sait faik abasıyanık'ın siroz hastalığı ile uğraşırken, içinde ölüm korkusu olduğu için karamsar bir bakış açısı ve dille yazdığı, ölümünden önce yayınlanan son öykü kitabıdır. yani yazdığı son eserdir.

sait faik'in doğa, hayvan ve insan sevgisini ve bunlara olan kendine has bakış açısını bilmeyen yoktur. içinde sonsuz bir sevgi besler o. fakat içinde bu tatlı duyguları barındıran kişi ölümle burun buruna gelince duygularına engel olamasa gerek, birden karamsarlaşmış ve bunu eserinde de göstermiştir. o çok sevdiği şeyleri bir daha göremeyeceği düşüncesi küstürmüştür belki onu. hatta istanbul'a bile küsmüştür yazar. nitekim şu sözünde içindeki kırgınlığı ve umutsuzluğu görebiliriz. evet, her şey sevgiyle başlamıştır fakat burada (istanbul'da) bir insanı sevmekle bitmiştir:

''yalnızlık dünyayı doldurmuş. sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.''

karamsar bir bakış açısı ile yazmış diye kitabın ve içerisindeki öykülerin sakın can sıktığını sanmayın. tam tersi, o kadar kendimizden birer parça gördüğümüz, bize bir şeyler katan öykülerle dolu ki... özellikle benim kitaptaki favori öyküm dülger balığının ölümü'nden bir alıntı paylaşarak tanımımı sonlandırmak istiyorum şimdi.


elimize görünüşü dehşetli, korkunç, çirkin ama aslında küser huylu, pek sakin, pek korkak, pek hassas, iyi yürekli, tatlı ve korkak bakışlı bir yaratık geçirdiğimizden böbürlenerek onu üzmek için elimizden geleni yapacağız... bir kere suyumuza alışmayagörsün. onu canavar haline getirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayacağız.
devamını gör...

bir yunus emre şiiri. bu şiiri dorian pek güzel şekilde rock müziğe adapte etmiştir. bakınız;
dorian-gel gör beni

iş bu entry epey uzun nitelikte olup yunus emre ve başka bir şarkı da yer alan bir sözlerdeki kadın-erkek metaforunu inceleyecektir. neden erkek sürekli bir kadını kovalar, arar? bu erkek ve kadın ile asıl anlatılmak istenen nedir? kadın neden böyle bir arayış içine girmez bu irdelenecektir. çok çok uzun bir entry olacak olup, okuması vakit alacaktır. bilgilerinize.

yunus emren'nin şiiri şu şekildedir;

ben yürürüm yana yana
aşk boyadı beni kana
ne âkilem ne divane
gel gör beni aşk neyledi

gâh eserim yeller gibi
gâh tozarım yollar gibi
gâh akarım seller gibi
gel gör beni aşk neyledi

akar suların çağlarım
dertli ciğerim dağlarım
şeyhim anuban ağlarım
gel gör beni aşk neyledi

ya elim al kaldır beni
ya vaslına erdir beni
çok ağlattın güldür beni
gel gör beni aşk neyledi

ben yürürüm ilden ile
şeyh anarım dilden dile
gurbette halim kim bile
gel gör beni aşk neyledi

mecnun oluban yürürüm
ol yâri düşte görürüm
uyanıp melûl olurum
gel gör beni aşk neyledi

miskin yunus biçareyim
baştan ayağa yareyim
dost elinde avareyim
gel gör beni aşk neyledi



aynı zamanda metropolis'in de bir şarkısıdır.
metropolis - gel gör beni
melis danişmend - gel gör beni (metropolis)


gel gör beni
bu aşk neyledi
yine dönmedim
bak ölmedim

sen bıçak sırtı
kemiklerime dayalı
ben biley taşı
satılmış bir ruh sana

dar bu yol, gidilmiyor
bastığım yer bir var bir yok
gel de gör, zehir bu yol
kaç milattır anlayan yok

tepemde cellat zaman
elim kolum bağlı
koparsa kopsun başım
zaten yerde aklım

ben bir seferi adam
sen o vazgeçilmez kadın
bak şimdi her şey talan
ömür yalan dolan

gel gör beni
bu aşk neyledi
gel gör beni
aşkın zehir gibi


yunus emre şiirinden farklı sözlere sahip ancak; o bağlamda düşünürseniz bu şarkıyı da benzer anlamlar çıkarmak mümkün. metropolis şarkısında da yunus emre şiirinde şu özellik dikkatimi çeker. yunus diyor ki;

mecnun oluban yürürüm
ol yâri düşte görürüm


metropolis ise;
ben bir seferi adam
sen o vazgeçilmez kadın


bu iki kısımda da görürürüz ki bir erkek bir yari, vazgeçilmez bir kadını aramaktadır. tasavvufta bu arayış pek sık karşımıza çıkar. peki ama hiç düşündük mü neden hep bir erkek bir kadını, bir aşkı arar, kovalar durur? neden kadın kişi ya da şair bu aşkın peşine düşmez?

(bkz: gönül tekin) hocamızın simurg'un kanadı isimli kitabını okuyorum bir süredir. gönül hocamızın divan edebiyatı, tasavvuf edebiyatı ve çağatay edebiyatı ile sümer mitleri arasındaki bağlantıyı inceleyen makalelerinden oluşan bir kitapta şöyle bir makalesi mevcut; feyzi çelebi'nin şem ü pervanesi. 17. yüzyıl'da feyzi çelebi'nin yazdığı bu mesneviyi incelerken; feyzi'nin bu mesnevide kullandığı sanatların, mitlerin daha önce yaşamış tasavvuf alimlerindeki izini süren gönül hocamız şöyle ilginç şeyler anlatır bize. 1200'lü yıllarda mevlana ile çağdaş sayılabilecek yıllarda yaşayan, kübrevi tarikatı mensubu necmeddin-i daye'nin yazdığı mirsadü'l ibad mine'l-mebde ile l-mead isimli eserini inceler önce gönül hocamız. onun inceleme notlarında bu kadın-erkek olayı ile ilgili bölümlerin bir kısmını aynen yazıyorum. copy paste değil, alın teri. bu arada makale 100 küsür sayfalık bir makale, tamamını okumak isteyen kitabı satın alıp makaleye erişebilir.


".... necmeddin-i daye''ye göre göre bütün mahlukatların(alemlerin, yani kainatın) yaratılmasının sebebi insandır. insanın yaratılma sebebi kalbidir. kalbin yaratılmasının sebebi ise marifettir.

marifet ise allah'ın insan emanetidir(33:72 "biz emaneti... ve dağlara teklif ettik, onlar bunu yüklenmekten çekindiler... onu insan yüklendi"). çünkü bu emaneti yalnız insan taşıyabilir. marifet dinin içinde gizlidir. insan ne kadar dindar olursa marifetten o kadar çok hissesi olur. şu halde marifet dinin meyvesidir ve bu meyve yalnızca insanın kalbinde meydana gelir...

...görüldüğü gibi kalp bütün görünen ve görünmeyen alemlerin özünü kendinde toplamıştır, yani kainatta ne varsa onun bir paraleli insanın kalbinde bulunmaktadır. bu yüzden de marifeti ancak kalp bilebilir. insanın vücudundaki hiçbir başka organ marifeti, dolayısıyla imanı da taşıyamaz. şu halde insanın görünen ve görünmeyen alemleri bilmesi için insan ruhunun bedende cisim bulması ve kalbin teşekkül etmesi gerektir. çünkü daye'ye göre insandaki bilgi organları ancak insan ruhunun beden bulması ile mükemmelleşecektir. ancak o zaman marifet tam olarak bilinecektir. şu halde nasıl dış dünyayı bilmek için gereken organları, yani görme, işitme, dokunma, tatma, koklama olarak beş duygu varsa, görünmeyen ruhi alemi(batın) bilmek için de ayrı bilme organları bulunmaktadır. bunlar nefis, akıl, kalp, sır, ruh ve hafi olmak üzere beş tanedir"


bu kısımdan sonra gönül hocamız, daye'ye göre batini bize gösterecek bu beş organı anlatır. derecelerini, işlevlerini vs anlatır uzun uzun. fakat yukarıdaki paragrafta anladığımız üzere;
marifetin yani allah'ı bilmenin ve onunla bir olabilmenin yolu ruh ve bedenin uyumlu bir şekilde bir olması, ikisinin de birbirini eğitmesi, dizginlemesi gerekir. ve bu ikisi birbirini doğru bir şekilde bulmayı arzuladığı, aradığı aşikar. tıpkı yunus'un aradığı gibi. peki neden erkek-kadın metaforu var sürekli. bakalım necmeddin-i daye nasıl açıklamış bunu. bu arada şunu da söylemeden geçemem; gönül hoca hem feyzi'nin eserini hem de necmeddin'in eserini paragraf paragraf orijinal metininden inceler bu kitapta. dipnotlar da konu ile ilgili yazılmış başka makaleleri, başka tasavvuf alimlerinin eserlerini ve yorumlarını da bize kaynak olarak verir. neyse geçelim, eril-dişil olayına.


".... necmeddin-i daye'ye göre nefis insanın en büyük düşmanıdır. onu terbiye etmek savaşların en büyüğüdür. ama nefsini terbiye eden sonunda nefsini tanır ve nefsini tanıyan da allah'ı bilir."


gördüğümüz üzere nefis hem düşmanımız hem de sırra, marifete vakıf olmamız için vazgeçilmez bir unsur.


"ancak terslik şuradadır ki nefis bilinmeyince terbiye edilmez. nefsin terbiyesi tam olarak başarılamazsa allah'ın bilgisine erişilemez....

.... bu nefsin yeri insanın kalbi olmakla birlikte o kalpten çıkarak insanın bütün vücudunu sarar...
...bu durumda insanın vücudunu hayatta tutan bütün hayati güçler nefsin içinde toplanıyor. bütün istekler, çoğalma içgüdüsü, kendini koruma içgüdüsü, zevk alma vs. ve bu güçlerle ilgili pratik akıl yani insan egosunun menfaatlerini düşünen ve isteyen akıl, nefsi meydana getiriyor."

yeni nefis hem allah'ı bilmemiz için hem de yaşamamız için vazgeçilmez derecede önemli bir kavram. çünkü nefis olmazsa hayatını devam ettiremeyeceksin ve yine allah'ı, sırrı, marifeti bilemeyeceksin. yukardaki pasajdan sonra, insan ve hayvan nefsinin farkından (kalıcılık vasfı) bahsedilir, nefsin bedenle beraber ölmeyip canlı kaldığı ve cennet-cehenneme gidişinden bahsedilir. nefsin neden baki kaldığını ise necmeddin şöyle açıklar;

"... insan nefsinin bir parçası alem-i ervahtan (ruhlar dünyasından) gelmiştir. işte önceliği olmayan, yani allah tarafından sonradan yaratılmış olan ruhlar alemi ve melekut alemi bakidir. allah ruhlar aleminden ruhu kendi nefsiyle insanın bedenine üflediği için (15:29), ruh bedene girdiğinde, yani ruh bedenle izdivaç kıldığından(evlendiğinden) nefs beka sıfatını kazanmış oldu. bu şuna benzer; bir erkek olarak düşünülen ruh-can) bir kadın olarak düşünülen bir bedenle evlendiği zaman onlardan iki çocuk doğar. bunlardan biri kız, biri erkektir. kız, nefs olup annesi bedene, erkek kalp olup babası ruha benzer. beden su ve topraktan yani en aşağı seviyede olan maddeden yaratıldığı için anneye benzeyen nefs, kötülüklerle doludur. ama babası ruh olduğu için, kendisinde ruhun sıfatı olan beka sıfatı bulunmaktadır."


necmeddin-i daye ve gönül hocamız daha sonra nefsin terbiyesini inceler. ardından feyzi'nin eseri ve sümerdeki karşılıkları incelenir detaylı olarak.

fakat anlayacağımız üzere; mecnun'un, yunus'un, nice tasavvuf ehlinin aradığı o çok güzel, mükemmel ve "vazgeçilmez" kadın nefstir. onsuz sırra, marifete, allah'ı bilmeye ulaşılamaz. çünkü hem çok güzeldir hem de yaşamımızı devam ettirmemize yarayan bütün özellikleri ihtiva eder. insanın varoluş amacı da o marifeti ve allah'ı bilmek olduğu için de bu nefsi bir şekilde dizginleyip var ederek o sırra vakıf olmaya çalışmadır. nefsin annesi olan beden, ruhtan sonra topraktan yaratıldığı için daha aşağıda ve kötülüklerle dolu iken. babası olan ruh; allah'ın nefesinin bir tezahürü olup daha önce yaratıldığı için herrhangi bir kötülük barındırmaz. çünkü allah mutlak olarak iyidir.

bu hikaye adem ve havva'nın hikayesine de benzemekte. adem de önce yaratılmıştır ve herhangi bir kötülük barındırmaz. ne zamanki sonra yaratılan kadın gelir; günah başlar.
devamını gör...

kendi fotoğrafımı koymadığım için itici olmadığımı öğrendiğim başlık. umarım kedi fotoğrafı koyduğum için başka bir sıfata maruz kalmam.

edit: şimdi köpek var ama bununla ilgili başlık yok diye hatırlıyorum. o yüzden şükür, kafam rahat artık.
devamını gör...

hipotansiyon, küçük sessiz kalp, sistemik venöz basınçta artma (juguler venöz dolgunluk, yani boyundaki damarda genişleme) ile karakterize kalp tamponadı durumunda görülen triada verilen özel isimdir.
devamını gör...

selahattin demirtaş, erdoğan'ın iddia ettiği çin modelini karikatürize etmiş.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
buradan
devamını gör...

yemin ederim ki gece modu. kendisini keşfedene kadar kornealarım yanmıştı çünkü. hastasıyız ve hatta olmasaydın olmazdık.
devamını gör...

din afyonu ve insanlık palavrası öyle bir silahtır ki türkiye gibi bir yerde hukuku bile eğip bükebilir, harbi insanlığı çileden çıkartabilir. geçen annemle bu konuda konuşuyordum. kendisine şu mezarı bile olmayan cellatlardan bahsettim. şahsen 60 yıllık hayatımda şunlar gibi en ahlaksız en az 100 bin kişiyi beraberimde götürmek karşılığında o şekilde gömüleceksin deselerdi hiç düşünmeden kabul ederdim. en azından toplumda 100 bin kişinin tam ya da kısmi zehirleyeceği paralel hayatları temizleyerek bu hayatı daha güzel yapabilirdim (ya da yapabileceğim konusunda kendimi kandırırdım).

ah, ryuk, neredesin elmacı güzeli? verseydin de o defteri*, gönderseydim şu ahlaksız bedevileri...

güncelleme: söz konusu olayın duruşmasında avukatlarını bulunduran saadet öğretmen çocuk istismarı ile mücadele derneği’nin yaptığı paylaşımlarına bakılırsa söz konusu çocuk %92 serebral palsi hastalığından muzdarip, olayın sanığı osman çur “ben türkiye’yi satın alacak insanım. durun hele. bundan sonra ölüm makinesi olacağım” ifadelerini kullanmış ve tahliye haberini alan sanığın ailesi ise sanığın -mağdura yaşattıklarına rağmen- adliyede bayram havası estirmiştir.
devamını gör...

en sevdiğim çiçektir. neden olmasın? bence sizin de olabilir. çünkü;

tarih boyunca aşk, güzellik, saflık, masumiyet, sadakat, güven, hayranlık, saygı, neşe ve ihtişam kavramlarıyla anılmıştır. "ışık çiçeği" olarak da bilinmektedir.

roma döneminde yeni bir ilişkiye başlamak isteyenlerin sevdiğine beyaz gül hediye etmesi, dile getirilemeyen aşkların sözcüsü olması, gizli saklı konuşmaların beyaz gül bahçelerinde yapılması gibi birçok tarihsel olayda karşımıza çıkmaktadır.

ayrıca kraliçe viktoria'nın düğününde beyaz güllerden oluşan bir ambians kullanması ile günümüzde hala devam eden ve düğün organizasyonları ile gelin buketlerinde de en çok tercih edilen çiçek haline gelmiştir.
devamını gör...

iki büyük dünya sistemi hakkında diyalog adlı kitabı roma'da kilise otoritelerince yasaklanmıştır. engizisyon mahkemesi tarafından önce hapis cezasına, sonra da evde hapse çarptırılıp, görüşlerini yalanlamaya zorlanmıştır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

''körleşme'' adıyla dilimize çevrilmiş elias canetti'nin inanması çok zor ama henüz 26 yaşındayken yazdığı rivayet edilen muhteşem kitabı. oğuz atay'ın isteği üzerine ahmet cemal tarafından dilimize çevrilmiştir.

bütün dünyası kitaplarından ibaret bir sinoloji profesörünün çevresine, hayata ve insanlara olan körleşmesinin konu edildiği kitap; nietzsche ve hegel'in insan ilişkilerindeki efendi-köle ilişkisine dayalı tahakküm yasasının ispatı niteliği taşıyor adeta.

her ne kadar bilinç akışı tekniği okurken biraz yorucu olsa da, ikinci dünya savaşı ve nazizim dönemini yaşamış bulgar bir yahudi olan canetti bu kitabıyla; içinde bulunduğu atmosferi ve zamanının faşist ruhunu mükemmel yansıtmış fikrimce.
devamını gör...

tahta kaşıkla tencerenin dibini sıyıranlara selaaam olsun*
t: pudingi ocaktan alındıktan sonra kaselere koymadan höpürdetip yemek
devamını gör...

bu da bugüne özel olsun:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

taze çıktı fırından sıcak sıcaaak.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

herkesin oğuz atayı anlama dönemi olduğunu düşünüyorum. ben üniversite döneminde keşfettim ve o an kendimi anlamlandırma da bir dönüm noktasıydı. daha önce veya daha sonra değil o an da okumam gerekiyormuş. benim de çevremde okuyamayan, zorlanan insanlar çok fazla. bunun sebebi o anının gelmemesi. eğer bu zorlukla karşılaşıyorsanız. bana göre değil diyip bırakmayın. yıllar sonra tekrar okumaya çalışın. farkındalığınız da ki değişimi gözlemleyeceksiniz. hala onun kitapları kadar ilk okumada beni sarsacak kitap peşindeyim. henüz karşılaştığım söylenemez.
devamını gör...

1963 , yozgat/yerköy’e bağlı aşağıelmahacılı köyü doğumlu saz sanatçısı.

babası abdal zurnacı, kara celal gibi kendisi de orta anadolu müziğine gönül vermiş bir sanatçı.
bileği sakin ve ağırbaşlı tavırlarına meydan okurcasına kıvrak ve hızlı.
müziğe darbuka çalarak başlayan şanlı , daha sonra sırasıyla zurna ve bağlama çalmaya başlamıştır.
özellikle eniştesi kemanist selahattin tosal ve amcası veysel şanlı’dan feyz ve destek alan sanatçı müzik kariyerinde emin adımlarla ilerledi.
ilkokuldan sonra eğitime devam etmeyen şanlı, 13-14 yaşından itibaren , kırtıllar , elmalı , sungurlu , kaman gibi abdal yerleşkelerinde , kendi ifadesiyle ağır düğün dediği abdal düğünleri çalmaya başladı. bu sayede yerel bir şöhret kazandı.
öyle ki gurbetçi vatandaşların köyleri olan kırısokul gibi köylerde haydan şanlı gelmezse düğün çalınmaz geleneği gelişti.

ilk kasedini , yakın arkadaşı kemanist hüseyin öksüz’ün kaset çalışmasında yer aldığında kendisini keşfeden ,erdal plak’tan 1998 senesinde teber muhabbet geceleri ismiyle çıkartı. ardından 1999 senesinde zaman bak isimli kasedini aynı plak şirketinden dinleyicilerin beğenisine sundu.

birçok sanatçıya sahnede solist sazı olarak eşlik etti.

bağlama yolculuğunda orhan gencebay eserleri gibi klasiklere kendi kendine eşlik ederek ilerlediğini kaydeden sanatçının , bu çalışmaları, hem yöreselliği hem de kıvraklığı tezenesinde birleştirmesini sağladı.

kuru bağlama tabir edilen cihazsız bağlamayla başladığı enstrüman yolculuğana elektro bağlama ile devam eden sanatçı , özellikle yerköy geleneğine elektro ( manyetikli ) bağlamanın yerleşmesinde öncü olmuştur.

hayatının 21 senesini izmir’de geçiren sanatçı , izmir’de de radyo programları ve sahne performanslarına devam etti.daha sonra çiçekdağı’na döndü ve halen hayatına orada devam ediyor.


varol varol goca usta , tezenene gurban.


yeter bu kadar bilgi kebapçığım diyenler için :



bu da amatör kayıt :

devamını gör...

muhteşem kampanya. bağışlayanlara teşekkürler.
dikkat dikkat. dikkaat dikkaaatt bu bir duyurudur...
elimde güncel bağışçıların listesi mevcut. fakat bunun bilinmesini isterler mi istemezler mi bilemediğim için kendimce yöntem geliştirdim. kafa sözlük sermaye düşmanı yazarlar listesi içinden bağışçıların nicklerini çıkardım. böylece anonimliğe kavuştular. vay ben bağışlamıştım aşağıdaki listede yine de adım var diyorsanız bana ulaşıp adınızı sildirebilirsiniz.
bağışçıların hariç tutulduğu 800 tanım girip kampanyaya katılan yazarlarımızın bulunduğu listemiz:

delirmiş_psikolog
hame
reddedilemeyen teklif
kafası kendinden güzel
ıvanmılınskı
barsel
boşbirisibnce
oylebirileri
kendiniarayanbireyimsi


tolgame
sek
celâli
atamabekleyenastronot

flames

kafakirankopek
lol
obsesif psikolojik danisman
demdeme
armysuzy
kalender
100 numaralı adam
yitzhar
lilyum
greengr
yalnızgezenrusso
dünyanıneniyibesbininciyazari
sırpski film
usiv
lemmy a fiver
lucifer

systemfailed
kuzguncuktaki vişne
normalmisin
merdivenaltı_müzisyen


görünmezadam
kayıp balık memo
lilithinkızı
nickimicalmislar
kızıl nelson

patateslitost
turşu
fatsa
darkwingsoul


vanderwaals
daddy
larktwain_123_
hidir amca
dostoyevskininsuçune
trevor philips

dance w ur ghost
personanongrata


whisper
zevk irsaliyesi

quinn
kelenderis

muris
sanane ulan
son feci mars
rainbow
osasuna tribün reisi
odunherif

may we meet again
atibahacinsin
chessgramerpislikherif
the matrix isn't real
lodos86

abdulseyidbincabbar
is düşüm
alpine
freshandnatural
mike

sannhetens_vei
oglalalakota
aristokrates
sarsa
hi my i run


haklıyım ama mutlu değilim
eraa
karambol
devamını gör...

daha geçenlerde 20 yaşında birisi atlamıştı galata'dan,şimdi de 18 yaşında birisi. söylenecek,sorgulanacak o kadar şey var ki..
sanırım bundan sonra galata kulesi'ne her gittiğimde kulenin ve istanbul'un güzelliğini değil ; acaba üstünde,yüreğinde nasıl bir yük ve acı vardı bu insanların onu düşüneceğim. içinde bulunduğumuz koşullar,yaşadığımız ülke,eğitim sistemi,ekonomi vs. derken umutsuzluk ele geçirdi birçok genci,ben de dahil. galata kulesi'nden atlamak, ki istanbul'un en kalabalık semtlerinden birinde intihar etmek belki öldükten sonra beni duyun, görün deme şekli belki bir haykırış..
gencecik insanların ömrünün baharında istiklal'i boydan boydan gezip belki ilk aşkıyla tepesine çıkacağı galata kulesi'nden bundan sonra ölüme atlamalarından korkuyorum.
devamını gör...


look around ted, you’re all alone.
devamını gör...

ehliyetsizliğin bünyedeki etkileri kadar kötü değildir; özellikle de tıbbi açıdan ehliyet almaya uygun değilseniz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim