zaman tüneli
14 aralık 2025 trabzonspor beşiktaş maçı
her derbide öne geçip hiçbirini kazanamamak nedir ya. hepsinde ilk yarım saat bile dolmadan golü buldular, hatta kiminde 2 kiminde 3 gol bile buldular, bizim maç hariç saçmasapan kırmızı kartlar yiyip ellerindeki maçı verdiler. bizim maçta kırmızı görmediler, hatta biz kırmızı kart gördük ama hem skor hem sayı üstünlüğüne rağmen skoru koruyamadılar.
kadrosu pek iyi olmayabilir ama neticede adın beşiktaş. 2 farklı üstünlük bulduysan skor koruyamamanın bahanesi olmaz.
sergen ben kayarak müdahaleyi yasaklarım diyordu yorumcuyken, oyuncuları ayak biçiyor. çoğu kişi kırmızı kartı yanlış buluyor da arkada olan tıpkı trafikteki gibi hareketlerine dikkat etmeli. oyuncunun topla oynama şansı yok. topla arasında bir adam var ve topla alakasız basmış oluyor. bence orkun da kırmızı kart görmeliymiş. gerçekten anlamsız hamleler. 2 farklı öndesin, adam tehlike arz eden bir pozisyonda bile değil, az dikkatli olsana.
tüm bunlara rağmen gökhan bomboş pozisyonda pas verse beşiktaş kazanabilirdi.
şu derbilerde kaybettiği puanları ekle, doğal olarak rakiplerden de o puanları düş, beşiktaş lider olmasa da yarıştan kopmamış olurdu. kendi ayaklarına sıkıp duruyorlar.
2 senedir çöp kadrolu beşiktaş derbilerde neler yapıyor ama ligi nerelerde bitirip, kaçıncı haftada havlu atıyor, tıpkı aynı sebepten. akıllı oynamayı öğrenmeleri gerek. takım kaptanı herif durduk yere daha maçın başında atılacaktı, öteki derbide atılıp maçı verdirdi zaten. bu bile takımın özeti. hangi takımın böyle kaptanı var.
kadrosu pek iyi olmayabilir ama neticede adın beşiktaş. 2 farklı üstünlük bulduysan skor koruyamamanın bahanesi olmaz.
sergen ben kayarak müdahaleyi yasaklarım diyordu yorumcuyken, oyuncuları ayak biçiyor. çoğu kişi kırmızı kartı yanlış buluyor da arkada olan tıpkı trafikteki gibi hareketlerine dikkat etmeli. oyuncunun topla oynama şansı yok. topla arasında bir adam var ve topla alakasız basmış oluyor. bence orkun da kırmızı kart görmeliymiş. gerçekten anlamsız hamleler. 2 farklı öndesin, adam tehlike arz eden bir pozisyonda bile değil, az dikkatli olsana.
tüm bunlara rağmen gökhan bomboş pozisyonda pas verse beşiktaş kazanabilirdi.
şu derbilerde kaybettiği puanları ekle, doğal olarak rakiplerden de o puanları düş, beşiktaş lider olmasa da yarıştan kopmamış olurdu. kendi ayaklarına sıkıp duruyorlar.
2 senedir çöp kadrolu beşiktaş derbilerde neler yapıyor ama ligi nerelerde bitirip, kaçıncı haftada havlu atıyor, tıpkı aynı sebepten. akıllı oynamayı öğrenmeleri gerek. takım kaptanı herif durduk yere daha maçın başında atılacaktı, öteki derbide atılıp maçı verdirdi zaten. bu bile takımın özeti. hangi takımın böyle kaptanı var.
devamını gör...
derin normal sözlük
vatsap gruplarında performansınıza kadar konuşulan derin yazarların olduğu sözlüktür.
devamını gör...
esma'ül hüsna
allah ismini kendi mi koymuş..? koymuş 99 tane niye koymuş.. isim koymasa varlığının bilinmeyeceğine mi inanmış.? niye.? bilinip bilinmemesi onun için ne anlam ifade eder, o sonsuz ve sınırsız güç sahibi, her ama her şeyi zaten bilen ve bilecek olan ve isterse her şeyi istediğince değiştirebilecek olan değil mi ki.?!
devamını gör...
bubbles of death
#3815384 yha tmm da nolan bu filmi oppenheimer’ın bakış açısıyla çekmiş, slk msn bu nasıl eleştiri olm sen delimisinidr nesindr?
