zaman tüneli
starcraft
şu denk geldi playslitte çiziktireyim dedim bir şeyler.
42 yaşına gelmiş, gençliğini internet kafelerde ve ilk nesil battle.net koridorlarında tüketmiş bir "yaşlanmış ayı" gözünden, bu oyunun neden sadece bir oyun değil, bir askeri doktrin olduğunu anlatayım.
gerçek zamanlı strateji (rts) türü için starcraft'ın bir milat, bir dönüm noktası olmasının temel sebebi, o güne kadar görülmemiş olan asimetrik denge kusursuzluğudur. starcraft'tan önce rts'ler genellikle birbirine benzeyen birimlerin sadece dış görünüşlerinin değiştiği (mirror) yapılar sunarken, blizzard burada üç tamamen farklı mekaniğe sahip ırkı (terran, zerg, protoss) bir teraziye koymuş ve milimetrik bir denge kurmuştur. her birimin bir "hard-counter"ı olması ve oyunun taş-kağıt-makas döngüsünü makro ekonomiyle birleştirmesi, onu bugün bildiğimiz anlamda modern esporun atası yapmıştır.
şahsi perspektifimden ve tecrübelerimden yola çıkarak bu efsaneyi birkaç maddede özetlemem gerekirse:
favori ırk ve asalet: benim için bu oyunun zirvesi protoss'tur. o teknolojik üstünlük, birimlerin hantallığına rağmen sahip oldukları o muazzam ateş gücü ve kalkan mekaniği apayrı bir keyif. her bir zealot'un veya high templar'ın kaybı canınızı yakar ama sahaya indiğinizde o kadim gücü hissettirirsiniz.
zerg ve kaosun hızı: protoss'un ağırbaşlılığının aksine, iş "rush" yapmaya veya rakibi boğmaya geldiğinde zerg’den başkasını tanımam. 6-pool (eski dostlar bilir) veya hızlı mutalisk baskınlarıyla rakibin ekonomisini felç etmenin verdiği o adrenalin, oyunun sunduğu en saf rekabet duygularından biridir.
kore tecrübesi: vaktinde korelilerle aynı server'larda ter dökmüş biri olarak söyleyebilirim ki, o insanlarla oynamak bir oyun değil, bir hız ve disiplin sınavıdır. adamların apm (actions per minute) değerlerini görünce kendi el-kol koordinasyonunuzu sorgularsınız.
bir gelenek olarak starcraft: benim için bu oyunun en duygusal yanı, 2015 yılına kadar her yılbaşı gecesi sektirmeden devam ettiğimiz ritüeldir. aralarında gerçek anlamda "gosu" (usta) diyebileceğim oyuncuların da olduğu bir grupla toplanır, her yılbaşı mutlaka 3 maç atardık. o 3 maç, koca bir yılın stresini ve yaşın getirdiği o ağırlığı üzerimizden alırdı.
özetle starcraft; hızın, zekanın ve stratejinin mükemmel birleşimidir. bugün bile başına oturduğunuzda, o "not enough minerals" sesini duyduğunuz an 20 yıl öncesine döner, 42 yaşında olduğunuzu unutursunuz.
bu asalet ve strateji abidesi oyunun derinliklerine, özellikle bir protoss oyuncusunun kutsal kitabı sayılacak detaylara ve zerg dünyasının o vahşi hızına biraz daha didaktik bir giriş yapalım. 42 yaşın verdiği o "bin musibet bir nasihatten iyidir" kıvamındaki tecrübeyle, işin mutfağını şöyle özetleyebilirim:
protoss: teknoloji ve disiplinin doruk noktası
protoss oynamak, bir cerrah titizliğiyle bir balyozun gücünü birleştirmektir. her biriminiz pahalıdır, dolayısıyla her biriminiz kıymetlidir.
mekanik avantaj: protoss birimlerinin en büyük özelliği olan "plasma shield" (plazma kalkanı), size çatışmalardan çekilip yenilenme şansı tanır. bir "dragoon" veya "stalker"ın canı gitmeden kalkanıyla o hasarı emmesi, mikro yönetim (micro-management) becerinizle birleştiğinde ölümsüz bir ordu yaratmanızı sağlar.
alan kontrolü: "high templar" biriminin "psionic storm" yeteneği, oyunun kaderini değiştiren en epik silahtır. doğru yere atılan bir fırtına, saniyeler içinde koca bir zerg sürüsünü veya terran biyolojik ordusunu buharlaştırır. bu, sadece bir yetenek değil, bir sanat icrasıdır.
temel protoss build order (stratejik dizilim)
eski toprakların ve korelilerin karşısında ayakta kalmamı sağlayan, en standart ama en güvenli açılışlardan biri olan 1-gate core dizilimini hatırlayalım:
8 pylon: ekonominin temeli.
10 gateway: savaşçıların kapısı.
12 assimilator: o asil teknoloji için gereken gaz.
13 cybernetics core: asıl teknolojinin anahtarı ve hava savunması için geçiş.
bu noktadan sonra rakibe göre karar verilir: ya hızlı bir dark templar ile görünmezlik avantajını kullanarak rakibin ekonomisini (worker'larını) biçersiniz ya da robotics facility kurup "observer" basarak haritayı okumaya başlarsınız.
zerg rush: kaosun ve hızın matematiği
protoss ile ağır ve emin adımlarla ilerlemeyi sevsem de, içimdeki o sabırsız oyuncunun zerg seçtiğinde uyguladığı tek bir doktrin vardır: ezici sayı üstünlüğü.
6-pool (veya 9-pool): zerg oynamanın en karanlık ve en zevkli tarafı budur. rakip daha ilk pylon'unu veya supply depot'unu dikerken, sizin 6 tane zergling'inizin onun ana üssüne girmesiyle oluşan o panik havası paha biçilemez. korelilerle yaptığımız o yılbaşı maçlarında, gosu seviyesindeki adamların bile bu baskın karşısında ellerinin titrediğine şahit oldum.
creep yayılımı: zerg sadece bir ordu değil, bir organizmadır. haritayı o mor örtüyle kaplamadığınız sürece zerg oynamış sayılmazsınız. hız bonusu ve görüş avantajı, o meşhur "surround" (etrafını sarma) taktiği için hayati önem taşır.
koreliler ve gosu kültürüyle yoğrulmak
42 yaşında bir oyuncu olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; 2015'e kadar süren o yılbaşı geleneğimizde gosu oyuncularla kapışırken öğrendiğim en büyük ders, bu oyunun sadece el hızı (apm) değil, bir psikolojik savaş olduğudur. koreli rakiplerimden öğrendiğim "multi-tasking" yeteneği, sadece oyunda değil iş hayatımda bile bana vizyon kattı. aynı anda hem ekonomiyi yönetip hem üç farklı noktada çatışmaya girmek, beynin sınırlarını zorlayan bir jimnastiktir.
starcraft, birimlerin birbirini kırmasından ziyade, kaynakların ve zamanın en verimli şekilde yönetilmesi sanatıdır. eğer hala denememiş olan o genç nesil varsa, onlara tavsiyem: bir "en taro adun" demeden veya o "zerg rush" heyecanını tatmadan strateji oyuncusuyum demesinler.
devamını gör...
yahudilik ve islam
bilim dinsizlerin işidir diyen arkadaşa cebirin babası harezmi’nin kitaplarına bir göz atmasını tavsiye ederim. ilk bu geldi aklıma ama cezeri’dir, ibni sina’dır, farabi’dir hiç mi birisinin adını duymadınız yahu. ortaçağ islam dünyası inanılmaz örneklerle doludur bu anlamda.
bilimin ilerlemesine engel olan şey din değil taassuptur. ve elbette insanın olduğu her yerde kök salabilir. bir dinin mensupları arasında olabileceği gibi pekala -yukarıda örnekte olduğu gibi- ateist ama örümcek kafalı bir beyinde de aklıselimle düşünmeye engel olabilir.
bilimin ilerlemesine engel olan şey din değil taassuptur. ve elbette insanın olduğu her yerde kök salabilir. bir dinin mensupları arasında olabileceği gibi pekala -yukarıda örnekte olduğu gibi- ateist ama örümcek kafalı bir beyinde de aklıselimle düşünmeye engel olabilir.
devamını gör...
bu kadar uzun yazdığına göre kesin bir şey biliyor
bazı tanımlar oluyor ki destan gibi. sonuna geldiğinde başını unutuyorsun. böyle alıntılarla, metaforlarla, alt metinlerle süslü edebi bir yapıt adeta. bu tarz girdileri görünce diyorum ki bu adam haklı. istediği kadar saçmalasın, yazmış mı yazmış. hem de destan yazmış.
veririm şukuyu, dönüp arkama bakmam bile.
veririm şukuyu, dönüp arkama bakmam bile.
devamını gör...
one piece
puahaha ilk sezon bitmiş hadi hayırlı olsun.
devamını gör...
5 vakit namaz kılmak
namazı bıraktım dersin ama aslında namaz seni bırakmıştır...
(bkz: anlayana)
(bkz: anlayana)
devamını gör...
yahudilik ve islam
tarihden beri yahudilik üzerine sayısız teori öne atılıyor. kaçı gerçeği yansıtıyor bilmiyorum ama bu evrende insanın ağzından çıkan her şey manipülasyon olmaya son derece açık. ırkları hep ortadan dolanan söylentiler üzerinden tanımlıyoruz ve haklarında fikirler ediniyoruz. peki bu fikirleri kimler yayıyor? ve ne kadar objektifler? bu sistemin içerisindeki güruhların her biri, kendi özelinde , sistemin kölesi ve birine hizmet ediyor. yahudilik ve islam kapsamında var olan teorilere soru işareti şeklinde bakıyorum. sadece bu konuda değil, insanların herhangi bir mecrada hakkında konuştuğu/ üzerine yazdığı her şey hakkında soru işaretlerim var.
siyaset o kadar kaygan bir zeminki bir bakıyorsunuz dün düşman olan, bugün kanka oluyor. dolayısıyla, siyaset / tarih hakkında yazan/ konusan kimseye gerçekten evrensel şekilde söylemlerini kanıtlayamadığı sürece kuşku ile yaklaşıyorum. her kalem satılmış geliyor hele ki su devirde. herkes her sosyal medya platformundan her ülke- her medeniyet ile ilgili atıyor tutuyor. her ırk için tonlarca suçlama ve kötü niyetli söylenen şeyler var. youtube'a bakın, cadı kazanı gibi. herkes para kazanmak için aslı astarı olup olmadığına emin olamadığımız bir sürü şey çekip koyuyor. görseniz hepsi dünya tarihi üstüne profesör olmuş gibi bir kesinlikle bilgiler veriyor. siyaset deseniz keza aynı şekilde..
bir şey gerçekse, baktığınız her yerden aynı görünür. görünmüyorsa, vardır o işte bir sıkıntı. tıpkı günümüzde her şeyin içerisinde olduğu gibi.
siz siz olun, her şeyi okumayın- okuyorsanız da inanmayın. kuşku ile yaklaşıp, araştırmak en doğru olandır. herkes oturduğu yerden bir şeyler uydurmakla meşgul su aralar. ne medya ne haberler ne gazeteciler... kim temiz kim değil karmaşıklaştı.
siyaset o kadar kaygan bir zeminki bir bakıyorsunuz dün düşman olan, bugün kanka oluyor. dolayısıyla, siyaset / tarih hakkında yazan/ konusan kimseye gerçekten evrensel şekilde söylemlerini kanıtlayamadığı sürece kuşku ile yaklaşıyorum. her kalem satılmış geliyor hele ki su devirde. herkes her sosyal medya platformundan her ülke- her medeniyet ile ilgili atıyor tutuyor. her ırk için tonlarca suçlama ve kötü niyetli söylenen şeyler var. youtube'a bakın, cadı kazanı gibi. herkes para kazanmak için aslı astarı olup olmadığına emin olamadığımız bir sürü şey çekip koyuyor. görseniz hepsi dünya tarihi üstüne profesör olmuş gibi bir kesinlikle bilgiler veriyor. siyaset deseniz keza aynı şekilde..
bir şey gerçekse, baktığınız her yerden aynı görünür. görünmüyorsa, vardır o işte bir sıkıntı. tıpkı günümüzde her şeyin içerisinde olduğu gibi.
siz siz olun, her şeyi okumayın- okuyorsanız da inanmayın. kuşku ile yaklaşıp, araştırmak en doğru olandır. herkes oturduğu yerden bir şeyler uydurmakla meşgul su aralar. ne medya ne haberler ne gazeteciler... kim temiz kim değil karmaşıklaştı.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
bronz ten beyaz oje vs beyaz ten kırmızı oje
bronz ten-beyaz oje daha hoş duruyor bence.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
feribot
arabalı vapur olarak bilinir
devamını gör...
genç kızların evlilik merakı
bir gelip yoklayan sonra hemen giden merak bendeki. birbirini çok seven arkadaşlarımla otururken veya düğünlerine giderken iki insanın her şeye rağmen birbirini sevmesi evlenmesi büyük ulaşılmaz bir nimetmiş gibi geliyor bana. flört veya ciddi düşünmeden takılmak vs bir yere kadar insan bazen birine sadık kalıp rahat kafayla yaşamak istiyor… ama işte bazen sadece bunu istiyor. bazen de diyor ki hayat vermiş bana dünyanın yükünü senelerdir taşıyorum zaten o yüke bir tekme atmak olmaz, bu kadar yolu beraber yürüdük ayıp olur. kıssadan hisse ben yükümle mutluyum kimseyle bölüşemem.
devamını gör...
emenike
sparta prag fb maçını 2012-13 sezonunu hatırladım
devamını gör...
5 vakit namaz kılmak
mutluluk verir
devamını gör...
feribot
motorlu taşıtları deniz ya da ırmak üzerinde bir kıyıdan diğer kıyıya taşımakta kullanılan arabalı vapur.
devamını gör...
malum şahsın hala ölmemesi
allah sevdiği kullarını yanına erken alırmış diye bir söz var. o yüzden olabilir.
devamını gör...
brand new funk
ingiliz dj ve prodüktör adam f [adam fenton] imzalı, 1998 çıkışlı, hareketli mi hareketli, funky mi funky, jazzy olmayan kısımları ise tuhafça karanlık, elektronik müzik parçası. pek hoş. bu yılki güzel keşiflerim arasında.
devamını gör...
yılbaşı hediye önerileri
terapi hediye etmek. yeni yıl öncesi ince dokunuşlar.. müthiş bir öneri değil mi?
devamını gör...
2250 yılında normal sözlük başlıkları
devamını gör...
koyun parçalayan sokak köpekleri
canları oyun istemiştir çok da şaaaapmayalım.
bugün koyun parçalayan yarın bizi parçalayabilir.
sıradaki talihli neden biz olmayalım.
bugün koyun parçalayan yarın bizi parçalayabilir.
sıradaki talihli neden biz olmayalım.
devamını gör...
