murat soner
aslında radyocu. youtube'da dizi/film eleştirmenliği yapıyor.
töre nomus intikom.
-murat soner.
töre nomus intikom.
-murat soner.
devamını gör...
türkiye'de bilimin ilgi görmeme nedeni
çünkü bilim karın doyurmuyor. cevabı bu kadar basit. en zenginler öğretmenler, akademisyenler, profesörler değil müteahhitler, emlakçılar ve siyasiler. ayrıca ne kadar okursan oku torpilin yoksa yine bir yerlere gelmen çok zor. eh bunu bilen yurdum insanı da bilim için değil en azından memur olayım diye okuyor. ve nihayetinde bilim sadece uzaktan bakılan bir film olarak kalıyor.
devamını gör...
dahi anlamındaki de'yi ayrı yazamayan insan
yazar “direkt” yerine “direk” dediği için kalpleri fethetmekten uzak düşmüştür.
devamını gör...
yeliz sözlük
ilgili başlık (bkz: 8 kasım 2020 sözlüğe artı oylamanın gelmesi)
yahu bu bir troll.
sözlüğün ilk haftası kendimiz çalıp kendimiz oynardık burada.
belki 10 tane başlık var böyle altına tanım bıraktığım, kendimi trollediğim.
yani üzgünüm ama ekmek çıkmaz buradan *
ama saldırmaya, açık aramaya devam sorun yok.
yahu bu bir troll.
sözlüğün ilk haftası kendimiz çalıp kendimiz oynardık burada.
belki 10 tane başlık var böyle altına tanım bıraktığım, kendimi trollediğim.
yani üzgünüm ama ekmek çıkmaz buradan *
ama saldırmaya, açık aramaya devam sorun yok.
devamını gör...
soğukkanlılıkla
bir roman düşünün ki yazarı bu romanı yazabilmek için rüşvet verip cezaevine girsin. dilimize soğukkanlılıkla diye çevrilmiş, muhteşem sürükleyici truman capote eseri. roman dedik ama kurgusal bir roman değil. eser, gerçek bir olaya dayanıyor. çiftçilikle uğraşan, tüm komşuları tarafından sevilen orta sınıf bir amerikan ailesinin kurban gittiği cinayeti konu alıyor kitap. henüz yetişkin olmamış biri erkek, biri kız iki çocuk ile baba ve hasta bir anne, ortada hiçbir husumet yokken tanımadıkları iki katil tarafından gece yarısı evlerinde elleri ve ayakları bağlanarak vahşice katledilir. üstelik katillerden biri, kız çocuğunu öldürmeden evvel, kendisine tecavüz etmek ister. normal şartlar altında bu iki caninin bir an önce yakalanıp idam edilmesini istersiniz değil mi? hatta elinize düşseler bir kaşık suda boğarsınız. kitabın finalinde kurbanlar kadar faillere de üzüleceksiniz. sebebini öğrenmek için kitabı okuyun, pişman olmayacaksınız.
devamını gör...
sıfır noktasındaki kadın
neval el seddavi tarafından yazılan ve ilk kez mısırda 1984 yılında basılan kitabın ismidir. yazar kanatır cezaevi'nde firdevs adından bir kadının etkisiyle yazmıştır. selma demiröz tarafından çevrilen kitap ilk kez 1987 yılında türkiyede basılmıştır.
devamını gör...
dobralık ile patavatsızlık arasındaki ince çizgi
aslına bakarsanız çok ince olmayan bir çizgidir o. dobra insan konuşacağı zamanı çok iyi bilir ama patavatsız insan pat diye en olmadık yerde konuşuverir. ikisi birbirine kolay karışacak kavramlar değil.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
-sevdiğin biri var mı?
-evet
-seni seviyor mu?
-evet
-söyledi mi peki?
-hayır
-nereden biliyor
-her seferinde kitaplarımı geri verirken içine çiçek koyuyor.
-o da insanlığı kurtarmak istiyor mu?
-evet
-nereden biliyorsun
-altını çizdiği cümlelerden!
-evet
-seni seviyor mu?
-evet
-söyledi mi peki?
-hayır
-nereden biliyor
-her seferinde kitaplarımı geri verirken içine çiçek koyuyor.
-o da insanlığı kurtarmak istiyor mu?
-evet
-nereden biliyorsun
-altını çizdiği cümlelerden!
devamını gör...
böğürtlen
taze taze bitirdiğim mehmet rauf eseridir. okurken çok keyif aldığım kısa bir hikayeydi. pek yaratıcı bir kurgusu olmasa bile oldukça akıcı bir üsubu vardı.
