bir gün aniden kaybolup yıllar sonra finlandiya'da ortaya çıkacağım.
devamını gör...

1918-1920 yılları arasında influenza virüsüne bağlı olarak dünya nüfusunun yaklaşık olarak 3'te 1'ini etkilemiş bir pandemidir. influenza virüsü temel olarak kaz benzeri kuş türlerinde bulunur. bu virüs insanlara geçişini ise domuzlar üzerinden gerçekleştirir.
ispanyol gribi, 18 ay içinde 50 ile 100 milyon arası insanın (o dönemde yaşayan nüfusunun %3'ü) ölümüne sebep olarak insanlık tarihinde bilinen en büyük salgın olmuştur.

genel olarak 3 dalga şeklinde gerçekleştiği düşünülen ispanyol gribinin ilk dalgasında hastalığa yakalanan kişilerde genel olarak grip benzeri semptomlar tespit edilmiştir. ağustos ayı itibari ile başlayan salgının ikinci dalgası ölümcül seyretmiş ve bu seyir değişikliğinin altında yatan neden olarak virüsün ilk dalga sırasında geçirdiği bir mutasyon sorumlu tutulmuştur.

yaklaşık olarak 6 ay süren ispanyol gribinin ikinci dalgası, dünya muharebesinin etkisiyle yiyecek ve diğer kaynaklar konusunda zorda bulunan avrupa ülkelerinde ispanyol gribinin en ağır seyrettiği dönemi oluşturur. salgının bu döneminde hayatını kaybeden insan sayısının pik yapması, ikinci dalganın dünyanın farklı noktalarında aynı anda başlaması nedeniyle olduğu düşünülmektedir.

ispanyol gribine bağlı olarak kişilerde oluşan ve ölümcül bir seyir izleyebilen belirtiler genel itibari ile şu şekildedir:
burun kanaması
zatürre
ensefalit (beyin dokusunun iltihaplanması)
40 dereceyi geçen ateş
nefritik sendrom gibi böbrek problemleri
koma

salgın ispanya'da başlamamasına rağmen ispanyol nezlesi olarak adlandırılmasının sebebi ise ispanya'nın, birinci dünya savaşı'nda yer almamış olması ve askerî sansür nedeniyle diğer avrupa devletlerinde salgından söz edilmezken ispanyol basınının salgın konusunu ilk kez gündeme getirmiş olmasıdır.
türkçede 1918'den itibaren "ispanyol nezlesi" sözcüğü grubu kullanılmıştır.
ispanyol nezlesi ilk kez 11 mart 1918'de abd'nin new mexico eyaletinde tespit edildi.
salgın 1918 eylül-kasım aylarında zirve noktasına ulaşmış ve osmanlı dahil tüm dünya ülkelerini etkilemiştir. hindistan'da ?17 milyon kişi, yani ülke nüfusunun %5'i bu hastalıktan ölmüştür. abd'de nüfusun yaklaşık %28'i hastalığa yakalanmış ve 500.000 -675.000 kişi hayatını kaybetmiştir. britanya'da yaklaşık 250.000, fransa'da yaklaşık 400.000 kişinin öldüğü tahmin edilmektedir. fiji adalarında nüfusun %14'ü iki haftalık bir süre içinde ispanyol nezlesi'nden ölmüştür.

hastalığa dönemin önemli isimlerinden de yakalananlar olmuştur. max weber, ressam gustav klimt, ispanya kralı xııı. alfonso ve sophie halberstadt freud bu kişiler arasında sayılabilir. metin özata’nın yazdığı kitaba göre gazi mustafa kemal atatürk de samsun'a hareket etme hazırlıkları içerisindeyken bu hastalığa yakalanmış ve hastalığı beşiktaş'taki evinde atlatmıştır.
devamını gör...

herkes yurt dışı, sanatsal, prag, roma
bana kalan domates, bir de yumurta.*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çayı şekersiz içen zevkli mi oluyor yani.
devamını gör...

yks sınavından aldığım sonuca göre tercih etmeyi düşündüğüm bölüm. bilgisi olanlar benimle iletişime geçerse gerçekten çok mutlu olurum.
şimdiden teşekkür ederiim*.
devamını gör...

(bkz: memurland)

bir eskişehirli olarak kalbimdeki yeri ayrı olan şehirdir ayrıca.
devamını gör...

(bkz: ölecez diye gülmeyek mi?)
devamını gör...

“bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi?"

pek çok distopyanın ana fikrinin en güzel ifade bulmuş hali diyebiliriz. etçil olan martılar insanların attığı karbonhidrat ağırlıklı besinlerle ya da ölü balıklarla beslenmeye başlıyor . yolcu gemilerini ve balıkçı teknelerini takip ederek yalnızca karınlarını doyurup tek düze bir yaşam içinde döngülerini tamamlıyor. oysa böyle bir yaşam şekli hiçbir martının doğasında yok.bu durumu bir martı fark edene kadar her şey böyle sürüp gidiyor. mükemmel bir metaforun etrafında, uzatmadan yoğun ve çarpıcı bir kurguyla devam eden kitap okuyucuya kendinin hangi martı olduğunu sorgulatıyor.

martı jonathan içinde bulunduğu topluluğa uyum sağlayamıyor çünkü bu yapay bir ortam. sezgisel olarak doğruya kendi için en uyguna (ona dayatılan en uygunun dışına) gitmek istiyor. ayıplanıyor, dışlanıyor, cezalandırılıyor hatta onu yeteri kadar tecrit edebilmek için martıların onunla iletişime geçtikleri an başlarına aynı şey geleceği uyarısı yapılıyor. metinlerarası karşılaştırma yapmak gerekirse biz, 1984, fahreneit 451, cesur yeni dünya gibi eserlerde anlatılan kabus senaryolarıyla birebir örtüşüyor. tek tipleştirme, doğal ihtiyaçlarımız dışında olup bizi yöneten alışkanlıklar, kontrol altında tutulma, farklılığa tahammülsüzlük hatta buna kesin olarak izin vermeme vb. pek çok mekanizmayı gözler önüne seriyor. bunu yaparken bazen büyülü bir ortamda gibi hissettirebiliyor. bulunduğumuz fiziki sınırları aşma, düşünsel boyuta erme gibi durumlara değiniliyor. sözcüklerle ya da sayılarla çizdiğimiz sınırların sunni olduğu, mükemmelliğin sınırları olmadığı bu şekilde anlatılıyor. bir taraftan da kararlılık ve yumuşaklığın aynı anda olduğunda gerçek güce ulaşıldığına değiniliyor. martıların uçuş denemelerinde sertlik ve güç kavramlarının karıştırılmaması gerektiğini gözler önüne seriliyor. bu tarz kavramları ince çizgiler birbirinden ayırıyor ve çoğu zaman da bu sınır aşıldığından karıştırılıyor. disiplinin, sert ve hoşgörüsüz tavırlarla sağlanacağı; cesaretin sadece korkusuzluk olduğu yanılgısı gibi. oysa gerçek disiplin; esneklik,güç vekararlılıktır. cesaret ise o anki sınırlarını bilmektir. bu ince çizgiler martı jonathan tarafından etkili bir biçimde aktarılıyor.

kitapta bu tarz kavramlar irdelenirken önyargı ve koşulsuz kabul gibi konular da eleştiriliyor. örneğin martılar gece uçmaz kuralı gibi. topluluktaki bütün martılar bu kuralı sorgulamadan kabul ediyor, bir martı hariç. oysa bu tarz kuralların kullanışlılığı ve gerekliliği tartışmalıdır fakat diğer martılar farkındalıktan uzak olduğu için bunun ayırdında bile değillerdir. sorgulayan bir martı bunu açığa çıkardığında ise şiddetle karşı çıkmaktadırlar. çünkü konfor alanından çıkacaklar ve sorunlarla baş etmek zorunda kalacaklardır. rahatlarını bozmaya gelemezler ama ömürleri böyle tükenir gider. işte bu konfor alanından çıkmama yüzünden bir kuşa özgür olduğunu anlatmak dünyanın en zor şeyidir belki de.
devamını gör...

yazı yazmaktan tanım girmekten küçük öyküler yazmaktan mutlu olan insandır. yazmanın kendini geliştirmeye çok büyük faydaları vardır .
devamını gör...

aysel git başımdan ben sana göre değilim
ölümüm birden olacak seziyorum.
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
aysel git başımdan istemiyorum.
(bkz: attilâ ilhan)
devamını gör...

öyle yıkma kendini,
öyle mahzun, öyle garip...
nerede olursan ol,
içerde, dışarda, derste, sırada,
yürü üstüne üstüne,
tükür yüzüne celladın,
fırsatçının, fesatçının, hayının...
dayan kitap ile
dayan iş ile.
tırnak ile, diş ile,
umut ile, sevda ile, düş ile
dayan rüsva etme beni.

(bkz: ahmed arif)
devamını gör...

bu biraz da tercih meselesi. çabalamakta alakalı belki. göstermeyi bilmiyor olabilir ama öğrenmeyi seçmek, bunun için çabalamak, emek vermek tercih meselesi. babam hiç babasından sevgi görememiş, dedem zamanında almanya’ya işçi olarak giderlerdenmiş. yılda sadece 2 hafta gelirmiş. yani ne bir baba rolü ne de sevgisini gösteren bir baba varmış. bunlara rağmen babam dedemin izinden gitmeyi tercih etmedi. “ben böyle gördüm böyle de devam edecek” demedi. çocuklarına tüm sevgisini gösterdi. sokakta omzunda taşıdı. alıp parka götürdü. “ben babamdan görmedim, siz eksik kalmayın” dedi. halâ da öyle. büyüdük ama yine de üstümüze titriyor. yıllar evvelinde seçmediği yolu hiçte seçecek gibi görünmüyor.
devamını gör...

