zaman tüneli
çiller özel örgütü
perinçekgillerin ve aydınlıkçıların sarayın çanagını yalamadıgı günlerde,böyle çok sayıda dosya servis ederlerdi,buda onlardan biriydi.uzun yıllar sonra,yakın arkadaşı hiram abas cinayetinden perinçegi sorumlu tutan mehmet eymürle yaptıkları atışmalarda bu dosyalarını tekrar gündeme taşımışlardı.
devamını gör...
bisküviyi çaya batırıp yemek
sevdiğimiz aktivitelerden.ama eski tadı yok niyedir bilemem.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
gül bahçesine adım attım bu sabah,
güneş usulca dokunuyordu yapraklara.
sen yoktun.
ve ben, en çok da senin yokluğuna takıldım.
bir zamanlar kahkahaların yankılanırdı burada,
şimdi rüzgar, sadece eski bir şarkıyı fısıldıyor.
bir kuş geçiyor,
kanatlarında suskunluk.
özlem,
sanki gövdeme işleyen bir çivi gibi,
her solukta biraz daha derine.
sana anlatamadığım her şey,
bu bahçenin dikenlerinde asılı.
yalnızlık…
bir gölge gibi peşimde,
bazen önümde yürür,
bazen içime siner.
o kadar tanıdık ki artık,
ona "korkuyorum" bile diyemem.
güller…
sen en çok beyaz olanlarını severdin,
şimdi onlar bile boynunu bükmüş,
sanki yokluğunun ağırlığını taşıyorlar.
bir gün dönersen,
belki bahar yeniden gelir,
belki rüzgar yönünü değiştirir,
belki ben,
yeniden kendimi bulurum bu bahçede.
ama şimdi,
sadece sessizlik var,
ve ben,
sana benzeyen kokuları kucaklayarak
biraz daha eksiliyorum.
güneş usulca dokunuyordu yapraklara.
sen yoktun.
ve ben, en çok da senin yokluğuna takıldım.
bir zamanlar kahkahaların yankılanırdı burada,
şimdi rüzgar, sadece eski bir şarkıyı fısıldıyor.
bir kuş geçiyor,
kanatlarında suskunluk.
özlem,
sanki gövdeme işleyen bir çivi gibi,
her solukta biraz daha derine.
sana anlatamadığım her şey,
bu bahçenin dikenlerinde asılı.
yalnızlık…
bir gölge gibi peşimde,
bazen önümde yürür,
bazen içime siner.
o kadar tanıdık ki artık,
ona "korkuyorum" bile diyemem.
güller…
sen en çok beyaz olanlarını severdin,
şimdi onlar bile boynunu bükmüş,
sanki yokluğunun ağırlığını taşıyorlar.
bir gün dönersen,
belki bahar yeniden gelir,
belki rüzgar yönünü değiştirir,
belki ben,
yeniden kendimi bulurum bu bahçede.
ama şimdi,
sadece sessizlik var,
ve ben,
sana benzeyen kokuları kucaklayarak
biraz daha eksiliyorum.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
tahminimce yani emin olmamakla birlikte sadece hislerimden yola çıkarak iç sesimin de yönlendirmesiyle hür irademle fikrimi belirterek söylüyorum ki sanırım “ayı” adlı hayvanı seviyor.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
"
..
aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum
gün gelir aşklariyle anılır şehirler anılırsa
niyetim sevdalı sözler etmek de olmasa
izmir için ne yazarsam sana adıyorum!"
ithaf / necati cumalı
..
aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum
gün gelir aşklariyle anılır şehirler anılırsa
niyetim sevdalı sözler etmek de olmasa
izmir için ne yazarsam sana adıyorum!"
ithaf / necati cumalı
devamını gör...
kemalizm
mantıkla alakayı kesmiş bir insan inancıdır. (kadir mısıroğlu)
bundan daha güzel bir tanım duymadım.
bundan daha güzel bir tanım duymadım.
devamını gör...
ankara’da akran şiddeti
çocuğunuzu böyle silkik ailelerin silkik p.çlerine meze olacak şekilde yetiştirmeyin. diyeceğim budur.
analarının doğurmadığı sıçtığı çocuklardır.
analarının doğurmadığı sıçtığı çocuklardır.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
inkâr etme, yalvarırım
sen de sevdin beni bir zamanlar
"git" diyorsun, nasıl giderim?
umutlarım ne olacak?
sen de sevdin beni bir zamanlar
"git" diyorsun, nasıl giderim?
umutlarım ne olacak?
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
gözler ki birer parçasıdır sende ilahın,
gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
hanımına aşık romantik bir asilzade olup radyolarda yaptığı kaliteli tespitleriyle muhabbetlerde aranan bir yazarımız.
devamını gör...
netflix dizilerinde kahvaltı masasında kadına sarılan zenci
sonra sahneye üç nesilden pakistanlı üvey çocukları girer. öyle bir ortam. birazdan da isviçre'de yaşayan albino kuzenleri masadaki portakal suyundan bir yudum alacaktır. başka dünyalar.
devamını gör...
çiller özel örgütü
tansu çiller'in birikimi ne ki o örgütle ve eylemleriyle adı anılsın?
gerçekten bir aptal sarışındır. prof olduğu fakültedekiler bunu söyleyenler. onu aşar o örgüt
tansu çiler sadece sahiplenerek 'oy devşirme' amaçlı demeçler verdi
haa özer çiller örgütle iştigal etmiş iş kotarmış mıdır? belki
gerçekten bir aptal sarışındır. prof olduğu fakültedekiler bunu söyleyenler. onu aşar o örgüt
tansu çiler sadece sahiplenerek 'oy devşirme' amaçlı demeçler verdi
haa özer çiller örgütle iştigal etmiş iş kotarmış mıdır? belki
devamını gör...
normal sözlük yazarlarından yarım kalmış öyküler
şerruh, sabahları aynaya bakmaktan nefret ederdi. aynadaki adam, ona ait gibi görünse de, sanki başkasının yüzünü taşırdı. alnının üst kısmında saçların arasındaki ince yol giderek otobana dönüşüyordu. “kel değilim, sadece... seyrek,” diye mırıldandı, ama aynadaki adam onunla aynı fikirde değildi. o adam, saçlarını öne tararken gözlerinde bir tür sessiz kabulleniş vardı.
bir de göbek. artık sadece düğmeli gömlek giyebiliyordu, çünkü tişörtler midyesini ortaya seriyordu. kendini bir balinanın karaya vurmuş hâli gibi hissediyordu: kıpırdasa hantal, dursa çirkin.
şerruh artık bilinmezlik yaşındaydı. ne gençti ne de yaşlı. hayatın tam ortasında olması gereken yaştaydı ama kendini hep başlangıçta kalmış gibi hissediyordu. yarı okunmuş bir kitap gibi. kimse sonunu merak etmiyordu. bir editör, “bu hikayede sürükleyicilik yok” deyip kenara fırlatmış gibiydi onu.
işe giderken bile adımlarını sürüyerek atardı. metroda genç insanlar dinç ve parlaktı; kulaklarında müzik, gözlerinde umut. şerruh’un tek müziği, başının içinde dönüp duran cümlelerdi:
“ne zaman bu hale geldim?”
“hiç mi başka bir hayatım olamazdı?”
“kilo versem, her şey değişir mi?”
bir sabah, aynada tuhaf bir şey fark etti. yüzü aynıydı, evet, ama gözlerinde bir kırılma vardı. sanki biri içeri sızmış, yerleşmişti. umutsuzluk adını taşıyan, ağır, gri bir misafir. “artık yeter,” dedi şerruh, ama bunu gürültülü düşünmekten öteye geçemedi.
o gün öğle arasında bir parkta oturdu. çevresinde koşan çocuklara, yürüyen çiftlere, bankta kitap okuyan birine baktı. hiçbirinin onunla alakası yoktu. ama sonra bir köpek geldi. çamurlu patileriyle pantolonuna bastı, zıpladı. sahibi koşarak geldi, özür diledi.
“adı miskin,” dedi kadın, gülerek. “biraz fazla enerjik.”
şerruh, gülümsedi. belki ilk kez o hafta içinde. “benim adım da şerruh. pek enerjik sayılmam.”
kadın güldü. “güneş bile her sabah yeniden doğuyor. siz de öyle yapabilirsiniz.”
kadın gitti. ama sözleri kalakaldı. şerruh aynada hala aynı adamdı: saçları dökülmeye yakın, kilosuyla barışamamış, içi kırık. ama gözlerinde, bu sefer, minik bir kıvılcım vardı.
belki sabahları aynaya bakmak yine zor olurdu. belki kel olurdu. belki kilo veremezdi. ama o gün, bir köpeğin çamurlu patisiyle başlayan şey, onun içine bir cümle bıraktı:
“bu hikaye bitmedi.”
bir de göbek. artık sadece düğmeli gömlek giyebiliyordu, çünkü tişörtler midyesini ortaya seriyordu. kendini bir balinanın karaya vurmuş hâli gibi hissediyordu: kıpırdasa hantal, dursa çirkin.
şerruh artık bilinmezlik yaşındaydı. ne gençti ne de yaşlı. hayatın tam ortasında olması gereken yaştaydı ama kendini hep başlangıçta kalmış gibi hissediyordu. yarı okunmuş bir kitap gibi. kimse sonunu merak etmiyordu. bir editör, “bu hikayede sürükleyicilik yok” deyip kenara fırlatmış gibiydi onu.
işe giderken bile adımlarını sürüyerek atardı. metroda genç insanlar dinç ve parlaktı; kulaklarında müzik, gözlerinde umut. şerruh’un tek müziği, başının içinde dönüp duran cümlelerdi:
“ne zaman bu hale geldim?”
“hiç mi başka bir hayatım olamazdı?”
“kilo versem, her şey değişir mi?”
bir sabah, aynada tuhaf bir şey fark etti. yüzü aynıydı, evet, ama gözlerinde bir kırılma vardı. sanki biri içeri sızmış, yerleşmişti. umutsuzluk adını taşıyan, ağır, gri bir misafir. “artık yeter,” dedi şerruh, ama bunu gürültülü düşünmekten öteye geçemedi.
o gün öğle arasında bir parkta oturdu. çevresinde koşan çocuklara, yürüyen çiftlere, bankta kitap okuyan birine baktı. hiçbirinin onunla alakası yoktu. ama sonra bir köpek geldi. çamurlu patileriyle pantolonuna bastı, zıpladı. sahibi koşarak geldi, özür diledi.
“adı miskin,” dedi kadın, gülerek. “biraz fazla enerjik.”
şerruh, gülümsedi. belki ilk kez o hafta içinde. “benim adım da şerruh. pek enerjik sayılmam.”
kadın güldü. “güneş bile her sabah yeniden doğuyor. siz de öyle yapabilirsiniz.”
kadın gitti. ama sözleri kalakaldı. şerruh aynada hala aynı adamdı: saçları dökülmeye yakın, kilosuyla barışamamış, içi kırık. ama gözlerinde, bu sefer, minik bir kıvılcım vardı.
belki sabahları aynaya bakmak yine zor olurdu. belki kel olurdu. belki kilo veremezdi. ama o gün, bir köpeğin çamurlu patisiyle başlayan şey, onun içine bir cümle bıraktı:
“bu hikaye bitmedi.”
devamını gör...
netflix dizilerinde kahvaltı masasında kadına sarılan zenci
abicim ne yapsın, beyaz peynire mi sarılsın herif?
yani.
yani.
devamını gör...
geceye bir türkü bırak
ali kırca - ah bir ataş ver *
devamını gör...
netflix dizilerinde kahvaltı masasında kadına sarılan zenci
üstü çıplak, altta gri eşofman giymektedir. sabit bir adam bu. kadın uyanıyor gecelikle, hemen bu gelip gülümseyerek sarılıyor. mutfakta yaşıyor obruk çocuğu. anında gülümsüyor kaslı kaslı.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
(link: )
mohsen namjoo - zolf
mohsen namjoo - zolf
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
fotoğraflarına bayılıyorum ayrıca on numara muhabbeti var gibi duruyor
devamını gör...
geceye bir türkü bırak
dünyanın tüm cevriye'leri için..
devamını gör...