“...özen gösterilerek yetiştirilen çiçekler ve yemişler vardır. sonra köşede bucakta,çayırların çitlerin arasında kendi kendilerine yetişmiş çiçeklerle yemişler de vardır. insan, o özen gösterilen örneklere elbette hayran olur. ama doğanın bağış ve özeniyle kıyıda yetişeni de yakından incelersek, ne derin güzellikler buluruz. kimi zaman, bir çayır ucunda öyle bir yemişe rastlarsınız ki hayran olmamak elde olmaz. o denli çekici ve tatlıdır. işte, müjgan hanım’ı hiç tanımadan,dün gece salondaki davranışlarıyla birden görünce bana öyle geldi.onu önce hiç dikkat çekmeyen ama sonra bulunacak pek derin güzelliğe,pek olağandışı tada sahip bir çiçeğe,bir yemişe...örneğin...örneğin...ben pek severim...bir böğürtlene benzettim...”
“...özen gösterilerek yetiştirilen çiçekler ve yemişler vardır. sonra köşede bucakta,çayırların çitlerin arasında kendi kendilerine yetişmiş çiçeklerle yemişler de vardır. insan, o özen gösterilen örneklere elbette hayran olur. ama doğanın bağış ve özeniyle kıyıda yetişeni de yakından incelersek, ne derin güzellikler buluruz. kimi zaman, bir çayır ucunda öyle bir yemişe rastlarsınız ki hayran olmamak elde olmaz. o denli çekici ve tatlıdır. işte, müjgan hanım’ı hiç tanımadan,dün gece salondaki davranışlarıyla birden görünce bana öyle geldi.onu önce hiç dikkat çekmeyen ama sonra bulunacak pek derin güzelliğe,pek olağandışı tada sahip bir çiçeğe,bir yemişe...örneğin...örneğin...ben pek severim...bir böğürtlene benzettim...”
devamını gör...
normal sözlük gıybet kulübü
ben çevrimdışı olunca güzelliğimden dolayı beni kıskanıp arkamdan kötü şeyler söylemeyecekseniz varım bu kulüpte. dedikodu severim, kaymak tabakasını da severim, gelmemek için sebep yok.
devamını gör...
kemalizm'in eskimiş bir ideoloji olması
1500 yıllık bedevi geleneklerinin etrafında şekillenen ve ingiliz-abd işbirliği ile halka dayatılan siyasal islamcıların ideolojisinin yanında gayet genç kalan ideolojidir.
devamını gör...
alerjik rinit
nisan aylarında mevsimsel olarak ortaya çıkan polenlerden oluşan bahar alerjisinin tıbbi anlamdaki ismi. halk arasında saman nezlesi de deniyor.
devamını gör...
kırgınlık ve kızgınlık arasındaki fark
kızgınlıkta intikam vardır. kırgınlıkta ise sadece suskunluk.
devamını gör...
hayatı izliyormuş hissi
odeyşınlara katılıp her defasında rol e seçilmeyen oyuncu gibi;
-bak dizide ben bu rol için çağırılmıştım.
o rolü oynamak varken onların istediği gibi oynayamamış genel izleyici olmuşsun.
sahne sıranı bekliyorsundur. sıra sana geldiğinde ışıklar saniyelik üzerinde gezdirilir bütün ömrün boyunca beklediğin an ama keyif alamazsın.hayal ettiğin gibi değil işte. sanki bir şeyler eksik hayatında. olmaz bendeni yaşayıp eksik hazzının burukluğunda sürekli izlersin olan biteni.korkusuzca yaşayanlara inat ürkekçe renk vermeden izlemektir senin ki.
-bak dizide ben bu rol için çağırılmıştım.
o rolü oynamak varken onların istediği gibi oynayamamış genel izleyici olmuşsun.
sahne sıranı bekliyorsundur. sıra sana geldiğinde ışıklar saniyelik üzerinde gezdirilir bütün ömrün boyunca beklediğin an ama keyif alamazsın.hayal ettiğin gibi değil işte. sanki bir şeyler eksik hayatında. olmaz bendeni yaşayıp eksik hazzının burukluğunda sürekli izlersin olan biteni.korkusuzca yaşayanlara inat ürkekçe renk vermeden izlemektir senin ki.
devamını gör...
bayan değil kadın
bayım değil, erkeğim.
devamını gör...
jahrein
"abi şimdi o iş öyle değil" demiş büyük üstad. twitch yayıncısı.
devamını gör...
her yere asmak istenilen söz
hepimiz kadın ve erkek cinsiyetinden önce insanız.
devamını gör...
morg
her şeyin bittiği yerdir. hepimizin ortak sonudur.
devamını gör...
lost in translation
(bkz: sofia coppola) nın birazcık da kendi hayat hikayesini konu ettiğini düşündüğüm, bol ödüllü (en iyi özgün senaryo oscar'ı dahil) 2004 yılında gösterime girmiş olan mükemmel ötesi film. aslında bakarsanız benim ilk izleme sebebim, takıntılı bir şekilde sevdiğim, güzeller güzeli (bkz: scarlett johansson) ın oynuyor oluşuydu. sonrasında filmi o kadar beğendim ki bir çok kez tekrar izlemişliğim vardır.
bill murray'ın oynadığı bob karakteri evli bir adamdır ve aktördür. japonya'ya bir reklam filmi çekimi için gelmiştir. (bill murray en iyi erkek oyuncu oscar'ına aday gösterilmiş ancak kazanamamıştır.) scarlett johansson'ın canlandırdığı charlotte karakteri ise eşi fotoğrafçı olan ve eşinin işleri dolayısıyla japonya'ya gelmiş olan güzel bir kadındır. çift otelde tanışırlar dillerini ve kültürlerini hiç bilmedikleri bu ülkede sıkıntıdan patlamak üzereyken kendi dillerinde konuşacak birini bulmaları üzerine yakınlaşırlar ve film ortaya çıkar. yönetmen coppala da buna benzer bir dönem yaşamış ve eşinden ayrılıp japonya'ya gittiği dönemde bu senaryoyu yazmış. (sofia coppola da en iyi yönetmen oscar'ına aday gösterildi ama kazanamadı. eğer kazansaydı bu ödülü kazanan ilk amerikalı kadın olacaktı)
yabancı bir kültürde yabancı bir ülkede yani dilini bilmediğiniz kültürünü bilmediğiniz bir ülkede yaşamış vbakit geçirmişseniz eğer filmi izlerken mutlaka kendinizden bir şeyler buluyorsunuz. bu kalabalık içindeki yalnızlık, yabancılaşma, yokmuş gibi hissetme, varoluşsal sancılar mükemmel işlenmiş filmde. ben sırf scarlett için başlamış olsam da o kadar keyif aldım ki en iyi filmlerin arasına koydum.
bu arada türkçeye : "bir konuşabilse" diye çevirilmiş filmin adı. bence tam olarak karşılamıyor ama neyse...
bill murray'ın oynadığı bob karakteri evli bir adamdır ve aktördür. japonya'ya bir reklam filmi çekimi için gelmiştir. (bill murray en iyi erkek oyuncu oscar'ına aday gösterilmiş ancak kazanamamıştır.) scarlett johansson'ın canlandırdığı charlotte karakteri ise eşi fotoğrafçı olan ve eşinin işleri dolayısıyla japonya'ya gelmiş olan güzel bir kadındır. çift otelde tanışırlar dillerini ve kültürlerini hiç bilmedikleri bu ülkede sıkıntıdan patlamak üzereyken kendi dillerinde konuşacak birini bulmaları üzerine yakınlaşırlar ve film ortaya çıkar. yönetmen coppala da buna benzer bir dönem yaşamış ve eşinden ayrılıp japonya'ya gittiği dönemde bu senaryoyu yazmış. (sofia coppola da en iyi yönetmen oscar'ına aday gösterildi ama kazanamadı. eğer kazansaydı bu ödülü kazanan ilk amerikalı kadın olacaktı)
yabancı bir kültürde yabancı bir ülkede yani dilini bilmediğiniz kültürünü bilmediğiniz bir ülkede yaşamış vbakit geçirmişseniz eğer filmi izlerken mutlaka kendinizden bir şeyler buluyorsunuz. bu kalabalık içindeki yalnızlık, yabancılaşma, yokmuş gibi hissetme, varoluşsal sancılar mükemmel işlenmiş filmde. ben sırf scarlett için başlamış olsam da o kadar keyif aldım ki en iyi filmlerin arasına koydum.
bu arada türkçeye : "bir konuşabilse" diye çevirilmiş filmin adı. bence tam olarak karşılamıyor ama neyse...
devamını gör...
