zaman tüneli
ömür dediğin
bugün varız yarın yokuz.
devamını gör...
esrarengiz tesadüfler
bugüne kadar 2 sevgilim oldu2 sinin ismi de 3 harfli ve e yle başlıyor. şimdi yeni birini tanıyorum ve onun da ismi 3 harfli ve e yle başlıyor. çok ilginç.
ilerde erkek çocuğum olursa adını efe , ege koymak şart oldu.
ilerde erkek çocuğum olursa adını efe , ege koymak şart oldu.
devamını gör...
bulunduğunuz yerdeki hava durumu
istanbul'da oturduğum semtte fırtına var. terastaki eşyalar yer değiştiriyor...
devamını gör...
benim de söyleyeceklerim var
umut sarıkaya'nın penguen'deki düzyazı köşesiydi, yıllar içinde üç ciltlik kitap haline geldi. ciltler 2005, 2009 ve 2012 yıllarında satışa çıktı. mezuniyet sonrası işsizlik sendromuyla geçirdiğim yılda kafa dağıtmak adına okumuştum. saçı sakala karıştırmışken, iğrenç günleri bir bir next eylerken, sabahın altılarında henüz uyumamışken, yatağa yan yatarak kızarmış gözlerle ekranı pırpır eden bir telefondan okumak tam umut sarıkaya'lık işti. hakkını verdiğimi düşünüyorum.
ikinci ciltteki beğendiğim ve ayrıca hatrımda kalan tek hikayesini iki spoiler çubuğu arasına yapıştırayım.
al işte bitiyor. şimdi git, yeni biriyle tanışmaya çalış, olmasın, çok çalış ve bi şekilde tanış, ona daha önce anlattığın komik anıları bir daha anlat, çok sevdiğin filmleri bir daha anlat. kendini çok düzgün, onun hayatına saygılı biri gibi göster, samimiyet duvarı yıkılana kadar sofra adabına uygun yemek yemeye dikkat et. “dur fazla arayıp sormayayım da eskisinde olduğu gibi yüz göz olmayayım” diye düşün, sonra çok ara, hep ara, cebi kapalıysa kıllan evden ara. ilişkinin başında kıllandığın adam isimlerini, ilk kavgada yüzüne çarp, onu bütün arkadaşlarından soğutmaya çalış, kendi arkadaşlarının ne kadar süper insanlar olduğunu anlat. dayanamasın, ayrılmak istesin, debelen dur, yeniden süper bir ilişkinizin olacağını anlatarak bir sürü söz ver. insan olduğun için tutama, yeniden kavga çıksın. ayrılmaya karar versin. kim uğraşacak. yok artık valla ben gelemem bu kadar külfete. ne güzel rahattık, niye bitiyor ki... ama yapacak bir şey yok işte bitiyor. kendimi düşünüyorum tabii ki... kimi düşünücem, yalnızım artık.
şimdi böyle diyince de sanki bütün ilişki boyunca onu düşünmüşüm de artık kendimi düşünmeye başlamışım gibi oldu. ayağım var benim. yürüyorum onla, kalem yere düşüyor eğilmeden onla alıyorum. iş görüyor yani, hayati bir organ. şimdi durum böyleyken neden sevgilimin ayağını ya da başka bir organını kendi ayağımdan çok düşüneyim. neden istiyorlar bunu anlayamıyorum. neyse bunları tartışacak değilim. işte bitiyor, ayağımla baş başa uzun zamanlar geçirebilirim artık. aslında mutlu olmam lazım.
“nereye oturalım” diye soruyorum. “ fark etmez” diyor sonra bir kafe gösteriyor. hesabı görünce “babayarrooo” diye bağırmamanın elde olmadığı lüks bir kafe. son buluşmada böyle harcamalara ne gerek var anlamıyorum, her şeyden önce yediğimizden içtiğimizden bişey anlamıycaz ki... yine de giriyoruz. o bir kahve söylüyor yanında da browni, küçük çay yokmuş ben de bir kahve istiyorum. daha önce yüzlerce kez konuşulan şeyleri bir daha konuşmaya başlıyoruz. artık ben de inanmıyorum söylediğim yalanlara. eskiden kendi yalanıma inanıp, gözlerim yaşarıyordu. “bu topraklar böyle bir sevda görmedi be” diye düşünürdüm. anlatıyor. pek dinlemiyorum. gözüm tişörtüme takılıyor. ne lan bu? üstümü örtmesi için pamuk ve polyesterle dokunmuş bir kumaş. tasarlamış biri onu. kafamı çıkarayım diye delik yapmış üst tarafına, kollarımı çıkarmam için de iki küçük delik de yana açmış. şimdi ben kafamı bir eşyanın deliğinden çıkarıp nasıl çok ciddi şeyler anlatayım birisine. tosbağa mıyım lan ben. bu ne rezilliktir ya rabbi. o bi delikten kafasını çıkarmış beni yargılıyor, ben öbür delikten kafamı çıkarıp onaylıyorum, “aslında sen de haklısın” diyorum. hâlâ inanamıyorum böyle yaptığımıza.