nolan bu filmi çekerken stüdyo baskısı yemiş olamaz, hatta bu neredeyse imkansız gibi. a-plus bir yönetmenden bahsediyoruz bubbles. bu adamın filmlerinin ticari başarısı ve sanatsal saygınlığı ona yapım şirketleri üzerinde büyük bir kontrol yetkisi verir. zaten warner'dan çıkıp universal'a geçince, tavrını ayaklarını masaya atarak sergilemiştir.
odak noktası film adından belli gibi; nasıl emmanuelle filminde emmanuelle'e odaklanıyorsak, burada da odak noktası oppenheimer.
nolan, filmi renkli ve siyah-beyaz olmak üzere iki farklı anlatım moduna ayırıp, kamera açısını oppenheimer'ın dışına çıkarmasına rağmen, atom bombasının sonuçlarını bu iki dünyanın da hiçbir yerine dahil etmemiş. bu şekilde bakınca basit bir "öznel kurala uymak" değil, bilinçli bir veto kararıdır. yönetmen, o dehşeti canlandırarak tarihi sömürü yapmaktan kaçınmış ve hikayeyi içsel ahlaki çöküşte tutmayı bilinçli tercih etmiştir.
bu nedenle yönetmenin kararı ne stüdyo baskısı ne de anlatı tutarsızlığıdır. bu, fiziki yıkım görüntüsünün asla yakalayamayacağı bir derinlikte işlemeyi seçen tartışılmaz bir sanatsal vizyon tercihidir. cameron haklı mı? bir noktaya kadar evet haklı; bu tema-tercih izleyicinin gözünde o dehşetin ağırlığını hafifletti. ama nolan kendi hikayesinin merkezini kaybetmediği için de haklı.
patlamalar gösterilse olay insanlığın yaşadığı felakete kayardı, bu sefer felaketin kurbanlarına ve fiziksel yıkımın dehşetini görmek isteyecektik. 9 saat, tost kaşarı gibi uzayan film olmaz gibi; anca chernobyl gibi dizi olur. nolan ne gişeye, ne de tarihi beklentiye boyun eğmiş; oppenheimer'ın vicdanını, daha büyük bir sahneye dönüştürmeyi seçerek, emeğinin karşılığını fazlasıyla almıştır.
cameron'ın filmlerinde de zaman zaman hatalar ve mantık boşlukları cirit atıyor ama güzel kotarıyor. sanatsal eleştiriye eyvallah ama herkes kendisi gibi olamaz, kusura bakmasın.
nolan bu filmi çekerken stüdyo baskısı yemiş olamaz, hatta bu neredeyse imkansız gibi. a-plus bir yönetmenden bahsediyoruz bubbles. bu adamın filmlerinin ticari başarısı ve sanatsal saygınlığı ona yapım şirketleri üzerinde büyük bir kontrol yetkisi verir. zaten warner'dan çıkıp universal'a geçince, tavrını ayaklarını masaya atarak sergilemiştir.
odak noktası film adından belli gibi; nasıl emmanuelle filminde emmanuelle'e odaklanıyorsak, burada da odak noktası oppenheimer.
nolan, filmi renkli ve siyah-beyaz olmak üzere iki farklı anlatım moduna ayırıp, kamera açısını oppenheimer'ın dışına çıkarmasına rağmen, atom bombasının sonuçlarını bu iki dünyanın da hiçbir yerine dahil etmemiş. bu şekilde bakınca basit bir "öznel kurala uymak" değil, bilinçli bir veto kararıdır. yönetmen, o dehşeti canlandırarak tarihi sömürü yapmaktan kaçınmış ve hikayeyi içsel ahlaki çöküşte tutmayı bilinçli tercih etmiştir.
bu nedenle yönetmenin kararı ne stüdyo baskısı ne de anlatı tutarsızlığıdır. bu, fiziki yıkım görüntüsünün asla yakalayamayacağı bir derinlikte işlemeyi seçen tartışılmaz bir sanatsal vizyon tercihidir. cameron haklı mı? bir noktaya kadar evet haklı; bu tema-tercih izleyicinin gözünde o dehşetin ağırlığını hafifletti. ama nolan kendi hikayesinin merkezini kaybetmediği için de haklı.
patlamalar gösterilse olay insanlığın yaşadığı felakete kayardı, bu sefer felaketin kurbanlarına ve fiziksel yıkımın dehşetini görmek isteyecektik. 9 saat, tost kaşarı gibi uzayan film olmaz gibi; anca chernobyl gibi dizi olur. nolan ne gişeye, ne de tarihi beklentiye boyun eğmiş; oppenheimer'ın vicdanını, daha büyük bir sahneye dönüştürmeyi seçerek, emeğinin karşılığını fazlasıyla almıştır.
cameron'ın filmlerinde de zaman zaman hatalar ve mantık boşlukları cirit atıyor ama güzel kotarıyor. sanatsal eleştiriye eyvallah ama herkes kendisi gibi olamaz, kusura bakmasın.
devamını gör...
bazen acaba vegan mı olsam diye düşünmek
hiç başıma gelmeyecek olay.
adana dürüm, beyti kebabı, mantarlı et sote, tavuk dürüm, dürüm. çiğ köfte...
başlık istemsiz yemeye itiyor.
adana dürüm, beyti kebabı, mantarlı et sote, tavuk dürüm, dürüm. çiğ köfte...
başlık istemsiz yemeye itiyor.
devamını gör...
türk dizilerinde erkeğin aldatmasının normalleştirilmesi
ama buna rağmen asena keskincinin oynadığı dizi türk aile yapısını bozdu. o karakter en azından gerçekten hayat kadını. zaten sağcıların en büyük ikiyüzlülüğü bu. allah din kitap, akşam grup seks yapak.
devamını gör...
bazen acaba vegan mı olsam diye düşünmek
saçmalama ve olma denir.
devamını gör...
asena keskinci
the last of us, sex and the city gibi diziler yapmış hbo nun böyle bir iş yapması ilginç az önce izlendi. pek tarzım değil ama izlesen akar gider. senaryo biraz plastik kalmış. özel platformda yayınlanan işleri salsın bence rtük. tv kanallarında yayınlanan saçmalıklara baksın. türk aile yapısına zarar veriyor denmiş. çocukların ve gençlerin gelişimlerine olumsuz örnek denmiş. orası bizi değil türk aileleri ilgilendiriyor. para verip izlediğim şeye de ellemeyin. aile değilim ben yozlaşmak istiyorum.
devamını gör...
yazarların dinlediği rap müzik tarzı
devamını gör...
dişil enerji
nick verebiliyor muyuz?
devamını gör...
derin normal sözlük
bu kadar avelin olduğu yerde derinlik mi olur ya?*
devamını gör...
ligde şampiyon olmak bana yetiyor diyen fanatik
bunu söyleyen takıma ceza verip ikinci lige yollamak lazım.
şöyleki aynı lafı gs maçından önce söylese bu adam ne olur mesela.
bizim için gs maçı önemli değil oynayıp kendinizi yormayın, önemli olan fb maçını kazanmak dese mesela.
madem öyledir niye avrupa şampiyonasına katılıyosun. yazın söyle başka takım yollasınlar.
şöyleki aynı lafı gs maçından önce söylese bu adam ne olur mesela.
bizim için gs maçı önemli değil oynayıp kendinizi yormayın, önemli olan fb maçını kazanmak dese mesela.
madem öyledir niye avrupa şampiyonasına katılıyosun. yazın söyle başka takım yollasınlar.
devamını gör...
ya kızım beni deli etme ben aradığımda o telefon açılacak diyen erkek
"vay vay vay analar neler doğuruyor be?!" cümlesindeki f harfi erkek.
devamını gör...
ya kızım beni deli etme ben aradığımda o telefon açılacak diyen erkek
şarkısı var.
pick up the phone bittiri bittiri bit bit bit.
pick up the phone bittiri bittiri bit bit bit.
devamını gör...
bazen acaba vegan mı olsam diye düşünmek
(bkz: latent homoseksüel) sen misin?
devamını gör...
eski sevgilinin mesajlarını saklamak
kötü kalpli insan ya da manyak işidir.
kötü kalpli insan, şantaj niyetiyle bu tarz mesajları saklar.
manyak da işte adı üzerinde zaten*
çünkü biri bana eski sevgilimin mesajlarını saklıyorum dese ona "niye lan manyak mısın sen?" diye sorarım.
kötü kalpli insan, şantaj niyetiyle bu tarz mesajları saklar.
manyak da işte adı üzerinde zaten*
çünkü biri bana eski sevgilimin mesajlarını saklıyorum dese ona "niye lan manyak mısın sen?" diye sorarım.
devamını gör...
