bir daft punk şaheseri. random access memories albümünde bulunur. anlatılmaz, yaşanır...
13 mart 2021 agora meyhanesi radyo yayınında çalan da bir şarkıydı.

sözleri öyle anlamlıdır, melodiler o kadar çok şey anlatır ki insana.*

there are so many things that i don't understand
there's a world within me that i cannot explain
many rooms to explore, but the doors look the same
i am lost ı can't even remember my name

i've been, for some time
looking for someone
i need to know now
please tell me who i am

devamını gör...

macaristanlı matematikçi, iktisatçı ve bilim felsefecisi. popper'in öğrencisidir kendileri. biyografisinde yazmasına gerek yok, zaten kuramlarından popperyenlik akar. feyerabend'le uzun uzadıya atışmaları vardır. sürekli birbirlerine mektup, makale gönderirler, dergilerde yayınlar yaptırırlarmış. feyerabend son darbeyi vurmuş* ancak bunu görmeye lakatos'un ömrü vefa etmemiş. zaten hayatı popper çizgisinde, kuhn'la bi orta nokta bulmaya çabalayıp, feyerabend'e cevap vermeye çalışarak geçmiş.

lakatos amcamız, öncelikle yanlışlamacılığı eleştirir, ancak yanlışlamacılığın ruhunu her zaman taşır. ona göre, bir kuramı reddedebilmek için; yeni kuramın, eskisinin açıkladığı her şeyi ve daha fazlasını açıklaması gerektiğini söyler. a teorisi b'den fazla bilgi açıklıyorsa, b teorisi kabul edilmeye başlanır. buna göre kuramlar arasında bir süreklilik vardır. birbirleriyle çelişmezler. birbirlerini içerirler. bu tanımla kuhn'un paradigma kavramını da reddeder ve yerine 'araştırma programlarını' ikame eder.( kuhn'un paradigmasında bilim birikimle değil, irrasyonel devrimlerle ilerler) burada ilginç olan, lakatos'un şunu da söylemesidir: 'mümkün bilimsel gözlemin nesnel olarak (ampirist bilgi kuramında olduğu gibi) yapılması gereklidir.'*

hadi tamam, kuramlar arası süreklilik tanımına bi şey demedik, yeni teori eskisinde fazla şey açıklar zırvana da bi şey demedik. ama bu son söylediğini ufak atması gerekir ki civcivler yesindir efendim. bilimsel gözlemin nesnel yapılması! bu pozitivizmin naiv bi inancıdır sevgili yazarlar. önyargılardan arınmış, tüm önceki değer, bilgi, inanç ve ya zihinde geçmişle ilgili sizi 'özne' yapan ne varsa hepsini paranteze alabilmiş bi şekilde deney yapabilmek... böyle bi şeyin konuşulduğu yerde ciddiyet olamaz efendiler.

lakatos'un disipline kattığı pek çok kavram var. en önemlilerinden biri 'rational reconstruction'. tarih yazımının kronolojiden ibaret olmadığını ifade etmekle yetinmez, bilimin gelişiminde bireylerin irrasyonel yenilikleri olsa da, tarihin, tüm irrasyonelliği “düzleyerek” günün sonunda rasyonel olarak ilişkilenen önermelerden oluşan bir evrimi göz önüne serdiğini iddia eder. dolayısıyla, bu evrimi takip edebilmek için, bilim insanlarının çalışmalarına epistemoloji penceresinden bakılmalı, ortaya attıkları tezler arasındaki epistemolojik ilişkiler tespit edilmelidir. her bilim tarihçisi kendi metodolojisini seçer, bu metodolojinin epistemolojik ilkeleri doğrultusunda tarihsel kayıtları ilişkilendirir ve “rasyonel olarak yeniden yapılandırılmış" bir tarih anlatısı üretir. burada lakatos bilimin rasyonelliğinin güvencesinin teminatı olarak bilim tarihçilerini gösterir. bilim adamının deney sürecinde rasyonel olmak zorunda olmadığını da söyler. her ne kadar lakatos bilim adamına ''saf görü'yü layık görse de, kuhn'un da dediği gibi, gözlem yapabilmek için önce bir kavramsal sistemin benimsenmesi gerektiğinden, ve bakış açısı değiştikçe fark edilen hatalar ve uyumsuzluklar da değişeceği için, kuramların birikerek gelişmesi mümkün değildir.
devamını gör...