sokaktan bir motor geçiyor, gürültüden söylediği çok önemli cümlenin sonunu duyamıyorum. bakakalıyorum giden motorun arkasından. “taşıt ne yaa?” diye düşünüyorum. bütün canlılar gibi insan da kendi öz gücüyle bir yerden bir yere ayaklarıyla giderken nasıl oldu da taşıta geçmeye karar verdi anlayamıyorum. yani o geçiş dönemi nasıl oldu? kendisi çeşitli ihtiyaçları olan bir canlıyken, tıpkı kendisi gibi yemek, içmek, üremek, barınmak vs... bilumum ihtiyaçları olan at’ı gördü, sonra “ben buna bineyim de şuraya gideyim” diye nasıl düşündü, bunu nasıl bir mantığa oturttu anlayamıyorum. bir canlı başka bir canlıya biniyor ve kimse bunu kimse yadırgamıyor. allah aşkına söyleyin, neresi normal bunun? at da nefes alıyor ben de ama ben ona şu anda biniyorum. peki ya atın buna hemen ikna olmasına ne demeli? iki arpaya g.tünü verir bu! bana bundan sonra kimse “at” demesin, atı övmesin.
insanın da bu at hususunda hiç ayılmaması, utanıp “ulan ne işim var canlının üstünde salayım gitsin canlıyı, ayıptır” dememesi, bu durumu normalleştirmesi de ayrı rezillik. zaten her şeyi normalleştiriyor g.tüne koyduğumun insanları. kumaştan kafayı çıkar normal, hayvana bin normal. bu arada bülent ortaçgil de “normal” ile “anormal” arasındaki kafiye uyumunu mal bulmuş gibi bulunca sevinip “normal... normal... peki, beeeeeeen miyim anormaaaallll?” diye şarkı yaptığında ne sevinmiştir dimi sevgili okurlar? çıplak ayaklarını birbirine vurup ayaklarıyla alkış tutarak çok aşırı sevinmiş olabilir bu kafiyeleri bulduğuna. bilemem, ilgilenmem de...
brownisinden bir çatal alıp bıraktı. garson tabağı gösterip “devam ediyor musunuz” dedi, “evet” dedim. insanız yalan söylüyoruz haliyle? birçok yalan söylemişimdir ilişki süresince, uzun bir ilişki dönemi yaşadık, her zaman çok sevmemişimdir de, arada bir sıkılıp, başka kızları istemişimdir, hatta aldatmışımdır denk düştüğünde kim bilir? aynı şeyler onun için de geçerli olabilir. ama aldatmamıştır lan, ben aldatılacak adam değilim. neyse bütün bunlar olurken ve ayrılma kaçınılmazken, neden hâlâ ilişki süresince çok sevdiğimizi, hiç yalan söylemediğimizi niye söylüyoruz ki birbirimize? belki ilerde tekrar bir dönüşüm olur, bundan sonraki ilişkisi bitince aslında en iyisi umut’tu diye geri dönsün intibası bırakmak için mi acaba? ya da masalsı bir tat bırakmak için mi eski sevgilinin üstünde? nedir bu kahraman olma özlemi? bilemem, ilgilenmem de...
ben sadece daha önceki ilişkilerimde olduğu gibi ona hiç yalan söylemediğimi, onu hiç aldatmadığımı söylerim. bir de hep seveceğimi eklerim. zaten normali bu. yoksa ayrılırken bıraktığı için birinin ecdadına küfür etmek insanlar için anlamsız bir hareket.
sonuç olarak işte bitti dostlarım. her şey için teşekkür edip tıpkı bir asil gibi kalktı gitti. browniyi paket yaptırıp ardından ben de çıktım. aynı istikamette olduğu için evlerimiz ve o yavaş yürüdüğü için 10 dakka sonra hemen iki adım arkasında yürüdüm. “dur paketle görmesin” diye düşünerek adımlarımı yavaşlattım... baktım olacak gibi değil, karşı kaldırıma geçip depar attım. ben onun kahramanı olamadım.
ikinci ciltteki beğendiğim ve ayrıca hatrımda kalan tek hikayesini iki spoiler çubuğu arasına yapıştırayım.
al işte bitiyor. şimdi git, yeni biriyle tanışmaya çalış, olmasın, çok çalış ve bi şekilde tanış, ona daha önce anlattığın komik anıları bir daha anlat, çok sevdiğin filmleri bir daha anlat. kendini çok düzgün, onun hayatına saygılı biri gibi göster, samimiyet duvarı yıkılana kadar sofra adabına uygun yemek yemeye dikkat et. “dur fazla arayıp sormayayım da eskisinde olduğu gibi yüz göz olmayayım” diye düşün, sonra çok ara, hep ara, cebi kapalıysa kıllan evden ara. ilişkinin başında kıllandığın adam isimlerini, ilk kavgada yüzüne çarp, onu bütün arkadaşlarından soğutmaya çalış, kendi arkadaşlarının ne kadar süper insanlar olduğunu anlat. dayanamasın, ayrılmak istesin, debelen dur, yeniden süper bir ilişkinizin olacağını anlatarak bir sürü söz ver. insan olduğun için tutama, yeniden kavga çıksın. ayrılmaya karar versin. kim uğraşacak. yok artık valla ben gelemem bu kadar külfete. ne güzel rahattık, niye bitiyor ki... ama yapacak bir şey yok işte bitiyor. kendimi düşünüyorum tabii ki... kimi düşünücem, yalnızım artık.
şimdi böyle diyince de sanki bütün ilişki boyunca onu düşünmüşüm de artık kendimi düşünmeye başlamışım gibi oldu. ayağım var benim. yürüyorum onla, kalem yere düşüyor eğilmeden onla alıyorum. iş görüyor yani, hayati bir organ. şimdi durum böyleyken neden sevgilimin ayağını ya da başka bir organını kendi ayağımdan çok düşüneyim. neden istiyorlar bunu anlayamıyorum. neyse bunları tartışacak değilim. işte bitiyor, ayağımla baş başa uzun zamanlar geçirebilirim artık. aslında mutlu olmam lazım.
“nereye oturalım” diye soruyorum. “ fark etmez” diyor sonra bir kafe gösteriyor. hesabı görünce “babayarrooo” diye bağırmamanın elde olmadığı lüks bir kafe. son buluşmada böyle harcamalara ne gerek var anlamıyorum, her şeyden önce yediğimizden içtiğimizden bişey anlamıycaz ki... yine de giriyoruz. o bir kahve söylüyor yanında da browni, küçük çay yokmuş ben de bir kahve istiyorum. daha önce yüzlerce kez konuşulan şeyleri bir daha konuşmaya başlıyoruz. artık ben de inanmıyorum söylediğim yalanlara. eskiden kendi yalanıma inanıp, gözlerim yaşarıyordu. “bu topraklar böyle bir sevda görmedi be” diye düşünürdüm. anlatıyor. pek dinlemiyorum. gözüm tişörtüme takılıyor. ne lan bu? üstümü örtmesi için pamuk ve polyesterle dokunmuş bir kumaş. tasarlamış biri onu. kafamı çıkarayım diye delik yapmış üst tarafına, kollarımı çıkarmam için de iki küçük delik de yana açmış. şimdi ben kafamı bir eşyanın deliğinden çıkarıp nasıl çok ciddi şeyler anlatayım birisine. tosbağa mıyım lan ben. bu ne rezilliktir ya rabbi. o bi delikten kafasını çıkarmış beni yargılıyor, ben öbür delikten kafamı çıkarıp onaylıyorum, “aslında sen de haklısın” diyorum. hâlâ inanamıyorum böyle yaptığımıza.
sokaktan bir motor geçiyor, gürültüden söylediği çok önemli cümlenin sonunu duyamıyorum. bakakalıyorum giden motorun arkasından. “taşıt ne yaa?” diye düşünüyorum. bütün canlılar gibi insan da kendi öz gücüyle bir yerden bir yere ayaklarıyla giderken nasıl oldu da taşıta geçmeye karar verdi anlayamıyorum. yani o geçiş dönemi nasıl oldu? kendisi çeşitli ihtiyaçları olan bir canlıyken, tıpkı kendisi gibi yemek, içmek, üremek, barınmak vs... bilumum ihtiyaçları olan at’ı gördü, sonra “ben buna bineyim de şuraya gideyim” diye nasıl düşündü, bunu nasıl bir mantığa oturttu anlayamıyorum. bir canlı başka bir canlıya biniyor ve kimse bunu kimse yadırgamıyor. allah aşkına söyleyin, neresi normal bunun? at da nefes alıyor ben de ama ben ona şu anda biniyorum. peki ya atın buna hemen ikna olmasına ne demeli? iki arpaya g.tünü verir bu! bana bundan sonra kimse “at” demesin, atı övmesin.
insanın da bu at hususunda hiç ayılmaması, utanıp “ulan ne işim var canlının üstünde salayım gitsin canlıyı, ayıptır” dememesi, bu durumu normalleştirmesi de ayrı rezillik. zaten her şeyi normalleştiriyor g.tüne koyduğumun insanları. kumaştan kafayı çıkar normal, hayvana bin normal. bu arada bülent ortaçgil de “normal” ile “anormal” arasındaki kafiye uyumunu mal bulmuş gibi bulunca sevinip “normal... normal... peki, beeeeeeen miyim anormaaaallll?” diye şarkı yaptığında ne sevinmiştir dimi sevgili okurlar? çıplak ayaklarını birbirine vurup ayaklarıyla alkış tutarak çok aşırı sevinmiş olabilir bu kafiyeleri bulduğuna. bilemem, ilgilenmem de...
brownisinden bir çatal alıp bıraktı. garson tabağı gösterip “devam ediyor musunuz” dedi, “evet” dedim. insanız yalan söylüyoruz haliyle? birçok yalan söylemişimdir ilişki süresince, uzun bir ilişki dönemi yaşadık, her zaman çok sevmemişimdir de, arada bir sıkılıp, başka kızları istemişimdir, hatta aldatmışımdır denk düştüğünde kim bilir? aynı şeyler onun için de geçerli olabilir. ama aldatmamıştır lan, ben aldatılacak adam değilim. neyse bütün bunlar olurken ve ayrılma kaçınılmazken, neden hâlâ ilişki süresince çok sevdiğimizi, hiç yalan söylemediğimizi niye söylüyoruz ki birbirimize? belki ilerde tekrar bir dönüşüm olur, bundan sonraki ilişkisi bitince aslında en iyisi umut’tu diye geri dönsün intibası bırakmak için mi acaba? ya da masalsı bir tat bırakmak için mi eski sevgilinin üstünde? nedir bu kahraman olma özlemi? bilemem, ilgilenmem de...
ben sadece daha önceki ilişkilerimde olduğu gibi ona hiç yalan söylemediğimi, onu hiç aldatmadığımı söylerim. bir de hep seveceğimi eklerim. zaten normali bu. yoksa ayrılırken bıraktığı için birinin ecdadına küfür etmek insanlar için anlamsız bir hareket.
sonuç olarak işte bitti dostlarım. her şey için teşekkür edip tıpkı bir asil gibi kalktı gitti. browniyi paket yaptırıp ardından ben de çıktım. aynı istikamette olduğu için evlerimiz ve o yavaş yürüdüğü için 10 dakka sonra hemen iki adım arkasında yürüdüm. “dur paketle görmesin” diye düşünerek adımlarımı yavaşlattım... baktım olacak gibi değil, karşı kaldırıma geçip depar attım. ben onun kahramanı olamadım.
devamını gör...
bulunduğunuz yerdeki hava durumu
mgm dün ve bugün için gökgürültülü sağanak yağışlı diyordu. güneşte 32-33 derece gördük. yarın da gök gürültüsü ve sağanak yağış olacakmış. ben mayomu hazırlayıp denize gideyim. demek ki mgm doğru tahmin yapamıyor ama accuweather cuk oturtuyor.
devamını gör...
4 kasım 2023 fenerbahçe trabzonspor maçı
kalan 10 dakikada 2 penaltı daha verilse bu iş biter. hadi çocuklarkldjfsdf.
devamını gör...
4 kasım 2023 fenerbahçe trabzonspor maçı
sığınaklara
devamını gör...
chp 38. olağan kurultayı
tabanın zihniyeti değişmeden chp'den bir cacık olmayacağının tescilidir. oy vermeyen kitlenin otekilestirilmesi hangi mantığa sığar.
devamını gör...
iz bırakan şarkı sözleri
durma söyle, neler oldu gülen yüzünde?
haykırdım sebep oldu, neden diye.
güncel gürsel artıktay bana da sorma
devamını gör...
4 kasım 2023 fenerbahçe trabzonspor maçı
şaka gibi bir hakem bakalım fenerbahçe'nin yenmesi için daha neler yapacak.
devamını gör...
4 kasım 2023 fenerbahçe trabzonspor maçı
tam ciddi olacağım bir gülme geliyor. bu fenerliler çok erken havaya girmişlerdi.pazartesi sendromunu yine fenerli arkadaşlar sayesinde yeneceğiz bu hafta.
tek eğlence fenerbahçe..
tek eğlence fenerbahçe..
devamını gör...
4 kasım 2023 fenerbahçe trabzonspor maçı
fenerbahçe'nin güçlü rakibi karşısında gösterdiği mücadele bütün anadolu takımlarına örnek olmalı. bu şekilde devam ederlerse bu maçtan 1 puan koparabilmeleri asla hayal değil.
devamını gör...
kuaförde kahve içmek
bunu pek tavsiye etmem. niye mi çünkü bazıları fincanları ya da başka kullanılan eşyaları sabunlamadan servise koyuyor. özellikle yoğunluk mu var hiç tercih etmeyin. edecekseniz kağıt bardaklarda isteyin. bu sefer cezve olayı akla geliyor tabi. bilmiyorum ama benim çalıştığım bütün çalışma ortamlarında 4/4'lük hijyen yakalamış hiçbir yere denk gelmedim. bu iş yerlerindeki her türlü temizlik anlayışı için geçerli. insanlar temiz bile değilken daha biz temizlik anlayışı arıyoruz.
evimde rahat dışarıda biraz(!) takıntılı bir insanım. en azından yapılırken göreyim kafasındayım. bunları o pasaklı ve iğrenç insanlara denk geldiğim için yapıyorum...
evimde rahat dışarıda biraz(!) takıntılı bir insanım. en azından yapılırken göreyim kafasındayım. bunları o pasaklı ve iğrenç insanlara denk geldiğim için yapıyorum...
devamını gör...
balık mezatı
ağzımın suları akarak izliyorum hep... mekan urla...
janti ... bu sana...video baya eski, şu an o balık 15 bin.
www.youtube.com/shorts/GNtY...
janti ... bu sana...video baya eski, şu an o balık 15 bin.
www.youtube.com/shorts/GNtY...
devamını gör...
chp 38. olağan kurultayı
kk yine seçilmiş. yahu palyaço partisi bu başka bir şey değilmiş.
devamını gör...
seri tanım silememe haksızlığı
biz bir aileyiz saçmalığına da girin isterseniz. isteyen istediğini kimseye hesap vermeden, kolayca silebilmeli.
devamını gör...
eğitim hayatı boyunca en sevilen ders
(bkz: biyoloji)
8 yaşındayken duvarımda bilim teknik dergisinin posteri asılıydı ve hayalim, büyüyünce ilk kopya koyun dolly’den yapmaktı.
ulan 8 yaşındaki vizyonumu bir daha hiç yakalayamadım.
neyse eve gidip bezelyeli pilav yapayım. *
8 yaşındayken duvarımda bilim teknik dergisinin posteri asılıydı ve hayalim, büyüyünce ilk kopya koyun dolly’den yapmaktı.
ulan 8 yaşındaki vizyonumu bir daha hiç yakalayamadım.
neyse eve gidip bezelyeli pilav yapayım. *
devamını gör...
eğitim hayatı boyunca en sevilen ders
çoğu dersi sevdiğim için karar vermesi zor. ama biyolojiyi kayıracağım sanırım. bu dersi berbat öğretmenlere rağmen sevmeye devam ettim. hiçbir şey beni soğutamadı. (başlarda coğrafya da beni çok mutlu ediyordu. ne zaman ki hoca sınıfı ikiye bölüp performans ödevi olarak dış ve iç kuvvetleri verip, özenli ve baya görsel kullandığım yaklaşık 38-43 sayfalık performans ödevime 85'i layık gördü o zamandır sevmiyorum. başak burcu olarak kağıt düzeninden, yazımdan vs. bahsetmeme gerek yok. eğri büğrü kesilen resimlerle düzensiz yapıştırılmış ve yazıda bile düzeni yakalayamamış çirkin yazılı kişiye 90-95 vermişti. ve yanlış hatırlamıyorsam 95 yani. kağıtları da kırışıktı. bu tamamen zoruma gitmiş, beni hem ondan hem de dersten soğutmuştu. yazım güzel ve hızlı yazdığım için diye sınıfta tahtaya hocanın notunu geçirende bendim. hakkımı yemeye utanmadın mı? anladım utanmadın. helal etmemekten utanmıyorum ben de.)
devamını gör...
seri tanım silememe haksızlığı
madem silecektin neden yazdın?
devamını gör...