ligde şampiyon olmak bana yetiyor diyen fanatik
(bkz: serdal adalı)
sene başında bi basın toplantısında; "oyunculara dedim ki avrupa için sizden bi beklentimiz yok, kendiniz için oynayacaksınız." tarzı bişi demişti vizyonsuz jokey. utanıyorum senden.
sene başında bi basın toplantısında; "oyunculara dedim ki avrupa için sizden bi beklentimiz yok, kendiniz için oynayacaksınız." tarzı bişi demişti vizyonsuz jokey. utanıyorum senden.
devamını gör...
asena keskinci
sex education, euphoria gibi dizilerin takır takır izlendiği ülkede bu işi türkler yapınca hobaaa oluyor. ha bu arada bu dizileri savunmuyorum ki ayrıca bu dizinin de savunulacak bir tarafı yok. madem bu konuda bu kadar hassassınız böyle dizilerin hepsine inceleme başlatın. tutarsızlığınızı böyle afişe etmezsiniz en azından. evrim akın ile ilgili olayından bahsedenler için de kendisi haklı mıdır haksız mıdır bilemem en nihayetinde bu olaylar yaşandığında yanlarında değildim, fakat kendisinin dizisi bu zamanlarda çıktı diye bu mevzuda yaşadıkları kendisini haklı veya haksız yapmaz.
devamını gör...
rosalie blum
sevgili milkşeyh önerisiyle okuduğum grafik çizgi roman serisi.
öncelikle bu benim okuduğum ilk grafik roman kitabı. daha önce okumadığım için sayfaları çevirirken garip bir heyecanla birlikte hafif bir yabancılık hissettim. anlatım kopuk gelir mi diye ama sayfalar ilerledikçe bu gariplik yok oldu tabii. hemen alıştım da diyebilirim.
kitabın yumuşak renkli, biraz melenkolik ama sıcak dünyası aşırı hoşuma gitti. ilk seride vincent ve annesinin davranışları tuhaf gelmişti. özellikle rosalie'yı takip etmesi çok rahatsız ediciydi. sonrasında aslında rutine bağlanmış, boşluklarla dolu hayatını doldurma çabası içerisinde böyle bir yola başvurduğunu görüyoruz. kötü biri değil sadece yönünü kaybetmiş biri vincent. rosalie ve aude karakterlerinde de benzer noktalar var. bu yüzden en sonda ortak bir payda da görüyoruz hepsini.
sonrasında yazıyla çizimlerin uyumu müthişti. renk tercihleri ve bol bol kedi görmekte de aynı şekilde. detaylara bakmaktan kitabı zor bitirdim. zaman zaman kendimi karakterlerle içseleştirdiğim bir kitap oldu ayrıca. bazen bende böyleyim gibisinden. dışarıdan kendime bakmamı sağlayan bir deneyim oldu.
çok çok tatlı bir kitaptı ilk deneyimim açısından. keyifle okudum diyebilirim. daha fazla çizgi roman okumaya teşvik etti beni hatta...
öncelikle bu benim okuduğum ilk grafik roman kitabı. daha önce okumadığım için sayfaları çevirirken garip bir heyecanla birlikte hafif bir yabancılık hissettim. anlatım kopuk gelir mi diye ama sayfalar ilerledikçe bu gariplik yok oldu tabii. hemen alıştım da diyebilirim.
kitabın yumuşak renkli, biraz melenkolik ama sıcak dünyası aşırı hoşuma gitti. ilk seride vincent ve annesinin davranışları tuhaf gelmişti. özellikle rosalie'yı takip etmesi çok rahatsız ediciydi. sonrasında aslında rutine bağlanmış, boşluklarla dolu hayatını doldurma çabası içerisinde böyle bir yola başvurduğunu görüyoruz. kötü biri değil sadece yönünü kaybetmiş biri vincent. rosalie ve aude karakterlerinde de benzer noktalar var. bu yüzden en sonda ortak bir payda da görüyoruz hepsini.
sonrasında yazıyla çizimlerin uyumu müthişti. renk tercihleri ve bol bol kedi görmekte de aynı şekilde. detaylara bakmaktan kitabı zor bitirdim. zaman zaman kendimi karakterlerle içseleştirdiğim bir kitap oldu ayrıca. bazen bende böyleyim gibisinden. dışarıdan kendime bakmamı sağlayan bir deneyim oldu.
çok çok tatlı bir kitaptı ilk deneyimim açısından. keyifle okudum diyebilirim. daha fazla çizgi roman okumaya teşvik etti beni hatta...
devamını gör...