şu kaldırım taşları
ne çok tanıyorlar seni
gözyaşlarımla anlattım her şeyi
hiç var olmayan bizi...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

- sosyal medya bağımlılığına değinilmesi hoştu.

- aşk meşk konuştuktan sonra ilk parçanın ‘duman - her şeyi yak’ olması ve diğer müzik seçimleri aşırı iyi geldi. *

- the boys ilk sezon izlemiştim. güzel dizi.
8/10 izlenir

- süpergücüm telepati veya telekinezi olsa efsane bi hayat tasarlardım kendime. görünmez olmaktan yada uçabilmekten daha havalıdır.

- kitap önerileri teşvik edici olmuş.*

- kahve bağımlılığı abartılmıyor kendimden biliyorum. yeterli koffeini almayınca değişik tripler gösteriyo vücut. hem de sinirlerim çok çabuk bozuluyor. vahşileşiyorum istemsiz.*

- lucid rüya olayına programcıyla aynı açıdan bakıyorum. hiç uyanmak istemeyebilirim.

- sohbet güzel. keyif aldım.

haftaya daha sesli yükleyin programı lütfen.

konu geçişlerinde ki ‘hışırt’ sesi ve aralarda giren caps’ler * güzel bi dokunuş olmuş.

(bkz: detaylar önemlidir)

1 saat su gibi aktı. emeğinize sağlık. maşşallah’lı bi yayın olmuş. tebrikler, devam. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

amerikalılar birini övüyorsa düğün değil bayram değil ne oluyor diye düşünmek lazım. a.b.d ordusu vietnam'dan çekilirken, onlarla işbirliği yapanlar bizide alın diyorlardı ama amerikalıların umurunda olmadı. a.b.d ordusuyla beraber savaşan kızılderililere madalya verdiler ama savaş bitince hadi bakalım sizinle işimiz bitti, oklahoma'ya gidin dediler.
devamını gör...

fikirsel yalnızlığın devamı fiziksel yalnızlıktır. fikirsel yalnızlık öldürmez süründürür. fiziksel yalnızlık giderilebilir.
devamını gör...

30 yaş üstü yazarlar uçurulsun kampanyası diyenlerin bir kaç sene önce haberi olan dev bir grup.
telli turna
destina
yağmurun elleri
ilk aklıma gelen şarkıları.
devamını gör...

kırklı yaşlarının sonlarına yaklaşan, ispanyol senarist ve yönetmen olur kendileri.
öncelikle, çok az filmi var ve buna rağmen çok başarılı.
kendisinin lakabı:
"twist kralı". bu lakabın hakkını sonuna kadar veriyor.
hiçbir filmini yarıda bırakıp çıkamazsınız, sıkılmazsınız, film her an sizi içinde tutar.
zaten ispanyol sinemasına ayrı bir hayranlığım vardır ve sıkı takipçisiyim.
gelelim oriol paulo beyefendiye
ilk filmi 2010'da vizyona giren:
los ojos de julıa bu filmde belen rueda hanımefedinin oyunculuğu göze çarpmakta. zaten kendisini izlemekten büyük keyif alıyorum.
oriol paulo'nun çoğu filminde rol aldı kendisi.
ama en az beğendiğim filmi bu oldu diyebilirim.
ikinci olarak,
el cuerpo : iflah olmaz bir gerilimci olarak, en sevdiğim gerilim filmlerinden biri oldu bu.
benim gibi gerilim sevenlerin çoğunun en iyiler listesinde, bu filmin olduğuna eminim.
zekâ dolu senaryosu, ve tabii ki şaşırtan sonu, üzerine bir de belen rueda hanım eklenince beğenmemek hadsizlik olur.
bir diğer beğenilen ve benim de beğendiğim filmi ise:
contratiempo tam bir ters köşe filmi. imdb puanı: 8,1. sonuna kadar hak ediyor.
başrol oyuncusunun selçuk inan'a benzemesi ve oyunculuğunun biraz vasat kalması dışında hiçbir sorun yok.
bilim kurgu filmleri pek tarzım olmasa da oriol paulo filmi olduğu için izlediğim:
durante la tormenta filmine gelecek olursam, zamanda yolculuk temalı filmleri sevenler için güzel bir seçim diyebilirim.
2 saat olmasına rağmen sıkılmadan izledim.
sonu da gayet iyiydi.
son olarak geçen gün karşıma çıkan ve yine sırf senaryosunu oriol paulo yazdı diye izlediğim:
secuestro,
öncelikle twist dolu bir film.
ama filmi izlerken dedim ki:
"allah allah yanlış filmi mi izliyorum acaba?" bu kadar basit olamazdı olay örgüsü.
derken filmin sonunda oriol beyciğim imzasını attı ve yine şaşırttı.
yeni işlerini bekliyor olacağım twist kralı..
devamını gör...

ağrı kesiciye bile güvenmeyen insandır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim