zaman tüneli

bu soruların cevabını yıllar önce sosyal çevreme anlatıp söylüyordum, çok yıllar önce herkes bana bir tarafı ile gülüp, "hadi oradan sen kimsin?" deyip he he deyip konuyu geçiştiriyorlardı. şimdi herkese çok basit bir cümle ile google bizi dinlemiyor ne dinlemesi... falan desem tam tersini savunsam kimseye inandırıcı gelemem.

sosyal medya da "yalan hayatlar, sahte yüzler, güya mutluluk resimleri" gibi eleştiriler yapılır sürekli. sosyal medya kullanan kişiler aşağılanır. klasik eleştirilerin arasında ise yediğini içtiğini paylaşan, yurt dışına gitmiş tatil fotoğraflarını paylaşan, "sevgili kocacığına aşkımlar canımlar diye hikayeler paylaşıyor bize ne git kocanın yüzüne söyle" diye söylenen insanlar. (ortalama basit bir insanın mükemmel bir hayat yaşadığına dair görüntüler paylaştığı, aslında çok mutsuz olduğunu söyleyen kullanıcı kitleye karşı bir eleştiri yapma hakkına sahip değilim, sosyal medya kullanan kişilerde benim eleştiri alanıma girmez. insan o kadar da kötü bir canlı değil aslında, kötü ve eğitilmemiş kişileri biz çok göz önüne getiriyoruz, konuşuyoruz... sorunların temeli insanlar değildir.)

sosyal medyayı bende yıllardır hiç kullanmıyorum, telefonu özlediğim için ve ya sohbet etmek içinde kullanmıyorum. benden uzakta olan sevdiklerim yanına gittiğimde farklı şehirlerde telefonun üzerindeki numaraları çevirip, ben geldim deyip görüşebiliyorum. görüşmediğimiz zamanlarda beni sosyal medyada fotoğraflarımı görmese de, benden haber almasa da dahi beni eskisi gibi görüp bildiği zaman sohbetimiz kaldığımız yerden devam ediyor, olumsuz tarafı ise bazı arkadaşlarım eski sosyal çevremde olan ve evime dahi sık sık uğrayan arkadaşlarım artık beni ölü biliyor. çok yıllar sonra telefon açıp aradığımda açmıyorsa ben artık ölü ve öylesine bir insan olmuş oluyorum, onlara göre "bunca zaman hiç aramadın seni tek bir karede fotoğrafını göremedik haber vermedin, hayrola şimdi ne arayıp duruyorsun." diyebiliyorlardır. iletişim insan ilişkileri, sevgi, arkadaşlık, samimiyet... şarjı bitebilen bir cep cihazların içindeki işletim sistemine bakılıyor, teknolojik özel şirketlerin kullanıcısı değilseniz siz iyi bir arkadaş olamazsınız, öylesine ölmüş bir insansınız.

bir iki hafta önce çok eski liseden beri görüştüğüm lise kız arkadaş grubumla dışarıda buluşmaya karar verdik. lise arkadaşlarımla şehir değiştirdiğimde görüşmüyordum, aralarından ikisi ile çok eski zamanlarda mektupların kullanıldığı zamanlarda mektuplaşıp arkadaşlığımızı sürdürüyorduk, ben uzak bir şehirde özlemimi sevgimi mektup yazarak gideriyordum, o mektuplardan sonra türkiye de telefon kullanımı çoğaldı ve artık kimse mektup yazmamaya başladı, facebook; "ilk okul arkadaşını bul" sloganı ile herkesi bağlamıştı. o dönem facebook açmış tıpkı instagram gibi kullanıyordum. internetim yoktu, en yakın arkadaşımın evine gittiğimde onun bilgisayarını açtığımda facebook sayfamı açıp fotoğraf paylaşıp bir iki şeyi beğenip anında kapatırdım. bilgisayar masasında facebook' un karşısında olmak beni aşırı derecede sıkar ve kocaman bir "öff" diyerek yerimden kalkardım, beş dakikadan sonra sosyal medya beni aşırı derecede sıkardı, oturmak, bakmak, görmek istemezdim.

internet ile çok zaman sonra çok yıllar sonra kullanmaya başladığımda, evime internet bağlattığımda facebook artık benim vazgeçilmez bir bağımlılığıma dönüşmüştü. artık beş dakika kapalı olsun sıkılırdım. facebook sayfama beş dakika bakmazsam sıkılırdım, aşırı derecede bakmak bilgisayarın karşısında olmak isterdim. artık facebook kullanmıyorum, çok zaman önce her şeyimi silip kapattım.

tekrar şehir değiştirdim ve sosyal çevrem değişti, şimdi liseden beri tanıdığım arkadaş grubum ile arada görüşüp konuşuyoruz. onlarla en son görüşmemizde aşırı derecede mutsuz olduğumu, depresyonda olduğumu, iyi olmadığımı dile getirmiştim. sosyal medya kullanmayan bir arkadaşları bu sözleri söylerken ne kadar inandırıcı geliyor, "sen depresyonda olsan şu an bizimle görüşmezdin, dışarı çıkıp eğlenmezdin, yüzün gülmezdi, gayet iyi görünüyorsun, saçların çok güzel, yüzünde makyaj var, bugün kıyafetlerini çok beğendim, o kadar da kötü değilsin, öyle mutsuz değilsin, bence iyisin iyi..." gibi sözleri duyunca acaba ben iki yüzlü müyüm diye aklımdan geçiriyorum sonra instagram kullanmama rağmen tıpkı bir instagram kızı gibi sokaklarda dolaşınca kimse söylediğiniz mutsuzluklara pek aldırış etmiyor diyorum.

başlığın altına benim yazmadığım aklımdan geçirdiğim bir çok şeyi, google hesabım biliyor. aşırı uzun bir yazı olması endişe ile bir çok şeyi yazmadığımı biliyor. benim ne kadar berbat hissettiğimi, mutsuz olduğumu en yakın arkadaşlarımdan daha iyi biliyordur kesin. google hesabım en yakın arkadaşlarımdan daha yakın, tıpkı ben gibi yedi yirmi dört saat yanımda olan bir şey ne kadar yanılabilir? google' un diğer yan hesapları youtube ve ya bir başka şeyleri kullandığımı biliyorum, sözlüğe yazı yazıyorum, kör sağır dilsiz bir insan değilim.

dilsiz bir insan olsaydım ve tıpkı bir kabile insanı gibi şehir hayatımda devam etseydim benim hakkımda edinebilecek doneleri zor bulurdu, sadece kameralar devreye girebilir ve fiziki hallerim tavırlarım davranışlarım belirlerdi ne düşündüğümü. tekrar ediyorum hiç bir cihaz kullanmayan bir birey olsaydım, sosyal çevremde ailemde cihazlar kullanan insanlar olduğundan dolayı, sesim, görüntüm, size ait olmayan bir başka cihazlarda görünebilir hale geliyor. masada karşınızda duran bir insanın elindeki telefonun kamerası size dönük ve sizin sesinizi algılayabilecek bir teknolojide ise, ben teknolojiye karşıyım, telefon kullanmıyorum, internet falan benim evimde bağlı değil derseniz kendinizi kandırmış olursunuz. sokaklar, toplu taşıma araçları, evler, tuvaletler, aklınıza nereler geliyorsa her yerde kamera, ses, multimedya, teknolojik aletlerin sayısı aşırı derece çok fazla ve çoğalmaya da devam ediyor, siz isteseniz de istemeseniz de sesiniz, görüntünüz, değişik bir algoritmanın içinde yer almaya devam ediyor. dağlara gidip ben bir bağ evinde yaşamak istiyorum, başlarım teknolojiden, aşırı karşıyım hiç sevmiyorum deseniz bile tıpkı ölü bir insan olmayı kabul etmeniz gerekiyor, herkesten uzak ve tek başına yalnız... insan doğasına aykırı bir şey yapabilmesi zordur ve çok sürmez, mecbur iletişimi sağlamak zorundasınız.
devamını gör...

tuttu.
sahte bir kalabalık yerine tercihin kaliteli bir yalnızlık olur değil mi?
devamını gör...

tuttu hemde çok anlatamam...............



spor ayakkabi giymeyi çok seviyorsun...
devamını gör...

tuttu
film izlemeyi seviyorsun değil mi?
devamını gör...

tükenmek galiba.

hastalanınca, mevsimsel yhaaa diye gazlayan ahbaplar gibi.

mevsimsel darlanıyorum çocuklar.

istifa etmediğim ne gecem ne gündüzüm kaldı. bunu düşünüyorum durmadan. bitik hissediyorum.
devamını gör...

tutmadı.
futboldan anlamıyorsun değil mi?
devamını gör...

tereyağı +salça+su. kıvamı yakalayınca baharat ekleyin. köri, karabiber. isterseniz biraz sirke damlatın. ben beğeniyorum.
devamını gör...

kazanırsa güzel olur. hatta çok güzel olur.
devamını gör...

şu an biri var dese deli derler.
devamını gör...

yani şimdi esat'ın dört yolundan, tunalıya inerek, kuğulu parkın arkasından kıtır'da bir bira içip, mola verdiğim. akün'den de bayındıra doğru kaptırıp, sakarya'da biraz daha demlenip, olgunlardaki barlara zıpladığım falan hep gözümün önünde.

20 küsür yıllık dostlarım var dört bi yanda.

özlediklerim bunlar.

2 hadi bilemedin 3 gün sonra tadı kaçar ankara'nın farkındayım ama çok uzun zaman oldu gidemeyeli. her sene bu sonbahar kesin giderim deyip b.ktan iş hayatı yüzünden bir türlü fırsatını yakalayamıyorum.

ciddi ciddi s.kucam işine de gücüne de ya.
devamını gör...

yarın gideceğim olan şehir. sevgiliyle gidilecek, önerebileceğiniz yerler var mı ?
devamını gör...

karanlık gecenin ufkunda
gitmek mi kolay yoksa kalmak mı
bir kez daha savurup ruzgarinda kaybolmak mi
zihnim prangalar içinde tutsak kaldı
gelde kurtar esaretinden
gelmek mi zor bulmak mi
es her yerden rüzgarın yeri göğü savursun
vur vurdukca dağ taş oyulsun
bu aşk herkesi yaksin kavursun...


(ne yazdim be hey maşallah )
devamını gör...

the impossible

fransız yazar ve filozof georges bataille imzalı 172 sayfalık eserdir.

sohbet eder gibi samimi bir dille kaleme almıştır.
işlenen temalar huzursuzluğun kitabı ile benzerlik gösterir.


gerçekçilik bende bir yanlışlık izlenimi uyandırı­yor.
bu gerçekçi deneyimlerin yoksulluğu duygusundan kurtulan tek şey, şiddettir.

yalnızca ölümün ve arzu­nun soluğu bastırma ve kesme gücü vardır. yalnızca arzunun ve ölümün aşırılığı hakikate ulaşmamızı sağ­lar.

s/ 7
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hiç çalışmak istemiyorum. amele gibi işsizlik maaşı bağlatıp 1-2 ay m.llamak çok tatlı geliyor beynime.
devamını gör...

çok feci bir olay. orada daha önce görev almış bir mühendis arkadaştan çok daha beter görseller aldım whatsapp üzerinden. zart diye gönderdi lavuk insan bi uyarır.
devamını gör...

objektif bir göz olması açısındadsaad

yok be. çok derin derin anlatmamak lazım kendini. neme lazım. bir gün yollar kesişir düdük gibi kalırız. taksim'in ayakta bira içilen barlarında 'hocam şerefe' muhabbeti hoş, orada bırakmalı. o noktada mesafeyi korumalı. şöyle böyle hikayelerim var diye açılmamalı.

bence yani. yada goygoy çevirmek hoş.

tanımadığın insana içini açmak bana göre değil. hem adama/kadına ne oluyoo, çare mi bulacaklar bira bitmeden. bir şey çıkmaz 'herif de amma dertliymiş kafa açtı' der geçerler hocam arkandan.

böyle şeyler bana göre değil. cool adamı oynamak daha hoş fsdfsdfs
devamını gör...

ben zannedersem zeki müren kadar yalnızım ve bu yalnızlık da bana lazım. bu beni besliyor, bana öğretiyor, beni eğitiyor ve tanımlıyor. yolum böyle uzanıp gidecekmiş meğer. ve benim en derin sevdam bu yalnızlıktan doğacakmış...

kalbimde tek bir sevda var, ve bu sevda en büyük, en saf olan sevda. o kadar kutsal o kadar büyük...
bin yıl kimseyi aramam, bin yıl yaşasam da aramam.. böyle bir sevda can bulmuşken içimde, ben mutluyum..

benimle zamanın birinde bir şeyler düşünmüş, beni kendine münasip görmüş, benim de muhtemelen yakınlık hisseder gibi olduğum insanlara karşı salakça tutumum günün sonunda beni üzmüştür hep. bir şeyler konuşup dertleşmenin sonrası duygusal olarak yakınlaşmaya çıkmamalıydı. çünkü böyle bir olayın sonrası bende hiç olmamıştı, yoktu. yani normal insanlar gibi böyle bir olayı yeni bir hikayeye geçmenin aracı olarak görmemiş, değerlendirmemiştim.. repertuarımda olmayan şeyler benden beklenir olmuştu.. ve her şeye rağmen haklı gelişen beklentilere de cevap verememiş olarak bulmuştum kendimi. çünkü aslında en başından sonuna kadar böyle bir şeyi amaç edinmiyordum. o zaman da ne oldu? bu noktada doğal olarak bir karşılık verme korkusuyla, baskısıyla karşılaşmış oldum. ve bu ruhuma çok ağır bir yük gibi geldi...
aslında benim böyle şeylerle hiç alakam yoktu. ve ben böyle bir şey istemiyor ve dilemiyordum. tabii kendimi anlamak ve açıklayabilmek bile epeyce bir zamanımı almış olmalı. şimdi bunu daha iyi anlıyorum.
ve hala daha kendime kızgınım. daha en başından kesip atmak ya da karşındaki insanla öyle bir pozisyona girmemek en doğrusuymuş. bu kızlar da hep yanlış adreslerde dolaşıyorlar işte. hep de benim suçum değil sonuçta. zaten kaçtım yani. yapamayacağımı anlamış olmaları gerekir. zaten yıllardan beridir de kimseyle asla mesajlaşıp böyle yanlışlara girmiyorum. şükür bitti.. oh.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
aşk
devamını gör...

devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim