bu acun'un eski karısı kitap yazmıştı şeyma subaşı denen kadın, demekki kitabı o yazmamış ısmarlama yazdırmış, zaten belliydi,kadının tek becerisi avcı olması.
başka bir yeteneğini bilemem.
devamını gör...

rahatlık olmadığını bu pandemi döneminde hepimizin gördüğünü zannediyorum üniversite kendi şehrinden ziyade baska ortamları görme farklı kültürlerle tanışma yeridir bence konfor alanından çıkılması gerektiğini düşünüyorum
devamını gör...

kalana acımamak, kalanı soldurmak, kalanı yakmak, kalanı yok etme aşamasına getirip öylece bırakmak, kalana yalan söylemek, kalanın kendine yalanlar söylemesine sebep olmak, kalanın kendine söylediği yalanlarla yaşayacağını sanmak, kalanın kendine söylediği yalanlarla onu unutacağını sanmak, yanılmak, çok yanılmak.
devamını gör...

şu an ekonomik şartlar gereği bile yapılamaz zaten o yüzden tartışmanın da anlamı yoktur.
ideolojik körlük bunun günah olduğunu islam düşmanlığı olduğunu savunmak laikliği din özgürlüğü değil dinlerin karşıtı olarak görmek olabilir. şiir gayet güzel açıklamış :
"bir ülke ki, camiinde türkçe ezan okunur.
köylü anlar manasını namazdaki duanın
bir ülke ki, mektebinde türkçe kuran okunur
küçük büyük herkes bilir buyruğunu hüda'nın
ey türk oğlu, işte senin orasıdır vatanın."

--edit--
şapka kanunu döneminde kimse baş örtüsüyle uğraşmamış fotoğraflarda bile baş örtülü kadınlar var ve düşünüyorum bu hale onlar getirdiği için bir daha dini kullanmamaları ve ülkeyi bölmemeleri için tıpkı fetö olayında olduğu gibi kandırılmamak için
edit 2---
üstte haber atılmış da şu an furkan vakfına camide biber gazıyla saldırıyorlar turistler güneşlenirken o yüzden savaş dönemi bölünmesin tarikatlanmasın diye yapılan önlemleri bu hale getirmeye çalışmak atatürk ve silah arkadaşlarına saygısızlıktan başka şey değil komik
devamını gör...

mânâsız sıkıntıların ülkesi kalbim, bu günlerde sıkıyor canımı epey. hiçbir sebep yokken ruhu karalar bağlar mı insanın? iç sesim bu soruya karşılık : "eğer can yakan sebeplere alıştıysa insan karalar bağlar pek tabii."
az kaldı, geçecek ama bu zaman işlemiyor bu aralar. bir şey var.. bir his var içimde tarif edemiyorum. sanırım bulunduğum yerden çok sıkıldım, ait olduğum yer burası değil galiba.
nereye savurur bu hayat beni bilmem ama çok uzaklara savurmasını diliyorum.
hiç kimsenin bilmediği bir yerler olsa ve orada denizle dans edip, yalnızlığımı koynuma alsam.. pek âlâ mümkün. mümkün de ne zaman? zamana da kırgınım, zamanın kırgın kadını olarak.
belirsizlikten nefret ediyorum, geçmeyen zamandan ve kalbime zift döken sıkıntılardan. dayan kızım dayan ama nereye kadar bilmiyorum..
devamını gör...

genelde bir kişinin başkaları istediklerine sahip olsun diye kendi istediklerinden vazgeçmesidir. bazen de bir şeylerin daha iyi olması için başka şeylerden vazgeçmektir. ikinci durum bana normal geliyor, ileride daha iyi bir işe sahip olmak için şu an daha çok çalışmak gibi. * ancak ilk durum kesinlikle olmaması gereken, tamamen zararlı bir şey diye düşünüyorum. bir başkası için -bu kim olursa olsun- kendi istediklerimizden vazgeçmek önü alınamayan durumlara yol açabiliyor. biz ne kadar fedakarlık yaparsak karşımızdakiler o kadarını bekliyor, ve en kötüsü en sonunda yapmasaydın diyor. o yüzden en iyisi hiç kimse için hiçbir fedakarlık yapmamak, ve aynı şekilde kimseden bizim için fedakarlık yapmasını beklememek.

fedakarlığın karşılıklı ilişkilerde en çok beklendiği alan da romantik ilişkiler sanırım. özellikle ülkemizde, kadınların sürekli fedakarlık yapması bekleniyor. en basitinden 'yuvayı dişi kuş yapar' diyerek neredeyse tüm sorumluluk kadınlara atılıyor. sonra hem kadınlar hem erkekler mutsuz oluyor. çünkü başkası için yapılan fedakarlık neredeyse hiçbir zaman mutluluk getirmiyor.

bazen de kişiler direkt verici rolünü üstleniyor ve karşısındaki kişi için sürekli bir fedakarlık yapmaya kalkıyor. bu özellikte insanlar da karşılarında genelde 'alıcı' olmayı seven kişileri buluyorlar, ya da karşıdakine bir şekilde bu rolü üstlendiriyorlar. bu konuda okuduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum:

"aşkın fedakarlık olduğunu" düşünmek ilişkinizi mahvedebilir
pek çok insan, sevginin meyve vermesi için fedakarlık yapmanın şart olduğunu düşünür. bu insanlar genellikle ilişkilere o kadar bağlıdırlar ki, partnerlerini tatmin etmek için her türlü fedakarlığı yapmaya isteklidirler. mutlu ve kalıcı bir ilişki sürdürmenin doğru ve tek yolunun fedakarlık yapmak olduğunu düşünürler. aslına bakılırsa, sevgiyi fedakarlıkla özdeşleştirirler.

sorun, bu kişiler karşı taraftan fedakarlıklarının farkında olmasını ve aynı fedakarlıkları onlar istemeden yapmasını beklediğinde başlıyor. çabalarınızın takdir edilmediğini veya "uygun şekilde" ödüllendirilmediğini fark ettiğinizde, kendinizi kızgın hissetmeye ve bu hissi beslemeye başlarsınız. bu kızgınlık kişinin değişmesine neden olur ama ilişkideki diğer kişi ne olduğunu, bu değişimin neden kaynaklı olduğunu anlayamaz. ve bu sonun başlangıcıdır.

kendi mutluluğunuz pahasına partnerinizi mutlu etmek, ilişkinizi daha da kötüleştirir
bazı insanlar doğal olarak sadece "vericidirler", bu onların varoluş şeklidir ve bundan mutlu olurlar. aslında, içten gelerek yardım etmek ve daha iyisi için fedakarlık yapmak belli bir noktaya kadar sağlıklı olabilir ve her iki taraf için de daha uzun vadeli mutluluk ve memnuniyet getirebilir. ancak bu konuda karşılıklı bir duygu ortaklığı kurulamadığında ortaya büyük bir sorun çıkıyor.

durum bu olduğunda, ilişinin diğer ucunda genellikle "alıcıları" buluyoruz. bu kişiler bencil veya düşüncesiz insanlar oldukları için böyle değillerdir, sadece kendilerini bu şekilde daha rahat hissederler. birisi onlara bakmayı ve onları şımartmayı teklif ederse, bu teklifi memnuniyetle kabul edeceklerdir.

bu özelliklere sahip iki kişi bir araya geldiğinde, zararlı bir ilişki kurmaları muhtemeldir, çünkü "alıcı" rolünü uygulayanları fethetme ve tatmin etme girişiminde, "verici" olan kişi bir gün 'alıcı' da aynılarını kendisi için yapar diye umut ederek her geçen gün daha fazla fedakarlık yapar.

sonunda, "alıcı" her şeyin karşılığında pek de bir şey vermemiş olur, ve sonunda "verici" kişi partnerinin ihtiyaçlarını, çıkarlarını ve tercihlerini kendisininmiş gibi üstlenir. bazı durumlarda, özveri ve fedakarlık o kadar büyüktür ki, kişi ilişkide kendini tamamen unutup diğeri için yaşamaya başlar, kişiliğini tamamen kaybeder.

aslında, fedakarlık kelimesi latince "sacro" ve "facere" kelimelerinden gelir ve kelimenin tam anlamıyla "kutsal kılmak" demektir. bu, derinlerde, kayıtsız teslimiyet anlamına gelir, sanki kişi kendisi daha düşük bir rol üstlenmiş ve adeta partnerini bir kaide üzerine yerleştirilmiş gibidir.

ve en önemli soru: kişiyi feda etmeye iten nedir?
bu noktada en önemli şey, bir bakıma insanı fedakarlık yapmaya iten güdülerdir. aslında birçok nedenden dolayı fedakarlık yaparız ama bu fedakarlıkların hepsi bizi mutluluğa götürmez. peki, partnerinizi mutlu etmek için isteyerek mi fedakarlık yapıyorsunuz yoksa aslında sadece çatışmalardan ve fikir ayrılıklarından kaçınmaya mı çalışıyorsunuz?

- kaçmak için fedakarlık: çatışmadan kaçınma arzusunun motive ettiği fedakarlıklarla ilgilidir. kişi atacağı adımdan dolayı kendini kötü hissedeceğini, ancak en azından ilişkideki bir problemden kaçınacağını düşünür. ancak gerçekte, fedakarlığın temelinde kaçınma söz konusu olduğunda durum hiç de böyle değildir, bu karar mutluluğu zayıflatır ve her iki üyenin memnuniyetini en aza indirir.

- yakınlaşmak için fedakarlık: bu durumda fedakarlık partneri mutlu etmek için yapılır. mesela partnerini hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı olmak için kişisel hedefleri ertelemek gibi. bu durumda fedakarlık, norm haline gelmediği sürece güven ve memnuniyeti artırabilir.

- işlemsel fedakarlık: bazı durumlarda, fedakarlık partneri tatmin etmek için değil, onu bir pazarlık kozu olarak kullanmak için yapılır. partnerle müzakere etmekte yanlış bir şey yoktur, ancak fedakarlık yapmak ve sonra onları yüzlerine vurmak ya da karşılığını almaya çalışmak, ilişkide korkunç bir hasara yol açacak, partnerde derin bir hayal kırıklığı ve kızgınlık yaratacaktır.

- tükenmişlik nedeniyle fedakarlık: maryland üniversitesi ve amsterdam üniversitesi'nden psikologlar, çiftlerinin her ikisinin de yabancılara rahatsız edici sorular sorması gerektiği bir deney geliştirdi, ancak çiftler görüşme yaptıkları kişileri kendi aralarında bölüşmekte serbestti. en duygusal ve entelektüel olarak tükenmiş hissedenlerin partnerleri için fedakarlık yapma olasılıklarının daha yüksek olduğunu buldular. bu, bitkin olduğumuzda, sevdiklerimize yardım etme eğilimimize göre kararlar verdiğimizi gösteriyor. ayrıca, çift ilişkileri söz konusu olduğunda, diğerinin ihtiyacını tatmin etmekten ibaret olan baskıya boyun eğme olasılığımız da artacaktır. ancak bu durumun tersine, iyi bir öz kontrolümüz olduğunda, ilk dürtüye o kadar kolay teslim olmaz, tüm faktörleri değerlendirir, ve sadece partnerimizin değil, aynı zamanda kendi ihtiyaçlarımızı da göz önünde bulundururuz.

ilişkiler iki kişiliktir
aşk, iki faktörlü bir denklemdir, yani iki kişinin bu konuda emek vermesi gerekmektedir. sadece biri emek verirse, ilişki dengesiz ve tek taraflı olacaktır. sonunda, emek veren kişi bitkin düşecek ve derin bir şekilde tükenmiş ve ihmal edilmiş hissedecektir.

kaynak
devamını gör...

son tanımlarımız da kıyıda köşede gözükseymiş iyiymiş.

başucu kitaplarınızı yazdığınız tanımları kafacıların başucu kitapları başlığına taşısanız süper olur.
devamını gör...

şu aralar çok yoğun,derin rüyalar görüyorum. sadece bana olan bir şey değildir herhal. rüya o kadar gerçekçi ki anlatamam. havalardan herhal.
devamını gör...

dün pide almaya gittiğim fırında dönen lakırdı. hararetli bir şekilde evrim teorisini tartışıyordu vatandaşlar. ben pidemi aldım çıktım. ülkem adına umutlarımı koruduğum bir tartışmaya kulak misafiri olmanın tadı bambaşka be.
devamını gör...

mavi gözlü devimizdir. romantik devrimci türk şair ve yazarımızdır.
şiirleri ve yazıları yüzünden kendisine bir çok dava açılmıştır.
1925 ankara istiklâl mahkemesi davası
1927-1928 istanbul ağır ceza mahkemesi davası
1928 rize ağır ceza mahkemesi davası
1928 ankara ağır ceza mahkemesi davası
1931 istanbul ikinci asliye ceza mahkemesi davası
1933 istanbul ağır ceza mahkemesi davası
1933 istanbul üçüncü asliye ceza mahkemesi davası
1933-1934 bursa ağır ceza mahkemesi davası
1936-1937 istanbul ağır ceza mahkemesi davası
1938 harp okulu komutanlığı askerî mahkemesi davası
1938 donanma komutanlığı askeri mahkemesi davası
istanbul, ankara, çankırı ve bursa cezaevlerinde 12 sene kalmıştır.

aşka aşık adamdır.

'' dörtnala gelip uzak asya'dan
akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.
bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak bu cehennem, bu cennet bizim. kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim....

yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim''

''nasıl etmeli de ağlayabilmeli
farkına bile varmadan?
nasıl etmeli de ağlayabilmeli
ayıpsız,
aşikare,
yağmur misâli?
neylersin alışkanlık,
için kan ağlarken yüzün güler,
dikilitaş gibi dinelirsin yine.
yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,
anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?''
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ocak 2017, istanbul/atatürk arboretumu

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
30 ekim 2020, istanbul/şile

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
13 ekim 2020, istanbul
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

benim için annemdir baba demek, hem ana hem baba oldu bana.
devamını gör...

bu başlığa göre ayaklı bomba olduğumu fark ettim teşekkürler sözlük. bi aydınlanma daha yaşadım.
devamını gör...

normal bir vatandaş, bu sözleri kavgalı olduğu birine söylemez. bilir ki kişinin karısına, ailesine saldırılmaz. ayıptır. hadi ayıbı bir kenara koy, karşıdakini daha çok kışkırtırsın.

ama içişleri bakanı çıkıp televizyona bunu söyleyebiliyor. hem de kim için? bir mafya için. acayip kafalar.
devamını gör...

(bkz: sen gemi mustafa sandal)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yüzyılın yalanı.
devamını gör...

ince bağırsakların geniş bir bölümünün çıkarılması ile gelişen ve beslenme için yeterli uzunluğunda kalmadığı klinik duruma verilen isimdir.
genellikle ince bağırsak 200cm'den daha kısa kalmıştır.
erişkinlerde en sık nedeni mezenterik damar tıkanıklığı iken;
çocuklarda en sık neden nekrotizan enterokolit'dir.
bu hastalar ince bağırsak transplantasyon adaylarının en başında olan hastalardır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim