zaman tüneli
kum dökmek
şimdi evde kıvranıyorum, başlığın denk gelişine bak. bundan sebep 2 saat sonra üroloji randevum var. senede 1 kez falan olurdu şimdi ortalama her ay tekrarlayan korkunç bir ağrı çekiyorum. neredeyse her ramazan hastanelik oluyorum, susuz kalmayı affetmiyor bu maraz. büyük ihtimalle artık kum değil, taş oluşmuş olabilir. bu arada ciddi ciddi ağlatıyor yerde 2 büklüm ağlatır adamı.
devamını gör...
takım elbise
giyen kişinin taşıyabiliyor olması, bedenine uygun olanı seçmesi çok önemli. jilet gibi üzerine oturan bir takım elbiseyle, kolları uzun, omuzları havada, paçaları ayakkabının üzerine fazlaca dökülmüş bir takım elbise giymek aynı etkiyi yaratmıyor.
ilki, iyi yönde dikkat çekerken; ikincisi, ya hiç dikkat çekmiyor ya da tamamen önemsiz bir kişi olarak kodlanıyor.
ilki, iyi yönde dikkat çekerken; ikincisi, ya hiç dikkat çekmiyor ya da tamamen önemsiz bir kişi olarak kodlanıyor.
devamını gör...
nöbetçi radyo yayını
bu akşamki yayınımızı fenerbahçe'nin avrupa mücadelesi nedeniyle ve de paranoyak deli'nin dün program yapması sebebiyle yarın akşama aldım.
yarın akşam yine hazırladığım güzel bir listeyle yayında olacağım.
yarın akşam 22:00'de görüşmek üzere.
yarın akşam yine hazırladığım güzel bir listeyle yayında olacağım.
yarın akşam 22:00'de görüşmek üzere.
devamını gör...
real madrid
dünyanın en büyük kulübü. kazanma kültürünün en büyük temsilcisi.
bu adamlar şampiyonlar ligi yani o zaman ki adıyla şampiyon kulüpler kupasını başladığı zaman üst üste 5 sene almışlar. tarihte kalmış falan deniyordu, yakın tarihte üst üste 3 kere daha aldılar. bunun önemini şöyle söyleyelim, üst üste 2 kere ucl kazanan yok.
ucl'yi en çok kazanan 2. ve 3. kulübün kupa sayılarını toplasan madrid'le anca baş edebiliyor.
bu adamlar için her dönem bir rakip çıkartılıyor bu sene city efsane hadi yensin de görelim diyorlar, adamlar tokatlayıp geçiyor. liverpool bu sene bambaşka diyorlar, vurup geçiyor.
dünyanın en iyi ligi premier lig deniyor mesela. birkaç sene önce premier ligin şampiyonunu, önceki sene ucl sampiyonu olmuş olanını, senenin en formda takımı denilenini, o yılın liderini hepsini üst üste koyup kombo yapmıştı real.
tüm takımlara her sene kafa tutabilecek haldeler, en kötü zamanlarında bile. herkese de üstünlerdir. 1 kere elensinler, 5 kere elerler eşleşmelerde. buna bayern'inden liverpool'una, united'ından chelsea'sinden paris'e milan'a kadar her takım dahil.
her oyuncunun hayali real'e gitmek. hangi takımda oynarsa oynasın oyuncular, real çağırınca gitmeyecek adam sayısı futbol tarihinde istisnadır. peki prim döneminde real'deyken başka takıma gitmiş olan var mıdır. bu bambaşka bir seviye.
tabi madrid sevmeyenlere göre şu durumların hepsi bal. bunlara göre tanrı koyu bir madridista.
bu adamlar şampiyonlar ligi yani o zaman ki adıyla şampiyon kulüpler kupasını başladığı zaman üst üste 5 sene almışlar. tarihte kalmış falan deniyordu, yakın tarihte üst üste 3 kere daha aldılar. bunun önemini şöyle söyleyelim, üst üste 2 kere ucl kazanan yok.
ucl'yi en çok kazanan 2. ve 3. kulübün kupa sayılarını toplasan madrid'le anca baş edebiliyor.
bu adamlar için her dönem bir rakip çıkartılıyor bu sene city efsane hadi yensin de görelim diyorlar, adamlar tokatlayıp geçiyor. liverpool bu sene bambaşka diyorlar, vurup geçiyor.
dünyanın en iyi ligi premier lig deniyor mesela. birkaç sene önce premier ligin şampiyonunu, önceki sene ucl sampiyonu olmuş olanını, senenin en formda takımı denilenini, o yılın liderini hepsini üst üste koyup kombo yapmıştı real.
tüm takımlara her sene kafa tutabilecek haldeler, en kötü zamanlarında bile. herkese de üstünlerdir. 1 kere elensinler, 5 kere elerler eşleşmelerde. buna bayern'inden liverpool'una, united'ından chelsea'sinden paris'e milan'a kadar her takım dahil.
her oyuncunun hayali real'e gitmek. hangi takımda oynarsa oynasın oyuncular, real çağırınca gitmeyecek adam sayısı futbol tarihinde istisnadır. peki prim döneminde real'deyken başka takıma gitmiş olan var mıdır. bu bambaşka bir seviye.
tabi madrid sevmeyenlere göre şu durumların hepsi bal. bunlara göre tanrı koyu bir madridista.
devamını gör...
aşkenazi yahudilerinin türk kökenli olması
yahudi değil de musevilerinin diyelim. çünkü yahudi bir ırkın adı iken
musevilik bir dinin adıdır.
musevilik bir dinin adıdır.
devamını gör...
ilişkiyi yöneten taraf
iki taraf da bunu kabullendiğinde huzurlu bir ilişki olma ihtimali yüksektir. burada, biri diğerini ezecek, köpek çekecek, hayatına müdahele edip, nefes aldırmayacak gibi bir durumdan bahsetmiyorum. bu iş, 51-49 gibi de olabilir ama bir taraf çekip çeviren, diğer taraf da uygulayan taraftır genelde. ilişkilerde, ben hep son sözü söylemeyi tercih ediyorum. "peki bi denem, çatalkaram, çingenem" diyorum. başımı okşatıyorum, kurabiyemi alıyorum. mis gibi hayat.
devamını gör...
makarnaya en çok yakışan şey
limon ve kuşkonmaz. deneyin, pişman olmayacaksınız. makarna tercihiniz farfalle olsun.
devamını gör...
makarnaya en çok yakışan şey
mantar ve de tavuk. tabii krema da.
krema olursa her türlü kurtarır makarna bence. ama iyi bi krema olması lazım.
krema olursa her türlü kurtarır makarna bence. ama iyi bi krema olması lazım.
devamını gör...
makarnaya en çok yakışan şey
luayikçi rejimin % 80'lik nufusu. özal'a kadar pilav ve ekmek, özal'dan sonra maharna ve beyaz ekmek .
devamını gör...
kum dökmek
bazen taş düşürmeye de eşlik edebilen böbreklerde biriken kristalize tuzların (sistin, fosfat, oksalat ) idrar yoluyla atılması olayıdır .
ayrıca 5mm'den küçük taşların düşürülmesine de kum dökmek deniliyor.
3-4 günden 2 haftaya kadar çıkan sürelerde kum dökme sürebiliyor. mide bulantısı, kusma, idrarda renk değişikliği ve yoğunluk, mesane bölgesine veya üstüne vuran ağrı, belin sağ veya sol arka kısmında ağrı, belin kuyruk sokumu üstünde ağrı ve hatta sindirim sorunları gibi belirtiler gösterebiliyor.
ağır sancılı hastalar acilde soluğu alır ve sonrasında idrar tahlili ve film çekilmesi ile teşhis koyulur.
kas gevşetici, ağrı kesici iğne ile 8-10 saat rahatlama sağlarlar.
doktorlar genellikle bol su için diyerek idrar söktürücü ilaçlar yazıp eve yollarlar.
benim başıma geldiğinde fenaydı. acilde kıvrana kıvrana ağlamıştım. 4-5 gün acile gidip iğne vurundum sonra hafifledi.
aslında masa başı çalışanların düzenli koşu yürüyüş yapması gerekiyor. hareketsiz bir yaşam sonrasi yaptığım birkaç ağır iş kum dokmeme sebep oldu. gerçi annemde de vardı aynı sıkıntılar en sonunda paratroid'inde sıkıntı olduğu ve kalsiyumun birikmesi sonucu taş oluştuğu teşhisi koydu doktorlar.
paratroidleri alındı ama bu sefer de ömür boyu kalsiyum takviyesi alması gerekecek .
ayrıca 5mm'den küçük taşların düşürülmesine de kum dökmek deniliyor.
3-4 günden 2 haftaya kadar çıkan sürelerde kum dökme sürebiliyor. mide bulantısı, kusma, idrarda renk değişikliği ve yoğunluk, mesane bölgesine veya üstüne vuran ağrı, belin sağ veya sol arka kısmında ağrı, belin kuyruk sokumu üstünde ağrı ve hatta sindirim sorunları gibi belirtiler gösterebiliyor.
ağır sancılı hastalar acilde soluğu alır ve sonrasında idrar tahlili ve film çekilmesi ile teşhis koyulur.
kas gevşetici, ağrı kesici iğne ile 8-10 saat rahatlama sağlarlar.
doktorlar genellikle bol su için diyerek idrar söktürücü ilaçlar yazıp eve yollarlar.
benim başıma geldiğinde fenaydı. acilde kıvrana kıvrana ağlamıştım. 4-5 gün acile gidip iğne vurundum sonra hafifledi.
aslında masa başı çalışanların düzenli koşu yürüyüş yapması gerekiyor. hareketsiz bir yaşam sonrasi yaptığım birkaç ağır iş kum dokmeme sebep oldu. gerçi annemde de vardı aynı sıkıntılar en sonunda paratroid'inde sıkıntı olduğu ve kalsiyumun birikmesi sonucu taş oluştuğu teşhisi koydu doktorlar.
paratroidleri alındı ama bu sefer de ömür boyu kalsiyum takviyesi alması gerekecek .
devamını gör...
makarnaya en çok yakışan şey
pesto sos&mantar.
yanında ne içersen iç güzel gidiyor.
yanında ne içersen iç güzel gidiyor.
devamını gör...
türkçede çok anlama gelen kısa kelimeler
tşk.
devamını gör...
türkçede çok anlama gelen kısa kelimeler
göz, el, ayak.
bunları yazan olmamış.* oysa onlarca anlama geliyorlar.
bunları yazan olmamış.* oysa onlarca anlama geliyorlar.
devamını gör...
ilişkiyi yöneten taraf
karşı tarağın bağlanma stilini bilinçli veya bilinçsiz bir yerden çözmüş, anlamış, görmüş manipülatör taraftır. *
zamanında yürütülüre de inanmışım. olması gereken tabi bu.
zamanında yürütülüre de inanmışım. olması gereken tabi bu.
devamını gör...
babanı öldürüp annenle yatsan da tövbe edebilirsin
şimdi işin ilginç tarafı ,ehl- i sünni de ısrarla dinin "ehli sünni mezhepleri" olmasını istiyor, atayist de. ısrarla. heç kimse mevzu hakkında kur'an'ın dünya görüşünü istemiyor. ısrarla kur'an'a yönlendirdiğin zaman da ayetlerdeki sebep sonuç ilişkisine bakmıyor.
sen, kendi işini ve soyal ilişkilerini de kur'an'a baktığın gibi yorumlayabilir misin?
yok!
tevbe, yapılan hatadan ve zulümden vazgeçmek demektir.
yeniden insan gibi yaşamak için bataktan çıkma hakkıdır; lakin her şeyin bir bedeli var. kişi " battı balık yan gider" diye orada kalsa daha mı eyi?
misalin, zinadan yakalanan 100 sopa yer ve temiz birisi ile evlenemez, ancak zina yapmış ya da müşrik birisi ile evlenir.. zinacının tevbe etmesi cezayı iptal etmez. zina yaptığı için ailesine ve karşı tarafın ailesine verdiği psikolojik zulmu allah affedemez.
cinayet işleyen biri kısas cezası alır, katilin canı makdulun velisinin ellerindedir. ister kısas eder, ister bağışlar. katilin tevbesi kısas hakkını iptal etmez.
günahtan sonra tevbe edip hemen affedilmek, bedelini ödemeden sıfırlanmak diye bir şey olamaz.
cahil ( zinanın, fayizin, köleliğin, akıl örtücü madde kullanımının vs serbest olduğu) bir toplum, tevbe eder, doğru yola erer, asayişi , adaleti ve ekonomiyi düzeltir " karanlıklardan aydınlığa çıkar' önce hasımken herkes kardeş olur, birbirinin geçmişini bağışlar, allah'da onları bağışlar.
şirk ise karanlıklardan aydınlığa çıkmayı engellediği için affedilmez. çünkü, allah'ın yasalarına birilerini ortak ederek ,onun yasalarına şelh koymanın adıdır şirk. en böyük kul hakkıdır şirk.
sen, kendi işini ve soyal ilişkilerini de kur'an'a baktığın gibi yorumlayabilir misin?
yok!
tevbe, yapılan hatadan ve zulümden vazgeçmek demektir.
yeniden insan gibi yaşamak için bataktan çıkma hakkıdır; lakin her şeyin bir bedeli var. kişi " battı balık yan gider" diye orada kalsa daha mı eyi?
misalin, zinadan yakalanan 100 sopa yer ve temiz birisi ile evlenemez, ancak zina yapmış ya da müşrik birisi ile evlenir.. zinacının tevbe etmesi cezayı iptal etmez. zina yaptığı için ailesine ve karşı tarafın ailesine verdiği psikolojik zulmu allah affedemez.
cinayet işleyen biri kısas cezası alır, katilin canı makdulun velisinin ellerindedir. ister kısas eder, ister bağışlar. katilin tevbesi kısas hakkını iptal etmez.
günahtan sonra tevbe edip hemen affedilmek, bedelini ödemeden sıfırlanmak diye bir şey olamaz.
cahil ( zinanın, fayizin, köleliğin, akıl örtücü madde kullanımının vs serbest olduğu) bir toplum, tevbe eder, doğru yola erer, asayişi , adaleti ve ekonomiyi düzeltir " karanlıklardan aydınlığa çıkar' önce hasımken herkes kardeş olur, birbirinin geçmişini bağışlar, allah'da onları bağışlar.
şirk ise karanlıklardan aydınlığa çıkmayı engellediği için affedilmez. çünkü, allah'ın yasalarına birilerini ortak ederek ,onun yasalarına şelh koymanın adıdır şirk. en böyük kul hakkıdır şirk.
devamını gör...
takım elbise
bir süre sonra fark ettim ki siyasetçiler, bankacılar, emlakçılar, otogalerciler gibi birçok kişi sürekli takım elbise giyiyor. aslında takım elbise, bir otorite göstergesi olarak kullanılır ve bununla ilgili sayısız sosyal deney yapılmıştır. çoğunlukla takım elbise giyenlerin doğru konuştuğu, doğru hareket ettiği varsayılır, bilinçaltımızda böyle bir bağlantı vardır. örneğin, pijamayla kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçen birini kimse takip etmezken, aynı ışıkta aynı kişi takım elbise giymiş ve elinde bir bond çantasıyla geçtiğinde, birçok kişi onu takip etmeye başlar.
lafı fazla uzatmadan, kısaca söylemek gerekirse, manipülasyon yapmak için kullanılan araçlardan biri psikolojide "karşındakinden en az bir puan iyi giyin" kuralıdır. bu yüzden üniforma olarak takım elbise giyilen yerlerde dolandırıcılık olayları oldukça yaygındır. ancak, bu giyim işini gerçekten tarza dönüştürenler ayrı bir konu, onları farklı bir şekilde ele alırım.
konu hakkında söyleyeceklerim şimdilik bu kadar.
lafı fazla uzatmadan, kısaca söylemek gerekirse, manipülasyon yapmak için kullanılan araçlardan biri psikolojide "karşındakinden en az bir puan iyi giyin" kuralıdır. bu yüzden üniforma olarak takım elbise giyilen yerlerde dolandırıcılık olayları oldukça yaygındır. ancak, bu giyim işini gerçekten tarza dönüştürenler ayrı bir konu, onları farklı bir şekilde ele alırım.
konu hakkında söyleyeceklerim şimdilik bu kadar.
devamını gör...
otokontrol
herhangi bir iş takibini, planlamasını, nerede ne yaptım falan nerede kaldım en son hangi işi yaptım bir şekilde kendiliğinden kontrol mekanizmasını kurabilmek.
ama iş kendi hayatına gelince ya olmuyor oturmuyor. kendi üzerimde bir hükmüm yokmuş gibi.
ama iş kendi hayatına gelince ya olmuyor oturmuyor. kendi üzerimde bir hükmüm yokmuş gibi.
devamını gör...
makarnaya en çok yakışan şey
cevizi çok yakıştırıyorum. cevizli makarnaya bayılırım.
devamını gör...
kendi yazdığım hikayeler
(2. bölüm)
(bölüm adı: torquay'da okuyan urfalı turgay)
o kadar para verdiği ingiliz birasını yudum yudum içiyor, her yudumun arasına bir ev turşusu ve bir ısırık lahmacun sıkıştırıyordu. lahmacun da lahmacunun hası ha, urfa'dan geldi! her ısırıkta kültürler arasında sıkışıp kalmışlığına kızıyordu. evet, her yere gidiyordu ama her gittiği yerde de 1-2 gün kalıyor ve nefessiz soluksuz başka diyarlara koşuyordu zihni. kimliksizleşmişti. (bkz: torquay) güzel şehirdi güzel olmasına ama kendisini tümüyle melankoliye, hüzne, keşkelere bürüyordu. ingiliz kökenli müziklerle dolup taşmıştı kulağı ve kalbi. daha üç ay değildi (bkz: mahmut tuncer)'in (bkz: altın dişli hayriye) şarkısıyla halay çektiği. duvara az çiğ köfte fırlatmamıştı "delilo delilo destane" dinleyip.
dalıp dalıp gitmelerini bölen birkaç afro-amerikan tanışması ve şehrin kültürel ögelerini beraber gezmesi dahi keyif veremiyordu ona. şehirde bir müze mi gördü, (bkz: balıklıgöl)'den bir manevî parça buluyordu içinde. gariptir, balıklıgöl'de de (bkz: louvre müzesi)'nde hissediyordu. okumak için geldiği bu şehirde bu denli zincirle kenetlenmiş geçmişine takılması ve döngü döngü dağlanan kültür sıkışması aklına bile gelmemişti. okuyup ders görecek, bir alanda uzmanlaşacak, adam olup gelecekti. ama yaşadığı her anı onu edilgenleştiriyordu. haftasonları dersten vakit bulup (bkz: torquay united)'ın maçlarını izliyordu. şanlıurfa'da istanbul takımı tutacak kadar güce biatçı, torquay'da en fanatiğinden daha fanatikçe torquay united destekleyecek kadar devrimciydi. her devrin değil belki ama her yerin adamıydı.
torquay'ın yerlileri içtiği biradan, yedikleri sosisli sandviçten zevk alıp birbiriyle doyurucu sohbetler ederken turgay el yapımı mis gibi lahmacunlarına bakıyordu önce; sonra hayatında ikinci, belki üçüncü kez içtiği birasına. biraz içine dönüyordu. sessizliğine... sessizliğine içiyordu. varlık içinde yokluktu. tecrübe içinde acı... o kendine yabancıydı, hayat ona yabancı. buna bir son vermeliydi. bitirmeliydi bu kabullenici, tek tipleştiren süreci. evet, tek bir ülke veya milletle yaftalanmıyordu belki ama kendisi de olamıyordu. kendine dönmek için bir yol çizdi. okulu donduracak, torquay'dan da bir süre gidecekti. gideceği yeni yerin kimliğine gömülmemeliydi. istese de yapamamalıydı bunu.
"hi, can ı take one ticket for ındia?"
(bölüm adı: torquay'da okuyan urfalı turgay)
o kadar para verdiği ingiliz birasını yudum yudum içiyor, her yudumun arasına bir ev turşusu ve bir ısırık lahmacun sıkıştırıyordu. lahmacun da lahmacunun hası ha, urfa'dan geldi! her ısırıkta kültürler arasında sıkışıp kalmışlığına kızıyordu. evet, her yere gidiyordu ama her gittiği yerde de 1-2 gün kalıyor ve nefessiz soluksuz başka diyarlara koşuyordu zihni. kimliksizleşmişti. (bkz: torquay) güzel şehirdi güzel olmasına ama kendisini tümüyle melankoliye, hüzne, keşkelere bürüyordu. ingiliz kökenli müziklerle dolup taşmıştı kulağı ve kalbi. daha üç ay değildi (bkz: mahmut tuncer)'in (bkz: altın dişli hayriye) şarkısıyla halay çektiği. duvara az çiğ köfte fırlatmamıştı "delilo delilo destane" dinleyip.
dalıp dalıp gitmelerini bölen birkaç afro-amerikan tanışması ve şehrin kültürel ögelerini beraber gezmesi dahi keyif veremiyordu ona. şehirde bir müze mi gördü, (bkz: balıklıgöl)'den bir manevî parça buluyordu içinde. gariptir, balıklıgöl'de de (bkz: louvre müzesi)'nde hissediyordu. okumak için geldiği bu şehirde bu denli zincirle kenetlenmiş geçmişine takılması ve döngü döngü dağlanan kültür sıkışması aklına bile gelmemişti. okuyup ders görecek, bir alanda uzmanlaşacak, adam olup gelecekti. ama yaşadığı her anı onu edilgenleştiriyordu. haftasonları dersten vakit bulup (bkz: torquay united)'ın maçlarını izliyordu. şanlıurfa'da istanbul takımı tutacak kadar güce biatçı, torquay'da en fanatiğinden daha fanatikçe torquay united destekleyecek kadar devrimciydi. her devrin değil belki ama her yerin adamıydı.
torquay'ın yerlileri içtiği biradan, yedikleri sosisli sandviçten zevk alıp birbiriyle doyurucu sohbetler ederken turgay el yapımı mis gibi lahmacunlarına bakıyordu önce; sonra hayatında ikinci, belki üçüncü kez içtiği birasına. biraz içine dönüyordu. sessizliğine... sessizliğine içiyordu. varlık içinde yokluktu. tecrübe içinde acı... o kendine yabancıydı, hayat ona yabancı. buna bir son vermeliydi. bitirmeliydi bu kabullenici, tek tipleştiren süreci. evet, tek bir ülke veya milletle yaftalanmıyordu belki ama kendisi de olamıyordu. kendine dönmek için bir yol çizdi. okulu donduracak, torquay'dan da bir süre gidecekti. gideceği yeni yerin kimliğine gömülmemeliydi. istese de yapamamalıydı bunu.
"hi, can ı take one ticket for ındia?"
devamını gör...