çoğu türk annesine çocuğunu doğurduğun için bakıyorsun ve bu seni kutsal yapmıyor derseniz bu sefer 9 aylık süreç ve doğum sancısından bahsederek kendisini kutsal ilan eder. böbrek taşı düşürenler yine kutsal o zaman. o da ağrılı bir sürecmiş çünkü. kolay da değil, öyle bir anda düşmüyor sanırım. bu durumda böbrek ağrısı çeken herkes kutsal mıdır?

16 sene boyunca çocuğu için bir sabah bile uyanmamış, kahvaltıyı kendisi acıktığı zaman hazırlamış, çocuğu sokağa salıp akşam ezanı okunmadan önce eve almış, bir kez olsun çocuğu ile ders çalışmamış, çocuğu ile özel hiçbir şey paylaşmamış anneler çocuklarına çok ciddi bir şiddet uyguluyor ve annedir yapar mantığı ile buna kimse ses çıkarmıyor. çünkü annelik dediğim gibi çocuk olmaktan daha büyük haklar veriyor size.

bunu dediğim zaman allah inşallah sana çocuk nasip etmesin ve allah belanı versin tepkilerini görmüş bir kadın olarak, anne olduğum için kutsal görülüp toplum tarafından belirli haklara sahip olabilmek yerine, tüm çocukları kendimden daha üstün bir yere koyuyorum. kimse beni doğurabileceğim için yükseğe koymasın, kutsal olduğumu düşünmesin, çocuğumu kutsal görsün istiyorum. bu da beni şimdiden kötü anne yapıyorsa yapacak bir şey yok.

gerçekleri görmek isteyen insanların pembe dünyasından çıkmasını öneririm. annesi evde pembe dizi izleyen çocuklar sokaklarda mendil satıyor, etraf şiddet gören ve istismara uğrayan çocuk dolu, çoğu çocuk aç bırakılıyor, anne ve babaları tarafından öldürülüyor, hatta çoğu camdan atılıyor, sonra çocuk kendi düştü diyorlar. kendini koruyamayan ve seslerini duyuramayan bu kadar çok çocuğun olma sebebi de anne kutsaldır, baba kutsaldır, anne ve babası başındadır anlayışıdır.

ayrıca çocukların olanlardan etkilenmediğini düşünmek için çok romantik olmak lazım. çocukluk cağı travmalarını ilerleyen yaşlara taşıyıp öyle bir gelecek kuruyorsun kendine. yetişkinler gider kendi ayağı ile tedavisini olur, bir çocuğun tedavi olmayı tercih etmesi için bile yetişkin olmayı beklemesi gerekiyor. yetişkin bir şekilde olanların mantığını kurabilir, çocuklar kuramaz. çocuk olmak başlıbaşına zavallı olmaktır.

sevgiliden ayrılıp 2 ay boyunca kendimizi toparlayamıyoruz ama çocuklar bizden daha güçlüdür. peki.
devamını gör...

bir kaçırılma öyküsü de bizimkilerden gelsin. eskiler bir başkaymış be. adrenalin, sevdaluk, baş kaldırma hepsi mevcut. şimdiki nesilin maalesef ruhu yok onun için hiç mi hiç şansı yok.
devamını gör...

2013'ün hiti tom odell parçasıymış. arkadaş ben mi yaşlanıyorum ne oluyorsa ben yeni keşfettim bu parçayı lanetler gelsin. çok başarılıymış.

zwette editi'nin cıstak cıstak bir altyapısı var ancak piyasa yeaa demeye dilim varmıyor, hem eğlenceli hem dinlendirici. albüm versiyonunu daha slow daha epik şekillendirilmiş; o da güzel, o da tatlış.

millet şarkının cılkını çıkarmış dinlemeklerden, ben yeni rastladım; ne güzel oldu.

''and i wanna kiss you, make you feel alright
i'm just so tired to share my nights''

oaaah
devamını gör...

1096-1099 tarihleri arasında gerçekleşen tarihteki ilk haçlı seferidir. katılan orduların miktarı ve sonuçları bakımından en önemli haçlı seferidir.
diğer haçlı seferleri gibi dalga dalga çoğunluğu dinsel heyecana kapılmış fakat önemli bir kısmı ise şahsı için macera ve avantaj arayan sürüler halindeki avrupalı hristiyanların o zaman hristiyan olan avrupa üzerinden ve balkanlardan yürüyerek, müslüman arazilere girmeleri anadolu'da anadolu selçuklu devleti ve hükümdarı kılıç arslan elinde bulunan arazilere geçerek savaşıp antakya'ya varmaları; bir büyük antioch (antakya) kuşatmasından sonra oradan suriye ve lübnan üzerinden sonra filistin'e ve kudüs'e varmaları ve 1099 yılında kudüs kuşatması, ele geçirilmesi ve katliamı şeklinde gerçekleşmiştir.
devamını gör...

"sürekli kızgın veya şikayetçi isen, insanların sana ayıracak vakti olmayacak."
stephen hawking.

sürekli dert anlatırsanız da aynı şey geçerli. kimsenin o kadar hayat enerjisi yok, mütemadiyen sizi dinleyip teselli veremez. sizin de karşınızdaki kişiye bir kaç çiçek sunmanız, onun hayatında olumlu olarak yer almanız lazım. aksi halde yalnız kalabilirsiniz. sürekli şikayet etmek, dert anlatmak kolay, biraz da "seni de yormayayım, zaten bu ara dalgınsın" demek, karşıdakinin de ruh halini fark etmek lazım.
devamını gör...

deneme konusunda yardımcı olun pls.
devamını gör...

whatsapp, öldü.
instagram, öldü.
facebook, öldü.

işte ben, normal sözlük. karşındayım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

jack london'ın eserinde geçen kızıl veba, insanın kalbinin daha hızlı atmasına, ateşinin yükselmesine ve yüzlerinin kızıl bir renge bürünmesine sebep olan bir hastalık. bence vebanın en kötü yanı, bu hastalığı kapan insanların dakikalar içerisinde topuklarından başlayıp kalplerine gelene kadar yavaş yavaş (o sınırlı dakikalar içerisine göre yavaş) hissizleşmesiydi. zaten kalbe geldiğinde ölüyorlardı.

işte kitap bu veba'dan sonra hayatta kalanları anlatıyor. daha doğrusu hayatta kalan yaşlı bir insanın torunlarına geçmişteki düzeni anlatıp şu anki dünyadan, dilin ve insanların yozlaşmasından, insanların nasıl kaba saba bir hal aldığından duyduğu hüzne şahit oluyoruz.

diğer yazar arkadaşlarım da belirtmiş fakat jack london'ın ne kadar ileri görüşlü bir kişilik olduğuna ben de bir kez daha değinmek istiyorum. övülmeyi ve takdiri kesinlikle hak ediyor çünkü 1912 yılında yayınlanan ve gelecek hakkında birçok tahminde bulunarak yazılan bir eserin gerçeklerle bu kadar paralellik göstermesi hayranlık verici. zaten kitabı okuduğunuzda çevirmenin açıklayıcı ve kısa olmasına rağmen doyurucu açıklamasını görebilirsiniz fakat kısaca bu paralelliklere değinmek istiyorum:

- kızıl veba'da kendi canını hiçe sayıp başkalarına yardım edenler günümüzde yaşanan salgındaki sağlık çalışanlarıyla ve kaosta bile başkalarına yardım edenlerle,
- insanlar zaten hemen öldüren kızıl veba ile uğraşırken keyif ve kaos çıkarmak için yangın çıkarıp kızıl vebaya eşlik eden kızıl gökyüzünü oluşturan benciller, günümüzdeki çıkarcı insanlarla paralellik gösteriyor.
devamını gör...

çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
bilmiyorsunuz. darmadağın gövdemi
çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
karanlıkta oturuyorum. ışıkları yakmıyorum.
çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.

yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.

bir yağsam pahalıya malolacağım.
ben bir bodrum kat kızıyım bayım
yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
fakat korkuyorum. birazdan da
kırk üç numara ayakkabılarınızla
bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
bu iyi olmaz bayım!”
devamını gör...

• sabah uyanırken zorlanmak; uykuya olan ihtiyacımızdan dolayı değildir, uyanınca aklımıza sorumluluklarımız geldiği için kalkmakta zorlanırız. tatil günlerinde daha rahat uyanmamız buna kanıttır.

• köy evlerinin pencereleri mavi renge boyanır. çünkü akrepler mavi rengi kırmızı olarak algılarlar. kırmızı renk onlara ateşi çağrıştırdığı için evlerden uzak dururlar.

