...

ama...

sanal alemde - burası da dahil- kafka’nın milenaya yazdığı mektuplar üzerinden yapılan tartışmalar gereksiz ve sulu güzellemelere dönmüş durumda. ne kadar masum bir aşkmış! birbirine bu kadar uzak kalan iki insan nasıl böyle safça sevebilirmiş birbirini. gerçekten bu sulu göz romantizmin ne anlamı var allah aşkına. o iş kesinlikle öyle değil ama siz bilirsiniz.

çünkü...

kafka ile milena tanıştığında milena evli kafka nişanlı idi. birbirlerine aşık olduklarında da bu durum ayniyle devam etmekte idi. kafka milenaya mektup yazarken aynı zamanda onu da aldatmakta idi, tabii yine mektup aracılığıyla. ve evet safdil romantikler onlar sadece mektuplaştı, hiç öpüşmedi, sevişmedi. güldürmeyin beni. onlar normal iki aşıktı ve hepsini yaptılar. ilahi bir aşk değildi o sandığınız gibi.

dolayısıyla bu mektupları sevabıyla günahıyla birbirine aşık iki insanın mektupları olarak okuyun.
devamını gör...

islamda türbanın olmaması durumudur.


edit: videoyu izlemeden yorum yapacaklara "yapmayın" diyorum.
edit 2: islam hakkımda bir şey bilmediğimi sananları özele davet ediyorum. onlara hz. muhammedin hayatını baştan sona anlatır sonra tecvid dersi bile verebilirim. kimse bilmeden laf atmasın.
devamını gör...

kafamı duvarlara duvarlara vuracağım artık sinirden. göz göre göre din istismarı var ve insanlar bu şahsın dediklerine inanıyor. bu ve bunun gibiler cennete gidecekse ben almayayım zaten. tiksindirdiler her şeyden.
devamını gör...

evvela yazarların istek ve önerilerini dikkate alarak, sözlüğü her geçen gün geliştirebilmek adına verdiğiniz emeklerden ötürü hepinize teşekkür ederiz. iko'yu ziyadesiyle yoruyoruz, o da hakkını helal etsin.

gelelim ana meseleye; mellisho ve una nocte'nin söylediği gibi başucu eserlerine bir buton marifeti ile ulaşsak çok güzel olur. yani aslında ben bunu buraya yazmıyorum. sadece tuşlu düşünüyorum. zira ben bunu buraya yazsam siz haklı olarak, emek verdik, hazır hale getirdik, önlerine koyduk hemen yeni öneri ile kapımıza dayanıyorlar diyebilirsiniz. siz böyle demeyiniz diye, bende bunu dile getirmiyorum farkındaysanız. yani bir buton olsaydı ve söz konusu butona tıklanarak oralara yelken açılsaydı güzel olurdu. benimki temenni sadece, içimden söyleniyorum. dile getirsem zaten açıkça yazardım. yazmadığıma göre rahat olabilirsiniz. ama bizim yöneticilerin altıncı hisleri kuvvetliymiş gibi geliyor bana, belki hissederler. hatta hissettikleri konusunda içimde enteresan bir hissiyat var.

ikinci olarak; yine tuşlu düşünme minvalinde acaba sayı 25 olsa nasıl olurdu diyorum. sadece klavye jimnastiği yapıyorum, sabır çekmenize gerek yok. yani sanki öyle fena durmazmış gibi geldi bana. gelmemişte olabilir. şükür ki, şu düşüncelerimi direkt olarak dile getirmiyorum. maazallah dile getirsem iko'ya inme falan iner ki, ben bunu hiç istemem. zaten sırf o yüzden çenemi kapalı tutuyorum. aksi taktirde senin dizine, gözüne, kabuğuna dursun! yeter arkadaş! diye üzerime atlayacakmış gibi geliyor. yoldaş zaten imana geldi gelecek. o yüzden onlara bu kötülüğü yapmamak adına, uzun uzun susuyorum ve sadece teşekkür ediyorum. tuşlu düşünmek gibisi yok vallahi...
devamını gör...

1967 yapımı stuart rosenberg filmi. zaten isa göndermeleri ile dolup taşan film bana green day grubunun meşhur jesus of suburbia'sını anımsatıyor. bir kahramana hatta direkt isa'ya dönüşen luke karakteri paul newman'ın o çarpık, biraz delivari ve insanı delip geçen gülümsemesi ile yükseldikçe yükselmiştir. bu film; "hapishaneden kaçış temalı bir film madem o zaman biraz aksiyon görelim" diyen kitleyi memnun etmez, temasına nazaran tamamen durağan geçen bir film zaten çoğu insanın aklında o meşhur iddia sahnesi ile kazınmıştır ama bana kalırsa filmin bunun dışında onlarca etkileyici sahnesi vardı.



luke'un dragline ile mücadele ettiği sahne hem sinema dünyası için unutulmayacak bir sahne hem de luke karakterini çözümlemek için ideal bir andı. filmin açılış sekansında bile luke karakterinin o yarı deli tavrını zaten anlaşılıyordu ama bu sahnede dragline onu dövmekten bıkana kadar hırsla kalkıp dayak yemeye devam etmesi karakterin genel bir portresini çizmeye yetiyor.

diğer bir etkileyici sahne luke'un annesi ile yaptığı son konuşma sahnesi ama bu sahneyi bu kadar vurucu yapan harry dean stanton'ın sakince just a closer walk with thee diye şarkıya girmesi ve luke'un annesi ile vedalaşmasının hemen ardından stanton'ın buğulanmış gözlerini uzaklara dikip şarkıya devam etmesidir bana kalırsa hatta o meşhur sahneyi de ekleyeyim buraya:

luke'un annesinin ölümünden sonra hücreye kapatılması yine ekrana bakıp sövüp saydığım bir sahneydi. luke'un ikinci kaçışından sonra bilerek tabağına fazladan yemek konulması -yemek bitmezse geceyi tek başına hücrede geçirmesi gerekecekti- ve hapishanede bulunan herkesin kendi yemeklerini bitirmelerine rağmen luke'a yardımcı olmak için onun yemeğinden sırayla bir kaşık almaları muhtemelen film boyunca beni ağlatmaya yaklaşmış az sayıda sahneden biridir yine.

başlık sahibi yazar biraz bahsetmiş ama ben tüm repliği yine de ekleyeyim. guns n' roses dinleyenler civil war şarkısının girişindeki o repliği anımsayacaklardır: "what we've got here is... failure to communicate. some men you just can't reach. so you get what we had here last week, which is the way he wants it... well, he gets it. i don't like it any more than you men."

strother martin'in o meşhur repliğinin geçtiği sahne yine cool hand luke filminin muhtemelen en akılda kalan ikinci sahnesiydi ki luke karakterinin vurulmadan önce pencereden bakıp; "what we've got here is... failure to communicate" dedikten sonra vurulup öldüğü sahne aynı şekilde çarpıcıdır.

luke'un vurulmadan önce tanrı ile yaptığı tek taraflı konuşma sahnesi için ise pek az şey söyleyebilirim, newman o sahnede sanatın vücut bulmuş hâli gibidir ki zaten replikler de aynı derecede güzeldir.

otoritenin kırılganlığını son dakika suratımıza çarpmış olan gözlük kırılma sahnesine değinmeyeceğim o kadar spoiler okuduysanız açıp izleyin zaten. o sahnenin etkisi okununca değil izlenince çarpıcı bir hâle geliyor.




"sometimes nothing can be a real cool hand"
devamını gör...

izmir'in bir ilçesidir. kınık, izmir'in kuzeyinde yer alır. il merkezine uzaklığı 120 km'dir. kuzeyinde ve batısında bergama; doğusunda ve güneyinde manisa ili topraklarıyla çevrelenir. ilçenin ekonomik yapısı tarım, hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır.
ilçe adını oğuz türkleri'nin bozoklar kolunun kınık boyundan alır. 1306 yılında karesi beyliği ile türk dönemi başlamış, 1345 tarihinden sonra orhan gazi zamanında osmanlı yönetimine girmiştir. ilçede yıldırım beyazıt camii, ibrahim ağazede camii ve altı kemerli su kemeri önemli yapılardır.
devamını gör...

merhaba kafa sözlük,

adil ve hasan bu akşam sizlere sözlük radyosu üzerinden ayşe arman eşliğinde seslenecek.

akşam misafirliğe gideceğiz denilmiştir fakat akşam eve geldiğiniz zaman misafir ile karşılaşırsınız.

“biz burada büyük bir yanlışın ve gafletin içindeyiz” diyebileceğimiz konular hakkında fikir alışverişi yapacağımız programımıza siz değerli sözlük yazarlarını ve bizleri dinlemek isteyen herkesi saat 21:00’da sözlük radyoya bekliyoruz.

not: kitabın adı gölgem ve ben.

akıl bağımsız irade mi yoksa şartlı refleks mi?
ışıktan hızlı parçacık zamanı bükebilir mi?
kozmos ötesindeki bir üst akla benzetim miyiz?
bana sorarsan alemin yaşı kaç, nasıl bileyim?

gözlerimi kapattım paralel evrene geçeyim diye
uyandığımda parametreler sabit
değişen bir şey yok kaldım ben burda yine

neden bir deha değilim
veyahut mucit değilim
allahım akıl ver
belli ben bir cahilim

neden evliya değilim
veyahut alim değilim
icadım bile yok
belli tam bir cahilim

hücreler nasıl oksijen veriyor, ben de vereyim
evren karmaşık bir kodla yazılmış, yapay değil mi?
uydular nasıl uzayda geziyor, ben de gezeyim
ne ben ne de atım uçabiliyor, acı değil mi?

gözlerimi kapattım belki atım bir kuş olur diye
uyandığımda burktu yüreğim hemen
uçan attan yoksan girsin yerin dibine

neden bir deha değilim
veyahut mucit değilim
allahım akıl ver
belli ben bir cahilim

neden evliya değilim
veyahut alim değilim
icadım bile yok
belli tam bir cahilim

neden evliya değilim
veyahut alim değilim
icadım bile yok
belli tam bir cahilim

neden evliya değilim
veyahut alim değilim
icadım bile yok
belli tam bir cahilim
devamını gör...

“büyük düşün” anlamına gelen bir ifadedir.
bihter'in adnan'a mektup bırakıp behlül ile kaçacağını öğrenen firdevs, bu girişimin başarısızlığı sonrasında bihter'i sorgular.
firdevs yöreoğlu: ne yaptığını sanıyorsun sen bihter? nereye gidecektin? "ateşe gidiyorum" ne demek? "yanacağımı bile bile gidiyorum" demişsin. "ilk kez yüzümde, bedenimde ateş hissediyorum."
bihter ziyagil: yeter, sus! aramızdaki yaştan bahsetmek istedim ben. gün geçtikçe bu farkın açıldığını hissediyorum, onun için.
firdevs yöreoğlu: ben sana başından söylemiştim. "ama bu fark önemli değil" demiştin. artık gerçekten de önemli değil. kendini kandırma. sen bihter ziyagil'sin. bu bütün mesafeleri kapatır, aptallık etme!
firdevs hanım "ziyagil" soyadını vurgularken "bir daha böyle zengin kocayı nerden bulacaksın, akıllı ol" diye imada bulunmaktadır.
(bkz: aşk-ı memnu)
devamını gör...

eğer yaşınız 22-23'ten küçükse çok takmayın, zamanla geçer. ben 22 yaşına kadar baya sosyal fobi sahibiydim markete giderken, caddede yürürken elim ayağım falan titrerdi, tanımadığım insanlarla konuşmaya çekinirdim. sanırım liseye geçmeden bi kaç sene önce başlamıştı çünkü ilkokulda baya neşeli hareketli ve sosyal bi çocuktum, hocalar da severdi beni ama 7-8. sınıfta derste konuşamıyordum, özellikle kızlardan çok çekiniyordum. sebebi neydi bilmiyorum ama liseye geçtiğimde çok daha ağırlaştı durum, bi şekilde atlattım bu yılları üniversiteye geçince açılacağım diye kendime misyon edinmiştim ama o da olmadı hatta üniversitede en kötü zamanlarımı yaşadım, artık anksiyete krizlerine girip evde duvarları yumrukladığımı bile hatırlıyorum. zaten kendimi eve kapatmıştım o dönem, okula gidip ot gibi kampüste dikilip eve geri dönüyordum. 2. yılında üniversiteyi bıraktım yeniden üniversiteye hazırlanmaya başladım, o sıra 20 yaşındaydım istanbul'a üniversite okumaya gittim. hemen olmadı ama 2 yılda tüm karakterim değişti, neden bilmiyorum çok da sorgulamıyorum sanırım esas olay sürekli bu zihinsel rahatsızlığa direnmemdi. hiç bir zaman "tamam ben böyle bir insanım, böyle yaşayacağım" demedim. çok çekinsem de yeni üniversitemde her taşın altına elime soktum. utana sıkıla her sosyal aktiviteye dahil oldum. böyle böyle kurtuldum.

şu an insanlar çok umrumda değil açıkcası, beni yeni tanıyan insanlar genelde bana "olum sen deli misin?" "ben bunu yapsam çok utanırdım nasıl yapıyorsun böyle şeyleri" "çok cins bi insansın" diyorlar. bu sorun tecrübeyle çözülüyor, oturduğunuz yerden sosyal fobiyi dindiren müzik dinleyim de iyileşeyim diye düşünüyorsanız öyle bişey olmayacak. biraz kendinizi zorlamanız gerekiyor, hatta çok zorlamanız gerekiyor. sosyal tecrübeler edinmekten çekinmemeniz lazım, utanmaktan-yüzünüzün kızarmasından, kekelemekten çekinmemeniz lazım ve en önemlisi sürekli insanların ne düşündüğü düşünmeyi bırakmanız lazım.

not: her sosyal tecrübe kendine hastır. bi insan sosyal kelebek olduğu halde sunum yapmaktan ölümüne korkuyor olabilir, ya da tam tersi her gün çekinmeden sunum yapıyor olmasına rağmen tanımadığı insanların yanında lal kesiliyor olabilir. tüm bu sosyal tecrübeleri tek tek edimlemek gerekir. bunu yapmanın tek yolu da yılmadan denemek.
devamını gör...

üsküdar. efekt yaparken zevk aldığım fotilerdendi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

2021 yılını 2002 ile kıyaslamak mı? sadece türkiye'de görebileceğimiz bir saçmalık.
devamını gör...

bir oruç aruoba eseridir.

diğer oruç aruoba kitapları olan de ki işte ve tümceler kitabının yazılış bakımından birinci yayımlanış bakımından üçüncü kitabıdır.
yürüme üçlüsünü okurken yürüme kitabından başlanmalıdır. tabi istediğiniz kitaptan başlayabilirsiniz ama böyle yaparsanız daha mantıklı olacaktır.

yürüme kitabı türkiye'nin oruç aruoba'sının felsefe yaptığı (zaten ülkede felsefe hakkında konuşacak en yetkili kişi bence) yürüme kavramını ve yolda olmayı anlattığı nefis kitabıdır.
okurken sık sık düşündürten sık sık "aaa cidden yahu" dedirten bir kitap. bazı sayfalarda bol bol boşluk bırakılmış ben o boşlukları düşünme payı olarak düşündüm ve okurken bol bol düşünüp kavramaya çalıştım.
bazen hayatta bildiğimiz veya inandığımız şeyler vardır ve bunları dile getirmemişizdir. dile getirmediğimiz gerçeklikleri müthiş şekilde dile getirmiş oruç aruoba.

kitap tek kitap halinde ama üç kitap olarak ayrılmış. yani bir kitabın içinde üç kitap var.

birinci kitap
biz (zaten)

ikinci kitap
yer,yön,yol

üçüncü kitap
kişi
(hep\hiç )


her kitapta farklı bir kavramı ele alıp onun üzerine düşüncelerini dile getirmiş yazar. hepsini çok beğendim ama en çok beğendiğim kısım üçüncü kitaptı.
kişi hakkında öyle şeyler yazmış ki hayran kalmamak pek mümkün değil. düşüncelerini okumaktan ve üzerinde düşünmekten çok keyif aldım.
kişi olmayı, yolda olmayı, biz olmayı nefis şekilde anlatan oruç aruobaya hayranlık duyuyorum. huzur içinde uyusun.

bu arada kitabın birinci basımı 1992 yılında metis yayınlarından çıkmıştır. sonradan üzerinde farklı basımlarda düzenlemeler yapılmış.

herkese tavsiye edebileceğim ve okurken sizi yürüteceğinden emin olduğum inanılmaz bir oruç aruoba eseri. iyi okumalar şimdiden.


oysa insan, “ben” ile “ben” arasında gidip gelebildiği gibi, “biz” ile “ben” arasındaki yolu da yürür - yürüyebiliyorsa , uygardır.
devamını gör...

soyleyen herkesin kendinden bi’ seyler ekledigi ken hensley guzelligi uriah heep sarkisi.

spotify kutuphaneme bir goz attim, 3 farkli versiyonunu eklemisim*.

orijinal hali yeterince guzel degilmis gibi; blackmore's night versiyonu daha folklorik, daha halk ezgisi tadinda; ken hensley solo calismasini ekmeksiz goturun efenim.

aaaa aaaa aaa aaa cok seviyorum sozlukdatkam.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

işine geldiği gibi davrandığı'nın fark edildiği saniye.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim