yazarların ruh hallerini anlatan bir söz
"hiç bu denli unutmamıştık yaşamayı, gülmeyi, sevişmeyi ve şarkı çalmayı."
devamını gör...
clara (yazar)
yaptığı alıntılarla dikkatimi çekmiş yepisyeni yazarımız. hoş gelmiş, iyiki gelmiştir. sözlükte daim olsun.*
devamını gör...
soldier of fortune
deep purple grubunun 1974 tarihli stormbringer albümünden ritchie blackmore ve david coverdale tarafından yazılmış grubun en güzel şarkılarından biridir. ritchie blackmore tarafından en sevdiğim şarkılardan biridir diye nitelendirilir. ritchie nin blackmore's night grubu tarafındanda pek çok kez çalınmıştır. aynı zamanda blackmore' un eşi de olan candice night'ın yorumu şu şekilde .
şahsi fikrim bu şarkının maskülen bir şarkı olduğu, zaten bu şarkıyı coverdale' den daha güzel okuyan birini ben duymadım.
şahsi fikrim bu şarkının maskülen bir şarkı olduğu, zaten bu şarkıyı coverdale' den daha güzel okuyan birini ben duymadım.
devamını gör...
profiline baktığın yazardan aynı anda beğeni gelmesi
takip ettiğini biliyorum ayağını denk al demek istiyordur belki.
devamını gör...
sinirliyken kendini ifade edememek
kişilerin sinir anlarında durumu ve olayları açıklayamamasıdır. o sinir haliyle insanlar sadece oradan uzaklaşmak isteyebilir ya da doğru cümleleri kuramayacağından ötürü daha çok sinirlenip bağırmaya başlayabilir. haklı olduğu halde kendini haksız çıkarabilir ve bağırma eylemine başvurabilir. zaten kan beynine sıçramışken neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayıramıyorken kendini ifade etmesi beklenemez.
devamını gör...
göze çay sürmek
çay pansumanı anlamına geldiğini düşündüğüm ifade.
çocukken bazı sabahlar gözüm çapaktan kapanmış halde uyanırdım ve annemin uyguladığı bu yöntemle gözlerim kolayca açılırdı.
ayrıca; çapaktan veya iltihaptan açılmayan yavru kedi gözlerinde de epey işe yarıyor. ılık halde pamuk yardımıyla bastırmadan gözlerini silmek hem temizlenmesine hem de ilaç damlatmak için gözün açılarak uygun hale gelmesine yardımcı oluyor.
çocukken bazı sabahlar gözüm çapaktan kapanmış halde uyanırdım ve annemin uyguladığı bu yöntemle gözlerim kolayca açılırdı.
ayrıca; çapaktan veya iltihaptan açılmayan yavru kedi gözlerinde de epey işe yarıyor. ılık halde pamuk yardımıyla bastırmadan gözlerini silmek hem temizlenmesine hem de ilaç damlatmak için gözün açılarak uygun hale gelmesine yardımcı oluyor.
devamını gör...
istanbul'da yaşayanların başka şehirlerde yaşayanları insan yerine koymaması
doğma büyüme istanbul'luyum. her gün dışarı çıktığımda kendime acıyorum, zavallı gibi bu şehirde yaşadığım aklıma geliyor. bir an önce terk etmek istiyorum bu keşmekeşi. yaşanacak bir yer değil yeminle.
devamını gör...
masallardaki ulaşım araçları
bal kabağından yapılan fayton.
devamını gör...
yaş ilerledikçe azalan şeyler
sabır
devamını gör...
bahar aylarında gelen aşık oluyorum hissi
malesef bahar ayarıyla bile gelmiyor o his korkuyorum kimseyi sevemeden gidicem
devamını gör...
bir insanı tanıma yöntemleri
tanıyamıyorum. *
her insana 5/10 kredi ile yola çıkıyorum. sahiden önyargısız herkesi seviyorum. sonra o insanlar bunu 10/10, ya da 1/10 yapıyor.
ben kimseyi tanıyamıyorum, tanıdığım zaman ise iş işten geçmiş oluyor ve çok kırılıyorum.
keşke insanlar idare etmek yerine sahici olsa. samimî olarak konuşmak istemediğini yahut muhattap olmak istemediklerini deseler. idare edilecek biri olmak, muhattap olunmak istenmeyen biri olmaktan daha onur kırıcı...
her insana 5/10 kredi ile yola çıkıyorum. sahiden önyargısız herkesi seviyorum. sonra o insanlar bunu 10/10, ya da 1/10 yapıyor.
ben kimseyi tanıyamıyorum, tanıdığım zaman ise iş işten geçmiş oluyor ve çok kırılıyorum.
keşke insanlar idare etmek yerine sahici olsa. samimî olarak konuşmak istemediğini yahut muhattap olmak istemediklerini deseler. idare edilecek biri olmak, muhattap olunmak istenmeyen biri olmaktan daha onur kırıcı...
devamını gör...
yazarların mahlaslarının anlamı
bir anlamı yok..
yani sanırım.. hatırlayamıyorum..
insanlar kendilerince bir anlam yüklüyorlar..
bende ulan öylemi acaba diyorum..
sonra..
yine hatırlayamıyorum...
yani sanırım.. hatırlayamıyorum..
insanlar kendilerince bir anlam yüklüyorlar..
bende ulan öylemi acaba diyorum..
sonra..
yine hatırlayamıyorum...
devamını gör...
zenginliğini şımarıklıkla çirkinleştiren kadın
herkes kezbanlara sataşıp kezbanlarla alay etse de, aslında kezban kavramı vurgulanmaya başlarken hatırlatılmak istenen detay, içsel çirkinlikti.
hesapçı, kurnaz, çıkarcı, "aşk" adı altında erkeği kullanma planları yapan o pis içgüdüleri vurgulanmaya çalışılıyordu.
o yüzden çirkin kadın türlerini sadece köylü kızı (köylülükle bir sorunumuz yok. köy insanlarını seviyoruz! cehaleti sevmiyoruz!) imajı veren kezban sınıflandırması ile sınırlı tutmayıp aynı karaktere sahip olan ama cehaleti ve fakirliği ile göze batmayan, şehirli, zengin ve züppe hatta yüksek eğitimli kızlar için de pelinsu sınıflandırılması yapılmadı mı, yapıldı.
sosyal statü bakımından bu iki sınıflandırma arasındaki farkın biraz anlaşılmış olduğunu düşünüyorum. sözlüklerde, sosyal medyada kezban ve pelinsu/selen sınıflandırılmalarının kullanımına baktığımda, kızların az çok doğru kategorilendirildiğine şahit oluyorum.
bir kez daha bu tanımları yapalım:
kezban: cahil, kültür birikimi olmayan, kitap okumayan, okuma alışkanlığı dahi olmayan, bedenini erkeği kullanmak için bir yatırım olarak gören, evleneceği adamdan başlık parası isteyebilecek kültürün bir parçası olabilen, geri kafalı ve tüm bu zavallılığına rağmen kendini bulunmaz hint kumaşı sanan, edepsiz, küfürbaz, ağzından lağım akan, eğitimsiz, yazı yazmaktan dahi bihaber, bırakın yabancı dilleri, türkçe'yi bile doğru kullanamayan, yanınızda bulunması dahi rahatsızlık veren kız. (ismi kezban olan, doğduğunda geleneksel bir kadın ismi olan kezban ismini almış olan ama yüreği altın, sohbeti pırlanta, gözleri yakut, gülücükleri güneş gibi güzel kızlardan özür diliyorum. maalesef, bu kategoriye bir isim vermemiz lazım. sizinle kişisel bir problemimiz yok. sizi seviyoruz.)
selen/pelinsu: şehirli, zengin, en azından ortalamanın üzerinde maddi imkanlara sahip, modayı yakından takip eden, magazin ve sosyete gündemini ezbere bilen, serdar ortaç kültürünün ayrılmaz bir parçası, okumak, öğrenmek, anlamaya çalışmak için çaba göstermek yerine günün büyük bölümünü kuaförde geçirmeyi tercih eden, dünya hakkındaki görüşleri, duyumları, bilgi birikimi kuaför sohbetlerinden duydukları ile sınırlı olan, yüksek eğitim almış olsa bile genlerine yapışmış serdar ortaç kültüründen kurtulamamış, serdar ortaç müziği dinlemiyor olsa bile serdar ortaç kültürünün simgesi olan niteliklere sahip; şımarık, gösteriş düşkünü, üretmeden tüketen, yaşamı pahalı otomobillerle gezip tozmak biçiminde algılayan, cep telefonunu iletişim aracı olarak değil dedikodu cihazı olarak algılayan, insanları anlamak için çaba göstermek yerine yargılamak yoluna giden, kendini bulunmaz hint kumaşı sanan, sığ kızlardır. (ismi doğuştan selen olan ama sıcak yüreklerine hayran olduğumuz bütün arkadaşlarımızdan özür diliyoruz. onları seviyoruz.)
ancak, gençlerin şunu gözden kaçırmış olduğunu düşünüyorum. bir kızın eğitimli olması, "rock konserlerine gidiyor olması", "kezban olmaması" onun güzel bir kadın olduğunu, gönlümüzü verebileceğimiz sevgiyi hak eden bir yüreğe sahip olduğunu göstermiyor.
cahil ve zengin koca avcısı kızları kezban tanımlamasıyla literatüre geçirdiğimiz için sanki zengin koca aramayan, cebinde zaten parası olan (ikoncanların zengin kocaları, sevgilieri olmasa, ne kadar ikoncan olabilirlerdi tartışılır ama şimdi meselemiz o değil), lüks ve sosyetik hayatlar yaşayan, kafa ve beden olarak rahat kızları beğendiğimiz gibi bir izlenim oluşuyor ve bu yanlış algı beni çok rahatsız ediyor.
bir kezban bizim için ne kadar iticiyse, zenginliği ve şımarıklığı birleşmiş bir selen de o kadar itici.
beyoğlu, kadıköy, ankara, antalya, eskişehir veya çeşme ya da bodrum barlarında altın zincirleri ile sabaha kadar dans dans dans peşinde koşan apaçi mkıı oğlanlar için ikoncanlar veya sosyetik selenler yatağa girmek için hayallerini süsleyen kızlar olabilir de, düşünerek yaşayan adam için bu kızların bir gram değeri yok.
onu sevmiyorsunuz, bunu sevmiyorsunuz, siz ne seviyorsunuz, diye soran meraklı arkadaşlara tekrar cevap vereyim:
sevdiğimiz kadın;
-moron kadın değil, düşünen kadındır.
-önyargılı kadın değil, sorgulayarak, araştırarak öğrenen kadındır.
-şımarık değil, insancıl kadındır.
-zalim değil, vicdanlı kadındır.
-iphone'u tiktok'a girmek için değil e-book okumak için alan kadındır.
-erkeğine tabi değil erkeğine saygı duyan kadındır.
-kavga çıkararak istediğini elde edebileceğini sanan değil, derdini insan gibi konuşarak anlatan kadındır.
-pms dönemindeyim, benüm hürmönlerüüm büüyleee bahanesi arkasına saklanan değil, çevresine terör salmamak için kendine hakim olmaya çalışan kadındır.
-çok magazin programı seyreden değil, çok okuyan kadındır.
-huzursuz kadın değil, sakin kadındır.
-aceleyle hareket eden kadın değil, düşünerek hareket eden kadındır.
-konuşmuş olmak için konuşan değil, muhabbetin on cümle sonra nereye gideceğini gören kadındır.
-hayatta piyon değil, at değil, vezir değil, şah değil, satranç masasının başındaki oyuncu olan kadındır.
çok şey mi istiyoruz?
evet.
erkeklerin sadece tek bir şey istemesine alışmış kadınlar için bunlar çok korkutucu istekler, biliyorum.
haklısınız, korkun, titreyin, sarsılın.*
hesapçı, kurnaz, çıkarcı, "aşk" adı altında erkeği kullanma planları yapan o pis içgüdüleri vurgulanmaya çalışılıyordu.
o yüzden çirkin kadın türlerini sadece köylü kızı (köylülükle bir sorunumuz yok. köy insanlarını seviyoruz! cehaleti sevmiyoruz!) imajı veren kezban sınıflandırması ile sınırlı tutmayıp aynı karaktere sahip olan ama cehaleti ve fakirliği ile göze batmayan, şehirli, zengin ve züppe hatta yüksek eğitimli kızlar için de pelinsu sınıflandırılması yapılmadı mı, yapıldı.
sosyal statü bakımından bu iki sınıflandırma arasındaki farkın biraz anlaşılmış olduğunu düşünüyorum. sözlüklerde, sosyal medyada kezban ve pelinsu/selen sınıflandırılmalarının kullanımına baktığımda, kızların az çok doğru kategorilendirildiğine şahit oluyorum.
bir kez daha bu tanımları yapalım:
kezban: cahil, kültür birikimi olmayan, kitap okumayan, okuma alışkanlığı dahi olmayan, bedenini erkeği kullanmak için bir yatırım olarak gören, evleneceği adamdan başlık parası isteyebilecek kültürün bir parçası olabilen, geri kafalı ve tüm bu zavallılığına rağmen kendini bulunmaz hint kumaşı sanan, edepsiz, küfürbaz, ağzından lağım akan, eğitimsiz, yazı yazmaktan dahi bihaber, bırakın yabancı dilleri, türkçe'yi bile doğru kullanamayan, yanınızda bulunması dahi rahatsızlık veren kız. (ismi kezban olan, doğduğunda geleneksel bir kadın ismi olan kezban ismini almış olan ama yüreği altın, sohbeti pırlanta, gözleri yakut, gülücükleri güneş gibi güzel kızlardan özür diliyorum. maalesef, bu kategoriye bir isim vermemiz lazım. sizinle kişisel bir problemimiz yok. sizi seviyoruz.)
selen/pelinsu: şehirli, zengin, en azından ortalamanın üzerinde maddi imkanlara sahip, modayı yakından takip eden, magazin ve sosyete gündemini ezbere bilen, serdar ortaç kültürünün ayrılmaz bir parçası, okumak, öğrenmek, anlamaya çalışmak için çaba göstermek yerine günün büyük bölümünü kuaförde geçirmeyi tercih eden, dünya hakkındaki görüşleri, duyumları, bilgi birikimi kuaför sohbetlerinden duydukları ile sınırlı olan, yüksek eğitim almış olsa bile genlerine yapışmış serdar ortaç kültüründen kurtulamamış, serdar ortaç müziği dinlemiyor olsa bile serdar ortaç kültürünün simgesi olan niteliklere sahip; şımarık, gösteriş düşkünü, üretmeden tüketen, yaşamı pahalı otomobillerle gezip tozmak biçiminde algılayan, cep telefonunu iletişim aracı olarak değil dedikodu cihazı olarak algılayan, insanları anlamak için çaba göstermek yerine yargılamak yoluna giden, kendini bulunmaz hint kumaşı sanan, sığ kızlardır. (ismi doğuştan selen olan ama sıcak yüreklerine hayran olduğumuz bütün arkadaşlarımızdan özür diliyoruz. onları seviyoruz.)
ancak, gençlerin şunu gözden kaçırmış olduğunu düşünüyorum. bir kızın eğitimli olması, "rock konserlerine gidiyor olması", "kezban olmaması" onun güzel bir kadın olduğunu, gönlümüzü verebileceğimiz sevgiyi hak eden bir yüreğe sahip olduğunu göstermiyor.
cahil ve zengin koca avcısı kızları kezban tanımlamasıyla literatüre geçirdiğimiz için sanki zengin koca aramayan, cebinde zaten parası olan (ikoncanların zengin kocaları, sevgilieri olmasa, ne kadar ikoncan olabilirlerdi tartışılır ama şimdi meselemiz o değil), lüks ve sosyetik hayatlar yaşayan, kafa ve beden olarak rahat kızları beğendiğimiz gibi bir izlenim oluşuyor ve bu yanlış algı beni çok rahatsız ediyor.
bir kezban bizim için ne kadar iticiyse, zenginliği ve şımarıklığı birleşmiş bir selen de o kadar itici.
beyoğlu, kadıköy, ankara, antalya, eskişehir veya çeşme ya da bodrum barlarında altın zincirleri ile sabaha kadar dans dans dans peşinde koşan apaçi mkıı oğlanlar için ikoncanlar veya sosyetik selenler yatağa girmek için hayallerini süsleyen kızlar olabilir de, düşünerek yaşayan adam için bu kızların bir gram değeri yok.
onu sevmiyorsunuz, bunu sevmiyorsunuz, siz ne seviyorsunuz, diye soran meraklı arkadaşlara tekrar cevap vereyim:
sevdiğimiz kadın;
-moron kadın değil, düşünen kadındır.
-önyargılı kadın değil, sorgulayarak, araştırarak öğrenen kadındır.
-şımarık değil, insancıl kadındır.
-zalim değil, vicdanlı kadındır.
-iphone'u tiktok'a girmek için değil e-book okumak için alan kadındır.
-erkeğine tabi değil erkeğine saygı duyan kadındır.
-kavga çıkararak istediğini elde edebileceğini sanan değil, derdini insan gibi konuşarak anlatan kadındır.
-pms dönemindeyim, benüm hürmönlerüüm büüyleee bahanesi arkasına saklanan değil, çevresine terör salmamak için kendine hakim olmaya çalışan kadındır.
-çok magazin programı seyreden değil, çok okuyan kadındır.
-huzursuz kadın değil, sakin kadındır.
-aceleyle hareket eden kadın değil, düşünerek hareket eden kadındır.
-konuşmuş olmak için konuşan değil, muhabbetin on cümle sonra nereye gideceğini gören kadındır.
-hayatta piyon değil, at değil, vezir değil, şah değil, satranç masasının başındaki oyuncu olan kadındır.
çok şey mi istiyoruz?
evet.
erkeklerin sadece tek bir şey istemesine alışmış kadınlar için bunlar çok korkutucu istekler, biliyorum.
haklısınız, korkun, titreyin, sarsılın.*
devamını gör...
başörtülü kadınlara seçilme hakkını tanımadığınız yalan mı
yıl olmuş 2021. milletin açlıktan nefesi kokmuş, yokluktan kıçı açıkta kalmış. hâlâ başı örtülü mü değil mi diye polemik derdindeler. ne bitmez mağduriyetmiş arkadaş ? islamcılar mağduruz diye diye iktidara geldiler, 20 yılda altlarına milyonluk cipler çektiler, üstlerine boğaz'da yalılar yaptılar. daha da mağdurlar. halkı kamplara tıkıp, sırtlarında kamçı patlatarak karın tokluğuna çalıştırana kadar mağdur olmaya da devam edecekler.
devamını gör...
çaylamak
kafe ve restoranlarda sıklıkla duyulan türetilmiş bir fiildir.
görevli kişilerden çay istemek için kullanılır.
'şefim bizi çaylar mısın?' gibi kullanım tarzları vardır.
görevli kişilerden çay istemek için kullanılır.
'şefim bizi çaylar mısın?' gibi kullanım tarzları vardır.
devamını gör...
geceye bir alıntı bırak
"birinin bana sabahları ne giyeceğimi söylemesini istiyorum. ne yiyeceğimi, neyi seveceğimi, neyden nefret edeceğimi, neye kızacağımı, neyi dinleyeceğimi, hangi müzik grubunu seveceğimi, ne biletleri alacağımı, neyin şakasını yapıp neyinkini yapamayacağımı...
birinin bana neye inanacağımı, kime oy vereceğimi, kime aşık olacağımı ve bunu onlara nasıl söyleyeceğimi söylemesini istiyorum.
sadece birinin bana hayatımı nasıl yaşayacağımı söylemesini istiyorum peder. çünkü bugüne kadar ben hayatı yanlış yaşadım. ve biliyorum ki insanlar kendi hayatlarının içinde sevilmek istiyorlar. çünkü sen onlara nasıl yapacaklarını söylüyorsun. onlara ne yapacağını söylüyorsun. ve sonunda neyle karşılaşacaklarını da. ve her ne kadar senin inandığın saçmalığa inanmasam da ve bilimsel olarak yaptıklarım hiçbir şey fark ettirmese de, hala korkuyorum, neden hala korkuyorum. bana ne yapacağımı söyle, lütfen bana ne yapacağımı söyle peder."
fleabag
devamını gör...