• oxford üniversitesi öğrenciler üzerinde bir deney yapmış ve deney sonucunda saat 10'dan önce öğrenilen bilgilerin kolaylıkla unutulduğunu kanıtlamıştır. asıl bilgi alma saati 10-11 arasıdır.

(bkz: yürü be oxford)
devamını gör...

er kuşun eti yenmez. çarpıverir valla nerden geldiğini şaşırırsın.
devamını gör...

zerre umrumda olmayan durum .isteyen kısa yazar isteyen ise uzun yazar zaten bilgi almak isteyen istediği şekilde alır.
devamını gör...

kuzguncuktaki vişne sayesinde vites yükselten program.
devamını gör...

bundan da iyi rumuz olur bak.
herkesin çocukluğunda en az bir kere yaşadığı durumdur.
cemre toprağa düşer.
bahar havası gelir ve o paslı kiler kilidi açılır.
bisikletin lastiği inmiştir.
hemen lastikçiye gidilir hava ile şişirilir. siboplar değişir. zincir yağlanır ve mutlu son. frenler telleri kopuk.
devamını gör...

sözlüğün yavaş yavaş şirazesinin kaymaya başladığını gösterir. moderasyon bu duruma el atmazsa uludağ sözlük vol 2 olmaya çok yakın burası.
devamını gör...

bence olması gereken insanlık tavrı bu’dur.kimse ayırt etmeden, kötü davranılmadan sevilmelidir.insanlar olarak o kadar alışmışız ki aşağılamaya, kırmaya, rencide etmeye normal davranan birini gördüğümüzde yadırgıyoruz.

nasıl bakarsan, öyle görürsün.insan olarak herkesi eşit mesafede sevmelisin.kötülüğe bile iyilikle gitmen gerekir.senin iyiliğin seni kurtarır.kötülüğe kötülük ile cevap vermek yine senin zararınadır.kötülük mikroptur.vücuda girdiğinde aklı, kalbi her şeyi kontrol eder.

bugün haklı olarak yaptığına inandığın şey ileride genel ruh halin haline gelebilir.sevimsiz, geçimsiz, kıskanç biri haline dönüşebilir.


bence ahlak herkesi aynı anda sevmeyi gerektirir.
hepimiz eksiğiz.kimse %100 muhteşem yaratılmadı.kafamızda hale ile gezmiyoruz.
devamını gör...

atatürkçü, kemalist ve ultra(!) vatansever vatandaşlar başlığa gelmiştir. kemalistlerle liboşları bir kefeye koyup güzel sallamışsınız. kemalizm her zaman bilim ve aydınlıktan yanadır. anti demokratlığa da karşıdır. gezi olaylarında da aynı şeyler oldu antrenmanlıyız biz.

tarih bilimi metodolojisi açısından ermeni soykırımı ayrıca incelenir ki incelendi gidip araştırırsınız. biz dersimi de kabul etmiyoruz bu twitter hesabı yarın dersim ile ilgili saçma bir twit atarsa tepkimizi koyarız. ama bu ülkenin üniversitelerine ve eğitim kurumlarına yapılan saldırıları asla unutmayız hafife de almayız. boğaziçi direnişinin de yine haklı dava olduğu için arkasında dururum.

daha dün fetönün badeledikleri vatan devlet düşmanı değil iki twit atan boğaziçililer devlet düşmanı olmuş. hadi oradan. ayrıca bu kesim genel olarak ermeni soykırımını ve dersimi kabul eder fakat kemalistler kabul etmez. yine de iyi anlaşırlar çünkü iki kesim de laik ve ilerlemecidir. genelde ekonomik ve birkaç tarihi konuda ayrışırlar.

biz solcularla ve bazı liberallerle aynı kültürdeniz evet sorun mu var? ayrıştığımız konularda tartışırız ama baskıya ve gericiliğe karşı yekvücut oluruz. hadi gidin az ötede şeriatçılık oynayın. bir sjw'nin attığı twit adına bilim yuvalarını sizin kucağınıza da kayyumunuzun kucağına da atmayız. buradan al bak tesettürlü bir kadın öğrenci. yine de kayyumun karşısında. akşam nihat hatipoğlu'na bağlan sor bakalım de ki " hocam haksız bir kayyumu savunmamak için dinsizlerle birlik olmak bizi dinden çıkarır mı?"
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim